Başvuru, aynı maddi olguya dayalı açılan başka davada verilen karar ile çelişir biçimde karar verilerek bu çerçevede davanın sonucunu etkileyecek nitelikteki iddiaların yargılamada karşılanmaması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, aynı maddi olguya dayalı açılan başka davada verilen karar ile çelişir biçimde karar verilerek bu çerçevede davanın sonucunu etkileyecek nitelikteki iddiaların yargılamada karşılanmaması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 19/1/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, B. CS. bilgisayar yazılım ve donanım çözüm Ltd. Şti.nde (işveren) mühendis olarak 26/5/2005 tarihinde belirli süreli iş sözleşmesine istinaden çalışmaya başlamıştır. İş sözleşmesinin süresi 24 ay olarak öngörülmüştür. Sözleşmeye göre başvurucunun iş sözleşmesini kötü niyetli olarak süresinden önce feshetmesi hâlinde cezai şarta bağlı ödeme yapması gerekmektedir. Başvurucu; personel giriş kartları iptal edilerek işyerine girişinin engellendiğini, bu durumun düzeltilmesini, aksi hâlde iş akdinin işveren tarafından feshedilmiş sayılacağını 14/2/2007 tarihinde noter aracılığıyla gönderdiği ihtarname ile ihtar etmiştir.A. Başvurucunun Taraf Olduğu Yargılama Süreci İşveren tarafından başvurucu ve başvurucu ile aynı durumda olan N.A. ve G. isimli kişiler aleyhine Ankara ve İş Mahkemelerinde alacak davaları açılmıştır. İşveren dava dilekçelerinde, aynı maddi vakayı yineleyerek davalıların mühendis olarak çalıştıkları işyerinde bilgisayar yazılım ve donanım alanında güvenlikli çözümler üretildiğini, dava dışı A. isimli şirket ile çeşitli yazılım ürünleri geliştirilmesi amacıyla sözleşme imzalandığını belirtmiştir. Ayrıca davalıların iş sözleşmesi sona ermeden kötü niyetli olarak iş akdini feshettiklerini, bu nedenle sözleşme kapsamında cezai şarta bağlı ödeme yükümlülüklerinin doğduğunu, ayrıca avans ödemesinden dolayı davalıların zimmetlerinde kalan meblağları ödemeleri gerektiğini iddia etmiştir. Başvurucu ve aynı durumda olan diğer çalışanlar da personel giriş kartlarının ellerinden alınarak işyerine alınmadıklarını, iş sözleşmelerinin işverence haksız feshedildiğini ileri sürerek Ankara , ve İş Mahkemelerinde kıdem, ihbar tazminatları ileücret alacaklarının tahsili içinayrı ayrı alacak davası açmıştır. Davalar Ankara İş Mahkemesinin (Mahkeme) E.2007/358 sayılı dosyasında birleştirilmiştir. Mahkeme 23/12/2010 tarihli kararında davanın hukuki niteliğini tespit ederken her üç çalışanla ilgili maddi vakanın aynı olduğunu belirlemiş ve bu kapsamda yaptığı değerlendirme sonucunda başvurucu ve diğer çalışanların işyerine alınmadıklarına dair iddialarını ispat edemediklerini ve iş akitlerini haksız olarak feshettiklerini belirterek işverenin cezai şarta bağlı alacak talebinin kısmen kabulüne, başvurucu ve diğer çalışanlar N.A. ile G.nin ödenmeyen ücret alacağı dışındaki tüm taleplerinin reddine karar vermiştir. Temyiz incelemesinde Yargıtay Hukuk Dairesinin 30/5/2013 tarihli kararı ile dava ve karşı davaların birlikte görülmesinde hukuki yarar bulunmadığı, davaların tefrik edilerek hukuki durumun ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek hüküm bozulmuştur. Başvurucu yönünden dosya tefrik edilerek yeniden yapılan yargılamada Mahkeme 15/5/2014 tarihli kararında bozma öncesi kararındaki gerekçeyi yineleyerek işverenin cezai şarta bağlı alacak talebinin kabulüne, başvurucunun ödenmeyen ücret alacağı dışındaki tüm taleplerinin reddine karar vermiştir. Başvurucu 2/10/2014 tarihli temyiz dilekçesinde; iş akdinin işverenin iş akdini haksız feshettiğini, bu durumun bilirkişi raporu ile de doğrulandığını, Mahkemenin iş akdinin kendisi tarafından feshedildiğine ilişkin değerlendirmesinin hatalı olduğunu belirterek mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir. Ayrıca başvurucu; temyiz incelemesi yapan Yargıtay Hukuk Dairesine sunduğu 24/6/2015 tarihli ek temyiz dilekçesinde, tefrik edilen diğer dosyada da Mahkemenin aynı kararı verdiğini, Yargıtay Hukuk Dairesince süreye bağlı cezai şartın geçersiz olduğu ve işverenin iş akdini feshinin haksız olduğu belirtilmek suretiyle kıdem ve ihbar tazminatının reddi kararı ile cezai şartın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu ifade ederek Yargıtay Hukuk Dairesinin esaslı bozma yaptığına ilişkin kararının dikkate alınmasını talep etmiştir. Temyiz üzerine hüküm, Yargıtay Hukuk Dairesinin 11/4/2016 tarihli kararı ile onanmıştır. Nihai karar başvurucu vekiline 30/12/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu19/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Başvuru Konusu Dava ile Benzer Diğer Davaların Süreci Başvurucu ile aynı durumda olan G. ve N.A. davası yönünden Mahkeme 15/5/2014 tarihli kararlarında başvuru konusu davada verilen karar gerekçesini tekrarlayarak hüküm kurmuştur. N.A. yönünden temyiz incelemesi yapan Yargıtay Hukuk Dairesi 11/4/2016 tarihli kararında hükmü onamıştır. G. yönünden ise temyiz incelemesi yapan Yargıtay Hukuk Dairesi 10/3/2015 tarihli kararında; devamsızlık tutanakları, geçici giriş kartlarının teslim alındığına ilişkin tutanaklar ve hizmet döküm cetvelinde yer alan