Başvuru, ödeme emrine karşı açılan davada şirketin tasfiye edildiği gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, ödeme emrine karşı açılan davada şirketin tasfiye edildiği gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 18/8/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu Şirket, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Şirketin 24/9/2007 tarihinde tasfiye işlemlerine başlanmış, 26/12/2008 tarihi itibarıyla tasfiye kapanışı gerçekleşmiştir. Şirketin tasfiye işlemlerinin tamamlandığı ve kaydının ticaret sicilinden silindiği, 31/12/2008 tarihli ve 7218 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edilmiştir. Başvurucu Şirketin müşterisi olan bir şirket tarafından Şirketin ihyası istemiyle Ankara Asliye Ticaret Mahkemesinde (Ticaret Mahkemesi) dava açılmıştır. Ticaret Mahkemesi 28/12/2010 tarihli kararı ile süre ve sebep (konu) bakımından bir sınırlama yapmaksızın başvurucu Şirketin tasfiye hâlinde ihyasına karar vermiştir. Başvurucu Şirket adına 2006 ve 2008 yıllarının çeşitli dönemlerine ait vergi borçlarının tahsili amacıyla 8/7/2011 tarihli ödeme emirleri düzenlenmiştir. Başvurucu Şirket, anılan ödeme emirlerinin iptali istemiyle Ankara Vergi Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme 20/11/2014 tarihinde davanın ehliyet yönünden reddine karar vermiştir.Kararın ilgili kısmı şöyledir: " Kişilerin davada taraf olabilmeleri için öncelikle hak ehliyetine sahip olmaları gerekmektedir. Şirketler için ise hak ehliyeti, tüzel kişiliklerine bağlıdır. Yani, şirketlerin hak ehliyetine sahip olabilmeleri için öncelikle tüzel kişiliğe sahip olmaları gerekmektedir.Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre, şirketlerin tüzel kişilikleri, ticaret sicilinden silinmeleriyle sona erer. Olayda adına ödeme emri düzenlenen şirketin tüzel kişiliği de ticaret sicilinden silindiği tarihte sona ermiş bulunmaktadır. Bu tarihten sonra, adı geçen şirketin haklara sahip olması, borçlu kılınması ve temsili hukuken olanaklı değildir. Bunun sonucu olarak, tüzel kişiliğin sona ermesinden önceki dönemlerle ilgili olsa dahi, olmayan şirket adına tarh ve ceza kesmeve ödeme emri düzenlenme işlemleri tesis edilemez; tesis edilen işlemler de herhangi bir hukuki sonuç doğurmaz. Hukuki sonuç doğurmayan; başka deyişle, hukuk düzeninde varlık kazanmayan işlemlerin ise, herhangi bir kişinin menfaatini ihlal etmesi söz konusu olamaz.Bu durumda, tasfiyesi tamamlanıp ticaret sicilinden silinmek suretiyle hukuk alemindeki varlığı sona eren (münfesih) şirketin, taraf olma ve dava açma ehliyeti bulunmadığı açık olduğundan davanın ehliyet yönünden reddi gerekmektedir." Başvurucu Şirket, Ticaret Mahkemesi kararı ile Şirketin ihya edildiğini, bu hususun gözönünde bulundurularak uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerektiğini belirterek kararı temyiz etmiştir. Danıştay Dördüncü Dairesi (Daire) 16/11/2015 tarihli kararıyla mahkeme kararının onanmasına karar vermiştir. Başvurucu Şirket karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Başvurucu Şirket, temyiz aşamasında ileri sürdüğü iddiaların yanı sıra vergi borçları dolayısıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan başka bir davada verilen davanın ehliyet yönünden reddine dair karara yapılan itiraz üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi Kurulunca verilen 12/10/2015 tarihli itirazın kabulüne dair karardan bahsetmiştir. Anılan kararda, şirketin ihyasına karar verilmesi nedeniyle şirketin tüzel kişiliğinin bulunduğu gerekçesi vurgulanmıştır. Daire, 13/6/2016 tarihli kararıyla karar düzeltme isteminin oyçokluğuyla reddine karar vermiştir. Kararın karşıoy gerekçesi şöyledir: "Bilindiği üzere, ticari ortaklıklar ticaret siciline tescille tüzel kişilik kazanırlar, sicilden kaydı silinince kişiliklerini kaybederler ve bundan sonrada ticari faaliyet yürütemezler. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun Geçici 7/maddesinin son cümlesinde, Ticaret sicilinden kaydı silinen şirketin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunan diğer kişi ve kuruluşların haklı sebeplere dayanarak sicilden silinme tarihinden itibaren 5 yıl içinde mahkemeye başvurarak şirketin ihyasını isteyebilecekleri, hükme bağlanarak;terkin edildiği halde alacağı veya menfaati olanlaraihya seçeneği sunularak olası mağduriyetler engellenmek istenmiştir. 