Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshi üzerine açılan davada hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, makul sürede yargılanma hakkının, çalışma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshi üzerine açılan davada hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, makul sürede yargılanma hakkının, çalışma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 9/8/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde, yargılama sürecindeki dava dosyalarında ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelerde yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. İşe İade Davasına İlişkin Süreç 1978 doğumlu olan başvurucu, 2/12/2009 tarihinden itibaren Karacadağ Kalkınma Ajansı (Kurum) bünyesinde çalışmaya başlamış, 3/8/2016 tarihinde uzman olarak görev yapmakta iken başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Kurumun 2/8/2016 tarihli Yönetim Kurulu kararında, darbe teşebbüsü sonrası ilan edilen olağanüstü hâl (OHAL) kapsamında çıkarılan, 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı OHAL Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) gereği personele yönelik güvenlik soruşturması başlatıldığı belirtilmiştir. Bu kapsamda başvurucunun da aralarında bulunduğu bir kısım personelin terör örgütleri ile Millî Güvenlik Kurulunca millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, iltisakı yahut irtibatı bulunduğu gerekçesiyle iş akdinin feshedilmesine karar verilmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle Kurum aleyhine 19/8/2016 tarihinde dava açmıştır. Diyarbakır İş Mahkemesine (Mahkeme) sunduğu dava dilekçesinde başvurucu, somut bir sebep ileri sürülmeksizin iş akdinin sonlandırıldığını, çalıştığı süre boyunca disiplin cezası dahi almadığını, feshin usule aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Davalı Kurum; cevap dilekçesinde söz konusu KHK'da sübut derecesinde bir bağın aranmadığını, iltisak yahut irtibatın yeterli olduğunu, başvurucu hakkında da bu kapsamda değerlendirme yapıldığını belirtmiştir. Bu kararın cezai sorumluluktan bağımsız olarak sadece kamu görevinin devamının uygun olup olmadığı yönünde bir kanaati ifade ettiğini ileri süren Kurum 667 sayılı KHK'nın verdiği yetkiye istinaden başvurucunun iş akdinin feshedildiğini belirtmiştir. Mahkeme 17/1/2017 tarihli kararı ile Yönetim Kurulu kararına atıf yaparak iş akdinin 667 sayılı KHK'nın maddesi uyarınca haklı nedenle feshedildiğini belirtmiş ve davanın reddine hükmetmiştir. Başvurucu, hiçbir somut delil ve gerekçe sunulmadan iş akdinin feshedildiğini belirterek istinaf talebinde bulunmuş; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 10/7/2017 tarihli kararı ile feshin haklı neden boyutu ileride açılması muhtemel alacak davalarında tartışılmak üzere, en azından geçerli nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine hükmetmiştir. Başvurucu, davanın reddi kararına karşı temyiz talebinde bulunmuş; Yargıtay Hukuk Dairesi 16/10/2017 tarihli kararı ile feshe dayanak objektif değerlendirmelerin neler olduğu, hangi bilgi ve belgelerin feshe gerekçe yapıldığı hususunun araştırılmadığı, Emniyet Genel Müdürlüğü (Emniyet), Jandarma Genel Komutanlığı (Jandarma), Bilgi Teknolojileri Kurumu ve Bank Asya'an varsa başvurucu ile ilgili bilgi ve belgelerin sorulmadığı gerekçesiyle eksik inceleme yapıldığını belirterek bozmaya hükmetmiştir. Bozma ilamı doğrultusunda dosyanın kendisine geldiği Mahkeme 11/9/2018 tarihli kararı ile davanın reddine hükmetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"Davacı hakkında banka ve emniyet müdürlüğünden gelen yazılar dikkate alındığında Asya katılım bankasında aktif hesabının bulunması ve hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılmış olması gözönünde bulundurularak; her ne kadar Ağır Ceza Mahkemesince beraat kararı verilmiş ise de ceza mahkemesindeki beraat