Başvuru, bir altın madeni işletilmesine izin verilmesi sürecinde çevresel etki değerlendirmesi ÇED) raporunun uygun bulunması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, bir altın madeni işletilmesine izin verilmesi sürecinde çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) raporunun uygun bulunması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 28/2/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuşlardır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvuruculardan Ulubey doğumlu Mustafa Sakaryalı, çiftçi olup Uşak'ın Ulubey ilçesine bağlı İnay köyünde ikamet etmektedir. Diğer başvurucular ise İzmir'in Konak, Karşıyaka ve Bornova ilçelerinde ikamet etmektedirler.A. ÇED Raporunun Uygun Bulunması İşleminin İptali İstemiyle Açılan Dava T. Metal Madencilik San. ve Tic. A.Ş. (Şirket) tarafından Uşak'ın Ulubey ilçesi Gümüşkol köyü Kışladağ mevkiinde belirlenen alanda altın madeni arama ve işletilmesi için hazırlanan ÇED raporu Çevre ve Orman Bakanlığınca 27/6/2003 tarihinde uygun bulunmuştur. Başvurucular, bu idari işleme karşı Manisa İdare Mahkemesinde iptal davası açmışlardır. Mahkemece, mahallinde jeoloji ve maden mühendisi uzman bilirkişilerden oluşturulan bir Teknik Bilirkişi Kurulu eşliğinde keşif yapılmıştır. 10/10/2005 tarihli ilk bilirkişi raporunda; işletme sonrasında sahada bir asit kaya drenajı sorununun çözülmediği, bir göl oluşacağı ve bu gölün yer altı suyuna yapacağı etkinin boyutu konusunda bir öngörüde bulunulmamakla birlikte ciddi bir risk oluşturacağı belirtilmiştir. Mahkemenin talebi üzerine bu defa oyçokluğuyla düzenlenen ek bilirkişi raporunda ise ilk raporda kesin ifadelerle belirtilen açık göl oluşumu hakkında bu kez aksi bir yorumla; belirtilen derinlikte bir göl oluşumunun mümkün olmadığı, burada ancak birkaç metrelik su birikiminin olabileceği ifade edilmiştir. Ek bilirkişi raporunda; ocakta oluşabilecek çevreye zararlı etkilerin alınacak tedbirlerle giderilebileceği, ÇED raporunda Şirketin her türlü önlemi alacağının belirtildiği ve gerekli taahhütlerde bulunduğu, ÇED raporunun yeterli olduğu görüşleri bildirilmiştir. Mahkeme, ek bilirkişi raporunu hükme esas alarak 9/10/2006 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, davaya konu ÇED raporunun madenin işletilmesine özgü bütün riskler gözönünde bulundurularak hazırlandığı belirtilmiştir. Mahkemeye göre işletme sürecine ilişkin koruma önlemleri ile acil durum önlemleri yeterli ölçüde olup bu durum rapor sonrası oluşturulan İzleme ve Denetleme Komisyonunca yapılan analizlerle de ortaya konmuştur. Mahkeme ayrıca, madenin kapatma sonrası durumunun yeterli önlemler içeren bir planla belirlendiğini vurgulamıştır. Mahkeme, bu sebeplerle dava konusu işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır. Başvurucular, kararı temyiz etmişler ve ayrıca kararın yürütmesinin durdurulmasını da talep etmişlerdir. Danıştay Altıncı Dairesi 9/7/2007 tarihinde yürütmenin durdurulması talebini kabul etmiştir. Temyiz edilen hüküm, Danıştay Altıncı Dairesinin 6/2/2008 tarihli ilamıyla bozulmuştur. Daireye göre, düzenlenen bilirkişi raporu gerek biçim olarak gerek esas olarak gerekli ilkeleri taşımadığı gibi ÇED raporu hakkında olumlu veya olumsuz kanaate ulaşılmasını sağlayacak nitelikte yeterli teknik bilgi ve değerlendirmeleri de ortaya koyamamıştır. Mahkeme, uzman bilirkişiler ile birlikte yeniden keşif yapmış ve Bilirkişi Kurulu 28/12/2009 tarihli raporu hazırlamıştır. Raporda şu hususlar tespit edilmiştir: i. Bölgede bulunan altın cevheri açısından raporda öngörülen işletme türünün açık ocak işletmeciliği olduğu ve proje kapsamında on yedi yıl içinde ocaktan 132 milyon ton altın cevheri çıkarılacağı belirtilmiştir. ii. Çevresel ve ekonomik sebeplerle ÇED raporunda öngörülen yığın liçi yönteminin daha iyi bir alternatif olduğu sonucuna varıldığı belirtilmiştir. Buna göre uluslararası standart yaklaşım kapsamında altın madenciliği faaliyetlerinde bulunması zorunlu olan unsurlar, dava konusu altın madeni projesinde planlanan ÇED raporunda ve ekinde sunulan