T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/212 - 2026/259 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 35. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/212 KARAR NO : 2026/259 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 29/11/2024 NUMARASI : 2020/521 Esas 2024/822 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 19/02/2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 19/02/2026 Mahalli mahkemesince verilen ka…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/212 - 2026/259 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 35. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/212 KARAR NO : 2026/259 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 29/11/2024 NUMARASI : 2020/521 Esas 2024/822 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 19/02/2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 19/02/2026 Mahalli mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Davacı vekili dava dilekçesinde; 22.04.2019 tarihinde, ..., ... ve ... plaka sayılı araçların çarpışması neticesinde meydana gelen trafik kazasında müvekkilinin yaralanarak malul kaldığını, kazaya kusuruyla sebebiyet veren... plaka sayılı aracın ZMMS sigortacısının ... Sigorta A.Ş. olduğunu, müvekkili hakkında T.C. Sakarya Üniversitesi tarafından düzenlenen rapora göre, %12 oranında maluliyetinin oluştuğunu, mahkeme tarafından yeniden rapor aldırılabileceğini, davalı tarafından dava açmadan önce yapılan ödemenin gerçek zararlarını karşılamadığını ileri sürerek, HMK 107.1-2 maddesi uyarınca, belirsiz alacak davası olmak üzere şimdilik; 5.000,00 TL daimi iş göremezlik tazminatının, temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt-avans faizi ile birlikte, davalıdan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi talep etmiştir. Davalı Sigorta Şirketi vekili cevap dilekçesinde; yetki itirazında bulunarak yetkili mahkemelerin Bursa Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı bulunmadığından davanın usulden reddi gerektiğini, davanın dava dışı sigortalı ...'ye ve sürücü ...'ye ihbarı gerektiğini, söz konusu kaza nedeniyle dava dilekçesinde belirtilen davacının maluliyet oranını kabul etmediklerini, maluliyet oranı için Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını, davacı tarafça müvekkil şirkete yapılan başvuru neticesinde şirketçe yapılan medikal teknik incelemesinde, davacının Erişkinler İçin Engelilik Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelik'e göre %4 vücut fonksiyon kaybına neden olacağı anlaşıldığı bu nedenle %4 özür oranı, %100 kusur oranı ve SGK hizmet dökümü üzerinden yapılan aktüerya hesaplaması sonucu belirlenen 24,886,38 TL sürekli iş göremezlik tazminat bedeli 24.10.2019 ... hesabına ödendiğini ve davacı tarafından müvekkilinin ibra edildiğini bu nedenle davacı tarafça açılan mevcut davada hukuki yarar bulunmadığını, müvekkili şirketin sigorta bedelini ödeme yükümlülüğünün dava tarihinde muaccel hale geldiğini bu sebeple sayın mahkemece faize hükmedilmesi ihtimalinde hükmedilecek faizin dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiz olduğunu ileri sürerek, davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, davacının maluliyet raporu Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Bölümünden alınmış 21/06/2021 tarihli 2021/403 sayılı raporda, davacının, kaza sonucu yaralanmaları dikkate alınarak, Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik esas alınmak kaydıyla bedensel özür oranı hesaplandığında; kişinin bedensel engel oranının %10 olduğu, Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği kapsamında yapılan hesaplamada, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği esas alınmak suretiyle yapılan hesaplamada %19 oranında vücut genel çalışma gücünden kaybettiği, 45 gün süre ile iş göremezlik halinde kalacağı, kaza tarihini takip eden 15 gün süre ile bakıcı ihtiyacının olacağının belirtildiği, davacı vekili tarafından dosyaya sunulan maluliyet raporu ile mahkemece alınan maluliyet raporu arasındaki çelişkilerin giderilmesi ve davacının maluliyetinin tespiti için dosyanın