kararının işe iade davası bakımından mahkememizi bağlamayacağı değerlendirilerek (zira şüphe ceza hukukunda sanık lehine değerlendirilebilecek iken işe iade davasında ayrı bir fesih gerekçesi olarak değerlendirilebilmektedir) ve ayrıca beraat kararının kesinleşmesi halinde dahi bu ileride açılması muhtemel alacak davasında haklı fesih olup olmadığı noktasında önem teşkil edecek ve davanın uzun süre sürüncemede beklemesine neden olacağından ve de dosya muhteviyatı dikkate alındığında bu hususlarda yeterli delil toplandığı anlaşıldığından yargılama aşamasında bekletici mesele yapılmasına gerek görülmemiştir. Bu nedenle beraat kararının kesinleşmesinin beklenmesine gerek olmadığı ve mahkememizce yapılan hukuki değerlendirmede davacının iş akdinin sonlandırılmasının haklı olup olmadığı ileride açılması muhtemel alacak davasında tartışılmak üzere fesih tarihi itibariyle en azından geçerli sebep oluşturduğu kanaati oluşmuştur.... Bu bakımdan yukarıda açıklandığı üzere davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan Diyarbakır Ağır ceza mahkemesi 05/06/2018 tarih ve 2018/108 esas sayılı dosyası ve Bank Asya (Asya katılım bankası) kayıtları ile dosya sunulan bilgi ve belgeler dikkate alındığında ileride açılması muhtemel alacak davasında feshin haklılığı tartışılmak üzere fesih tarihi itibariyle en azından geçerli sebep oluşturduğu kanaatine varılmıştır." Başvurucu, gerekçeli karara karşı istinaf talebinde bulunmuş ve beraat ettiği bir ceza yargılamasının iş akdinin feshine sebep olmasının hukuki olmadığını ileri sürmüş; Bölge Adliye Mahkemesi ise 28/3/2019 tarihli karar ile istinaf talebinin reddine hükmetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"Öte yandan davacının aktif Asya Katılım Bank müşterisi olduğu ve kredi kartı sahibi olduğu, Milli Güvenlik Kurulu tarafından FETÖ'nün ilk defa legal görünümlü illegal yapı olarak kabul edildiği 30/10/2014 sonrası davacının aktif olarak hesabını kullandığı, söz konusu para miktarlarının çok yüksek olmamasına rağmen davacının 2016 yılı Haziran ayına kadar hesabının aktif olduğu, para giriş ve çıkışları bulunduğu TMSF tarafından gönderilen CD içeriğinden görüldüğünden ve davacı hakkında terör örgütü üyeliğinden kamu davası açıldığından davacının iş sözleşmesinin en azından şüphe feshi kapsamında feshedildiği anlaşılmaktadır.Görüldüğü gibi feshin haklı neden boyutu ileride açılması muhtemel alacak davalarında tartışılmak üzere fesih en azından geçerli olduğundan davanın reddine karar verilmesi isabetlidir." Başvurucu, istinaf kararına karşı temyiz talebinde bulunmuş; Yargıtay Hukuk Dairesi 27/6/2019 tarihli ilamı ile kararı usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek onamıştır. Nihai karar26/7/2019 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 9/8/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) kapsamında Emniyet tarafından başvurucu hakkında 3/5/2017 tarihli fezleke düzenlenmiş; hakkında Bank Asyada aktif hesabının ve örgüt ile iltisaklı şirketlerde SGK kaydının olduğu, aleyhine tanık ifadesi bulunduğu gerekçesiyle soruşturma başlatılmıştır. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 7/2/2018 tarihinde iddianame düzenlemiş, bu kapsamda Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde dava açmıştır. İddianamede;- Başvurucunun Asya Katılım Bankası A.Ş.de hesabı olduğu, buna dair yapılan incelemede hesabın 2001 yılında açıldığı, 2014 Mayıs ile 2015 Aralık ayları arasında 800 TL ile 000 TL arasında değişen para hareketliliği olduğu- Başvurucunun FETÖ/PDY'ye müzahir olduğu gerekçesiyle kapatılan Sürat Bilişim Teknolojileri A.