T.C. DENİZLİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO :... KARAR NO :... KARAR TARİHİ : 06/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ... ÜYE : ... ÜYE :... KATİP : ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : .... TARİHİ : 26/02/2025 NUMARASI :.... DAVACI : ... VEKİLİ : Av. DAVALI : ... VEKİLLERİ : Av. Av. DAVANIN KONUSU : Tazminat (Haksız Fiil-Haksız Hacizden Kaynaklanan) Taraflar arasındaki davada mahkemece yapılan yar…
T.C. DENİZLİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO :... KARAR NO :... KARAR TARİHİ : 06/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ... ÜYE : ... ÜYE :... KATİP : ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : .... TARİHİ : 26/02/2025 NUMARASI :.... DAVACI : ... VEKİLİ : Av. DAVALI : ... VEKİLLERİ : Av. Av. DAVANIN KONUSU : Tazminat (Haksız Fiil-Haksız Hacizden Kaynaklanan) Taraflar arasındaki davada mahkemece yapılan yargılama sonucunda verilen hüküm aleyhine süresi içerisinde istinaf kanun yolu başvurusunda bulunulmuş olmakla, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ; Davacı vekilinin ibraz ettiği dava dilekçesinde özetle; .... İcra Müdürlüğü .... Esas Sayılı dosyasında 29.11.2022 tarihinde, davalı şirketin sebebi anlaşılamayan talebi ile davacı 3.kişi şirketin iş yerine haciz için gelindiğini ve davacı şirkete ait bir kısım menkul malları, borçlu .... borcu nedeni ile İİK 99. maddesine göre haciz işlemi yapıldığını, davacı şirkete ait iş yerine hacze gelinmesinin ve haciz yapılmasının hiç bir haklı gerekçesi olmadığını, bu nedenle de davalı şirket tarafından istihkak davası da ikame edilmediğini, şirketin hakkın ve görevin kötüye kullanımı yolu ile davacı şirkete ait işyerine icra memurunu getirmesinin izahı olmadığını, icra memurunu hiçbir gerekçe olmadan davacıya ait işyerine getiren, borçlu haciz mahallinde olmamasına ve işyerinin açıkça 3. kişi davacıya ait işyeri olmasına rağmen, şirkete ait ticari sır niteliğindeki tüm dosyalarda borçluya ait evrak taraması yapılması, davacı şirketin ticari alışverişi olan borçlu dahi olmayan ... isimli şirketin cari hesap exceline dayanılarak tamamen yasaya aykırı ve suç mahiyetinde haciz talebinde bulunulması ve haciz yapılması haksız fiil olup tazminat talep etmenin zorunlu olduğunu, dava dışı ... şirketinin, davacı şirket ve öncesinde bu işyerinde faaliyet gösteren ... gerçek kişisi ile, son derece olağan olan 2008 tarihli bir cari hesap kaydı ile gerekçe gösterilerek haciz yapıldığını, şirkete ait işyerinin, olağan bir ticari kaydına dayanılarak ikame edilen iş bu haciz davalının tamamen kötüniyetli olarak, davacının şirketin ticari itibarını zedeleme kastı ile işyerine geldiğini ve görevi kötüye kullanma yolu ile hareket ederek haciz talep ettiğini gösterdiğini, hukuken korunması mümkün olmayan ve hiç bir yasal hakka dayanmayan, pervasızca yapılan haciz işlemi, icra yolu ile maddi-manevi ticari itibar lincinden başka bir şey olmadığını, haciz sırasında işyerinde bulunan müşteriler siparişlerini iptal ederek işyerini terk ettiklerini, haksız fiili öğrenen başkaca müşteri siparişleri de iptal edildiğini, davacı şirketin bu haksız haciz işlemi nedeni ile en az 1 milyon TL maddi zarar görmüş olduğunu, davacı şirketin açıkça yasaya aykırı haciz ile manevi olarak da mağdur olduğunu, hiç bir borcu olmayan, ticari piyasada güven timsali olan davacı şirketin ticari itibarı yerle bir edildiğini, davacı şirket, bu haksız haciz nedeni ile ticari çevresinde, müşteriler, bankalar ve çalışanların nezninde çok büyük itibar kaybı yaşadığını beyanla; şimdilik 10.000-TL