İstanbul ATK 2. İhtisas Kuruluna tevdi edildiği, Kurul 28/11/2022 tarih ve 17066 Karar sayılı raporda davacının, kaza sonucu yaralanmaları dikkate alınarak; Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik esas alınmak kaydıyla bedensel özür oranı hesaplandığında; kişinin bedensel engel oranının %3 olduğu, Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği kapsamında yapılan hesaplamada, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği esas alınmak suretiyle yapılan hesaplamada %0 oranında vücut genel çalışma gücünden kaybettiği, 3 ay süre ile iş göremezlik halinde kalacağı, bakıcı ihtiyacının olmayacağının belirtildiği, davacı vekili tarafından dosyaya sunulan maluliyet raporu, mahkemece alınan maluliyet raporu ve İstanbul ATK 2. İhtisas Kurulunca sunulan arasındaki çelişkilerin giderilmesi ve davacının maluliyetinin tespiti için dosya İstanbul ATK 2. İhtisas Üst Kuruluna tevdi edildiği, Kurul 29/04/2024 tarih ve 686 Karar sayılı raporda davacının, kaza sonucu yaralanmaları dikkate alınarak; Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik esas alınmak kaydıyla bedensel özür oranı hesaplandığında; kişinin bedensel engel oranının %3 olduğu, Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği kapsamında yapılan hesaplamada, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği esas alınmak suretiyle yapılan hesaplamada %0 oranında vücut genel çalışma gücünden kaybettiği, 3 ay süre ile iş göremezlik halinde kalacağı, bakıcı ihtiyacının olmayacağı mütalaa edildiği, kusur raporunda, davalı sigorta tarafından ZMMS ile sigortalı dava dışı araç sürücüsü ...'nin kazanın oluşumunda %100 oranında kusurlu olduğu, dava dışı ...'in ve davacı ...'ın kazanın oluşumunda herhangi bir kusurunun bulunmadığının belirtildiği, Dosyada mevcut, 25.06.2021 tarihli bilirkişi raporunda yapılan değerlendirmede; davalı şirkete ZMMS poliçesi ile sigortalı, ... adına kayıtlı ...'nin sevk ve idaresindeki ... olayda %100 (yüzde yüz) oranında asli kusurlu olduğu, ... plakalı araç sürücüsü ...'in ve ... plaka sayılı araç sürücüsü davacı ...'ın kazanın oluşumunda herhangi bir kusuru bulunmadığı tespit edilmiş olduğundan, takdir sayın mahkemeye ait olmak üzere hesaplanan tazminatlardan kusur indirimi yapılmadığı, davalı sigorta şirketi tarafından ... plakalı araç için tarafından tanzim edilen sigorta poliçesinde; ölüm-sakatlık için şahıs başına teminat limitinin 360.000,00-TL olduğu, hesaplanan bakiye tazminat limitinin sigorta teminat limiti içinde kaldığı, davalı sigorta şirketi tarafından davacıya 24.10.2019 tarihinde ödeme yapılmış olması nedeniyle bakiye tazminat miktarının bulunduğu yönünde kanaat oluşması halinde davalının 24.10.2019 tarihi itibari ile temerrüde düşmüş sayılabileceği, davalı sigorta şirketi tarafından sigortalı olan dava konusu kazaya karışan ... plaka sayılı aracın sigorta poliçesinde "otomobil" olarak araç ruhsatında kullanım tarzının "yolcu nakli-hususi" olarak belirtildiği, söz konusu aracın hususi kullanımda olduğu gözetilerek uygulanacak faizin yasal faiz olabileceğinin belirtildiği, davacı sürücünün kaza anında emniyet kemerinin olup olmadığının tespiti yapılamamışsa da, yaralanmasının niteliği itibariyle emniyet kemeri kullanmaması nedeniyle yaralanmasının artmış olması söz konusu olmadığından müterafik kusurunun bulunmadığı, meydana gelen kaza nedeniyle davacının tüm vücut engellilik oranının %3 olduğu, 3 ay süre ile iş göremezlik halinde kaldığı ve kaza nedeniyle bakıcı ihtiyacının doğmadığı gerekçesiyle; "Davanın KABULÜ ile; davacının 177.008,62 TL'den ibaret bakiye sürekli iş göremezlikten kaynaklı maddi tazminatının 06/11/2020 dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde; davaya konu kazanın yeri ve davacının yerleşim yeri Bursa ili, müvekkil sigorta şirketinin adresi ise İstanbul ili sınırları içerisinde olup, işbu davanın Ankara ili yargı çevresi ile herhangi bir ilişkisi bulunmadığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun yetkiyi düzenleyen 6.maddesi gereğince, yetkili mahkeme davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğunu, dava yetkisiz mahkemede açılmış olmakla yerel mahkeme tarafından davanın yetkisizlik nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken davanın esası noktasında karar vermiş olması usul ve yasaya aykırı olduğunu, davaya konu trafik kazasına ilişkin olarak her ne kadar kaza tespit tutanağında davacının emniyet kemerinin takılı olup olmadığı belirsiz ise de davacı ...'