4. Hukuk Dairesi 2017/1629 E. , 2019/5313 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 10/07/2014 gününde verilen dilekçe ile hakaret ve tehdit nedeni ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 14/04/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik haki…
**4. Hukuk Dairesi 2017/1629 E. , 2019/5313 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 10/07/2014 gününde verilen dilekçe ile hakaret ve tehdit nedeni ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 14/04/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 14/11/2019 gününde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Muhalefet şerhinde; davalının, söylediği sözlerden dolayı davacının kişilik haklarının zedelendiğinden bahisle yerel mahkeme hükmünün onanması gerektiği düşüncesine neden katılmadığımızı açıklamaya çalışacağız. A-İfade Özgürlüğü Yönünden Değerlendirme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) ve Anayasa Mahkemesine (AYM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan olup, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şok edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (AİHM: Handyside/Birleşik Krallık, B.No: 5493/72, 7/12/1976, par.49; Von Hannover/Almanya (No:2 ), B.No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, par.101 ); (AYM: Koray Çalışkan, B.No: 2014/4548, 5/12/2017, par.18; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B.No: 2015/1220, 18/7/2018, par.28). Öte yandan; Anayasa'nın 17. maddesi gereğince, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek de yargı mercilerinin görevleri arasındadır. Mahkemeler, Anayasa'nın 17. maddesi gereğince kişilik haklarını korurken aynı zamanda Anayasa'nın 26. maddesi gereğince ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili bir biçimde korunmasını sağlama yükümlülüğü sebebiyle yarışan haklar arasında adil bir denge kurmak zorundadır. Bu denge kurulurken Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında hakkın özüne dokunulmamalı, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve sınırlama amacı ile aracı arasındaki ölçü gözetilmelidir (AYM; Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, par.43). Bu anlamda, mahkemenin dayandığı gerekçelerin, ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı bakımından denetlenmesi gerekir. Mahkeme, düşüncelerin açıklanması ve yayılmasına yönelik olarak tazminata karar verirken düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan, korunması gereken bir yararın varlığını somut olgulara dayanarak göstermelidir (AYM; Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, par.114). Somut olayda, taraflar arasında alacak-borç ilişkisinden kaynaklanan anlaşmazlık ve dava bulunduğu, olay günü davalının, davacının cep telefonuna, “Hoca pis nefsine bu kadar esir olmuyacaktın. Hala o pis nefsiyin peşinden gidiyorsun (ceza yargılaması sonucu mahkûmiyete esas alınan sübut sadece bu kısımdır) ankarada ki avkatıyın gecmişine bakılırsa avkatın eski yargıtay üyesi babasıyla rüsvete aracılıkdan suc işlemiş internette bir sürü yasal olmayan şeyler yabmışlar onlara güvenerek is yapacana allhına güvensen olmaz mı bir de hocayım diye geciniyorsun bu olayın manevi vebali seni affetmez hoca 34 aydır benim malımı icrada tutuyorsun neoldu başın göge mi erdi cok olsa 2 ay daha tutarsın yazıklar olsun kac kuruş alacağın vardı bende.” şeklinde kısa mesaj göndermek suretiyle hakaret ettiğinden bahisle kesin nitelikte adli para cezası ile cezalandırıldığı, eldeki davanın ise buna istinaden açıldığı anlaşılmaktadır. Dava konusu ifadelerin kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyecek eleştiri ve değer yargısı (pis sıfatı muhatap için değil, onun davranışı kastedilerek söylenmiştir) niteliğinde ve alacağına ulaşamamaktan kaynaklanan kızgınlıkla yazılmış ve muhatabını rahatsız edici sözler olduğu açıktır. Ancak tarafların yargıya intikal eden ticari ilişkileri ile mesajlarda kullanılan ifadeler göz önüne alındığında aşağılama ve küçük düşürme kastından çok sitem ve eleştiri amaçlı olduğu anlaşıldığından ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. B-TBK’nın 74. Maddesi Yönünden Değerlendirme Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 74. maddesi uyarınca hukuk hâkimi; zarar verenin kusurunun olup olmadığı ve ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hususlarında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle ve ayrıca ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla bağlı değildir. Aynı hükümde ayrıca, kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin ceza mahkemesi kararlarının da hukuk hâkimini bağlamayacağını öngörülmektedir. İlk derece mahkemesi; davalının, Gebze 2. Asliye Ceza Mahkemesince hakaret suçundan yargılanıp kesin nitelikte adli para cezasına mahkûm edildiğinden bahisle söz konusu eylem nedeniyle davalı aleyhine manevi tazminata