Başvuru, Diyarbakır'da yapılan önleme araması sırasında güvenlik kuvvetlerinin güç kullanımı neticesinde bir ölümün meydana gelmesi ile ilgili olarak etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ve bu hak ile bağlantılı olarak eşitlik ilkesinin, bir yakının öldürülmesinden duyulan üzüntü nedeniyle de özel hayata saygı hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkindir.
Başvuru, Diyarbakır'da yapılan önleme araması sırasında güvenlik kuvvetlerinin güç kullanımı neticesinde bir ölümün meydana gelmesi ile ilgili olarak etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ve bu hak ile bağlantılı olarak eşitlik ilkesinin, bir yakının öldürülmesinden duyulan üzüntü nedeniyle de özel hayata saygı hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkindir. Olayların arka planı yönünden PKK/KCK Terör Örgütü, Çözüm Süreci ve 6-7 Ekim Olayları ile ilgili açıklamalara Gazal Kolanç ve diğerleri [GK] (B. No: 2017/37897, 5/7/2022, §§ 16-28) kararında yer verilmiştir. Türkiye, 2015 yılı Temmuz ayından itibaren giderek yoğunlaşan terör saldırılarına maruz kalmıştır. Tırmanan terör saldırılarını PKK/KCK terör örgütünün öz yönetim ilanları izlemiştir. Öz yönetim ilan edilen bölgelerde Öz Savunma Birlikleri (ÖSB) adı altında silahlı gruplar oluşturan PKK terör örgütü, bu gruplar ve YDG-H (Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) eliyle yollara barikat kurma, hendek kazma ve tünel açma gibi eylemlerde bulunmuştur (Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], §§ 25-27). Öz yönetim ilan ettiği tüm bölgelerde benzer bir strateji ile barikat ve hendeklere patlayıcı döşeyen, yolları patlayıcı düzenek kurmak suretiyle tuzaklayan ve karargâh olarak kullandığı binaları tünel kazarak birbirine bağlayan örgüt, bu şekilde ulaşımı engellediği bölgelerde güvenlik güçleri ve sivilleri hedef alan saldırılar düzenlemiştir. Yollar, köprüler, okul ve hastaneler dâhil kamu binaları, ambulanslar dâhil kamuya ve özel kişilere ait araç ve eşyaların terör saldırılarına maruz kalması, bir kısmının tahrip edilmesi neticesi eğitim, sağlık ve ulaşım gibi temel kamu hizmetlerine erişim durma noktasına gelmiştir (Cizre Devlet Hastanesine roketatar ve uzun namlulu silahlar kullanılarak yapılan terör saldırıları ile Cizre ilçesinde terör örgütü mensupları tarafından gerçekleştirilen saldırılar, oluşturulan hendek ve barikatlarla ilgili arka plan bilgisi için ayrıca bkz. Naile Bülbül, B. No: 2018/11016, 2/2/2022, § 24; Emine Gerez ve diğerleri, B. No: 2018/37620, 2/2/2022, § 33). Bu gelişmelerin ardından öz yönetim ilan edilen bölgelerde terörle mücadele için geniş çaplı operasyonlar başlatılmıştır. Terör saldırıları ve devamında kamu düzeninin yeniden tesisi için yapılan güvenlik operasyonlarında yüzlerce güvenlik görevlisi şehit olmuş, binlercesi yaralanmıştır (anılan olaylar ile ilgili açıklamalar için ayrıca bkz. Ayşe Çelik, B. No: 2017/36722, 9/5/2019, §§ 10-13). Terörle mücadele operasyonlarının düzenlendiği bazı yerlerde ise sokağa çıkma yasakları uygulanmıştır. Bu kapsamda Şırnak Valiliği Cizre ilçesinde ilk olarak 4/9/2015 tarihinden itibaren terör örgütü mensuplarının etkisiz hâle getirilmesi, mayın ve patlayıcılarla tuzaklanmış barikat ve hendeklerin bertaraf edilmesi, vatandaşların can, mal güvenliğinin ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini açıklamıştır. Cizre'de bu tarihten itibaren çeşitli defalar kaldırılıp yeniden uygulamaya konulan ve