6102 sayılı TTK’da düzenlenmezden evvel ise, belli koşulların varlığı halinde kaydı silinmiş şirketin ihyası hususu, hukuk uygulamamızda Yargıtay içtihatları ile doktrince kabul görmüş ve böylelikle diriltilen şirketin yeniden ticaret siciline kaydı yapılmakla, hukuksal anlamda tüzel kişiliğin yeniden vücut bulacağınitelendirilmesi yapılmıştır.Bu süreç içerisinde ise ek tasfiye işlemleri yanında diğer hukuksal işlemler son tasfiye memuru tarafından yürütülmekte ve ticaret siciline yeniden kaydın, vergi dairesine de bildirilmesi sonucu ihya sebebine göre yeniden mükellefiyet tesisi söz konusu olabilmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun maddesinde ise, davada husumet dava şartlarından sayılmıştır. Buna göre, dava açılmazdan önce veya davanın devamı sırasında tasfiyesi sona eren sermaye şirketlerinin aktif husumet ehliyeti kalmayacaktır. Ancak aynı sermaye şirketlerinin, ek tasfiye(veya alacaklıların alacağını takip amaçlı) amacıyla sınırlı olarakihyasının sağlandığı durumlarda tekrar husumet konumunagelebilecek ve aktif dava ehliyeti kazanacaktır. Olayda, 24/09/2007tarihinde tasfiye giren ve 26/12/2008 tarihi itibariyle tasfiyesi kapanan şirketin Ankara Asliye Ticaret Mahkemesinin 28/12/2010 tarih ve E:2010/373, K:2010/735 sayılı kararıyla ''şirketin tasfiye halinde ihyasına'' karar verildiği, dava konusu vergi/ceza ihbarnamelerinin düzenlenerek davacı şirkete tebliğ edildiği tarih itibariyle de ihya nedenininsona ermesiyle şirket kaydının tekrar silinmesi söz konusu olmadığı gibi iddia dahi edilmediği anlaşılmakla, dava açıldığı tarihte davalı idare açısından ''husumet'' konumuna alınma imkanı bulunan davacı şirket adına davayı açan tasfiye memurunun ehliyetli olduğu dolayısıyla, davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken ehliyet yönünden reddi yolundaki temyize konu Mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyoruz." Nihai karar 1/8/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 18/8/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili Kanunlar 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:" İdari dava türleri şunlardır:a) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları " 2577 sayılı Kanunu'nun "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Dilekçeler, ...c) Ehliyet,...yönlerinden sırasıyla incelenir." 2577 sayılı Kanun'un "İlk inceleme üzerine verilecek kararlar" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin;...b) 3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı hallerde davanın reddine,...Karar verilir." 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun geçici maddesinin onbeşinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"...Ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir." Danıştay İçtihadı Danıştay Dördüncü Dairesinin 1/11/2017 tarihli ve E.2016/1728, K.2017/724 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:" Davacı adına, kanuni temsilcisi olduğu Şirketin tasfiyesi sonuçlanmadan evvel, şirket tarafından 2001 ve 2002 yıllarından kaynaklanan KDV iade alacaklarının mahsuben iadesi talebinin reddi işleminin iptali ile ihtirazi kayıtla ödenen verginin iadesi istemli açılan davada,İstanbul Vergi Mahkemesi'nin 2011 gün ve E:2008/346, K:2011/3457 sayılı dava kabul kararı verildiği, bunun üzerine davacı tarafından, iadeye karar verilen tutarların şirketin tasfiyesinin kapanmış olması nedeniyle ortaklara hissesi oranında dağıtılması istemiyle davalı idareye başvuruda bulunulduğu, bu başvurunun davalı idarece 2012 gün ve 4454 sayılı işlemle reddedilmesi üzerine, ret işleminin iptali istemiyle açılan davayı kabul eden Vergi Mahkemesi kararı taraflarca temyiz edilmiştir....6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun geçici 7/maddesinin son cümlesinde, Ticaret sicilinden kaydı silinen şirketin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunan diğer kişi ve kuruluşların haklı sebeplere dayanarak sicilden silinme tarihinden itibaren 5 yıl içinde mahkemeye başvurarak şirketin ihyasını isteyebilecekleri, hükme bağlanarak; terkin edildiği halde alacağı veya menfaati olanlara ihya seçeneği sunularak olası mağduriyetler engellenmek istenmiştir. 