maddi tazminat ile 100.000-TL manevi tazminatın, haksız fiil tarihi olan 29.11.2022 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile davalıdan alınarak davacı şirkete verilmesini talep etmiştir. Davalı vekilinin ibraz ettiği cevap dilekçesinde özetle; İcra ve İflas Kanunu'nun alacaklıya bizzat tanıdığı müracaat haklarının kullanılması karşısında, haksız bir hacizden bahsetmenin mümkün olmadığını, Haciz uygulanmasının, bizzat kanun tarafından alacaklıya tanınmış bir hak olduğunu, netice itibariyle; davacı 3. kişi adresinde uygulanan haciz işlemleri kanuna ( İİK.md.78, 79, 85) dayalı olarak gerçekleştirilmiş olduğunu, usul ve yasanın tanıdığı haklar kullanılarak ve dolayısıyla usul ve yasaya uygun şekilde gerçekleştirildiğini, haczin, yasaya aykırı şekilde gerçekleştirildiğine gösteren hiçbir olay veya maddi vakıa bulunmadığı gibi, davacı 3.kişi bunun aksini gösteren herhangi bir delil de sunamadıklarını, haciz işlemleri yasaya uygun olduğu gibi, davacı 3. kişinin bu haciz işlemlerine karşı İstihkak İddiasında Bulunma, İstihkak Davası Açma, Memur Muamelesini Şikayette Bulunma vb. hakları söz konusu olduğunu, netice itibariyle; 3. kişinin istihkak iddiasının hacze engel olmadığı ve 3. kişinin bu iddiasına dayalı olarak İcra Mahkemelerinde dava açması (istihkak davası) veya şikayette bulunması (Memur Muamelesini şikayet) mümkün olduğunu, haciz mahalinde sadece fiili haciz uygulanmış olduğunu, yani tarafımızca uygulatılan bir muhafaza işlemi bulunmamakta olduğunu, borçluya ait belgenin 3. şahıs nezdinde bulunması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, haciz işlemi her ne kadar ödeme emrinin tebliğ edildiği adreste gerçekleşmemiş ise de haciz mahallinde borçluya ilişkin evrak bulunması borçlular ile istihkak iddiasında bulunan 3. şahsın alacaklılardan mal kaçırmak kastı ile hareket ettiğine karine teşkil etmekte olduğunu, davacı şirketin borç doğumundan sonra borçlu ile aynı iş kolunda aynı müşteri çevresine ticari faaliyette bulunmak üzere kurulmuş olduğunu, davacının maddi zarar iddiası da inandırıcı olmadığını, davacı bir taraftan büyük bir şirket olduğunu ve ciddi bir cirosunun bulunduğunu iddia ederken, diğer taraftan maddi zararının bulunduğunu iddia etmiş olduğunu yalnız fiili haciz tertip edilen iş yerinde ticari işleyişin aksadığı iddiası haklı olmadığı gibi, haciz tutanağına da derç edildiği üzere mahalde 3. kişi şirket yetkilisi ve vekilleri haricinde kişilerin olmadığı, haciz işlemine ilişkin haksız ve zarar oluşturan bir eylemin bulunmadığı, davacının işbu iddialarını destekleyen bir delil sunamadığını, kabul etmemekle birlikte bir an müşteriler nezdinde haciz işlemi tertip edildiği düşünülse dahi, işbu hususun davacı şirketin de istihkak ileri sürme ve borçlu ile bağlantılarını reddetme gibi haklarını kullanması sebebiyle salt fiili haciz işleminin ticari itibarına zarar verdiği kabul edilemeyeceğini, netice itibariyle haksız bir hacizden bahsetmek hukuken mümkün olmamakla birlikte; davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin hukuki dayanağının olmadığını, bu zararların ispatına dair herhangi bir delil sunulamadığının açık olduğunu, beyanla davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN 26/02/2025 TARİHLİ KARARINDA; "1-Davanın REDDİNE, 2-Gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, 3-Alınması gereken 615,40-TL karar ve ilam harcından peşin alınan 1.878,53-TL harcın mahsubu ile fazla kalan 1.263,13-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yatırılan gider avansından kalan kısımdan karar kesinleşinceye kadar yapılan