uygulama saatleri değiştirilen sokağa çıkma yasağı 10/4/2017 tarihinde tamamen kaldırılmıştır (Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], §§ 28). Başvurucunun oğlu Y. ile ve S., 24/12/2015 tarihinde Diyarbakır'da güvenlik güçleri ile girdikleri silahlı çatışmada hayatlarını kaybetmiştir. Başvurucuya göre oğlu sağ olarak yakalandığı hâlde polisler tarafından “dur” ihtarı yapılmaksızın ve hedef gözetilmek suretiyle ateş edilerek öldürülmüştür. Olay sonrasında başvurucunun oğlu ve ölen diğer iki kişiden elde edilen svaplarda atış izine rastlanmaması olayda ölenlerin silah kullanmadıklarını göstermektedir. Bunun gibi olayda maktullerin elleri arkada kelepçelenmiş olmaları sağ olarak yakalandıktan sonra öldürüldüklerini göstermektedir. Olayda kolluk görevlilerinin öldürücü müdahalesini gerektiren bir zorunluluk hâli bulunmamaktadır. Başvurucunun oğlu orantısız ve öldürücü güç kullanılarak keyfî, kasıtlı ve planlı biçimde ateşli silah ile öldürülmüştür, sağ olarak yakalanması mümkün iken olası risklerin en aza indirilmesi için gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle yaşamı koruma yükümlülüğü yerine getirilmemiştir. Keza olay sonrasında başlatılan ceza soruşturması da etkili biçimde yürütülmemiştir. Kolluk görevlileri tarafından 24/12/2015 tarihinde düzenlenen olay tutanağında önleme araması yapıldığı sırada üç şüpheli şahsın fark edildiği, şahısların dur ihtarı yapıldığı hâlde durmadıkları ve silahlarını çıkartarak doğrulttukları, şahıslardan birinin “el bombasını at” diyerek bağırması üzerine önce havaya uyarı atışı yapıldığı, sonrasında ise iki şahsın vurulduğu, kaçan diğer şahsın silahını doğrulttuğu ve cebindeki el bombasını çıkartmaya çalıştığı sırada vurulduğu, vurulan şahıslardan birinin elini kolunu oynatması üzerine bomba taşımasından şüphelenilerek şahsa kelepçe takıldığı belirtilmiştir. Kolluk görevlileri tarafından 24/12/2015 tarihinde düzenlenen tutanağın ilgili kısmında olay günü saat 45 sıralarında yapılan anons üzerine olay yerine gidildiği, yaralanan üç kişiyi olay yerine getiren beyaz renkli aracın eski hal tarafına kaçtığının öğrenilmesi üzerine aracın aranmaya başlandığı, saat 45 sıralarında aracın ve içindeki U.T., H.S. ve K. isimli kişilerin yakalandığı belirtilmiştir. Kriminal Polis Laboratuvarı Daire Başkanlığının 24/12/2015 tarihli “Olay Yeri İnceleme Raporu Formu”nun ilgili kısmında olay yerine bomba imha uzmanları ile gidildiğinde üç erkek şahsın cesedi ve üç tabanca ile cesetlerin birinin üzerinden çıkan bir adet F1 model savunma tipi bombanın görülerek kayıt altına alındığı ve olay yeri inceleme işlemlerinin yapıldığı belirtilmiştir. Başvuruya konu olay nedeniyle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından başlatılan ceza soruşturması kapsamında 24/12/2015 tarihinde düzenlenen Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağında bilirkişi adli tıp uzmanı hekim tarafından kimliği belirsiz 2 No.lu erkek cesedi olarak adlandırılan ceset üzerinde yapılan ölü muayene ve otopsi işlemleri neticesinde “elde edilen bulgulara göre kişinin vücuduna isabet eden ateşli silah mermi çekirdeğinin müstakilen öldürücü nitelikte olduğu, atış mesafesinin tayini için atış elbiseli bölgeye isabet ettiğinden elbiselerin tetkiki gerektiği, cesetten mermi çekirdeği elde edilmediği, kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kot kırıkları ile birlikte iç organ yaralanması ve iç kanama sonucu meydana geldiği” kanaati