kayıtlar incelendiğinde iş akdinin işveren tarafından haksız feshedildiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulü gerektiğini ifade etmiştir. Daire ayrıca hizmet akdinin belirsiz süreli olduğunu, süreye bağlı cezai şartın geçersiz olacağını, işverenin haksız feshi bulunduğundan cezai şartın kabulünün hatalı olduğunu ve hükmedilen miktarların net ya da bürüt olduğunun belirtilmemesinin de infazda tereddüde yol açacağını ifade ederek hükmü bozmuştur. Mahkeme bozmaya uyarak 15/6/2016 tarihli kararı ile işverenin cezai şarta bağlı alacak talebinin reddine, G.nin işçilik alacağı talebinin kısmen kabulüne karar vermiştir. Temyiz üzerine hüküm Yargıtay Hukuk Dairesinin 9/2/2017 tarihli ilamı ile onanmıştır. A. Ulusal Hukuk 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı mülga İş Kanunu'nun yürürlükte olan maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin: İşveren tarafından bu Kanunun 17 nci maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında, İşçi tarafından bu Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca, Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyle, Bağlı bulundukları kanunla kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla; 506 Sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları Nedeniyle, Feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır...." 1475 sayılı mülga Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Süresi belirli olsun veya olmasın, sürekli hizmet akitlerinde işçi, aşağıda yazılı hallerde, dilerse akti sürenin bitiminden önce veya bildirimin önelini beklemeksizin feshedebilir. ...II- Ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: ....d) İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya iş sözleşmesi şartları gereğince hasep edilmez veya ödenmezse, e) Ücretin parça başına veya iş tutarı üzerinden ödenmesi kararlaştırılıp da işveren tarafından işçiye, yapabileceği sayı ve tutardan az iş verildiği hallerde, aradaki ücret farkı zaman esasına göre ödenerek işçinin eksik aldığı ücret karşılanmazsa, yahut iş şartları esaslı bir tarzda değişir, başkalaşır veya uygulanmazsa; (sözleşmelere bu fıkradaki haller hakkında başka türlü kayıt konmamak şartı ile)..." 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun maddesi şöyledir:"1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesi hariç diğer maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır." 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Akdin icra edilmemesi veya natamam olarak icrası halinde tediye edilmek üzere cezai şart kabul edilmiş ise, hilafına mukavele olmadıkça, alacaklı ancak ya akdin icrasını veya cezanın tediyesini isteyebilir." 818 sayılı mülga Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Akitler, cezanın miktarını tayinde serbesttirler....(3) Hakim, fahiş gördüğü cezaları tenkis ile mükelleftir." 1/7/2012 tarihinde yürürlüğe giren 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: "Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir.''B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinin bir mahkeme önünde medeni hak ve yükümlülüğe ilişkin bir iddiada bulunma hakkını güvence altına aldığını, mahkemenin teşkilatı ve yargılamanın yürütülmesinin bu güvencenin kapsamında olduğunu (Golder/İngiltere, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36), davalarda adil yargılanma koşullarını yerine getirme yükümlülüğünün ulusal makamlara ait olduğunu ifade etmiştir (Dombo Beheer B.v/Hollanda, B. No: 14448/88, 27/10/1993, § 33). AİHM; Sözleşme'nin maddesi adil yargılanma hakkını güvence altına alırken delillerin kabul edilme yöntemi konusunda herhangi bir kural koyma yetkisinin AİHM'de olmadığını, ulusal kanunlar tarafından bu hususların belirleneceğini, Sözleşme'deki hak ve yükümlülükleri ihlal etmediği sürece mahkemeler tarafından yapılan hataların giderilmesi görevinin de AİHM'de olmadığını belirtmiştir (Schenk/İsviçre, B. No: 10862/84, 12/7/1988, §§ 45, 46). Bu açıdan AİHM yaklaşımına göre yargılama süreci bütün olarak gözönünde bulundurulacak, bu süreçte delillerin nasıl sunulduğu da dâhil olmak üzere tüm deliller yönünden hakkaniyetsiz bir değerlendirme yapılıp yapılmadığı dikkate alınacaktır (Schuler-Zgraggen/İsviçre, B. No: 14518/89, 24/6/1993, § 66). AİHM'e göre tarafların ileri sürdükleri delillerin kabul edilebilirliği hususunda yerel mahkemeler belirli bir takdir yetkisine sahip olmakla birlikte mahkemelerin kararlarında yeterli bir gerekçe göstermeleri gerekir (Suominen/Finlandiya, B. No: 37801/97, 01/7/2003, § 36). Kararlarda gerekçe belirtilme zorunluluğu, mahkemelerin tarafları adil bir şekilde dinleme yükümlülüğüyle de doğrudan ilgilidir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, § 85). Yargılama sırasında sunulan bir kısım delilin mahkemece dikkate alınmaması şikâyeti ile ilgili olarak AİHM; mahkemenin başvurucunun bu yöndeki talebini gerekçesiz reddettiğini, kararda gerekçe olmamasının karara karşı etkili bir şekilde itiraz etme fırsatını da ortadan kaldırdığını belirterek başvuruda Sözleşme'nin maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Suominen/Finlandiya, § 38).