masraflar düşüldükten sonra kalan kısmın davacı tarafa iadesine, 5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin uyarınca dava değeri üzerinden hesaplanan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 6-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Bakanlık suçüstü ödeneğinden ödemesi yapılacak olan 3.120,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, " şeklinde hüküm kurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ; İnceleme konusu gerekçeli karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı yönünden istinaf başvurusunun süresinde olduğu anlaşılmıştır. Davacı vekilinin sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin haksız fiil (haciz) nedeni ile ikame etmiş oldukları maddi ve manevi tazminat istemli davanın reddine karar verdiğini, ilk derece mahkemesinin kararı ve karar gerekçesinin yerinde olmadığı gibi, eksik inceleme ile karar verildiğini, ilamın kaldırılması istemi ile istinaf başvurusu yapmak zorunluluğunun hasıl olduğunu, İcra Müdürlüğü esas sayılı dosyasında 29.11.2022 tarihinde, davalı şirketin sebebi anlaşılamayan haksız talebi ile müvekkil 3.kişi davacı şirketin yukarıda yazılı işyerine haciz için gelindiğini ve müvekkil şirkete ait bir kısım menkul malları, borçlu ...borcu nedeni ile İİK 99.maddesine göre haciz işlemi yapıldığını, müvekkil 3. kişi şirkete ait işyerine hacze gelinmesinin ve haciz yapılmasının hiç bir haklı gerekçesi olmadığını, davalı şirket tarafından bu haksız haciz işlemi sonrasında istihkak davası da ikame edilmediğini, bu durumun dahi davalı şirketin kötüniyetini gösterdiğini, davalı şirketin, hakkın ve görevin kötüye kullanımı yolu ile müvekkil şirkete ait işyerine icra memurunu getirmesinin dahi izahının olmadığını, icra memurunur hiçbir gerekçe olmadan müvekkile ait işyerine getiren, borçlu haciz mahallinde olmamasına ve işyerinin açıkça 3.kişi müvekkile ait işyeri olmasına rağmen, şirkete ait ticari sır niteliğindeki tüm dosyalarda borçluya ait evrak taraması yapılmasını ve haciz talebinde bulunulması ve haciz yapılmasının haksız fiil olduğunu, tazminat talep etmek zorunluluğunun doğduğunu, davalının tamamen kötüniyetli olarak, müvekkil şirketin ticari itibarını zedeleme kastı ile işyerine geldiğini ve görevi kötüye kullanma yolu ile hareket ederek haciz talep ettiğini gösterdiğini, müvekkil şirketin açıkça yasaya aykırı haciz ile manevi olarak da mağdur olduğunu, hiç bir borcu olmayan, ticari piyasada güven timsali olan müvekkil şirketin ticari itibarının yerle bir edildiğini, bu nedenle 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmanın zorunlu olduğunu, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda, davalı şirket tarafından hiçbir haklı sebep olmaksızın kötüniyetle haciz yapıldığına dair iddialarının sübut bulduğunu, açıklanan ve resen belirlenecek nedenlerle istinaf taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi ilamının kaldırılmasına, öncelikle haklı davanın kabulü ile kısmi dava olarak fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydı ile şimdilik 10.000 TL maddi tazminat ile 100.000 TL manevi tazminatın, haksız fiil tarihi olan 29.11.2022 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile davalıdan alınarak müvekkil şirkete verilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıdan alınmasına karar verilmesini, bu aşamada Yargı yeri tarafından talep gibi karar verilmeyecek olunması halinde eksik inceleme sebebi ile dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE Dava; haksız haciz nedeniyle kişilik hakları zarara uğrayan kişinin maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen ilk derece mahkemesi kararı hakkında 6100 sayılı HMK'nin 355. maddesindeki düzenleme gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 259/1. maddesinde, ihtiyati haczin haksız çıkması hâlinde, borçlunun ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğradıkları bütün zararlardan alacaklının sorumlu olduğu düzenlenmiştir. Maddi tazminat için geçerli olan bu sorumluluk, kusursuz sorumluluk (tehlike sorumluluğu) esasına dayalıdır. İcra ve İflas Kanununda haksız ihtiyati haciz nedeniyle maddi tazminat sorumluluğu düzenlenmiş ise de haksız haciz nedeniyle maddi tazminat sorumluluğu düzenlenmemiştir. Bu haksız haciz uygulanması hâlinde tazminat sorumluluğu bulunmadığı anlamına gelmeyip haksız fiilin unsurlarını taşır şekilde bir eyleme dayalı olarak haciz uygulanmış olması hâlinde genel haksız fiil hükümlerine göre tazminat istenmesi mümkün olacaktır. Nitekim yerleşik yargısal uygulamalar ile haksız haciz nedeniyle uğranılan zararlar için maddi veya tazminat istenebileceği kabul edilmektedir. Haksız fiiller TBK 49 ila 76. maddelerde düzenlenmiştir. Haksız fiilin temelinin düzenlendiği TBK 49. maddeye göre; kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Bu temel düzenleme ile bakıldığında, haksız fiil sorumluluğundan bahsedilebilmesi için bir fiilin bulunması, fiilin hukuka aykırı olması, kusurun bulunması, hukuka aykırı fiille zarar verilmesi ve hukuka aykırı fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Böylelikle haksız fiilin; fiil, hukuka aykırılık, kusur, zarar ve uygun illiyet bağından ibaret olmak üzere beş unsuru bulunduğu söylenebilir. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda, haksız fiilin varlığından söz edilemeyecektir. Haksız haciz, tüm koşulları gerçekleştiğinde haksız fiil oluşturmakla görülmekte olan davanın hukuksal dayanağı haksız fiildir. Bu nedenle haksız fiil kavramı ile bu hukukî müessesenin kanuni düzenlemeleri üzerinde durulmasında yarar vardır. Haksız fiilden doğan borçlar; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49 ilâ 76] maddeleri arasında düzenlenmiştir. 6098 sayılı TBK’nın “Sorumluluk” başlıklı 49. maddesi de; “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür” hükmünü taşımaktadır. Haksız fiil, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Bir haksız fiil sonucu zarara uğrayan kimse, uğradığı zararın tazminini bu haksız fiilden sorumlu olan kimseden veya kimselerden talep edebilir. Haksız fiil nedeniyle doğan maddi zarar, bir kimsenin mal varlığında rızası dışında meydana gelen eksilmedir. Mal varlığının zarar verici fiil olmasa idi bulunacağı durumla fiil sonucu aldığı durum arasındaki fark, zararı oluşturur (Tandoğan, Haluk: Türk Mes’uliyet Hukuku, İstanbul 2010, s. 63). Zarar, mal varlığı aktifinin azalmasından, mahrum kalınan kârdan (kazançtan) veya pasifin artmasından ileri gelebilir. Bu itibarla maddi zarar, fiili zarar ve mahrum kalınan kâr olmak üzere iki unsurdan oluşur. Fiili zarar ya mal varlığının aktif kısmında gerçek bir azalmanın meydana gelmesiyle ya da pasifteki borçların artmasıyla gerçekleşir. Mahrum kalınan kâr (kâr mahrumiyeti) ise, elde edilebilecek bir kazançtan yoksun kalmayı ifade eder. Örneğin; yaralanan kişinin veya atölyesi yakılan kişinin çalışmadığı günlerdeki gelir kaybı böyledir. Bu zarar, daha çok mal varlığının artmasına engel olunmasından kaynaklanır. (Oğuzman, Kemal/ Öz,Turgut: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt:II, İstanbul 2017, s. 41). Zararın belirlendiği tarihe kadar gerçekleşmiş olan zarara mevcut zarar