ın yaralanmasının omuz kırığından kaynaklanmış olmasına ve araç içindeki çarpmadan dolayı yaralanmış olmasına göre kaza sırasında emniyet kemerini takmadığı anlaşıldığını tazminattan %20 oranda indirim yapılması gerektiğini, müvekkil sigorta şirketince ödeme yapılan tarih (24.10.2019) itibariyle 18.07.2024 tarihli bilirkişi raporunda yapılan hesaplamada, ödenmesi gereken tazminat 26.311,16-TL olarak belirlendiğini, işbu bedelden %20 indirim yapıldığında 24.10.2019 tarihinde ödenmesi gereken miktarın 21.048,92-TL olduğu görüldüğünü, müvekkil sigorta şirketi ise 24.886,38-TL ödemede bulunarak fazla ödeme yapmış olduğundan, herhangi bir sorumluluğu kalmamış olup davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmiş olması hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, müterafik kusur indirimi yapılmadığında dahi bilirkişi raporunda hesaplanan ödenmesi gereken miktar (26.311,16-TL) ile ödenen miktar (24.886,38-TL) arasındaki bakiye 1.424,78-TL yetersiz veya fahiş fark olarak kabul edilemeyecek olduğundan, müvekkil sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin orantısız olmadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Anayasa Mahkemesi'nin 17.07.2020 tarih ve 2019/40 E. 2020/40 K. sayılı iptal kararından önce gerçekleşen ve tamamlanan olaylar ve hukuki fiiller bakımından iptal kararı geriye yürümeyecek olup, olay tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü uygulanacağını, Anayasa Mahkemesi’nin KTK m. 90 ve 92 hakkında verdiği iptal kararı, kararın yayımlandığı 09.10.2020 tarihinden önce gerçekleşen ve tamamlanan olaylar bakımından uygulama alanı bulamayacağını, dolayısıyla hükme esas alınan 18.07.2024 tarihli bilirkişi raporunda, müvekkil sigorta şirketince yapılan ödemenin yeterliliğinin değerlendirilmesi adına yapılan 24.10.2019 tarihli hesaplamada, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nda düzenlenmiş olan %1.8 teknik faiz oranının dikkate alınması gerekmekte olup, %1.8 teknik faiz oranının dikkate alınmamış olmasının ödeme tarihli (24.10.2019) hesaplamada fazla hesap yapılmasına yol açtığını belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE Mahkemece verilen kararın HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf edenin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemidir. Haksız fiilden kaynaklanan uyuşmazlıklarda dava; genel yetki hükümlerince davalının yerleşim yeri mahkemesinde (HMK m. 6), davalı sayısı birden fazla ise, bunlardan birisinin ikametgahı mahkemesinde (HMK m. 7/I), aynı Kanun'un 16. maddesi uyarınca haksız fiilin vuku bulduğu, zararın meydana geldiği, zararın meydana gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 110. maddesi ile ZMMS Genel Şartlarının C.7. maddesinde de, motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davaların sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi, kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabileceği düzenlenmiştir. Dairemiz tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14.03.2018 tarih 2017/17-1092 E. - 2018/463 K. sayılı ilamı gereğince; Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta şirketine karşı açılan davalarda sigorta şirketlerinin Bölge Müdürlüklerinin bulunduğu yer mahkemelerinin yetkisi ile ilgili Bölge Müdürlüğünün yetkili olduğu yönünde yasal bir düzenlenme bulunmadığı, Kanun'da bulunmayan bir düzenlemenin yorum yolu ile genişletilemeyeceği, Bölge Müdürlüklerinin bulunduğu yer mahkemelerinin de yetkili mahkeme olarak kabul edilemeyeceği yönünde karar verilmekteyken, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1087 E. - 2020/125 K. sayılı 11.02.2020 tarihli ilamında; "2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun görevli ve yetkili mahkemeyi düzenleyen 110. maddesinde, motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davaların, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabileceği düzenlenmiştir. