Başvuru, boşanma davasında tanık beyanlarının hatalı değerlendirilmesi sonucunda adil olmayan karar verilmesi ve yeminli dinlenmesi gereken tanığın yeminsiz dinlenmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, boşanma davasında tanık beyanlarının hatalı değerlendirilmesi sonucunda adil olmayan karar verilmesi ve yeminli dinlenmesi gereken tanığın yeminsiz dinlenmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 24/2/2014 tarihinde Küçükçekmece Aile Mahkemesi (Mahkeme) vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 27/11/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu aleyhine 17/5/2007 tarihinde eşi tarafından boşanma davası açılmıştır. Dava kapsamında taraflarca bildirilen tanıkların beyanları alınmış, davacının tanık olarak gösterdiği eniştesi ve annesi 17/9/2007 tarihli duruşmada yeminsiz olarak dinlenmiştir. Mahkemece 20/7/2009 tarihli ve E.2007/517, K.2009/857 sayılı karar ile davanın reddine karar verilmiştir. Gerekçeli kararda, davacının yakın akrabaları olmaları nedeniyle davacı tanıklarının beyanlarına itibar edilmediği, davalının (başvurucu) dinlettiği tanıkların anlatımlarına göre davacının ağır kusurlu olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle sübut bulmayan davanın reddine karar verildiği belirtilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:“Somut olay irdelendiğinde: tarafların iddia ve savunmaları, tanıklarının anlatımları, Adli Tıp Kurumu 4 İhtisas Kurulunun raporu olmak üzere tüm dosya kapsamı itibariyle davacı tanıklarının davalıya yakınlığı, yasal zorunluluk sonucu yeminsiz dinlenmesi nedeniyle özellikle de tarafsızlıkları konusunda mahkememizce tambir vicdani kanaat hasıl olmadığından tarafsızlıklarından kuşku duyulduğundan, davacı tanıklarına üstünlük tanınmamış, davalı eşin davacı eşinin şiddetine maruz kaldığı yeminli olarak dinlenen davalı tanıklarının anlatımlarından anlaşıldığından adli tıp raporuna göre de davalının müşterek hayatı çekilmez kılacak bir rahatsızlığının bulunmadığı yönünde görüş bildirdiğinden sonuç olarak davacı eşin ağır kusurlu kabulü gerektiği sonucuna varılmış, sayılı nedenlerle subut bulmayan davanın reddi yönünde karar [verilmiştir].” Davacının temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 25/1/2011 tarihli ve E.2009/21793, K.2011/999 sayılı ilamı ile bozulmuştur. Yargıtay ilamının ilgili kısmı şöyledir: “Aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır(HUMK.md.254). Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz. Dosyada tanıkların olmamışı olmuş gibi ifade ettiklerini kabule yeterli delil ve olgu da yoktur. O halde davalı kadının eşine "sen kısırsın" diye hakaret etmesine, eşinin çocuğu olmadığı için eşinin annesine "bunu ne ile besledin" diye aşağılamasına ilişkin ve olaylara çok yakın tanık sözlerine değer verilerek isteğin kabulü gerekirken bu yön gözönünde tutulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.SONUÇ:Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen sebepleBOZULMASINA ...karar verildi.” Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 8/6/2011 tarihli ve E.2011/7869, K.2011/10081 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Karar düzeltme ilamının ilgili kısmı şöyledir:“Temyiz ilamında bildirilen gerektirici sebeplere, özellikle bozma ilamında yer verilen kadının kusurlu davranışları yanında mahkemece de kabul edildiği gibi eşine şiddet uygulayan davacı kocanın ağır kusurlu bulunmasına ve Türk Medeni Kanununun 166/ madde koşullarının oluştuğunun anlaşılmasına göre, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin reddine ... karar verildi.” Bozma ilamı sonrası Mahkeme 3/2/2012 tarihli ve E.2011/400, K.2012/113 sayılı kararı ile davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına, evlilik birliğinin sarsılmasında az kusurlu olduğu tespit edilen başvurucunun nafaka ve tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar vermiştir. Anılan kararın gerekçesi şöyledir:“Tüm dosya kapsamından davacının eşine şiddet uyguladığı, kötü davrandığı, ortak alınması gereken önemli kararlarda eşinin görüşüne değer vermediği (kız kardeşininçocuklarından birini eşi istemediği halde evlat edinme kararı almak gibi) anlaşılmaktadır. Bununla birlikte davacı tanıklarının beyanı ilede davalının eşine "kısır" diyerek hakaret ettiği, aşağıladığı tesbit edildiğine göre daha az olsa da davalı da kusurludur. Bu durumda evlilikte sosyal fayda kalmadığı, ortak hayatın çekilmez olduğu anlaşıldığından boşanmaya karar vermek gerekmiş, davalı az kusurlu olduğundan çalışsa da devamlı güvencesi olmadığı anlaşıldığından yoksulluk nafakasına hükmedilmiştir. Davalının boşanma sonucunda evlilikten beklenen menfaatleri zedeleneceğinden yanların ekonomik halleri gözetilerek maddi tazminat isteği kısmen kabul edilmiş, eşinin şiddetine maruz kaldığı açık olduğundan [davalının] kişilik haklarının zedelendiğinin kabulüyle manevi giderim isteği de karşılanmıştır.” Davacı ve başvurucu tarafından temyiz edilen bu karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 11/6/2013 tarihli ve E.2012/14839, K.2013/16199 sayılı ilamı ile onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin 23/12/2013 tarihli ve E.2013/24945, K.2013/30364 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Nihai karar başvurucuya 4/2/2014 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 24/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 22/11/2011 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun maddesinin ilgili kısmışöyledir:“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.…” 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Aşağıdaki kimseler şahadetten imtina edebilirler:1 - İki taraftan birinin nişanlısı,2 - Aralarında evlilik rabıtası mürtefi olsa bile iki taraftan birinin karı veya kocası,3 - İki taraftan birinin neseben veya sebeben usul ve füruu yahut üçüncü dereceye kadar neseben veya kendisiyle sıhriyet hasıl olan evlilik rabıtası mürtefı olsa bile ikinci dereceye kadar sebeben civar hısımları ve aralarında evlatlık rabıtası bulunanlar,4 - Memuriyet ve sanat ve meslekleri itibariyle bir kimsenin sırrını bilenler, şu kadar ki o kimse muvafakat ederse şahadetten imtina edemezler.” 1086 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:“Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir:1 - İstima esnasında on beş yaşını ikmal etmiyenler,2 - Kuvayı akliye ve fehmiyelerinin tekemmül edememesinden veya hali zaafta bulunmasından dolayı yeminin mahiyet ve manasını kafi derecede takdir edemiyenler.3 - Müddeti cezaiyeleri içinde hidematı ammeden memnu bulunanlar,4 - 245 inci maddenin 1,3 numaraları ve 246 ncı maddenin 1,2 numaraları mucibince şahadetten imtina hakları olup da işbu haklarını istimal etmiyenler,5 - Bir tarafın davayı kazanmasında hukuki menfaati olan kimseler,6 - Şahadet zamanında iki taraftan birinin evinde veya ticarethanesinde infak ve iaşe veya istihdam olunanlar.”