Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/1366 E. , 2024/2509 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/1366 Karar No : 2024/2509 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- Kendi adına asaleten ... ve ... adına velayeten ... 2- ... 3- ... VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN MÜDAHİL (DAVALI YANINDA): ... VEKİLİ : Av. ... MÜDAHİLLER(DAVALI YANINDA) : 1- ... VEKİLİ : Av. ... 2- ... VEKİLİ : Av. ... 3- ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMLERİN_KONUSU: ..…
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/1366 E. , 2024/2509 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/1366 Karar No : 2024/2509 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- Kendi adına asaleten ... ve ... adına velayeten ... 2- ... 3- ... VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN MÜDAHİL (DAVALI YANINDA): ... VEKİLİ : Av. ... MÜDAHİLLER(DAVALI YANINDA) : 1- ... VEKİLİ : Av. ... 2- ... VEKİLİ : Av. ... 3- ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMLERİN_KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, davacılar, davalı ve davalı yanında müdahil ... tarafından aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar murisi ...'ın 24/09/2013 tarihinde ölümü olayında, Ulubey ve Uşak Devlet Hastanelerinde görev yapan doktorların kusurlu eylemi dolayısıyla davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle murisin eşi ... için 5.000,00 TL destekten yoksun kalma, 300.000,00 TL manevi, çocukları ... ve ... için ayrı ayrı 2.500,00 TL destekten yoksun kalma,150,000,00 TL manevi, annesi ... ve babası ... için ayrı ayrı 50.000,00 TL manevi, 1.000,00 TL cenaze giderinin olay tarihi olan 24/09/2013 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile ... tarih ve ... sayılı raporları ve dosyadaki diğer bilgi ve belgelerden, dava konusu olayda idareyi maddi tazminat ödeme yükümlülüğü ile sorumlu tutmaya elverişli maddi ve hukuksal bir durumun var olmadığı, davalı idarenin hizmet kusurunun eylemin ateşli silah yaralanması ile kişinin ölümü arasındaki illiyet bağını kesmeyeceği, bu yönden idarenin sorumluluğuna gidilebilecek başkaca bir bilgi ve belgenin de dava dosyasında mevcut olmadığı, bu haliyle olayda gerçekleşen maddi zarar ile tıbbi müdaheleler arasında bir illiyet bağının varlığından hukuken söz etme imkanı da bulunmadığı anlaşıldığından, davacıların maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, manevi zararın tazminine hükmedilirken ilgililerin sosyal ve ekonomik durumu dikkate alınarak, olay nedeniyle duyduğu elem ve ızdırabın kısmen giderilmesini ifade edecek, idarenin ajanlarının daha tedbirli olması halinde zararın önlenebilecek niteliği gözetilerek, davalı idarenin kusurlu hizmetin zarara neden olma oranı da dikkate alınarak davacılardan çocuk ... için 20.000 TL, çocuk ... için 20.000 TL, eş ... için 20.000 TL, baba ... için 10.000 TL, anne ... için 10.000 TL olmak üzere toplam 80.000 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren ödenmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, manevî zarar toplamı olan 80.000,00 TL'nin, davalı idareye ilk başvurunun yapıldığı 20/04/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin tazminat tutarı ve faiz istemlerinin reddine, 11.000,00 TL tutarındaki maddî tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; İdare Mahkemesi Kararının manevi tazminat isteminin kısmen kabulü kısmen reddine ilişkin kısmına yönelik tarafların istinaf başvurusunun incelenmesinden; dosyadaki belgeler ile başvuru dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı, davacıların kararın maddi tazminat isteminin reddine yönelik istinaf başvurularının incelenmesine