hükmetmiştir. Mahkemenin gerekçesinde tehdit suçundan da bahsedilmekte ise de davalının yalnızca hakaret suçundan cezalandırıldığı anlaşılmaktadır.) İfade özgürlüğünün niteliği gereği, ceza yargılamasında eylemin suç olduğu kabul edilse dahi görmekte olduğu somut davada hukuk hâkimi, bağımsız olarak davaya konu edilen sözleri değerlendirerek bir sonuca varmalıdır. Aksi takdirde ceza yargılamasında varılan sonucun benimsenmesi hâlinde ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki adil dengeyi sağlama konusunda hukuk hâkiminin hiçbir inisiyatifi kalmayacaktır. Nitekim doktrinde, TBK’nın 74. maddesinin haksız fiil unsurlarından yalnızca kusurdan söz etmesinin diğer unsurlar bakımından hukuk hâkiminin ceza hâkiminin kararlarıyla bağlı olduğu sonucuna varılamayacağı, maddede sadece kusur unsurundan söz edilmesinin örnek niteliğinde olduğu, hukuk hâkiminin ceza mahkemesinin mahkûmiyet ve beraat kararları ile bağlı olmaksızın haksız fiilin tüm unsurlarını yeniden inceleyebileceği, ancak hukuk hâkiminin ceza mahkemesinin kararından ayrılmak istediğinde bunun gerekçelerini göstermek zorunda olduğu benimsenen görüşler de mevcuttur (Fikret Eren, Borçlar Hukuku, 9. Baskı, İstanbul, 2006, s.792). Ayrıca şu hususu belirtmek gerekir ki kanun koyucu, esasen ceza ve hukuk yargılaması sonucu verilen kararların bağlayıcılığı üzerine çok keskin bir çizgi çizmemiştir. Hukuk hâkiminin ceza yargılamasında verilen kesin nitelikteki sonuçla bağlı olmasının esas amacı hukuki güvenlik ilkesinin bir gereğidir. Aynı eyleme aynı hukuk düzeni içerisinde iki farklı sonuç bağlanması hukuk güvenliğini zedeler. Ancak hukuk ve ceza yargılamalarının ulaşmak istedikleri sonuç aynı olmadığı gibi iki yargı kolunun vardığı sonuçları, verdikleri kararların konuları ve tarafları aynı olmadığı için aynı etkiyi doğurması düşünülemez. Gerçekten ceza yargılamasının amacı suçun işlenip işlenmediğini, işlenmiş ise verilecek cezanın belirlenmesini ceza hukukunun kendi prensipleri içerisinde yürütülmesini gerekli kılar. Hâlbuki tazminat hukuku özelinde hukuk yargılaması farklı değerlendirmelerle sonuca ulaşır. Hukuk yargılamasında hukuka aykırı eylem belirlenir. Bu eylemin zarara neden olup olmadığı, olmuş ise davalının kusurunun bulunup bulunmadığı ya da kusura bakılmaksızın sorumlu olup olmadığı, zarar ile kusur arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı değerlendirilerek sonuca ulaşılır. Dolayısıyla hukuk ve ceza yargılamalarının aynı ilkelere tabi tutarak aynı sonuca ulaşmaları beklenmemelidir. TBK’nın 74. maddesi esasında hukuk hâkiminin bağımsızlığı prensibini ortaya koymaktadır. Buna göre hukuk hâkimi kararını verirken bağımsızdır ve ceza yargılaması sonucundan serbest hareket etmelidir. Bu prensip hâkimin takdir yetkisinin sonucu olup sınırsız da değildir. Gerçekten maddi hakikate ulaşmayı prensip edinen ceza yargılamasında, olayın sübutuna ilişkin varılan kanaat ile suçun işlendiği yönündeki kesinleşmiş kanı, hukuk hâkimini kesin delil veya kesin hüküm nedeniyle bağlayacaktır. Bunun aksini kabul etmek hukuka güveni zedeler. Diğer yandan belirtmeliyim ki; somut olayda söylenen sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında kalmasına rağmen TBK’nın 74. maddesinin zorunlu sonucu olarak, ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet kararının, hukuk hâkimini bağlayacağı prensibi ile verilen tazminata ilişkin kararlar aleyhine bireysel başvuru yoluyla AYM veya AİHM'e taşınması hâlinde, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varılabilecek ve bu durum yeniden yargılama sebebi sayılabilecektir. Çünkü Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), TBK’nın ilgili hükmünden üstün nitelikte bir norm olarak karşımıza çıkmaktadır. Anılan Anayasa hükmü uyarınca AYM ve AİHM’nin temel hak ve özgürlüklere ilişkin yorum ve uygulamaları tüm yargı mercilerini bağlayıcı niteliktedir. Bu durumda hukuk hâkimi tarafından TBK'nın 74. maddesi gereğince kesinleşmiş ceza mahkûmiyeti nedeniyle zorunlu olarak karar verildiği artık savunulamaz. Şu hâlde hukuk hâkimi, esasen ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını tespit ettiği bir olayda, ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet kararının bağlayıcılığını esas alarak tazminata hükmettiğinde, ifade özgürlüğünü değerlendirme dışı bırakmak suretiyle hukuka aykırı davranmış olacaktır. Sonuç itibarıyla, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek sözler nedeniyle davacı lehine manevi tazminata hükmedilmemesi gerekirken, ceza mahkemesinin kesin nitelikteki mahkûmiyet kararının hukuk hâkimini bağlayacağı ve eylemlerin suç teşkil ettiği gerekçesiyle davalı aleyhine manevi tazminata hükmedilmesi ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı niteliktedir. Davacının kişilik haklarının haksız saldırıya uğradığı yönündeki Sayın Çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz. 14/11/2019