4. Hukuk Dairesi 2024/4489 E. , 2024/7503 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/396 E., 2024/14 K. DAVA TARİHİ : 17.01.2014 HÜKÜM/KARAR : Ret Taraflar arasında itirazın iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, …
**4. Hukuk Dairesi 2024/4489 E. , 2024/7503 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/396 E., 2024/14 K. DAVA TARİHİ : 17.01.2014 HÜKÜM/KARAR : Ret Taraflar arasında itirazın iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Kahramanmaraş ili, Merkez ilçesi, Sarıgüzel köyü, Göğnüş mevkiinde yıllardan beri zilyetliğinde bulunan taşınmazı ve bu taşınmazın üzerinde kendisinin diktiği, tüm bakım ve masraflarının kendisi tarafından karşılandığı çeşitli türden ağaçlar bulunduğunu, müvekkiline ait ağaçların, bölgede davalı tarafında yapılan HES projesi kapsamından su gölet alanında kaldığını, müvekkilinin beyanına göre davalı şirketin aynı bölgede benzer mahiyetteki taşınmazlar üzerinde bulunan ağaçların bedellerini maliklerine ödediğini, müvekkilinin de davalı şirket yetkililerine başvurduğunda kendisine “dava konusu yerde bulunan ağaçlarının değerlerini mahkeme aracılığı ile "tespit ettirmesini, tespit edilecek değerler üzerinden kendisine ödeme yapacaklarını” söylediklerini, bunun üzerine müvekkilinin, ekte sunmuş oldukları 16.10.2010 tarihli tutanakta belirtilen kendisine ait ağaçların tespiti için Kahramanmaraş 1. Asliye Hukuk Mahkemesine başvurduğunu, Kahramanmaraş 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/178 D.İş sayılı dosyası ile müvekkile ait ağaçların bedelleri ve enkaz değerlerinin bilirkişi tarafından tespit edildiğinden bahsederek, Kahramanmaraş 3. İcra Müdürlüğü’nün 2013/2519 sayılı dosyasına davalının yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin devamına, davalının haksız ve kötü niyetli olarak takibe itiraz etmesi sebebiyle, davalının haksızlığı da nazara alınarak takibe konu tutarın %20'si tutarında tazminata karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacı tarafın yaptırmış olduğu tespite itiraz ettiklerini, taşınmazın zilyetliğine sahip olduğunu iddia etmekte olan davacının söz konusu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacının bedellerini talep ettiği ağaçların dikili olduğu arazinin büyük kısmının orman arazisi olduğunu, kalanının ise Ceyhan nehri olarak kadastro dışı bırakıldığını, davacı asılın ağaçların bakımı için hiçbir emek sarf etmediğini, Nehrin taşması sonucunda oluşan ağaç ve bitkiler üzerinden gelir elde edilmeye çalışıldığını, kaldı ki davalı şirket yararına kamulaştırma hak ve yetkisi tanınmadığını, davalı şirketin kamu tüzel kişisi olmadığını, Kandil Barajı ve Hes Projesi kapsamında kamulaştırma hak ve yetkisinin Bakanlar Kurulu kararıyla Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna tanındığını, dolayısıyla müvekkili olan şirketin iş bu davada husumet ehliyetinin bulunmadığını, davalı şirketin idare yerine geçerek satın alma yapamayacağını, bu nedenle tespit ile talep edilen bedellerin müvekkili şirket tarafından ödenmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddi ile lehine % 20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesinin 26.06.2014 tarihli ve 2014/31 Esas, 2014/335 Karar sayılı ilk kararı ile dava konusu yerde mülkiyet uyuşmazlığı bulunduğu, bu hususun açıklığa kavuşturulması için keşif yapılması gerektiği, davacı tarafa keşif gider avansını yatırması için süre verildiği ancak süresinde ve duruşmaya kadar yatırılmadığı, gider avansının dava şartlarından olduğu, dava şartı gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 27.04.2017 gün, 2017/216 Esas ve 2017/2288 Karar sayılı kararı ile 21.01.2014 tarihli tensip zaptı ile