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (Trafik Sigortası) Genel Şartlarının C.7 maddesinde de yetkili mahkemeler belirlenmiş, Kanun'daki yetki kuralı aynen tekrar edilmiştir. Sigorta Şirketleri ve Reasürans Şirketlerinin Kuruluş ve Çalışma Esaslarına İlişkin Yönetmelik’in 10. maddesinde, şirketlerin bölge müdürlükleri ve şube açmak suretiyle yurt içinde teşkilatlanmasının, yurt dışında şube veya temsilcilik açması ilgili diğer mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla serbest olduğu, ancak bu şekilde faaliyete başlanmasını ve faaliyetin sona erdirilmesini müteakip bir ay içinde şirketçe Müsteşarlığa bildirimde bulunulması gerektiği düzenlenmiştir. Mevcut bu düzenleme dikkate alındığında Sigorta Şirketleri ve Reasürans Şirketlerinin Kuruluş ve Çalışma Esaslarına İlişkin Yönetmelik hükümleri uyarınca bölge müdürlüğü yapılanmasına izin verilmiş, genel müdürlük ile şube ve acenteler arasında bölge müdürlüğü adında bir yapılanmanın kurulabileceği kabul edilmiştir. Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2017 tarihli ve 2017/17-1110 E. - 2017/860 K. sayılı kararında da benimsenerek davacı vekilinin davayı sigortacının bir acenteden daha yetkili olan Bölge Müdürlüğü’nün bulunduğu Bursa ilinde açtığı gözetilerek mahkemece yetki itirazının reddi ile işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir." denilmiştir. Dava konusu olayda, davacı vekili davasını davalı sigorta şirketinin Bölge Müdürlüğü'nün bulunduğunu iddia ettiği yer mahkemesi olan Ankara Mahkemelerinde açmıştır. Dairemizce yapılan araştırmada davalı sigorta şirketinin Ankara’da Bölge Müdürlüğü'nün bulunduğu anlaşılmış olup, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun içtihat değişikliği de gözetilerek davanın yetkili mahkemede açıldığının anlaşılmasına göre, davanın yetkili Mahkemede açılmadığına ilişkin istinaf sebepleri de yerinde değildir. Ödemenin, ibranameye dayalı olmaksızın yapılması durumunda davacı ödemenin yetersiz olduğunu ileri sürerek, bakiye zararı için hak düşümü süre söz konusu olmaksızın dava açabilir ise de, bu durumda dahi yapılan ödemenin, ödeme tarihi itibariyle zararı karşılayıp karşılamadığı değerlendirilmeli, bu kapsamda yapılacak değerlendirmede; ödeme tarihindeki veriler ve Yargıtay tarafından benimsenen yöntem ve ilkelere nazara alınmalıdır. Bilindiği üzere, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından ZMMS Genel Şartlar'ında 01/06//2015 tarihinden önceki dönemde (yahut poliçeye dayalı bir dava var ise poliçenin tanzim tarihi esas alınarak, öncesindeki Genel Şartlar'a göre tanzim edilmiş poliçe mevcut ise mevcut poliçe çerçevesinde), "gerçek zarar" hesabında, PMF1931 Yaşam Tablosuna göre muhtemel yaşam süresi ve destek sürelerinin belirlenmesini, sürekli iş göremezlik ve bakıcı giderlerinin bilinmeyen dönem hesaplarında ise "Progresif Rant" formülü uygulanması gerektiğini, kabul etmiş iken Daire, AYM'nin KTK'nın 90. maddesindeki tazminat hesaplanmasında "Genel Şartlara" atıf yapan hükümlerin iptal edilmesinden sonra 2020 yılı Aralık ayında içtihat değişikliğine giderek, gerçek zarar hesaplanmasında "TRH2010 Yaşam Tablosunun" ve "Progresif Rant Yönteminin" uygulanmasını kabul etmiş, yapılan içtihat değikliği ile 2010 yılından sonraki kazalar açısından, "gerçek zarar" hesabında bu yöntemin uygulanacağını kabul etmiştir. Bu nedenle tazminat borcunun yetersiz olması yahut hiç ödenmemiş olması durumunda davada hesaplanacak bakiye tazminatın yapılan içtihat değişikliği çerçevesinde uygulanması gerektiği Dairemizin de kabulündedir. Uyuşmazlık, "hukuk güvenliği" çerçevesinde, ödeme tarihinde mevcut yasa ve içtihatlarla belirlenen uygulamaya istinaden ödeme yaparak borcundan kurtulan zarar sorumlusunun, Yargıtay'ın içtihat değişikliği nedeniyle sırf uygulanacak yaşam tablosunun ve hesap yönteminin değişmiş olması nedeniyle sonradan ortaya çıkan durum çerçevesinde yeniden tazminat borçlusu haline getirilip