1. Hukuk Dairesi 2010/4944 E. , 2010/5685 K. "" MAHKEMESİ : KAŞ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 08/07/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine, davalılar adına kayıtlı 1105 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek, bu kısmın kaydının iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı ve davalı C..…
**1. Hukuk Dairesi 2010/4944 E. , 2010/5685 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : KAŞ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 08/07/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine, davalılar adına kayıtlı 1105 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek, bu kısmın kaydının iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı ve davalı C..C.. tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ....'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, 3621 Sayılı Yasadan kaynaklanan iptal, sicil kaydının kütükten terkini isteğine ilişkindir. Mahkemece, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 1105 parselin geldisi olan 130 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin 1973 yılında yapılıp itiraz edildiği, tapulama tutanağında tespitin kesinleştiğine dair bir belirlemenin olmadığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; 14 Mart 2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2.maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Yasasının 12.maddesinin üçüncü fıkrasına "Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır." cümlesi ve aynı Yasanın 3.maddesi ile de 3402 Sayılı Yasaya "Bu Kanunun 12.maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" şeklindeki geçici 10. madde eklenmiştir. Somut olayda, tescilin dayanağı olan tespit tutanaklarının kesinleşmesinden itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği belirlenememiştir. Hak düşürücü süre kamu düzeni ile ilgili olup, mahkemece davanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekli olumsuz dava şartlarındandır. Ancak, hemen belirtilmelidir ki, her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Bir taraf dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihada göre davasında haklı olduğu halde dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da İnançları Birleştirme Kararı nedeniyle davayı kaybederse, yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz. Anılan bu kural yargısal uygulamada da kararlılık kazanmıştır. (Baki Kuru, Hukuk Usulü Mahakemeleri 5. Cilt, sayfa 5338, dipnot 159; 10. H.D. 21.12.1976, 8770/8739 ve dipnot 160: 5. HD 12.09.1977, 5445/5655 dipnot 161: 10. HD 24.02.1976, 6296/1297) Bunun yanında, avukatlık ücreti de yargılama giderlerinden sayılır. (29.05.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı) Davacı Hazine, temyiz dilekçesinde sair nedenlerden söz etmek suretiyle bu hususa da değinmiştir.