Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tek taraflı deklarasyondan dolayı verdiği düşme kararına dayanılarak yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tek taraflı deklarasyondan dolayı verdiği düşme kararına dayanılarak yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurular 18/4/2019 ve 3/6/2020 tarihlerinde yapılmıştır. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. 2020/16680 numaralı bireysel başvuru dosyasının konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2019/14049 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2019/14049 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu; Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmakta, hakkında bireysel başvuruya konu yargılama dosyasında verilmiş olan müebbet hapis cezası infaz edilmektedir. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) yürütülen soruşturma kapsamında Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist ve Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TKP/ML-TİKKO) silahlı terör örgütü üyesi olduğu ve bu örgütün faaliyetleri kapsamında gerçekleştirdiği iddia edilen eylemlerle ilgili olarak 21/3/2000 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıştır. Başvurucu, müdafi hazır bulunmaksızın 24/3/2000 tarihinde kollukta, 25/3/2000 tarihinde de Başsavcılıkta alınan ifadelerinde üzerine atılı suçlamaları kabul etmiş, tutuklanmak üzere sevk edildiği sorguda ise önceki beyanlarını kabul etmeyerek bu ifadelerin baskı altında alındığını ileri sürmüştür. Başvurucu hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine açılan ve sonrasında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun mülga maddesi ile yetkili İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine (Mahkeme) devredilen davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemenin 26/12/2005 tarihli kararıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasal düzenini değiştirmek amacıyla silahlı eylemde bulunmak suçundan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun maddesi uyarınca müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Anılan karar, Yargıtayın 12/7/2006 tarihli kararıyla 29/8/2005 tarihli celsede kâtip ve üye imzasının bulunmaması ve gerekçeli kararın son sayfasının Mahkeme başkanı tarafından imzalanmaması nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. Bozma üzerine devam eden yargılama sonucu Mahkemece 13/6/2007 tarihinde başvurucu hakkında aynı suçtan yeniden kurulan mahkûmiyet hükmü de Yargıtayın 7/4/2008 tarihli kararıyla başvurucu hakkındaki hükmün yeterli gerekçe içermemesi nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. Bu karar üzerine yapılan yargılama sonucu Mahkemece 20/4/2009 tarihinde aynı suçtan müebbet hapis cezasına mahkûmiyetine dair hüküm, Yargıtay tarafından 15/2/2011 tarihinde onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu, mahkûmiyetle sonuçlanan davaya ilişkin olarak 23/8/2011 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuştur. Başvurucu; soruşturma evresinde müdafi yardımından yararlanma hakkına sistematik olarak kısıtlama getirildiği ve mahkûmiyet kararının müdafi yardımı olmaksızın alınan ifadelere dayandırıldığı hususlarını şikâyet konusu yapmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti tarafından bu davaya ilişkin AİHM'e 6/9/2018 tarihinde tek taraflı deklarasyon gönderilmiştir. Deklarasyon metni şu şekildedir: "Türkiye Cumhuriyeti, mevcut davada, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamında başvuranın haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.Hükümet, ayrıca, 15 Temmuz 2003 tarihinde 4928 sayılı Kanun’un, avukata erişim hakkına sistematik sınırlamaya ilişkin hükmü yürürlükten kaldırdığını hatırlatmaktadır.Bununla beraber, Hükümet, 31 Temmuz 2018 tarihli 7145 sayılı Kanun’la değiştirildiği üzere, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin, halihazırda, AİHM’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonrası bir başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verdiği davalarda ceza yargılamalarının yenilenmesi gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hükümet, başvuranın Sözleşme’nin maddesi kapsamındaki şikâyetlerine ilişkin olarak, yukarıda belirtilen hukuk yolunun telafi sağlayabilecek nitelikte olduğu kanaatindedir.Dolayısıyla, AİHM önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, Erdal SÜSEM’e yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, tüm maddi ve manevi zararların yanı sıra masraf ve giderlere karşılık olarak 500 EUR[O] (beş yüz avro) ödemeyi teklif etmektedir.Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kayıttan düşürme kararının tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözümünü teşkil edecektir.” AİHM 30/4/2019 tarihli kararıyla (B. No: 58038/11) başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkına dair şikâyetini anılan deklarasyon kapsamında incelemiştir. Buna göre, tek taraflı deklarasyon metninde yer alan koşulların ve sunulan taahhütlerin yerine getirilmesinin, bu bağlamda talep hâlinde yeniden yargılama yapılmasının ihlalin giderimi için uygun bir yol olacağı, dolayısıyla başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmediği gerekçesiyle müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden başvurunun kayıttan düşürülmesine karar vermiştir. AİHM kararında, tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen şartlara uyulmaması hâlinde başvurunun tekrar kayda alınabileceği belirtilmiştir. Başvurucu 10/10/2018 tarihinde 2018/31172 numaralı bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu ile müdafii 8/7/2019 ve 16/7/2019 tarihli dilekçelerle, anılan kayıttan düşme kararına dayanarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. Mahkeme 29/7/2019 tarihli ek kararıyla başvurucu hakkındaki muhakeme ve AİHM önündeki bireysel başvuru sürecinden bahsettikten sonra ihlalin giderilmesi amacıyla yargılamanın yenilenmesi gerektiğini belirterek talebin kabule değer olduğuna ve incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar vermiştir. Anılan kararda ayrıca, AİHM önündeki bireysel başvuruya dair dilekçenin, tek taraflı deklarasyon metninin, asıl davaya ilişkin beyan ve delillerin sunulması için başvurucuya süre verilmiş, bu süre sonunda karar verilmek üzere dosyanın ele alınacağı ifade edilmiştir. Mahkeme dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda 16/1/2020 tarihli ek kararıyla başvurucunun soruşturma evresindeki ikrar içeren beyanının mahkûmiyet gerekçesinden çıkarılmasına ve diğer deliller dikkate alınarak başvurucunun atılı suçu işlediği sabit görülerek yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine karar vermiştir. Ret kararının ilgili kısmı şöyledir: "... Sanıklar Erdal Süsem ... hakkında yasadışı TKP ML - TİKKO örgütüne üye olmak, bomba ve molotof atmak, örgüt adına tehdit ile para almak, adam öldürmek suçlarından dolayı dava açıldığı, yapılan yargılama sonucu ... sanıklar Erdal Süsem ve [R.A.] hakkında 765 sayılı TCK'nın 146/1 ve 59 maddelerine muhalefetten dolayı müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği, bu kararın Yargıtay Ceza Dairesinin 15/02/2011 tarih, 2010/14798-2011/780 sayılı ilamıyla onandığı, infaza verildiği anlaşılmıştır....... Olayımızda hükümlü vekilini[n] başvurusunun odak noktası soruşturma aşamasında müvekkilinin avukat yardımından faydalanmasına engel olunması, yine soruşturma aşamasında avukat katılımı olmaksızın zorla alınan ikrarın hükme dayanak yapılmasıdır. T.C Hükümeti bu hususları Dostane Çözüm kapsamında kabullenmiştir. Bu veriler altında hükümlünün soruşturma aşamasında avukat katılımı olmaksızın alınan ikrarının hükmün dayanağından çıkarılması gerektiği aşikardır.Yargılaması yenilenen davada hükümlünün TKP ML-TİKKO örgütü adına [H.B.nin] 10/02/1999 tarihinde ev ve arabasının kurşunlaması, yine örgüte ait silah ve bombaların hükümlünün evinde ele geçirilmesi, [H.T.nin] öldürülmesi, polis memuru [A.S.nin] 14/04/1999 tarihinde tabancasının gasp edilmesi eylemlerinden sorumlu tutulduğu görülmüştür. Hükümlünün soruşturma aşamasındaki ikrarından sarfınazar edilmesi halinde dahi sorumlu