denir. Zararın belirlendiği tarihe kadar henüz gerçekleşmemiş olan fakat başka bir maddi olgu eklenmeksizin olayın normal gelişimine uygun olarak gerçekleşmesi beklenen zarar ise müstakbel zarardır. Ayrıca henüz mevcut olmayan fakat riskli bir olgunun ilâvesi ile gelecekte gerçekleşme ihtimali olan zarar ise muhtemel zarardır. Hukuk düzeni kural olarak mevcut zararın tazminini düzenlemiş, ancak bazı durumlarda, örneğin ölüm hâlinde destekten yoksun kalma zararı gibi müstakbel zararın tazminini de düzenlemiş bulunmaktadır. Buna karşılık muhtemel zararda ise riskli olgu gerçekleşmedikçe zararın tazmini mümkün değildir (Antalya, O. Gökhan; Borçlar Hukuku Genel Hükümler C. II, İstanbul 2007, s. 105). Manevi zarar ise, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. Haksız haciz nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesi için haciz uygulayanın kötü niyet ve ağır kusurunun varlığı ile buna bağlı olarak zararın oluşması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Zira kesinleşen icra takibinde alacaklı tarafından haciz istenmesi ve gerçekleştirilmesi takip hukukunun doğal ve yasal bir sonucudur. İstihkak davasında istihkak davacısı tarafından talep edilen tazminatın reddine karar verilmesinin, genel hükümler dairesinde gerçek zararının tazminine yönelik isteklerinin dinlenmesine engel teşkil edip etmeyeceği hususuna da değinmek gerekmektedir. Bu konuda daha önce Yargıtay Daireleri arasında içtihat aykırılığı bulunduğundan içtihatların birleştirilmesi yoluna gidilmiş ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 24.05.1974 gün ve 1974/5 E.-1974/7 K. sayılı kararıyla; “Borçlu hakkında yapılan bir icra kovuşturması sırasında haksız yere malı haczedilen üçüncü kişilerin bu yüzden doğan gerçek zararlarının ödetilmesini, İcra ve İflas Kanunu’nun 97. maddesinde öngörülen özel hüküm dışında genel hükümlere göre genel mahkemelerde ayrıca dava açarak isteyebilecekleri” kabul edilmiştir. Anılan bu kararın gerekçesinde de; İcra ve İflas Kanunu’nun 97. maddesinin 15. fıkrasında yer alan tazminat sözcüğünün, tabanı haczedilen malın değerinin %15'inden aşağı olmayan götürü bir tazminatı ifade ettiği, gerçek zararı karşılamak gibi bir amacı taşımadığı, dolayısıyla gerçek zararın ayrıca istenmesine engel oluşturmayacağı ifade olunmaktadır. Sonuç itibariyle; İcra ve İflas Kanunu’nun 97. maddesinin 15. fıkrasındaki tazminat icra hukukuna özgü götürü bir tazminat niteliğinde olup, genel hükümlere dayanılarak açılan gerçek zararın tazminine yönelik davalar yönünden engel oluşturmayacağı gibi bu davalar ile tarafları aynı olsa bile konusu ve yasal dayanakları itibariyle benzerlik taşımamaktadır.( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/4-585 Esas 2022/907 Karar ve 16/04/2022 tarihli karar) Somut olayda; davalının ... Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında 29/11/2022 tarihinde icra borçlusu olmayan davacının adresinde haciz işlemi yaptırdığı, davacının haksız haciz niteliğinde olan bu işlem sebebi ile maddi ve manevi zarara uğradığını iddia ettiği görülmüştür. Yapılan haciz sonunda, davacı tarafından istihkak iddiasında bulunulduğu, icra memuru tarafından haciz mahallindeki malların icra dosyası açısından 3.şahıs olan davacının zilyetliğinde sayılmasına karar verildiği, İİK'nun 99.maddesine göre işlem yapıldığı ve icra alacaklısı olan davalıya İcra Mahkemesinde istihkak davası açması için 7 gün süre verildiği görülmüştür. Bunun üzerine icra alacaklısı olan davalı tarafından ... İcra Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında icra memuru tarafından İİK'nun 99. maddesine göre işlem yapılması ve istihkak davası açması için kendilerine 7 günlük süre verilmesine ilişkin kararın iptali için memur muamelesine şikayet için dava açtığı anlaşılmıştır. Dairemiz tarafından ....İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasının akıbeti sorulduğunda mahkemece 06/05/2025 tarihinde karar verildiği ve dosyanın 10/09/2025 tarihinde ...Hukuk Dairesi'ne gönderildiği ve dosyanın istinaf incelemesinde olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle öncelikle,... İcra Hukuk Mahkemesi'nin... Esas sayılı dosyasında verilecek kararın ve daha sonrasında taraflarca istihkak davası açılması halinde istihkak davası hakkında verilecek kararın neticesine göre, davanın temelini teşkil eden haczin haksız haciz niteliğinde olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği açıktır. Bu nedenle .... İcra Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasının neticesi beklenmeden bu yönü ile iddia edilen haczin haksız haciz niteliğinde olup olmadığı, bu davanın neticesine göre tespit edilmeden karar verilmiş olması isabetli görülmemiştir. Ayrıca, davacı vekili tarafından her ne kadar 30//01/2024 tarihli ön inceleme duruşmasının 4 nolu ara kararı gereğince; 2 haftalık kesin süre içerisinde tanık listesi verilmemiş ise de, ön inceleme duruşmasını izleyen 03/05/2024 tarihli tahkikat duruşması için davacı vekili mazeret dilekçesi sunmuş ve 03/05/2024 tarihli duruşmanın 1 nolu ara kararı ile davacı vekilinin mazereti kabul edilmiştir. 24/09/2024 tarihli takip eden duruşmada ise davacı vekili tanığı...i duruşma salonunda hazır etmiştir. Ancak buna rağmen, mahkeme ara karar ile tanık dinletme talebini reddetmiştir. Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 2016/19639 Esas 2018/7482 Karar sayılı ilamında da bahsedildiği üzere, bu halde davacı vekili ön inceleme duruşması için mazeret dilekçesi sunduğundan, ön inceleme duruşması için mazeret dilekçesi kabul edilip, daha sonraki duruşmada da tanığını hazır ettiğinden, HMK'nın 243. maddesinde düzenleme gereğince tanığın dinlenip, bütün deliller birlikte değerlendirilerek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetli görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesi'nce uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli deliller toplanmadan davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, bu aşamada kaldırma sebeplerine göre davacı vekilinin diğer istinaf itirazları incelenmesine yer olmadığına, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK’nun 353/1. fıkra (a-6) bendi gereğince kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜ K Ü M : GEREKÇESİ YUKARIDA AÇIKLANDIĞI ÜZERE; 1-Davacı vekilinin istinaf itirazlarının KABULÜ ile; HMK 'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .... Esas ... Karar sayılı ilamının KALDIRILMASINA, 2-Gerekçede belirtilen nedenlerle dosyanın yeniden yargılama yapılması için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiş olduğundan, istinaf eden davacı tarafça yatırılan istinaf karar ilam harcının, 492 sayılı yasanın 31. maddesi gereğince talebi halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 5-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2/2. maddesi gereğince ve dairemizce dosya hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilmesi nedeniyle vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda H.M.K'nın 353/1-a/6 ve 362/1-g maddeleri gereğince KESİN olmak üzere 06/10/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 06/10/2025 ....Başkan ....Üye ...Üye ....Katip ..