bildirilmiştir. Başsavcılık tarafından 25/12/2015 tarihinde yapılan kimlik tespiti işlemiyle ölü muayene ve otopsi işlemi gerçekleştirilen ve parmak izi incelemesinde Y.ye ait olduğu belirlenen cesedin defin ruhsatı düzenlenerek başvurucu Sırri Yeni'ye teslimine karar verilmiştir. Başsavcılıkça başlatılan soruşturma kapsamında görgü tanıkları tarafından olay yerinde bulundukları belirtilen ve kolluk görevlilerince yapılan takip neticesinde yakalanan (K., U.T., ve H.S. isimli) üç kişiden biri olan U.T. Diyarbakır Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde (TEM Şube Müdürlüğü) 27/12/2015 tarihinde şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde özet olarak terör örgütü ile bağlantısının bulunmadığını, ölü ele geçirilen kişileri tanımadığını, aynı araç içinde yakalanan K.nin halasının oğlu ve H.S.nin uzaktan akrabası olduğunu, ölen kişiler üzerinde bulunan dokümanlarda telefon numarasının neden yazılı olduğunu bilmediğini beyan etmiştir. Her iki olay bakımından ayrı ayrı yürütülen soruşturmalar birleştirilmiş olup 29/12/2015 tarihinde Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliği tarafından araçla kaçtıktan sonra yakalanan kişiler yönünden iletişimin tespitine ve karar gereği yapılan işlemlerin gizli tutulmasına karar verilmiştir. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğünün 17/1/2016 tarihli imha raporunda, Cumhuriyet savcısının imha kararı üzerine geçici olarak muhafaza altında bulunan bir adet patlamamış F1 savunma tipi el bombası 17/1/2016 tarihinde gerekli çevre emniyeti ve güvenlik tedbirleri alındıktan sonra uygun olarak patlatıldığında emsallerine eş değerde patladığının görüldüğü, çalışmaların fotoğraf çekimi yapılarak kayıt altına alındığı tespit edilmiştir. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünün 1/2/2016 tarihli tutanağında 24/12/2015 günü S., Y. ve nin ölümü ile sonuçlanan olayda olay yerinde ve olaya müdahale eden araçlarda kamera bulunmadığı tespit edilmiştir. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğünün 3/2/2016 tarihli inceleme raporunda, “24/12/2015 tarihinde saat 10 sıralarında Diyarbakır Yenişehir İlçesi Şehitlik Mahallesi Sokak üzerinde, TEM Şube Müdürlüğü ekiplerine karşı silahlı saldırı gerçekleştirildiği ve çıkan çatışmada 3 şahsın etkisiz hale getirildiği, saat 25 sıralarında, bahse konu adrese intikal edildiğinde belirtilen yerde üç ölü terörist olduğu, birinin üzerinde 1 adet F-1 model savunma tipi el bombası olduğu tespit edildiği, ayrıca bahse konu olayda ölü teröristlerin üzerinde 3 adet tabanca ve 4 adet dolu tabanca şarjörü, uzun namlulu silaha ait fişekler ve tabanca mermileri olduğunun görüldüğü, el bombasının askeri amaçlar için fabrikasyon olarak üretilen Rus menşeili, parça ve basınç etkili savunma tipi F-1 model el bombası olduğu, patlaması halinde canlılar üzerinde öldürücü ve yaralayıcı, cansızlar üzerinde yakıcı, yıkıcı ve tahrip edici özelliklere sahip olduğu” tespit edilmiştir. Başsavcılık tarafından maktullerin üzerinden elde edilen materyallerde parmak izi bulunduğu tespit edilen F., şüpheli sıfatıyla 4/7/2016 tarihinde alınan ifadesinde özet olarak uyuşturucu esrar maddesi kullanıcısı olduğunu, Bağlar ilçesi Kelebek Parkı'nda uyuşturucu esrar maddesi kullanırken Sur operasyonları esnasında öldürülen üç örgüt mensubunun yanına geldiğini ve kendilerine eşlik etmesini aksi takdirde kardeşlerine ve ailesine zarar vereceklerini söylediklerini, bu kişilere