Ş isimli şirkette 2007 yılında, Venero Bilişim San. ve Tic. Ltd. Şti. isimli şirkette 2008-2009 yılları arasında SGK kaydının olduğu- Başvurucunun kızının 2011 yılından itibaren 4 yıl boyunca örgüte müzahir olduğu gerekçesiyle kapatılan Özel Nil Kolejinde eğitim gördüğü-H.A. isimli şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 3/5/2017 günü alınan ifadesinde "Bu sohbetler her hafta sohbete katılan kişilerden birisinin evinde dönüşümlü olarak düzenleniyordu. Sohbet vermek için dışarıdan adını Fahri olarak bildiğim ve Milli Eğitimde Rehber Öğretmen olduğunu söyleyen bir şahıs gelerek sohbeti veriyordu. Bu sohbetlere kalkınma ajansında çalışan Selçuk Mengüverdi, [A.Ö.Ö.], [A.T.], [E.G.] ve [A.E.] ile birlikte sürekli olarak toplantılara katılıyorduk..." şeklinde beyanda bulunduğu tespit edilmiştir. Başvurucu, hakkındaki iddialara ilişkin olarak alınan ifadesinde 2009 yılından 2016 Ağustos ayına kadar Diyarbakır'da Kalkınma Ajansında mühendis uzman olarak çalıştığını, FETÖ/PDY ile herhangi bir irtibatının olmadığını belirtmiştir. Kızına ilişkin tespit yönünden örgüt ile iltisaklı okulda okumasının nedenini ikametine en yakın okulun burası olmasını ve okul saatlerinin mesaisine uymasını gerekçe gösteren başvurucu; SGK kaydına ilişkin olarak ise birinci şirket olan Sürat Bilişim Teknolojileri A.Ş.de 2007 yılı Kasım ayında başlamak üzere 25 ay boyunca bir yazılım geliştirme projesinde danışman olarak çalıştığını, sahiplerini tanımadığını, ikinci şirket olan Veneroda ise esasen çalışmadığını, resmî olarak isminin bu şirkette SGK kaydı yatırılmak üzere gösterildiğini, bu durumun bilgisi ve isteği dışında ilk şirketin uygulaması kapsamında gerçekleştiğini ifade etmiştir. Bank Asya tespitine ilişkin olarak Bankanın kart olan DİT'i KGS özelliğinden dolayı aldığını, bu kartın ekstresini ödemek amacıyla da hesaba para yatırdığını ifade etmiştir. Hesapta artış olarak görülen 800 TL'lik miktarla bir ilgisinin olmadığını ifade eden başvurucu; iddia edilen miktarın hesaplar arası gerçekleştiğini, eşinden kendisine gelen para olduğunu, bunun dışında hesap akışı incelendiğinde kimsenin talimatına istinaden belirtilen Bankada para arttırmadığını, Bankanın internet sitesi üzerinden tüm ödemelerini gerçekleştirdiği için hesabını aktif olarak bir dönem kullandığını belirtmiştir. Son olarak H.A. isimli kişinin beyanına istinaden yaptığı savunmada ise başvurucu; beyanı kesinlikle kabul etmediğini, beyanda geçen şahıslarla iş dışında görüşmediğini, herhangi bir sohbete katılmadığını, zaten yoğun olarak çalıştığını, toplantılar düzenlemeye ya da toplantılara katılmaya vakti olmadığını, adı geçen şahsın neden böyle bir ifade verdiğini anlamadığını, ifadede adı yer alan bu şahısların herhangi bir sohbet düzenleyip düzenlemedikleri hakkında bilgisi olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu, yargılama sürecinde Emniyet ve Başsavcılık nezdinde yapmış olduğu savunmayı tekrarlamış ve FETÖ/PDY ile bağının olmadığını beyan etmiştir. Öte yandan tanık H.A. ise talimat yoluyla alınan ifadesinde "Ben bu hususta daha önce beyanda bulunmuştum, o beyanlarımı aynen tekrar ederim, 2014 yılında istifa etmeden önce Diyarbakırda Kalkınma Ajansında sanık ile çalışıyorduk, 2010-2014 Mart ayına kadar cemaatin düzenlemiş olduğu sohbetlere birlikte katılırdık, bu toplantılar toplantıya katılan kişilerin evlerinde dönüşümlü olarak yapılıyordu, ben 2014 yılında kurumdan istifa ettim, ondan sonra benim Selçuk Mengüverdi ile irtibatım koptu." şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkeme 5/6/2018 tarihli gerekçeli kararında delil yetersizliğinden başvurucunun beraatine hükmetmiş, karar 13/6/2018 tarihinde istinaf edilmeden kesinleşmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"Üzerine atılı suçlamayı kabul etmeyen sanığın tüm aşamalarda Fetö/PDY Terör Örgütü ile alakasının olmadığını beyan ettiği, dosyada delil olan tanık [H.A.]'nın beyana baktığımızda; 2010-2014 Mart ayına kadar cemaatin düzenlemiş olduğu sohbetlere birlikte katıldıklarını, 2014 yılında kurumdan istifa etmesi nedeni ile sanıkla bu yıldan sonra irtibatının kesildiği beyan ettiği, sohbet