gelince; uyuşmazlığın çözümünde, öncelikle davacıların murisinin av tüfeğiyle yaralanması sonucu çocukları olan ...'nin götürüldüğü sağlık kurumunda yapılan tedavisinde hizmet kusurunun bulunup-bulunmadığının belirlenmesi gerektiği, Adli Tıp Genel Kurulu raporlarından, uylukla damar trajesine uyan bölgede ve femur kırığına da neden olan ateşli silah yaralanmasının damar lezyonuna neden olup olmadığının ayrıntılı incelemesinin yapılmaması, damar yaralanmasının tanısının konulamaması ve acil cerrahi müdahale yapılmaması nedeniyle sunulan sağlık hizmetinde Dr. ...'in kusurlu olduğu, bu itibarla davalı idarenin sunmakla yükümlü olduğu sağlık hizmetinin kötü işlediği ve hizmet kusuru bulunduğunun kabulü gerektiği, davacıların uğradığı belirtilen eş ... için 5.000,00-TL çocukları ... ve ... için ayrı ayrı 2.500,00 TL destekten yoksun kalma tazminatın fazlaya ilişkin hakların saklı kalmak kaydıyla olay tarihi olan 24/09/2013 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesine ilişkin istemin incelenmesine gelince; Mahkemece davacıların murisi ...'ın desteğinden yoksun kalınan ve idarenin 2/8 oranındaki kusuru karşılığında sorumlu olduğu miktarın belirlenmesine yönelik yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan 28.08.2018 günlü raporda özetle, "maddi tazminat miktarının bilinen dönem aktif dönem ve pasif olarak hesaplandığı, muhtemel bakiye ömrünün 36 yıl olduğu, Adli Tıp Raporları dikkate alınarak 2/8 (%25) kusur oranı nisbetinde tazminat hesabı yapıldığı, müteveffaya ait geçerli gösterir bir belge bulunmadığından hesaplamaların asgari ücret üzerinden ve dönemler itibariyle pay oranları nispetinde her birey için hesaplama yapıldığı ayrıntılı tablo şeklinde yapılan hesaplamalar sonucu eşi ...'in maddi zararının 61.661,20 TL, çocukları ...nın 8.397,63 TL ve ...'un 8.397,63 TL zararının olduğunun belirtildiği, taraflara tebliğ edilen rapora dayalı davacılar ve müdahiller tarafından yapılan itiraz nedenleri raporu kusurlandırılacak nitelikte görülmediği gibi rapor hükme esas alınabilecek nitelikte bulunduğu, ayrıca davacılar vekilinin davalı idareye 22/04/2019 tarihinde tebliğ edilen 29/11/2018 günlü dilekçe ile dava dilekçesinde belirtilen maddi tazminat tutarının eş ... için 56.661,20 TL arttırılarak 61.661,20 TL, çocuklar ... ve ... için ayrı ayrı 5.897,63 TL arttırılarak ayrı ayrı 8.397,63 TL olarak miktar artırım talebinde bulunulduğu, bu durumda, davacılar yakını ...'ın ölümünde davalı idarenin hizmet kusuru oranına dayalı bilirkişi raporu ile hesaplanan eş için toplam 61.661,20 TL destekten yoksun kalma tutarının 5.000 TL kısmı için davalı idareye başvuru tarihi olan 22/04/2017 tarihinde, miktar artırımı yolu ile arttırılan 56.661,20 TL kısmı için için de miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarih olan 22/04/2019 tarihinde, yine çocuklar ... ve ... için ayrı ayrı 8.397,63 TL destekten yoksun kalma tutarlarının 2.500,00-TL ler için davalı idareye başvuru, (22/04/2017) miktar artırımı yolu ile arttırılan 5.897,63 TL ler için ise miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihinden (22/04/2019) itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesi gerektiği, ayrıca, ölüm olayı üzerine yaşanılan elem ve acı sırasında fatura ve belge peşine düşülmesi beklenilemeyeceğinden ve bu nedenle belgeye bağlanmasa da, davacı tarafından yapıldığı öne sürülen 1.000 TL cenaze masrafının da dava tarihi olan 10/08/2017 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte maddi tazminat olarak tazmininin gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle Mahkeme kararının manevi tazminatın kısmen kabul, kısmen reddine yönelik kısmına taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine, davacının