duruşma tutanakları incelendiğinde davacı vekiline keşif hususunda herhangi bir sürenin verilmediği, buna rağmen 26.06.2014 tarihinde verilen kararla davanın usulden reddine hükmedildiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 120, 324 ve 448. ınci maddeleri göz önünde bulundurulduğunda, keşif yapılmasına dair giderlerin HMK'da belirtilen gider avansı mahiyetinde olmayıp, delil avansı niteliğinde olduğu, bu nedenle davacıya öncelikle keşif avansını yatırması için kesin süre verilmesi, yatırılmaması halinde de HMK'nın 324 inci maddesi uygulanmak suretiyle sonuca gidilmesi gerektiği, mahkemece keşif giderlerinin yatırılması hususunda herhangi bir ara karar kurulmadan ve davacı tarafa bu hususta süre verilmeden salt bu nedenle dava şartı yokluğundan davanın reddedilmesinin doğru görülmediği gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. İkinci Bozma Kararı Bozmaya uyan Mahkemece verilen 12.11.2021 tarihli ve 2017/376 Esas, 2021/304 Karar sayılı kararla; bozmaya uyulduğu, mahallinde keşif yapılarak alınan bilirkişi kurul raporları ile alacak kalemleri hesaplandığı, dosya kapsamında bulunan tapu kaydına göre dava konusu taşınmaz hazine adına kayıtlı olup dava dışı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun dava konusu yerlere ilişkin kamulaştırmasız el attığı ve dava konusu taşınmazın baraj gölü altında kaldığı, yine dava konusu edilen taşınmazın Kahramanmaraş 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/178 D. İş sayılı dosyasında davacıya ait ağaçların ve enkaz bedellerinin tespit edildiği ve tespit edilen bu bedelin davalı şirkete yöneltilen icra takibine konu edildiği, davalı Enerjisa Enerji Üretim Anonim Şirketine karşı açılan bu davanın, davalının özel hukuk tüzel kişiliği olduğu ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na göre kamulaştırma yetkisine sahip bir kurum olmadığı, bu nedenle davalıya kamulaştırmasız el atmaya yönelik husumet yöneltilmeyeceği gerekçesiyle davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. 2.Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 02.11.2022 tarih, 2022/2184 Esas ve 2022/13609 Karar sayılı kararı ile davacının taleplerinin davalı Enerjisa A.Ş. tarafından baraj projesi kapsamında gerçekleştirilen fiiller neticesinde zilyedi olduğu taşınmaz üzerindeki ağaçlardan dolayı uğrandığı iddia edilen zararların tazminine ve dolayısıyla haksız fiil sorumluluğuna dayandığı, dava dışı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun dava konusu yerlere ilişkin kamulaştırmasız el atması ve dava konusu taşınmazın baraj gölü altında kalmasının ise davalı şirketin sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı, haksız eylem faili olarak davalı şirkete husumet düşeceği gerekçesiyle işin esasının incelenmesi gerektiği gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, mahallinde yapılan keşif sonucunda dosyaya sunulan 14.05.2018 tarihli fen bilirkişi raporunda davaya konu yerlerden ekli krokide A harfi ile gösterilen 3240 m2 yüzölçümüne sahip alanın Sarıgüzel Mahallesi 105 ada 363 parselde yer alan ve Maliye Hazinesi adına kayıtlı orman parseli sınırlarında kaldığı, ekli krokide B harfi ile gösterilen 1240 m2 yüzölçümüne sahip alanın ise Sarıgüzel Mahallesi 105 ada 360 parselde yer aldığı ve ihdasen nehir yatağı olarak Maliye Hazinesi adına tescil edildiği anlaşılmakla, davaya konu muhdesatın bulunduğu alanların orman parseli ve dere yatağı niteliğinde olması nedeniyle özel mülkiyete konu edilemeyecek ve zilyetlikle edinilemeyecek alanda kaldığı, bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhdesatlara da aynı nedenle hukuki değer verilemeyeceğigerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; yıllardan