tutulduğu eylemlerle irtibatı sair delillerle sübuta ermektedir. Bu meyanda [H.B.nin] 10/02/1999 tarihinde ev ve arabasının kurşunlanması olayında ele geçirilen kovanların hükümlü Erdal SÜSEM'in suç ortağı [R.A.dan] ele geçirilen silahtan atıldığını ekspertiz raporuyla belirlenmesi, hükümlü Erdal'ın [] isimli kişinin [R.A.ya] vermek üzere kendisine teslim ettiği çantada silah bulunduğunu kabullenmesi, [R.A.nın da] bunu teyid etmesi, yine [H.T.nin] öldürülmesinde kullanılan silahın [A.S.ye] ait 14/04/1999 tarihinde gasp edilen silah olması, bu silahın Erdal SÜSEM tarafından gasp edildiğinin yapılan teşhisle ortaya konması, bu silahın Erdal SÜSEM'in yakalandığı 21/03/2000 tarihine kadar Erdal SÜSEM'de bulunması ve bu silahla yakalanması, keza yakalanan örgütsel dökümanlarda Erdal SÜSEM'in el ve yazı örneklerinin bulunduğuna ilişkin ekspertiz raporunun temin edilmesi, hükümlü Erdal SÜSEM'in üzerinde tabancayla polisle çatışma sonrası yakalanması, Erdal SÜSEM'in evinde yapılan aramada örgüte ait silah ve bombaların ele geçirilmesi, Erdal'ın bu silah ve bombaları kovuşturma aşamasında da kendisine [] isimli bir şahsın verdiğini kabullenmesi gibi sair deliller bulunduğu, bu deliller muvacehesinde hükümlünün yasadışı TKP ML-TİKKO örgütünün üyesi olduğu, örgüt adına [H.T.nin] öldürme olayına katıldığı, [H.B.nin] evinin ve arabasının kurşunlanması olayında yer aldığı, [H.B.yi] korkutarak örgüt adına ondan para tahsil ettiği, örgüte ait bomba ve silahları evinde sakladığı dolayısıyla hükme konu suçu işlediği anlaşılmakla, hükümlü Erdal SÜSEM hakkında mahkememizin vermiş olduğu ... mahkumiyet hükmünde değişiklik yapılmasını gerektirmediğinden reddine karar vermek gerekmiş[tir.]" Başvurucu bu karara yönelik itirazında -diğer hususların yanı sıra -AİHM kararına konu ihlalin usulî eksiklik olarak kabul edilemeyeceğini, ihlalin muhakemenin tüm aşamalarına doğrudan etki etmesi ve kesinleşen önceki hükmü ortadan kaldırması nedeniyle tüm işlemlerin duruşma açılarak yeniden yapılması gerektiğini belirtmiştir. Bu bakımdan başvurucu, AİHM'in benzer bireysel başvurularda verdiği ihlal kararlarına da atıf yaparak incelemenin dosya üzerinden yapılması ve yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesi nedenleriyle Hükûmetin AİHM'e verdiği taahhüdün ve AİHM kararının gereğinin yerine getirilmediğini, ihlalin sonuçlarının giderilmediğini ileri sürmüştür. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 4/3/2020 tarihli kararıyla başvurucunun itirazını reddetmiştir. Bu karar, başvurucu müdafiine 10/3/2020 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu COVID-19 salgını nedeniyle sürelerin durması sonucunda 3/6/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 5271 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “(1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:...f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir. (2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır. " 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:“Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:'' Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...… Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:…c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;'' Sözleşmenin “Kayıttan düşürme” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir:'' Yargılamanın her aşamasında, Mahkeme aşağıdaki koşulların oluştuğu kanısına varırsa bir başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verebilir:...c) Mahkeme’nin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse.... Mahkeme, koşulların bunu haklı kıldığı kanısına varırsa, bir başvurunun yeniden kayda alınmasını kararlaştırabilir.'' Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İç Tüzüğü AİHM İç Tüzüğü'nün “Davanın kayıttan düşürülmesi ve yeniden kayda alınması” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir:" Mahkeme, yargılamanın herhangi bir aşamasında, Sözleşme’nin maddesinde belirtilen koşullar doğrultusunda bir başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verebilmektedir. Başvuran bir Sözleşmeci Taraf, Yazı İşleri Müdürü’ne davadan çekilme niyetinde olduğunu bildirmesi durumunda, şayet davayla ilgili olan diğer Sözleşmeci Taraf veya Taraflar söz konusu davadan çekilmeyi kabul ederlerse, Daire, Sözleşme’nin maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verebilmektedir. ... Sözleşme’nin maddesinde öngörülen diğer durumlarda, başvuru, kabul edilebilir bulunduğunda ihlal kararı verilerek veya kabul edilebilir bulunmadığında kabul edilemezlik kararı verilerek kayıttan düşürülmektedir. Başvurunun ihlal kararı yoluyla kayıttan düşürülmesi durumunda, söz konusu ihlal kararı kesinleştiğinde, Daire Başkanı, bu kararı davadan çekilmeye ya da davanın çözümüne bağlı olabilecek taahhütlerin yerine getirilmesini Sözleşme’nin maddesinin fıkrası uyarınca denetleyebilmesi için Bakanlar Komitesine göndermektedir.... Bir başvurunun Sözleşme’nin maddesi uyarınca kayıttan düşürülmesi halinde, Mahkeme, düşürülmesine karar verdiği başvurunun yeniden kayda alınmasını haklı gösteren istisnai koşulların bulunduğu kanaatine varırsa başvurunun yeniden kayda alınmasına karar verebilmektedir." AİHM İç Tüzüğü'nün “Tek taraflı deklarasyon” kenar başlıklı 62/A. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"... İlgili Sözleşmeci Taraf, Mahkemeden, Sözleşme’nin maddesinin fıkrasına dayanarak başvurunun kayıttan düşürülmesi talebinde bulunabilmektedir.b) Bu türden bir talebin yanında, başvuran açısından Sözleşme’nin ihlal edildiğini ve ilgili Sözleşmeci Tarafın yeterli bir tazminat ödemeyi ve gerektiği takdirde, gereken toplu tedbirleri almayı taahhüt ettiğini açıkça kabul eden bir deklarasyon metni yer almalıdır.... Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygı ilkesinin başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerektirmediği sonucuna varmak için deklarasyon metninin yeterli bir dayanak sunmadığı kanısına vardığında, başvuran başvurunun incelenmesine devam edilmesini istese dahi, başvurunun tamamının veya bir bölümünün kayıttan düşürülmesine karar verebilmektedir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı AİHM'e göre Sözleşme'nin maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi kapsamında, suç isnadı altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafinin yardımından yararlanma, bir müdafi tayin etme olanağından yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması istenemez (Pakelli/Federal Almanya, B. No: 8398/78, 25/4/1983, § 31). Bir suçla itham edilen herkesin avukat yardımından etkili bir şekilde yararlanma hakkı, mutlak bir hak olmamakla beraber adil yargılanma ilkesinin temel özelliklerinden birini oluşturmaktadır (Salduz/Türkiye, [BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008 § 51). Kendini suçlamama hakkı, kamu makamlarının şüphelinin/sanığın arzusu hilafına baskı ve zorlama metotları ile elde edilen delillere başvurmadan iddialarını ispat etmelerini öngörmektedir (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006, § 100; Salduz/Türkiye, § 54). AİHM, soruşturma evresindeki ikrarın kötü muamele veya işkence altında verildiği belirtilerek hâkim önünde reddedilmesi hâlinde bu konu irdelenmeden esasa geçilmek suretiyle ikrarın dayanak olarak kullanılmasını bir eksiklik olarak değerlendirmiştir (Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95, 19/6/2003, § 91). Bu kapsamda ikrarın hiç kimseyle görüşülmesine izin verilmeyen ve uzun süren bir gözaltı sırasında yapılmış olması gibi hususlar da gözönünde bulundurulmalıdır (Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 87). İlke olarak şüpheliye gözaltına alındığı ya da tutuklandığı andan itibaren müdafi yardımından yararlanma imkânı sağlanmalıdır (Dayanan/Türkiye, B. No: 7377/03, 13/10/2009, § 31). Diğer taraftan AİHM; kolluk tarafından ifade alınma aşamasını da kapsayan müdafi yardımından yararlanma hakkının geçerli bir nedene dayanılarak kısıtlanabileceğini, bu durumda somut olay açısından yargılamanın bütününe bakılarak söz konusu kısıtlamanın adil yargılanmaya engel olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir (John Murray/Birleşik Krallık [BD], B. No: 18731/91, 8/2/1996, § 63; Magee/Birleşik Krallık, B. No: 28135/95, 6/6/2000, § 41). Bu bağlamda AİHM, Sözleşme’nin maddesinin ne lafzı ne de ruhunun başvuranın iradi olarak açık ya da örtülü biçimde adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden feragat etmesini engellemediğini belirtmektedir (Aksin ve diğerleri/Türkiye, B. No: 4447/05, 1/10/2013, § 48). Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafi yardımından yararlanmadan feragat edilmesinin geçerli ve etkin olabilmesi için açık bir biçimde dile getirilmesi, ayrıca bu feragatin önemiyle orantılı asgari güvencelerin de bulunması gerekir (Salduz/Türkiye, § 59). AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da ücretsiz olarak resen avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin olanağının olmaması yanında ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, müdafi yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Talat Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96, 27/3/2007, §§ 55, 56). AİHM; Sözleşme'nin maddesi bağlamında, devletlerin taraf olduğu başvurulara ilişkin olarak verilen AİHM kararlarıyla bağlı olma yükümlülüğü altına girdiğini vurgulamaktadır (Del Rio Prada/İspanya [BD], B. No: 42750/09, 21/10/2013, § 137). AİHM'e göre bu, kendisinin bir ihlal bulduğunda davalı devletin sadece Sözleşme'nin maddesine göre hükmedilen tazminatı ödeme yükümlülüğünü değil bunun yanında kendisi tarafından bulunan ihlalin ortadan kaldırılması için iç hukukta bireysel ve/veya -gerekiyorsa- genel tedbirler alma ve başvurucuyu Sözleşme ihlal edilmemiş olsaydı bulunacağı duruma mümkün olan en yakın konuma getirecek şekilde ihlalin etkilerini telafi etme yükümlülüğünü de barındırmaktadır (Del Rio Prada/İspanya, § 137). AİHM, taraf devletlerin -AİHM kararında belirtilen sonuçlarla uyumlu olmak kaydıyla- bu yükümlülüklerini ifa edecekleri aracı seçmekte serbest olduklarını vurgulamaktadır. Bununla birlikte AİHM; bazı özel koşullarda, anılan yükümlülüğün ifası bağlamında -sorumlu devlete yardım etmek amacıyla- ihlal bulunmasına yol açan durumun ortadan kaldırılması için alınabilecek özel ve/veya genel tedbirlerin türünü de gösterebileceğini belirtmektedir. AİHM; istisnai bazı durumlarda ise bulunan ihlalin türünün telafi için alınması gereken tedbirler hususunda bir tercih imkânı bırakmayabileceğini, bu hâlde kendisinin hangi tedbirin uygulanacağını kararında gösterebileceğini ifade etmektedir (Del Rio Prada/İspanya, § 138). AİHM Bochan/Ukrayna (2) (B. No: 22251/08, 5/2/2015) kararında Sözleşme’nin maddesinin gerekçeli karar hakkı yönünden ihlal edildiğine hükmettikten sonra (Bochan/Ukrayna, B. No: 7577/02, 3/5/2007) başvurucu tarafından ulusal mahkemede yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyeti incelemiştir. AİHM, Sözleşme’nin maddesinin kural olarak kesin hükme bağlanmış bir davanın yeniden incelenmesini öngören olağanüstü kanun yollarına başvurulara uygulanmayacağını ancak ilgili hukuk sistemindeki söz konusu olağanüstü başvuru yoluna ilişkin yargısal sürecin türü, konusu ve somut özelliklerinin bu tür olağanüstü başvuru yolunu Sözleşme’nin maddesinin kapsamına getirebileceğini ve adil yargılanma güvencelerini bu başvurucular yönünden de geçerli hâle getirebileceğini ifade etmiştir (Bochan/Ukrayna (2), § 50). AİHM, özellikle olağanüstü başvuru yolunun tür ve konu bakımından olağan başvuru yolu gibi görüldüğü durumlarda iç hukuktaki tanımlamadan bağımsız olarak bu tür yargısal süreçlerin Sözleşme’nin maddesi kapsamında görülebileceğini belirtmiştir. AİHM, ilgili yargısal mercilere takdir hakkının tanınmadığı durumlarda ilgili olağanüstü yolun temyiz benzeri bir yol olduğunu kabul etmiştir (Bochan/Ukrayna (2), §§ 46-49). AİHM somut olayda Ukrayna ulusal hukukunu incelemiş ve kendisinin ihlal kararlarına ilişkin olarak öngörülen yargılamanın yenilenmesinin temyiz benzeri bir süreç olduğunu gözeterek Hükûmetin başvurunun adil yargılanma hakkı kapsamında olmadığı yönündeki itirazını reddetmiştir (Bochan/Ukrayna (2), §§ 51-56).