maddi tazminata yönelik istinaf başvurusunun kabulüne; kararın bu kısmının kaldırılmasına, davacıların 78.456,46 TL olarak miktar artırdığı maddi tazminat ile 1.000,00 TL cenaze masraflarından oluşan tazminat isteminin kabulüne; maddi tazminatın ilk davanın açıldığı tarihteki dilekçede istenen 10.000,00 TL kısmı için idareye başvuru tarihi olan 24/04/2017 tarihinden, miktar arttırılan 68,456,46 TL kısmı için miktar artırım dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği, 22/04/2019 tarihinden itibaren 1.000,00 TL cenaze masraflarının da dava tarihi olan 10/08/2017 tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, faiz isteminin fazlaya ilişkin kısmının reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, eşin durumunun tazminat hesabında ayrıca değerlendirilmeyip çocuklarla aynı miktarda manevi tazminata hükmedildiği, maddi tazminatın tamamına hükmedilmesi gerektiği, Davalı idare tarafından, davacıların miktarını artırdığı tutar yönünden inceleme yetkisinin öncelikli olarak ilk derece mahkemesine ait olduğu, itirazlarının değerlendirilmeden ve artırım konusu yapılan maddi tazminat hakkında hüküm kurulmadan dosyanın istinaf incelemesi için tekrar Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, hukuka aykırılık, illiyet bağı ve ağır hizmet kusuru şartlarının olayda geçekleşmediğinden tazmin yükümlülüğünün bulunmadığı, davalı yanında müdahil ... tarafından, Manisa ili, Salihli ilçesinde meydana gelen trafik kazası neticesinde kaza yapan ambulanstan diğer ambulansa taşınması esnasında hastanın değerlerinin kötüleşmesi ile Salihli Devlet Hastanesi acil servisindeki müdahale ve yoğun bakım ünitesinin hastanın vefatına sebep olduğu, illiyet bağının bulunmadığı, atelin kemik kırığı olan ayağa takılmaması ve Manisa Celal Bayar Üniversitesine sevk kararının Uşak Devlet Hastanesi acil servis hasta değerlendirme formundaki tahrifatların illiyet bağını kestiği ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davacılar ve davalı yanında müdahil ... tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davalı ile davalı yanında diğer müdahiller tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacılar murisi ...'ın 24/09/2013 tarihinde av tüfeği ile ateş edilerek yaralanması sonucu Ulubey Devlet Hastanesine kaldırıldığı, sonrasında Uşak Devlet Hastanesine sevk edildiği, burada görevli doktorlardan ortopedi uzmanı Dr. ... ve kalp damar cerrahı Dr. ... tarafından Manisa Celal Bayar Üniversitesine sevkine karar verildiği, ...'in kullandığı ambulans ile yola çıkıldığı, Kula - Salihli kara yolunun 22. km'sinde ambulansın lastiğinin patladığı, çağrılan 112 ambulansı ile Salihli Devlet Hastanesine nakli sağlanarak tedavisine devam edildiği, ancak 26/09/2013 tarihinde hayatını kaybettiği, Dr. ... hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve ... sayılı iddianamesiyle "Taksirle ölüme neden olma" suçundan kamu davası açıldığı, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla Dr. ... hakkında Adli Tıp Genel Kurulunun 03/12/2015 tarih ve 23/06/2016 tarihli raporları doğrultusunda; kalp damar cerrahisi konsültasyonunu yapan kalp damar cerrahisi uzmanı Dr.... tarafından konsültasyon notunun yazılmamakla birlikte, mevcut tıbbi belgelere göre ...'