konusu hakkında bir bilgi vermediği, Bank Asya hesap hareketlerinin yer aldığı, sanığın Bankasya hesap hareketlerinde terör örgütü ile irtibat şüphesi uyandıracak herhangi bir hareketlilik olmadığı, kredi ödemesi ve okul taksiti vs. hareketlerin mevcut olduğu, ancak 2014 yılı mayıs ayında 6900 TL para yatırıldığı, bunun da ödemeler nedeni ile sürekli azaldığı, SGK kayıtlarına bakıldığında 2009 yılından sonra T. Karacadağ Kalkınma Ajansında çalıştığı, örgüte müzahir olması gerekçesi ile kapatılan iş yerlerindeki çalışmasının 2009 yılından önce olduğu, buna göre sanığın suçu işlemediği yönündeki savunmasının aksini kanıtlar hiçbir delilin bulunmaması ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği her ne kadar sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de; sanığın yüklenen suçu işlediğini kabule elverişli soyut iddia dışında her türlü şüphe ve tereddütten uzak cezalandırmaya yeterli kesin, somut ve inandırıcı delil elde edilemediğinden CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince sanığın beraatine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." A. Ulusal Hukuk İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20- Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/10/2007 tarihli ve E.2007/16878, K.2007/30923 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davalı işveren, davacının geçmişten gelen sabıkası ve özellikle yasadışı örgütle bağlantısı nedeni ile güvenlik önlemi olarak iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu fesih Alman Hukukunda ve Alman Federal Mahkemelerinde şüphe feshi olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Davacının geçmişte yasadışı örgüt üyesi olması, davacının görev yaptığı bölgede terör olaylarının artması ve demiryolu ulaşımının da hedefte bulunması, davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu anlamına gelmektedir. Davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı kabul edilmelidir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"... şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi' dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 24/4/2018 tarihli ve E.2018/3002, K.2018/9593 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davacının iş akdi, hakkında .... Savcılığı tarafından bylock kullanıcısı olduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmış olması, hakkında yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol kararı verilmesi akabinde, davalı işyerinin faaliyet alanı bakımından stratejik önem taşıyan durumu gözetilerek çalıştırılmasında sakınca bulunduğu gerekçesiyle İş K. 25/II e-h-ı maddeleri gereğince haklı neden iddiasıyla feshedilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ise feshin şüphe feshi olduğu ve davalının özel durumu gözetilerek geçerli nedene dayalı olduğu kabulüyle davanın reddine karar verilmiş olup, davacı tarafın istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi taralından da aynı gerekçelerle esastan reddetmiştir. ... Davacının hakkında derdest bulunan ecza yargılamasında, 'mor beyin' uygulaması kapsamında davacı ...'ın kullandığı telefona ait gsm hattının iradesi dışında bylock IP'lerine yönlendirilmiş olduğunun bilirkişi raporuyla tespit edildiği gerekçesiyle beraat kararı verildiği, isnat edildiği üzere terör örgütü ile bağlantısı bulunduğunu gösterir aleyhine başkaca somut bir delil de olmadığı anlaşılmakla, 4857 sayılı Kanun'un maddesinin fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 8/4//2019 tarihli ve E.2019/1352, K.2019/7992 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Somut uyuşmazlıkta davalı işveren tarafından yapılan fesih bildiriminde, fesih nedeni olarak davalı işverene ait fabrikada 04/02/2015 tarihi ve öncesinde davacı ile bir kısım çalışanların işyerinde üretilen rakıları çaldıkları ve çalışan işçilerden ...'in hırsızlık suçuna yardım ettikleri iddiasının feshe gerekçe gösterildiği ve davacının iş akdinin davalı şirkette çalışırken 17/03/2015 tarihinde ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri nedenle feshedildiği anlaşılmıştır.... