Satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def’i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz. Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili firmanın davalıdan sipariş ettiği kurdelelerin sırasıyla .... Ltd. Şti.'ye oradan ... Tic. Ltd. Şti.'ye oradan da ...'e gittiğini, ...tarafından yapılan üretimde kurdelelerin, üretilen ürünlere renk verdiğini, bu nedenle malı bozduğunun ortaya çıktığını, buna ilişkin faturaların dosyada olduğunu, Bakırköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/65 D.İş esas 2014/64 karar numaralı dosyasında bilirkişi incelemesi sonucunda alınan raporda davalı firmadan alınan kurdelelerin renk verdiğinin tespit edildiğini, ayıp ortaya çıktığında müvekkili tarafından bu hususun karşı tarafa bildirildiğini, üretilen kurdelelerin haiz olması gereken özelliklere sahip olmayan sözleşmeye aykırı olan ürünler olduğunu öne sürerek fazlaya ilişkin talepleri saklı kalmak kaydı ile şimdilik 15.000 TL zararın tazminini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yana yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tazminat isteminin zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak (10) yılın geçmesiyle zamanaşımına uğradığını, ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanacağını, davacının Bakırköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/65 D.İş sayılı dosyasında almış olduğu raporun tarihinin 18/06/2014 olduğunu, davacının 2014 yılında ayıp iddiasında bulunduğu ürünlerle ilgili iş bu dava açılıncaya kadar davalı şirkete bir ayıp ihbarında bulunmadığını öne sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.