ın av tüfeği yaralanması sonucu getirildiğinde TA55/40 mmHg, Nabzı 136/dk, Hb 10, Htc 19 olduğunun kayıtlı olduğu, buna göre uylukla damar trajesine uyan bölgede ve femur kırığına da neden olan ateşli silah yaralanmasının damar lezyonuna neden olup olmadığının ayrıntılı incelemesinin yapılmaması, damar yaralanmasının tanısının konulamaması ve acil cerrahi müdahale yapılmaması nedeniyle Dr. ...'in 2/8 oranında kusurlu olduğundan bahisle "İhmal suretiyle görevi kötüye kullanma" suçu nedeniyle ceza aldığı ve "Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına" karar verildiği, davacıların murisinin ölümü olayında, Ulubey ve Uşak Devlet Hastanelerinde görev yapan doktorların kusurlu eylemi dolayısıyla davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle davacılar tarafından, 20/04/2017 tarihli dilekçeyle oluşan maddi ve manevi zararların giderimi için davalı idareye başvurulduğu, yapılan başvurunun reddi üzerine davacılardan murisin eşi ... için 5.000,00 TL destekten yoksun kalma, 300,000,00 TL manevi, çocukları ... ve ... için ayrı ayrı 2.500,00 TL destekten yoksun kalma, 150.000,00 TL manevi, annesi ... ve babası ... için ayrı ayrı 50.000,00 TL manevi, 1.000,00 TL cenaze gideri olmak üzere olmak üzere toplam 700.000,00 TL manevi, 11.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 24/09/2013 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Uyuşmazlıkta, ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:..., K:... sayılı dosyasında, davacıların murisinin ölüm olayı ile davacıların murisinin yaralayan sanıkların eylemi arasında nedensellik bağının bulunup bulunmadığı, ölümü meydana getiren yaralanmanın tek başına ölümü meydana getirecek nitelikte olup olmadığı, doktorların kusurlu olup olmadıkları, doktorlar kusurlu iseler maktûlü yaralayan kişilerin eylemindeki nedensellik bağının kesilip kesilmediği hususlarına ilişkin olarak Adli Tıp Genel Kuruluna bilirkişi incelemesi yaptırılmış, Adli Tıp Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporunda; "A- Kişinin ölümünün av tüfeği saçma taneleri yaralanmasına bağlı sağ femur kırığı ile birlikte sağ femural arter yaralanmasına bağlı gelişen dış kanama ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olduğu, ... C- Kalp damar cerrahisi konsültasyonu yapan kalp damar cerrahisi uzmanı Dr. ... konsültasyon notunu yazmamakla birlikte mevcut tıbbi belgelerde av tüfeği yaralanması sonucu getirilen hastanın TA 50/40 mmHg, Nabzı 136/dk olarak ölçüldüğü kayıtlı olup hemagramında Hb 10, Htc 19 olduğu tespit edilen, uylukla damar trajesine uyan bölgede ve femur kırığına da neden olan ateşli silah yaralanması bulunan kişide damar lezyonu olup olmadığının ayrıntılı incelemesini yapmaması, damar yaralanması tanısı koyamaması ve acil cerrahi müdahale yapmaması nedeniyle Dr. ...'in kusurlu olduğu, D- Kişinin il dışı ambulans icap nöbetçisi olan Dr. ...'a telefonla ulaşılamadığından sağlık memuru Erkan Eşer eşliğinde saat 21.00 sularında ambulansı ile Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesine gönderildiği, ambulansa ait günlük ambulans bakım formu incelendiğinde rutin mekanik kontrollerinin yapıldığının belirtildiği, ambulans şoförü ... olup ambulansın Kula-Salihli arasında kaza yaptığı, sağ ön lastiğinin jantının bükülerek lastiğin havasının indiği, Salihli Bölge Trafik Denetleme İstasyonu Amirliğine bağlı ekip tarafından düzenlenen tutanakta kazanın rutin kontrol eksikliğine bağlı olmayan nedenle oluştuğunun belirtildiği, olay yerine çağırılan 112 ambulansının yaklaşık 20 dakika sonra geldiği, Salihli Devlet Hastanesine 24/09/2013 tarihinde saat 23.08 de acil girişi olduğu, hastanın kabulünde genel durumu kötü, bilinci kapalı, TA 80/50, taşikardik, hasta soluk, yüzeysel spontan solunumda olduğu, geldiğinde hgb:1,6 Hct:6,6 PLT: 10.6 olarak ölçüldüğü, birlikte değerlendirildiğinde; sorulduğu üzere kişinin saat 21.00 sularında ambulans ile yola çıkışı olup 23.00 sularına sevk edildiği hastaneye ulaştığı, tespit edilen av tüfeği yaralanmasının ağırlığı ve klinik durumu dikkate alındığında ambulans kazası nedeni ile 30 dakikalık gecikmenin ölüm olayında etkisinin olacağı ancak ne düzeyde