dokümanlarda mevcuttur.iii. Proje inşaat ve işletme faaliyetlerinden kaynaklanan toz emisyonlarının izlendiği ve bugüne kadarki verilerde 17/7/2008 tarihli ve 26939 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’inde (Yönetmelik) belirlenen sınır değerlerinin altında ölçüm yapıldığı bildirilmiştir. iv. Açık ocak madenciliğinden kaynaklı gaz ve toz emisyonları için ÇED raporunda öngörülen önlemlerin yeterli olduğu ve verilen taahhütlere uygun olarak gerçekleştirilen hava kalitesinin izlendiği, sonuçların standartlara uygun olduğu ve gürültü yönünden de gerekli tedbirlerin alındığı tespit edilmiştir. v. Kapatma sonrası ocak tabanında doğal bir gölün oluşacağı ancak ÇED raporundaki veriler ışığında taahhüt edilen çalışmaların gerçekleştirildiğinin görüldüğü belirtilmiştir. vi. Madenin işletme aşamasında oluşan toz içinde bulunan ağır metallerin ise maden çalışanları, çevre ve halk üzerinde bir sağlık problemi oluşturmasının mümkün olamayacağı bildirilmiştir. Mahkeme, altın madeni işletmeciliğinde siyanürün etkisi ile ilgili olarak kimya alanında uzman bir bilirkişiden ayrı bir rapor daha aldırmıştır. Bu ikinci bilirkişi raporunda şu hususlar tespit edilmiştir:i. Siyanürün madende kullanıldığı her aşamanın Uşak Valiliği bünyesinde oluşturulan İzleme ve Denetleme Komisyonu tarafından takip edildiği ve alınan numunelerin üniversite laboratuvarlarında tahlil edildiği, bugüne kadar herhangi bir olumsuz duruma rastlanmadığı vurgulanmıştır.ii. Altın madeni işletmesinde yığınlar ve havuzlar için alınan sızdırmazlık önlemlerinin ÇED raporunda tartışıldığı, bu kapsamda sızdırmazlık tasarımlarının ve modelleme çalışmalarının işletme açısından yeterli olduğu ifade edilmiştir. iii. Ayrıca yığın liçi alanının ve çözelti havuzlarının yüzeyinde oluşması beklenen siyanür konsantrasyonlarının -en kötü durum senaryosunda dahi- sınır değerlerin altında kaldığı, keşif esnasında da bu durumun aynen gözlemlendiği belirtilmiştir. iv. Sonuç olarak siyanürle ilgili riskler açısından işletmenin farkındalık seviyesi ve ÇED raporunda alınması taahhüt edilen önlemler gözönünde bulundurulduğunda yığınların işletme sonrasında çevresel açıdan minimum ve kabul edilebilir seviyelerin ötesinde bir risk yaratmayacağı kanaati bildirilmiştir. Mahkeme bu raporları hükme esas alarak 13/10/2010 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; altın madeni tesisi için düzenlenen ÇED olumlu raporunun maden için ayrılan sahada mevcut somut durumla örtüşen ve madenin işletme türünü, altın madeni çıkarma ve işleme/zenginleştirme sürecini ve bu konuda dünyada genel kabul gören standartları dikkate aldığı belirtilmiştir. Mahkemeye göre, davaya konu ÇED raporu bir tesisin kurulma ve işletme aşamalarında gözönünde bulundurulması zorunlu çevresel etki değerlendirme unsurlarını içermektedir. Mahkeme, raporun madenin işletilmesi sürecine özgü tüm riskler nazara alınarak hazırlandığını ve işletim sürecine ilişkin koruma önlemleri ile acil durum önlemlerinin yeterli ölçüde olduğunu kabul etmiştir. Temyiz edilen karar, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 4/11/2011 tarihli ilamıyla onanmıştır. Başvurucuların karar düzeltme istemleri aynı Dairenin 13/11/2013 tarihli ilamıyla reddedilmiştir. Nihai karar, başvuruculara 29/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular 28/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.B. Maden İşletmesine Deneme İzni Verilmesi İşleminin İptali İstemiyle Açılan Dava ÇED raporunun uygun bulunması işleminin iptaline ilişkin dava devam ederken Uşak Özel İdaresi tarafından Şirkete, belirlenen alanda altın madeni ve patlayıcı madde deposu işletilmesi için 6/4/2006 tarihinden itibaren bir yıl süreli deneme izni verilmiştir. Bunun üzerine Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğine bağlı çeşitli odalar ile başvurucuların da aralarında olduğu kişiler tarafından bu iznin iptali istemiyle Manisa İdare Mahkemesinde dava açılmıştır. Mahkeme 21/2/2007 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, birinci sınıf gayrisıhhi müessese niteliğinde