iki gün eşlik ettiğini, bu sürede herhangi bir eyleme katılmadığını, Benusen'de bulunan harabe bir evde üç örgüt mensubu ve kendisi gibi eşlik etmeye zorladıkları tanımadığı iki kişi ile birlikte kaldığını, evde kaldığı sürede tehdit edilip dövüldüğünü, cep telefonunun üç örgüt mensubu tarafından kullanıldığını, bu kişilerin örgüt adına eylem ve faaliyette bulunacak özel ve büyük bir tim kurmak istediklerini söylediklerini, cebir ve şiddet ile bu kişilere eşlik etmek zorunda kaldığını, terör örgütüyle ilgisinin bulunmadığını, terör örgütü mensuplarının vurulmadan önce üzerinden çıkan not defterini vererek yazılı şahısları aramasını ve “Baran sizi bekliyor” demesini istediklerini, not defterini eline alıp söyleneni yaptığını, parmak izinin bu sebeple çıktığını, not defterinde kendi numarasının da bulunduğunu, ankesörlü telefondan arayarak kendisine ulaştıklarını belirtmiştir. Başsavcılık tarafından 14/11/2016 tarihinde başvurucunun oğlu Y. ile S. ve nin öldüğü olayda operasyonda görevli kolluk görevlileri hakkında kasten öldürme suçundan ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir: “...2015 günü TEM Şube Müdürlüğüne bağlı . ve . Kod Nolu zırhlı ekipler tarafından belirtilen kapanma noktalarında görev alan güvenlik güçlerinin güvenliğinin sağlanması ve surlar çevresinde bulunan şüpheli şahıslar üzerinde, Diyarbakır Sulh Ceza Hakimliğinin 2015 tarih ve 2015/1932 Değişik İş sayılı Önleme Arama Kararına istinaden çalışma yapıldığı esnada Saat:15 sıralarında İlimiz Yenişehir İlçesi Şehitlik Mahallesi 261 Sokak üzerinde Turistik Caddesi ile Şehitlik Mahallesi 261 sokağı birbirine yaya olarak bağlayan Surların bir kısmının açık olduğu (halk arasına Simar Deliği olarak adlandırılan) yerde durumundan şüphelenilen 3 şahsın kontrol edilmesi amacıyla araç ile belirtilen noktaya yaklaşıldığı esnada şahıslar kolluk görevlilerini fark etmişler, araçlardan inen kolluk görevlilerince bu esnada şahıslara yönelik duyabilecekleri ses tonuyla, “DUR POLİS” şeklinde uyarıda bulunulmuş, şahıslar bu uyarıya rağmen durmayarak üzerinde bulunan silahları çekerek görevlilere doğrultarak silah kullanmaya çalışmaları ve içlerinden bir tanesinin yüksek sesle EL BOMBASINI AT şeklinde bağırması üzerine ekip otosuna zimmetli AK-47 Kaleşnikof marka uzun namlulu tüfek ile ilk önce havaya doğru uyarı atışı yapılmış ancak şahısların eylemlerine devam etmesi üzerine uzun namlulu silah ile iki şahıs (2) vurularak etkisiz hale getirilmişlerdir.Etkisiz hale getirilen şahsın el bombası at diye bağırdığı Şahsın Benusen deresi olarak adlandırılan istikamete doğru (İlimiz Yenişehir İlçesi Şehitlik Mahallesi 262 sokak istikametine doğru) elinde silah ile koşarak kaçtığı görülmüş, kaçan şahsa görevli tarafından yine “DUR KAÇMA POLİS, TESLİM OL” şeklinde duyabileceği ses tonu ile uyarıda bulunulmasına rağmen, kaçan şahıs uyarılara aldırış etmeyerek arkasından gelen görevlilere yönelik silahı doğrultarak ateş edeceği ve cebinde bulunan el bombasını çıkarmaya çalıştığı esnada vurularak etkisiz hale getirilmiştir. Etkisiz hale getirilen üçüncü şahsın montunun sağ cebinde mandal kısmı dışardan pim kısmı görülen el bombası olduğu görülmesi ve kollukça ilk yapılmış olan müdahalede içlerinden bir tanesinin el bombasını at şeklinde bağırması üzerine diğer 2 şahsın yanında bulunan görevlilerin duyabileceği şekilde ” Bu şahsın cebinde el bombası var, diğerlerinin üzerin de de bomba olabilir. Şahısları kontrolünüzde