beri çekişmesiz ve aralıksız malik sıfatı ile müvekkilinin zilyetliğinde bulunan taşınmazın üzerinde kendisinin diktiği, tüm bakım ve masraflarının kendisi tarafından karşılandığı çeşitli türden ağaçların bulunduğunu, bu durumun yapılan tespit dosyasındaki bilirkişi raporları, yine yargılama aşamasında yapılan keşifle birlikte sunulan bilirkişi raporlarından da sabit olduğunu, ayrıca dava konusu taşınmazın bulunduğu yerin coğrafi yapısı dikkate alındığında çevredeki taşınmazlarla uyumlu olduğu ve davalı şirketin benzer durumda olan diğer köylülerin zilyetliğinde bulunan ağaçların bedellerini kendilerine ödediğini, mahkemenin bozmaya uyma kararı verdiği halde davanın reddine karar vermesinin kendi içerisinde çelişkili olduğunu, dava konusu ağaçlar kendiliğinden yetişebilen ağaçlar olmayıp, müvekkil tarafından dikilerek tüm bakımlarının yapıldığını usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 19 uncu maddesi uyarınca zemini Hazineye ait taşınmazın üzerinde bulunan muhtesat/kamulaştırma bedelinin tazminine yönelik icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi atfıyla uygulanmaya devam olunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427 vd maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesi. 3. Değerlendirme Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, mahkemece mahallinde yapılan keşif sonucunda dosyaya sunulan 14.05.2018 tarihli fen bilirkişi raporu ile davaya konu muhdesatın bulunduğu alanların orman parseli ve dere yatağı niteliğinde olduğunun belirlenmiş olmasına, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı peşin alınan harcın onama harcına mahsubuna,Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,11.09.2024 tarihinde üye ...'ün karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Uyuşmazlık, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazların baraj suları altında kalması nedeniyle bu taşınmazlar üzerine davacı tarafından dikilen ağaçların gerçek değerinin tazmininin mümkün olup olmadığına ilişkindir. Çoğunluk, davacı tarafından kullanılan ve üzerine meyve ve söğüt ağaçları dikilen taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu, özel mülkiyete konu edilemeyeceği ve zilyetlikle edinilemeyeceği için taşınmazlar üzerindeki muhdesata da hukuki değer verilemeyeceğinden davacının tazminat isteminin reddine dair ilk derece mahkemesi kararının onanması gerektiğine hükmetmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan (somut olayda orman ve akarsu yatağında bulunan) taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacakları konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilaf, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazlar üzerinde yetiştirilmiş ve uzun yıllar boyunca kullanılan ağaçların bedelinin istenilip istenilemeyeceğine ilişkindir. Dolayısıyla taşınmazın değil, muhdesatın sahipliğinin mülkiyet hakkı kapsamında istenip istenemeyeceğine ilişkindir. Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca herkes mülkiyet hakkına sahiptir. Yine tarafı olduğumuz ve Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca hukukumuzun bir parçası hâline getirdiğimiz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi uyarınca her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Bu itibarla mülk kavramına ve mülkiyet hakkının kapsam ve sınırlarına, anılan düzenlemeler ışığında ve bu düzenlemeleri yorumlamakla nihai görevli olan Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadıyla değerlendirmek gerekecektir. AYM ve AİHM, mülkiyetin kapsamını belirlerken iç hukuktaki mülkiyet kavramından daha geniş ve bağımsız bir biçimde konuyu ele almaktadır. Bu bağlamda; tapu