etkisinin olduğunun bilinemediği, söz konusu gecikme olmaması durumunda da kurtulmasının kesin olmadığı oy birliğiyle mütaala olunur." şeklinde rapor düzenlenmiştir. Adli Tıp Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporunda; "A- Kişinin ölümünün av tüfeği saçma taneleri yaralanmasına bağlı sağ femur kırığı ile birlikte sağ femural arter yaralanmasına bağlı gelişen dış kanama ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olduğu, B- Acil serviste ilk değerlendirme sonucu av tüfeği yaralanması nedeni ile sevkli olarak geldiğinde ortopedi ve kalp damar cerrahisi tarafından değerlendirildiği, kalp damar cerrahisi uzmanı Dr. ... tarafından muayene ve el doppleri ile değerlendirmesi sonrası damar yaralanmasından şüphe etmemesi üzerine ortopedi uzmanı Dr. ...'in femur boynu kırığı, açık parçalı femur cisim kırığı olan hastayı müdahale açısından ileri bir merkeze sevk kararı vermesinin uygun olduğu, bu nedenle Dr. ...'in kusuru bulunmadığı, C- Kalp damar cerrahisi konsültasyonunu yapan kalp damar cerrahisi uzmanı Dr. ... tarafından konsültasyon notunu yazılmamakla birlikte, mevcut tıbbi belgelere göre ...'ın av tüfeği yaralanması sonucu getirildiğinde TA 55/40 mmHg, Nabzı 136/dk, Hb 10, Htc 19 olduğunun kayıtlı olduğu, buna göre uylukla damar trajesine uyan bölgede ve femur kırığına da neden olan ateşli silah yaralanmasının damar lezyonuna neden olup olmadığının ayrıntılı incelemesinin yapılmaması, damar yaralanmasının tanısının konulamaması ve acil cerrahi müdahale yapılmaması nedeniyle Dr. ...'in 2/8 oranında kusurlu olduğu, D- Kişinin ambulans kazası nedeni ile 30 dakikalık gecikmenin ölüm olayında etkisinin olacağı, ancak ne düzeyde etkisinin olduğunun bilinemediği, söz konusu gecikme olmaması durumunda da kurtulmasının kesin olmadığı, E- Kişiye zamanında uygun tanısının konularak tedavisinin başlanılmış olması halinde de kurtulma ihtimali bulunmakla birlikte kişinin kurtulmasının klinik durumu, ateşli silah yaralanmasına bağlı oluşan travmatik değişimlerin ağırlığı itibarıyla kesin olmadığı cihetle Dr. ...'in kusurlu eylemi ile ölüm arasında kesin bir illiyet bağı kurulamayacağı, ilgili hekimin kusurlu eyleminin ateşli silah yaralanması ile kişinin ölümü arasında illiyet bağını kesmeyeceği oyçokluğuya mütalaa olunur." şeklinde görüş ve kanaat bildirilmiştir. İdare Mahkemesince söz konusu bilirkişi raporları hükme esas alınmış, davacıların destekten yoksun kalma tazminatlarının hesaplanması amacıyla dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bu bilirkişi raporuna göre davacıların destekten yoksun kalma zararına, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun anılan raporunda belirtilen 2/8 kusur oranının uygulanması suretiyle yapılan hesaplamaya dayanılarak davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine, maddi tazminat istemlerinin ise reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesince söz konusu bilirkişi raporları hükme esas alınmış, Mahkeme kararının manevi tazminatın kısmen kabul, kısmen reddine yönelik kısmına taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine, davacının maddi tazminata yönelik istinaf başvurusunun kabulüne; kararın bu kısmının kaldırılmasına, davacıların 78.456,46 TL olarak miktar artırdığı maddi tazminat ile 1.000,00 TL cenaze masraflarından oluşan tazminat isteminin kabulüne; maddi tazminatın ilk davanın açıldığı tarihteki dilekçede istenen 10.000,00 TL kısmı için idareye başvuru tarihi olan 24/04/2017 tarihinden, miktar arttırılan 68,456,46 TL kısmı için miktar artırım dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği, 22/04/2019 tarihinden itibaren 1.000,00 TL cenaze masraflarının da dava tarihi olan 10/08/2017 tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, faiz isteminin fazlaya ilişkin kısmının reddine karar verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yaraı aracılığıyla yerine getirilmesini sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarının çözümü, maddi olayın tespitini gerekli kıldığından, bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem ve/veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit etmekle yükümlü bulunmaktadır. Başka bir anlatımla, tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Kamu tüzel kişisi olan veya tüzel kişiliği bulunmamakla birlikte soyut bir örgüt olan idarelerin, ancak organ ve ajanları (personeli) aracılığıyla hizmet sunabilmelerine bağlı olarak, idare hukukunda "hizmet kusuru", özel hukuktaki sübjektif niteliğinden uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe bürünmüştür. Başka bir deyişle, personelin faaliyeti (işlem veya eylemi), kamu hizmeti ve yararı amacıyla yapıldığı için idari hizmet ile tam anlamıyla bütünleşip kaynaştığından, faaliyet sırasında işlenen kusur, artık bireysel ve bağımsız olmaktan çıkmakta ve hizmetin kusurlu işletilmesine neden olan kamu görevlisine değil, adına kamu hizmeti yürütülen idareye izafe olunmaktadır. Bu bakımdan hizmet kusuru, ajanlardan sadır olmakla beraber, onların şahıslarına atıf ve izafe edilemeyen, mal edilemeyen faaliyetler sırasında ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporunda 2/8 oranında kusur atfedilen müdahillerden kalp damar cerrahisi konsültasyonu yapan kalp damar cerrahisi uzmanı Dr. ... tarafından, konsültasyon notunun yazılmamakla birlikte mevcut tıbbi belgelerde av tüfeği yaralanması sonucu getirilen hastanın TA 50/40 mmHg, Nabzı 136/dk olarak ölçüldüğü kayıtlı olup hemagramında Hb 10, Htc 19 olduğu tespit edilen, uylukla damar trajesine uyan bölgede ve femur kırığına da neden olan ateşli silah yaralanması bulunan kişide damar lezyonu olup olmadığının ayrıntılı incelemesinin yapılmadığı, damar yaralanması tanısının konulmadığı ve acil cerrahi müdahalenin yapılmadığı, dolayısıyla olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıktır. İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı raporunda, Dr. ...'in 2/8 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği; hesap bilirkişisi raporunda da, davacıların destek zararlarının, davalı idarenin 2/8 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek 2/8 oranı üzerinden hesaplandığı; ayrıca muhtemel yaşam süresinin TRH 2010 yaşam tablosuna göre belirlenmesi gerekirken PMF 1931 yaşam tablosuna göre belirlendiği, her anne ve babanın çocuğuna belli bir yaşa kadar (yüksek öğrenim görmediğinin tespiti halinde 18 yaş, yüksek öğrenim göreceği kabul edildiği takdirde 25 yaş, evlenmiş ise evlendiği yaş) destek olacağının kabulü gerektiğinden, müteveffanın desteğinden yoksun kalan çocuklarının destek süresinin belirtilen durumlar yönünden yapılacak tespite göre belirlenmesi gerekirken erkek çocuk ...'ın 18 yaşına kadar, kız çocuk ...'ın 22 yaşına kadar destekten faydalandığı kabul edilerek hesaplandığı görülmektedir. Öncelikle, Adli Tıp Kurumu raporunda belirtilen oranın, hesaplanan destekten yoksun kalma tazminatına uygulanıp uygulanamayacağı hususunun ele alınması gerekmektedir. Her ne kadar Adli Tıp Kurumu raporunda, Dr. ...'in 2/8 oranında kusurlu olduğu belirtilmiş ise de, bu oranın, müteveffanın ölümüne sebep olan unsurlar arasında mukayeseyi belirten anlamda bir oran (mukayeseli kusur oranı) olarak kabul edilemeyeceği, aksi halde geriye kalan 6/8 oranındaki kusurun kime ait olduğu, davacıların destek zararının 6/8'lik kısmını kimin karşılayacağı sorularının yanıtsız kalacağı, olayda (kendilerinin veya müteveffa yakınlarının) herhangi