tutun” şeklinde uyarı yapılarak, telsiz marifeti ile Haber merkezine hitaben “Şehitlik 262 sokak içerisinde silahlı şahıslar ile çatışmaya girildiği, yaralıların olduğu, çok sayıda Ambulans ve takviye ekip gelmesi” şeklinde anons edilerek, olay yerine derhal ambulans sevkinin sağlanması istenilmiştir.Görevliler tarafından 261 sokak üzerinde etkisiz hale getirilen 2 şahıstan, ellerini ve kollarını oynatan hareketli şahsa üzerinde bomba olma ihtimali göz önünde bulundurularak, olası bombayı şahsın kendisine ve görevlilere karşı kullanamaması amacıyla 112 görevlileri olay yerine intikal edinceye kadar şahıs bir eline kelepçe takılmak suretiyle kontrol altına alınmıştır. Ambulans ve takviye ekiplerin gelmesi beklenirken, olay yerinde görevlilerce çevre emniyeti alınmaya çalışıldığı esnada Benusen deresi tarafından olayın gerçekleştiği bölgeye doğru silah sesleri gelmesi üzerine, görevlilerce havaya yönelik uyarı atışları yapılmıştır.Takviye ekiplerin gelmesi ile olay yeri ve çevresinin güvenliği sağlanmış, Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından şahısların üzerinde gerekli kontroller yapılmış, Şehitlik 262 sokak üzerinde etkisiz hale getirilen şahsın montunun sağ cebinde (1) adet Savunma tipi el bombası olduğu tespit edilmiş, diğer 2 şahsın üzerinde herhangi patlayıcı madde, tuzaklama vs. olmadığının anlaşılması üzerine şahsa kontrol amaçlı takılan kelepçe çıkartılmıştır. Olay yerine intikal eden 112 personeli tarafından yapılan kontrollerde 3 şahsında EKS olduğu anlaşılmış, konu ile ilgili olarak Nöbetçi Cumhuriyet Savcısına bilgi verilmiş, Cumhuriyet Savcısının güvenlik nedeniyle olay yerine gelemeyeceğini, cenazelerini Eğitim Araştırma Hastanesine intikal ettirmeleri olay yeri ve çevresinde gerekli incelemelerin yapılması şeklideki talimatı doğrultusunda,Eks olan 3 şahıs ambulans ile otopsi işlemleri için İlimiz Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesine intikali sağlanmıştır. Maktul Şüpheliler Açısından; Olayda eks olan 3 şahsın yukarıda açık kimliği yazılı maktul şüpheliler S., Y. ve olduğu, Diyarbakır ilinde devam etmekte olan operasyon esnasında ölü olarak bulunduğu, bulundukları esnada üzerilerinde yukarıda da belirtildiği üzere silah ve savunma tipi el bombası olduğu, dosyada mevcut kriminal raporlarında el svaplarında atış artıkları bulunduğunun tespit edildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde şüphelilerin Diyarbakır ilinde bölücü terör örgütü emir ve talimatları doğrultusunda hareket ederek güvenlik güçlerine karşı savaşmak suretiyle Devletin Birliği ve Bütünlüğünü Bozma Suçunu işlediği fakat şüphelilerin ölmüş olması sebebi ile soruşturma yürütülemeyeceği anlaşılmaktadır.Operasyonda Görevli Kolluk Kuvvetleri Açısından; Kolluk kuvvetlerinin amacı; Diyarbakır ilinde BTÖ mensupları tarafından il merkezindeki cadde ve sokaklara emniyet güçleri ve diğer kamu görevlilerinin girişini engellemek, sözde asayişi sağlamak amacı ile kurulan hendek ve barikatlar ile bombaların temizlenmesi, BTÖ mensuplarının yakalanmasıdır. Bu noktada 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair 5681 sayılı kanunun Maddesine değinecek olunursa; söz konusu maddede; "polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde bu direnişi kırmak amacı ile ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.... Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.... Polis kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur. Polis; a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında, b) Bedeni kuvvet ve maddi güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde, c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suç üstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silah kullanmaya yetkilidir. ........ Polis direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde silahla saldırıya teşebbüs edene karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir" hükmünün düzenlendiği yine 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun Maddesinde meşru savunma ve zorunluluk halinin düzenlendiği, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 25/1 maddesinde "gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı bir şekilde defetmek zorunluluğu ile işlenen fillerden dolayı faile ceza verilmez" hükmünün bulunduğu, Yargıtay Ceza Dairesinin 16/05/2011 gün ve 2008/7270, 2011/3119 nolu kararında da "...... Maktül ve mağdurların sanıkların kanunen kendilerine verilen görevi yerine getirmek üzere olay yerinde bulundukları sırada kalaşnikof tüfekle av tüfeği ile kendilerine yönelen haksız silahlı saldırı karşısında o anki hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde yasal savunma koşullarında hareket ederek silahlı saldırıyı defetmek amacıyla kendilerine ateş edilen bölgeye doğru ateş ettikleri sırada ....... Sanıkların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 25/1 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 232/2-d maddeleri uyarınca beraatlerine karar verilmesi gerekirken....." denildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde operasyonda görevli kolluk kuvvetlerinin kendilerine karşı silah kullanan maktul şüphelilere karşı somut olayımızda 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun Maddesi delaletiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun Maddesinde düzenlenen kanunun hükmü ve amirin emri, yine 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun Maddesinde düzenlenen meşru savunma ve zorunluluk hali hükümleri uyarınca silah kullandıkları anlaşılmaktadır. Dolayısıyla operasyonda görevli kolluk kuvvetlerinin maktul şüphelilere karşı silah kullanarak onların ölümüne sebep olmaları yönündeki eylemlerinin hukuka uygunluk nedenleri çerçevesinde hareket etmeleri sonucu meydana geldiği kanaatine varıldığından operasyonda görevli kolluk kuvvetlerinin açık kimlik bilgilerinin araştırılmasına tarafımızca gerek görülmemiş ve işbu kovuşturmaya yer olmadığına dair karar kaleme alınmıştır...” Başsavcılık tarafından aynı tarihte düzenlenen iddianame ile şüpheliler K., U.T., F. ve H.S.nin silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır. Başvurucu, ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapmış olduğu 6/12/2016 tarihli itirazında kararda sadece olaya karışan polislerin beyan ve tutanaklarının esas alındığını, usule aykırı olarak gizlilik kararı verildiğini, mahalle sakini görgü tanıklarının da bu hususu haricen ifade ettiklerini belirtmiştir. Başvurucunun itirazını inceleyen Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliğince 17/6/2017 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkili soruşturma yapılmadan verildiğinin tespit edilmediği ve kamu davası açılması için yeterli neden bulunmadığı gerekçesi açıklanarak itirazın reddine karar verilmiştir. Başvurucu, nihai kararı 27/7/2017 tarihinde öğrendikten sonra 28/8/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.