getirilemeyeceğine, daha basit anlatım ile ödeme tarihinde TBK, KTK Hükümleri ve Yargıtay'ca benimsenen yöntem ile 100,00 TL zararı olduğu kabul edilen kişiye zarar görenin 100,00 TL ödeyerek sorumluluğu sona erdiği durumda, yıllar sonra Yargıtay'ın içtihat değişikliğine gitmesi nedeniyle ödeme tarihindeki ödemenin sonradan çıkan içtihat çerçevesinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, bu kapsamda, tazminat miktarının ödeme tarihi itibariyle artması halinde örneğin 120,00 TL olması durumunda eksik ödemeden bahsedilip edilemeyeceği, yahut ödeme tarihinde 100,00-TL olan tazminatı sonra çıkan içtihat değişikliği ile 80,00 TL'ye düşmesi halinde yapılan ödemenin sebepsiz zenginleşme sayılıp sayılamayacağına ilişkindir. Dairemizce bu hususta yapılan değerlendirmede, hukuk devletinde "hukuk güvenliğinin (Hukuki Güvenlik)", Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında; "mülkiyet hakkının da" teminatı olduğu yönündedir. Dolayısı ile bir şekilde öncesinde sonra eren borcun, sonrasında yasalar yahut içtihat değişikliği ile ödemenin yetersiz yahut fazla olduğu kabul edilerek, fazla ödemenin iadesinin sağlanması yahut yetersiz ödeme olduğunun kabul edilmesi ve bakiye tazminat belirlenmesi mülkiyet hakkının ihlali sonucunu doğuracaktır. Bu açından, mevcut yasalar ve içtihatlar çerçevesinde yapılan ödemeden sonra, yasa değişikliği yahut içtihat değişliği nedeniyle ödemenin fazla olduğu ileri sürülerek, sebepsiz zenginleşme kapsamında iadesi talep edilemeyeceği gibi, kuralların her iki tarafa eşit uygulanması açısından, sonradan yapılan değişiklik ile ödeme tarihindeki tazminat miktarının yetersiz olduğu ileri sürülerek, bakiye tazminat istenemez. Bu açıdan haksız fiil nedeniyle meydana gelen zarara ilişkin olarak daha önce bir ödeme var ise, ödeme tarihindeki kanun ve uygulamalar çerçevesinde ödemenin yeterli olup olmadığı değerlendirilmeli, ödeme tarihindeki kanun ve uygulamalar çerçevesinde dahi ödemenin yetersiz olduğunun tespit edilmesi durumunda, güncel hesaplamanın, hükme esas rapor tarihindeki içtihatlar nazara alınarak yapılmasının uygun olacağı düşünülmektedir. Bu tür yaklaşım kişilerin sorumluluklarını yerine getirmesinde daha istekli olmasını sağlayacaktır. Yukarıda da, açıklandığı üzere, cismani zarar nedeniyle tazminat davalarında, davadan önce yapılan bir ödeme var ise ödeme tarihi itibariyle yetersiz ödemenin olması durumunda bakiye zarar talep edilebileceğinden, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, öncelikle davalı tarafından daha önce yapılan ödemeye yönelik hasar dosyasının tamamı dosyaya kazandırılarak, öncelikle TRH2010 Yaşam Tablosu ve 1,8 teknik faize göre ödeme tarihindeki verilere göre kusur oranı ve maluliyeti gözetilerek tazminat miktarının hesaplanması, hesaplama çerçevesinde yapılan ödemenin yetersiz olması durumunda, hesap tarihine göre yapılacak hesaplamanın ise Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin içtihat değişikliği gereğince, TRH2010 Yaşam Tablosu Ve Progresif Rant Yöntemine göre yapıldığı, önceki ödenen tazminatın ise güncellenerek mahsup edildiği rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz ve denetime elverişli olmayan rapora göre karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davalı Sigorta vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, ve karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; I-Davalı Sigorta vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen 29/11/2024 tarihli, 2020/521 Esas - 2024/822 Karar sayılı kararının, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, Kararın kaldırılma sebebine göre davalı vekilinin sair istinaf sebeplerinin İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA, 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf eden tarafa iadesine, 4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine, 5-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK.nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 19/02/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi. Başkan Üye Üye Katip * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.