olan ve ÇED olumlu raporu verilen işletmeye bir yıl süreli olarak deneme izni verilmesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Temyiz edilen karar, Danıştay Sekizinci Dairesinin 6/6/2008 tarihli ilamıyla bozulmuştur. Daire, ÇED raporunun uygun bulunmasına ilişkin açılan davada verilen bozma ilamına dikkat çekerek dava konusu işleme dayanak alınan hususların ortadan kalktığını vurgulamıştır. Bozma ilamına uymayan Mahkeme 28/5/2009 tarihli kararı ile davanın reddi yönündeki ilk kararında ısrar etmiştir. Bu karar temyiz edilmiş, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 10/10/2013 tarihinde ısrar hükmünün onanmasına karar vermiştir. Onama ilamında, ÇED raporunun uygun bulunması işleminin iptali için açılan davanın reddedildiği ve ret kararının Danıştayca onanarak kesinleştiği belirtilmiştir. A. Ulusal Hukuk 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun “Tanımlar” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:“ Bu Kanunda geçen terimlerden;Çevre: Canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamı,…Çevresel etki değerlendirmesi: Gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuzyöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları,…ifade eder.” 2872 sayılı Kanun'un “Çevresel etki değerlendirilmesi” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler.Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez.Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkinusûl ve esaslarBakanlıkça çıkarılacakyönetmeliklerle belirlenir.” Yönetmelik’in “Çevresel etki değerlendirmesi başvuru dosyası, çevresel etki değerlendirmesi raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlama yükümlülüğü” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), çevresel meselelere ilişkin başvuruları iki açıdan incelemektedir. Buna göre söz konusu müdahalelerin esas bakımından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesine uygunluğunun yanı sıra karar alma süreci de bir bütün olarak ayrıca değerlendirilmektedir. AİHM kararlarında; çevresel meselelerin usul boyutu bağlamında çevresel bilgi edinme hakkı, çevresel karar alma süreçlerine katılım hakkı ve çevresel konularda yargısal yollara başvurma hakkı şeklindeki usule ilişkin güvencelere vurgu yapıldığı anlaşılmaktadır (Hatton ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 36022/97, 8/7/2003, § 104; Taşkın ve diğerleri/Türkiye, B. No: 46117/99, 10/11/2004, §§115 vd.). Taşkın ve diğerleri/Türkiye kararında (Aynı kararda bkz. §§ 111-126) esas yönünden, çevre ile ilgili uyuşmazlıklarda devletlerin geniş bir takdir yetkilerinin bulunduğu belirtilmiştir. Usule ilişkin yükümlülükler yönünden yapılan değerlendirmede ise ÇED sürecine değinilmiş ve başvurucuların bu kapsamda gerekli bilgi ve belgelere ulaşabildikleri vurgulanmıştır. AİHM; buna karşın idari yargı kararlarına rağmen altın madeni ocağı faaliyetlerinin devam etmesine izin verilmesinin bu kararlarla belirlenmiş olan, başvurucuların usule ilişkin elde ettikleri güvenceleri ortadan kaldırdığını tespit etmiştir. AİHM bu gerekçeyle Sözleşme'nin maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Aynı yöndeki kararlar için bkz. Öçkan ve diğerleri/Türkiye, B. No: 46771/99, 28/3/2006, §§ 37-50; Lemke/Türkiye, B. No: 17381/02, 5/6/2007, §§ 30-46). Aydın ve diğerleri/Türkiye ((k.k.), 40806/07, 13/9/2007, §§ 18-29) kararında AİHM, bir baraj ve hidroelektrik santrali yapımı projesinin çevresel etkisine yönelik şikâyeti incelemiştir. AİHM, uyuşmazlık konusu baraj inşaatı ile hidroelektrik santralinin yapımına başlanmadığına dikkat çekmiştir. AİHM, Sözleşme’nin maddesinin olası bir hak ihlalinin önlenmesini güvence altına almadığını hatırlatmış ve başvurucuların da başvuru konusu projenin çevreye olumsuz etkilerine ilişkin inandırıcı kanıtlar ortaya koyamadıklarına karar vermiştir. AİHM ayrıca, başvurucuların ikamet ettikleri yere önem vermiş ve başvurucularınprojenin yapıldığı yerde ikamet etmediklerini tespit etmiştir. Bu sebeplerle AİHM, başvurucuların özel hayatlarına bir müdahalenin bulunmadığını kabul etmiştir.