kaydına, mülkiyeti belgeleyen diğer belgelere, yapının ruhsatsız olup olmamasına bakmaksızın, uzun yıllar kullanılan binaların da kullanıcılar bakımından önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiğini ve Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken bir yararın var olduğuna kabul etmektedir. Örneğin bir kararında AYM, kamu arazisi üzerine ruhsatsız bina yapan ve uzun yıllar kullanan kişi ile ilgili olarak Maliye Hazinesi tarafından bina yapılmasına veya kullanılmasına engel olunmadığı gibi binaya ilişkin emlak vergilerinin de tahsil edildiğini dikkate alarak bina üzerinde başvurucunun mülkiyet hakkının bulunduğunu kabul etmiştir (Ayşe Öztürk, B. No: 2013/6670, 10/6/2015, §85). Yine bir başka kararında AYM, çağdaş şehircilik ilkeleri çerçevesinde planlama ve imar uygulamaları bakımından kamu makamlarının geniş takdir yetkileri mevcut olmasına rağmen bu yetkilerini zamanında, makul ve tutarlı bir biçimde kullanmaları gerektiğini, kaçak olarak inşa edildiği anlaşılan yapının yıkımı için gerekli imkanlara sahip olan idarece uzun bir süre girişimde bulunulmadığı gibi belediyecilik hizmetleri sunulması suretiyle en azından yaklaşık yirmi iki yıl boyunca bu binada sosyal ortam ve aile çevresinin kurulmasına müsaade edilmesi dolayısıyla söz konusu binada yaşayan kişiler yönünden binanın kullanımının önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiğinin kuşkusuz olduğunu, kamu makamlarının belirsizliğe yol açan edilgen tutumu karşısında kişilerin bu durumun bir anda değişebileceğini öngörmesinin de beklenemeyeceğini kabul etmektedir (Keriman Tekin ve Diğerleri/Türkiye, Başvuru No: 22035/10, 2. Daire Kararı, 15.11.2016, par. 52). AYM’ye göre Anayasa'nın 35. maddesine göre mülkiyet hakkı ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin hakları arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 37). Somut olayda, 22/06/2018 havale tarihli bilirkişi raporunda davacının, dava konusu taşınmazlarda 5-40 yaşları arasında meyve, kavak ve söğüt ağaçları yetiştirdiği belirlenmiştir. Dolayısıyla davacının Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan ve dolayısıyla tapu kaydı bulunmayan taşınmazlarda ağaç dikip yetiştirmek suretiyle uzunca bir süre kullandığı ve idari makamlarca bu kullanıma müdahale edilmediği anlaşılmaktadır. Anılan ilkeler ışığında somut olayı irdelediğimizde, taşınmazın mülkiyetinin aidiyetinden bağımsız olarak üzerinde yapılan muhdesatın (yapı, ağaç vb.) bedelinin ödenmesi gerektiği kabulünden yola çıkarak muhdesat bakımından da mülkiyet hakkının kabulünde zorunluluk vardır. Nitekim atıf yapılan kararların tamamında taşınmaz mülkiyeti davacıya ait değildir. Bu itibarla Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan taşınmazlarda, izinsiz dikilen ve yetiştirilen ağaçların sökülmesi için gerekli imkânlara sahip bulunan idarece uzun bir süre (örneğin bağ bakımından 30-40 yıl, antep fıstığı ve incir bakımından 16-20 yıl) girişimde bulunulmadığı gözetildiğinde ağaçların kullanımının davacı yönünden önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği, bu yönden davacının mülkiyet hakkının bulunduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla; Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazlardaki muhdesat niteliğindeki ağaçlar bakımından davacının ekonomik kaybının el koyma tarihindeki muhdesatın gerçek değeri (gerçek zarar ilkesi gereğince) üzerinden telafi edilmesi gerekirken mülkiyet hakkını ihlal eder nitelikte davanın reddine karar verilmesi kanaatimce isabetli olmamıştır. Bu nedenle İlk Derece MAhkemesi kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın Çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.