6102 sayılı TTK’da düzenlenmezden evvel ise, belli koşulların varlığı halinde kaydı silinmiş şirketin ihyası hususu, hukuk uygulamamızda Yargıtay içtihatları ile doktrince kabul görmüş ve böylelikle diriltilen şirketin yeniden ticaret siciline kaydı yapılmakla, hukuksal anlamda tüzel kişiliğin yeniden vücut bulacağınitelendirilmesi yapılmıştır.Bu süreç içerisinde ise ek tasfiye işlemleri yanında diğer hukuksal işlemler son tasfiye memuru tarafından yürütülmekte ve ticaret siciline yeniden kaydın, vergi dairesine de bildirilmesi sonucu ihya sebebine göre yeniden mükellefiyet tesisi söz konusu olabilmektedir. Dava dosyasının incelenmesinden, davacının ortağı ve kanuni temsilcisi olduğu ... Şti.'nin 2001 ve 2002 yılı KDV mahsup talebinin idare tarafından reddedilmesi üzerine, davacı şirket tarafından dava açıldığı ve ihtirazi kayıt ile söz konusu vergilerin ödendiği, açılan davanın İstanbul Vergi Mahkemesi'nin 2011 gün veE:2008/346, K:2011/3457 sayılı kararı ile kabul edilmesi üzerine, davacı tarafından şirketin 2010 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilerek tasfiyesinin tamamlanmış olduğu belirtilerek, hisseleri oranında ihtirazi kayıtla ödenen vergilerin iadesinin istenildiği, davalı idare tarafından bu başvurunun 2012 gün ve 4454 sayılı işlemi ile ret edilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı ve Mahkeme tarafından şirketin tasfiyesi tamamlandığından ilgili dönem şirket ortaklarına hisseleri oranında iade işlemlerinin gerçekleştirilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri gereğince tasfiyesi tamamlanan şirketin ticaret sicilinden terkin edildikten sonra şirkete ait hak veya borçların ortaya çıkması halinde bu hakkın öncelikle şirket uhdesine alınması ve sonrasında varsa vergisel bir yönü giderildikten sonra ortaklar arasında dağıtılması ancak tasfiye olunan şirketin merkezinin bulunduğu yer Asliye Ticaret Mahkemesinden ihyasının istenmesi ile şirketin canlandırılması, mümkün bulunmaktadır.Bu anlamda, ortak olan davacı tarafından değil, şirketin ihyası sağlandıktan sonra şirket yetkilisinin veya ortaklar kurulunun vergi dairesine başvurarak, şirkete ait alacağı şirket adına talep etmesi mümkün iken, esasen şirket tüzel kişiliğine ait alacağın hissesi oranında tarafına ödenmesini talep etmesinin hukuki dayanağı bulunmamaktadır." Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/10/2015 tarihli ve E.2015/3921, K.2015/3665 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Danıştay Onuncu Dairesince yapılan araştırma üzerine, Ağrı Ticaret Sicili Müdürlüğünce, davacı şirketin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Geçici maddesi uyarınca 03/04/2015 tarihindeticaret sicilinden resen silindiği hususunun bildirildiği, Danıştay Onuncu Dairesince tebligatın Yönetim Kurulu Üyesi [...]'nın kayıtlı adresine tebliğ edildikten sonra dosyanın Kurulumuza gönderildiği anlaşılmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Geçici maddesinin fıkrasında, " 1/7/2015 tarihine kadar aşağıdaki hâlleri tespit edilen ya da bildirilen anonim ve limited şirketler ile kooperatiflerin tasfiyeleri ve ticaret sicilinden kayıtlarının silinmesi, ilgili kanunlardaki tasfiye usulüne uyulmaksızın bu madde uyarınca yapılır." denilerek, devamında bu madde uyarınca tasfiye ve ticaret sicilinden kayıtların silinmesi konusunda ayrıntılı hükümlere yer verilmiş; fıkrasında ise "Bu maddede düzenlenmeyen hususlarda ilgili kanun ve esas sözleşmelerde öngörülen usullere göre hareket edilir. Bu madde gereğince tasfiye edilmeksizin unvanı silinen şirket veya kooperatiflerin ortaya çıkabilecek malvarlığı, unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal eder. Hazine bu şirket ve kooperatiflerin borçlarından sorumlu tutulmaz. Tasfiye memurlarının sorumlulukları konusunda, özel kanunlardaki sorumluluğa ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla bu Kanun veya Kooperatifler Kanunu hükümleri uygulanır. Ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir." düzenlemesi yer almıştır. Anılan madde uyarınca, 08/04/2015 günlü, 8796 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi'nde, 03/04/2015 tarihinden geçerli olarak ticaret sicilinden resen silindiği ilan edilen davacı şirketin, maddenin fıkrası uyarınca ihya edilip edilmediği hususu, 2577 sayılı Kanun'un maddesinin uygulanması bakımından önem taşımaktadır. Bu durumda, Dairece davacı şirketin ihya edilip edilmediği, diğer bir deyişle taraf sıfatını halen koruyup korumadığı hususu araştırılarak ve yukarıda metnine yer verilen 2577 sayılı Yasa' nın maddesi hükmü gözetilerek yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir." Yargıtay İçtihadı Yargıtay Dairesinin 12/6/2017 tarihli ve E.2017/3770, K.2017/9184 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"Kural olarak dava hakkı, o hakkın sahibi olan kimseye aittir. Başvuru tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan HMK'nun maddesinde, dava açmaya ehil olan kişinin davasını bizzat yahut atayacağı vekil aracılığıyla ikame ve takip edeceği açıklanmıştır. Anılan hüküm uyarınca hak sahibi davayı bizzat açabileceği gibi vekil aracılığıyla da açabilir. 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu'nun maddesine göre de, dava açmak hakkının yalnız baroya kayıtlı avukata ait olduğu hususu düzenlenmiştir. Somut olayda; borçlu şirketin kaydının 2015 tarihinde Ticaret Sicilinden resen silindiği ve tescil ve ilan edildiği bildirilmiş olup, dava tarihi itibari ile borçlu şirketin Ticaret Sicili'nden terkini sağlandığından, terkinle beraber tüzelkişiliği sona erdiğinden, tüzelkişiliği sona eren şirketin, medeni haklardan yararlanma ve bu hakları kullanma ehliyeti de son bulacağından, münfesih tüzel kişiliğin gerek yargıda gerekse diğer resmi merciler önünde temsil edilebileceğinden bahsetmek olanaklı değildir. Borçlu şirketin dava açma ehliyeti ve dava açma konusunda vekalet ehliyeti yoktur, bu sebeple icra mahkemesinde şikayette bulunma, borca itiraz etme yetkisi bulunmamaktadır.HMK'nun maddesinde dava şartları düzenlenmiş olup, maddenin fıkrasının ( e ) bendinde; “dava takip yetkisine sahip olunması”na yer verilmiştir. Aynı Kanunun 115/1 ve maddesinde de; “Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder” düzenlemesine yer verilmiştir.HMK'nın 115/ maddesinde ise; dava şartı noksanlığı, mahkemece davanın esasına girilmesinden evvel fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ancak hüküm anında noksanlık giderilmiş ise, başlangıçtaki dava şartı noksanlığı nedeni ile davanın usulden reddedilemeyeceği belirtilmektedir.Yukarıda belirtilen hususlar icra mahkemesinde dava açma ehliyeti ile ilgili olup, icra takibi başlatma yönünden ise: takip tarihi itibari ile de borçlu şirketin terkini sağlanmış olduğundan, tüzelkişiliği sona ermiş olup, 6102 Sayılı TTK'nun geçici maddesi uyarınca sicilden terkin edilen şirketin aynı maddenin bendine göre ihyası mümkündür; bu bentte, “... Ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir...” düzenlemesine yer verilmiştir.6102 Sayılı TTK'nun maddesinde de; Tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklıların, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketin yeniden tescilini isteyebilecekleri belirtilmiştir. Dolayısıyla, tasfiyesi tamamlanıp ticaret sicilinden silinmek suretiyle hukuk alemindeki varlığı sona eren ( münfesih ) şirketin takibin tarafı olmak ehliyeti de bulunmamaktadır. Ticaret sicilinden terkin edilmiş şirket hakkında takip işlemlerine başlanması ve yürütülmesi tasfiye memuru ile ticaret sicile yöneltilecek dava sonucunda tüzel kişiliğin yeniden ihyası ile mümkündür.Somut olayda, borçlu şirketin dava takip yetkisi olmadığı alacaklı tarafça ileri sürülmüş, yargılama boyunca mahkemece fark edilmemiştir. Bu durumda, mahkemece HMK'nın maddesi uyarınca dava şartı noksanlığı sebebiyle istemin usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasının incelenerek kabulüne karar verilmesi isabetsizdir." B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı İlgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı için bkz. Ali Diren, B. No: 2015/13108, 18/4/2018, §§ 26-