bir kusurları bulunmadığından bakiye 6/8 oranına tekabül eden zarara davacıların katlanması düşüncesinin hakkaniyet ile bağdaşmayacağı, söz konusu oranın olaydaki toplam kusur oranına yönelik bir belirleme niteliğinde de olmadığı, yalnızca her bir sağlık çalışanının uygulamalarının diğer koşullar ve hekimlerin fiillerinden bağımsız olarak tek başına zararlı sonuca etki ve kusur oranını ifade ettiği, bununla beraber raporda ele alınan bütün hekimlerin uygulamaları ve sağlık sisteminin hastanın koşullarına uygun cevap verme süresi birlikte ele alındığında, bütün takip ve tedavilerin (sevk, konsültasyon, tıbbi ameliyeler) birleşerek zararlı sonucun doğmasına neden olduğu, bu haliyle idari eylem ile zararlı sonuç arasında uygun illiyet bağının bulunduğu, dolayısıyla davacıların destekten yoksun kalma zararlarından, davalı idarenin kusuru oranında indirim yapılmasında hukuki isabet bulunmadığı, idarenin zararın tamamından sorumlu olduğu sonucuna varılmaktadır. Ayrıca, dosyada mevcut hesap bilirkişisi raporunda, destek süresinin de ülkemize özgü olan ve güncel verilere göre hazırlanan TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenmesi gerekirken, PMF 1931 yaşam tablosuna göre belirlendiği; her anne ve babanın çocuğuna belli bir yaşa kadar (yüksek öğrenim görmediğinin tespiti halinde 18 yaş, yüksek öğrenim göreceği kabul edildiği takdirde 25 yaş, evlenmiş ise evlendiği yaş) destek olacağının kabulü gerektiğinden, müteveffanın desteğinden yoksun kalan çocuklarının destek süresinin belirtilen durumlar yönünden yapılacak tespite göre belirlenmesi gerekirken erkek çocuk ...'ın 18 yaşına kadar, kız çocuk ...'ın 22 yaşına kadar destekten faydalandığı kabul edilerek hesaplandığı dikkate alındığında, yapılan hesaplamanın tazminat hukukunun yerleşik ilke ve kurallarına aykırı olduğu ve bu haliyle raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesince, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak yeniden hesap bilirkişisi incelemesi yaptırılmak suretiyle davacıların destekten yoksun kalma zararlarının belirlenmesi gerekirken, hükme esas alınacak yeterlilik ve nitelikte bulunmayan hesap bilirkişisi raporuna dayanılarak "Mahkeme kararının manevi tazminatın kısmen kabul, kısmen reddine yönelik kısmına taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine, davacıların maddi tazminata yönelik istinaf başvurusunun kabulüne; kararın bu kısmının kaldırılmasına, davacıların 78.456,46 TL olarak miktar artırdığı maddi tazminat ile 1.000,00 TL cenaze masraflarından oluşan tazminat isteminin kabulüne; maddi tazminatın ilk davanın açıldığı tarihteki dilekçede istenen 10.000,00 TL kısmı için idareye başvuru tarihi olan 24/04/2017 tarihinden, miktar arttırılan 68,456,46 TL kısmı için miktar artırım dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği, 22/04/2019 tarihinden itibaren 1.000,00 TL cenaze masraflarının da dava tarihi olan 10/08/2017 tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, faiz isteminin fazlaya ilişkin kısmının reddine" ilişkin kararda hukuki isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, işbu bozma kararı üzerine, Bölge İdare Mahkemesince davacıların maddi ve manevi tazminat istemleri yönünden yeniden verilecek kararda, davacılar hakkında hükmedilecek maddi tazminat tutarının miktar artırılan kısımlar için de idareye başvuru tarihi olan 22/04/2017 tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verileceği hususu da açıktır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE, davalı idarenin ve davalı yanında müdahil ...'in temyiz istemlerinin REDDİNE, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 11/06/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.