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/257 esas 2015/777 karar sayılı dosyası kapsamına göre davacının hırsızlık olayından mahkum olan ... ile aynı fabrikada çalışıp, işyerinde servis bulunmaması nedeniyle aynı kişinin aracı ile muhtelif zamanlarda iş yerinden ayrıldığı, davacının sırf bu kişinin aracına binmesinin ve araçtaki alkol kokusunu farketmemesinin feshe dayanak yapılamayacağı, rakı dinlenme bölümünde çalışan davacının aynı araçta bulunan ve hırsızlığa konu olan rakının ... tarafından araçta taşındığına ilişkin bilgi sahibi olamayacağı, işverenin davacının bu hırsızlık olayından haberdar olduğu yönündeki şüphesinin makul ve objektif bir şüphe olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi gerekçeler ile reddine karar verilmesi hatalıdır." Yargıtay Hukuk Dairesinin 18/4/2013 tarihli ve E.2012/32147, K.2013/12471 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Somut olayda bir şüphe feshi söz konusudur. Bu tür fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir.Davalı işyerinde fesih bildirgesinde anılan olayın davacı tarafından gerçekleştirildiği ceza yargılaması sonucunda da ispatlanmamış, davacı hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmiştir. Ancak davacının kendi kredi kartının sorgulanması ile bilgisi olmaksızın kredi kartından alışveriş yapılan müşterinin kredi kartının sorgulanmasının zamanlama yönünden iç içe geçmesi ve sorgulamanın yapıldığı terminalin aynı olması dikkate alındığında, bu hususun iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni ortadan kaldırmaya elverişli bir şüphe olup, davacı ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı kabul edilmelidir. Bu durumda davalı işverenin artık işçiyi çalıştırması mümkün değildir. Bu sebeple iş sözleşmesinin feshi haklı sebebe dayanmasa da, feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilmelidir. İşverence yapılan fesih geçerli nedene dayandığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olmuştur."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar[ın] ... esası konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) adil yargılanma hakkının demokratik toplumda önemli bir yere sahip olduğunu vurgulamaktadır (Airey/İrlanda, B. No: 6289/73, 9/10/1979, § 24). AİHM'e göre hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan hukuki belirlilik Sözleşme'nin bütün maddelerinde mündemiçtir (Iordan Iordanov/Bulgaristan, B. No: 23530/02, 2/7/2009, § 47). Adil yargılanma hakkı hukukun kabul edilmiş evrensel ilkelerine uygun olarak yorumlanmalıdır. Bu bağlamda hakkın tesliminden kaçınma (denial of justice) yasağı bu ilkelerin başında gelmektedir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 35). AİHM iç hukukun yorumlanmasında öncelikli görevin ulusal otoritelere ait olduğunu vurgulamaktadır. AİHM’in görevi ulusal hukuk mercilerinin yorumlarının etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığını tespit etmekle sınırlıdır (Waite ve Kennedy/Almanya, B. No: 26083/94, 18/2/1999, § 54). AİHM kural olarak kendisinin ulusal mahkemelerin yerine geçerek değerlendirme yapma görevinin bulunmadığını, ulusal hukukun yorumlanmasına ilişkin sorunları çözmenin öncelikli olarak ulusal otoritelerin -özellikle ulusal mahkemelerin- yetkisinde olduğunu ifade etmektedir. AİHM bu sebeple ulusal mahkemelerin iç hukukun yorumuna ilişkin tartışmalarına karışmayacağını belirtmektedir. Ancak AİHM keyfîliğin bulunduğu, diğer bir ifadeyle ulusal mahkemelerin iç hukuku açıkça hatalı veya keyfî ya da adaleti hiçe sayacak şekilde uyguladıklarını gözlemlediği hâllerde bunu sorgulayabileceğine işaret etmektedir (Anđelkovıć/Sırbistan, B. No: 1401/08, 9/4/2013, § 24).