Başvuru, ruhsatsız olan binanın yıkılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ruhsatsız olan binanın yıkılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 15/4/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Ankara ili Altındağ ilçesi Yıldıztepe (Güneşevler) Mahallesi 23791 ada 5 parsel sayılı taşınmazın malikidir. Başvurucunun beyanına göre taşınmaz, murisi tarafından 16/8/1966 tarihinde edinilmiş ve üzerindeki bina da bu tarihten kısa bir süre sonra inşa edilmiştir. Yine başvurucu, murisi tarafından 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun hükümlerinden yararlanmak amacıyla 11/2/1985 tarihli başvurunun yapıldığını ifade etmiştir. Başvurucu, murisi tarafından Belediye İmar Müdürlüğüne yapılan 31/3/1983 tarihli başvuru neticesinde başvuru masrafı olarak 000 TL'nin Belediye İmar Müdürlüğünün Ziraat Bankası hesabına yatırıldığını belirtmiştir. Altındağ Belediyesi (Belediye) tarafından imar uygulaması sonucunda başvurucuya ait taşınmaz üzerindeki gecekondunun bir kısmının imar yolunda kaldığı gerekçesiyle bu kısmın yıkımına ve yine bu kısımda kalan ağaçların da kaldırılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, yıkım kararı üzerine 26/6/2007 tarihinde Ankara Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak taşınmaz üzerindeki yapı ve ağaçların değerinin tespitini talep etmiştir. Tespit talebi üzerine alınan bilirkişi raporunda, binanın imar yolunda kalan kısmının yapı değeri ile yıkımdan arta kalan kısmının kullanılabilir hâle getirilmesi için gerekli masrafın toplamının 779,25 TL; taşınmaz üzerindeki ağaç bedellerinin ise 320 TL olduğu tespit edilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde binanın hangi tarihte yapıldığına ilişkin bir bilgi yer almamaktadır. Diğer taraftan başvurucunun binanın 1983 yılı öncesinde yapıldığına ilişkin beyanına karşı idare tarafından derece mahkemelerine bir itirazda bulunulmamıştır. Binanın yıkım tarihi de yine başvuru formu ve eklerinden anlaşılmamakla birlikte yıkım işlemi üzerine başvurucu tarafından 2007 yılında dava açıldığı dikkate alındığında söz konusu yapının belirtilen tarihler arasında en az yirmi dört yıl süre boyunca kullanıldığı değerlendirilmiştir. Başvurucu, imar uygulaması kapsamında yıkım nedeniyle oluşan zararının tazmin edilmemesi nedeniyle 27/12/2007 tarihinde Belediye aleyhine alacak davası açmıştır. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi davanın idari yargının görev alanına girip girmediği noktasında karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir. Danıştay Başsavcılığının 21/7/2008 tarihli kararıyla olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılarak dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi yönünde hüküm tesis edilmiştir. Mahkemece bu karar doğrultusunda 6/11/2008 tarihli kararıyla görevsizlik kararı verilerek dosyayı Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesinin 2/3/2009 tarihli kararıyla davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu karara bağlanmıştır. Bu karar üzerine davaya Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) devam edilmiştir. Başvurucu; anılan davada 2981 sayılı Kanun kapsamındaki imar affı hükümlerinden yararlanmak istemiyle murisi tarafından süresi içinde başvuru yapıldığını, başvuru masrafının ödendiğini, 2981 sayılı Kanun'un maddesinde düzenlenen hak sahibi olamayacak kişiler kapsamında olmadığını öne sürmüştür. Başvurucu, taşınmaz üzerindeki binanın 1/10/1983 tarihinden önce yapıldığının murisi tarafından yapılan başvuru üzerine Belediye tarafından tespit edildiğini belirtmiştir. Davalı Belediye, başvurucunun bu yöndeki beyanlarının aksine bir şey söylememektedir. Belediye; davaya karşı savunmasında, başvuruya konu taşınmaz için geçerli bir imar affı müracaatının bulunmadığını ileri sürmüştür. Mahkeme 26/7/2011 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda, imar planı kapsamında yol olarak belirlenen alan üzerinde yer alan yapının ruhsatsız olmasına rağmen imar affı yasasından yararlanan bir yapı olması durumunda enkaz bedelinin ödenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Fakat Mahkeme kararında, başvurucu tarafından imar affından yararlanmak amacıyla yapılan bir başvurunun olup olmadığı ve bu konunun akıbeti hakkında herhangi bir değerlendirmeye yer verilmemiştir. Sonuç olarak görev ve sorumluluğu bulunan idare açısından gecekondunun yıkılmasının hizmet kusuru olarak değerlendirilemeyeceği, yapının yıkımı nedeniyle oluşan zararın idare tarafından tazmin edilmesinin hukuken mümkün olmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucunun temyiz talebi Danıştay Ondördüncü Dairesinin 16/4/2014 tarihli kararıyla reddedilmiş, karar onanmıştır. Karar düzeltme isteminin de aynı Dairenin 25/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmesi üzerine karar kesinleşmiştir. Nihai karar, başvurucu vekiline 17/3/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 15/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 13/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun "Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapılar" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshasıda muhtara bırakılır.Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir.Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsil edilir.” 2981 sayılı Kanun’un "Bu Kanun hükümlerinden yararlanamayacak olanlar" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Aşağıdaki durumlara uyan yapılar bu Kanun hükümlerinden yararlanamazlar:....10 Kasım 1985 tarihinden sonra yapılan gecekondular ile inşaasına başlanan imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı yapılar ve (...) (1) Çanakkale Boğazında 2 Haziran 1981 tarihinden sonra yapılan gecekondular ile 1 Ekim 1983 tarihinden sonra inşasına başlanan imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı yapılar”.B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında, mülkiyet hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak özerk bir yorum esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129). AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak müdahalenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin anlamı kapsamında bir mülk ile ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir meşru beklenti de mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], B. No: 44912/98, 28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için bkz. Pine Valley DevelopmentsLtd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87, 29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No: 17849/91, 20/11/1995, § 31). Öneryıldız/Türkiye kararına konu olayda, Ümraniye çöplüğünde meydana gelen metan gazı patlaması sonucu gerçekleşen toprak kayması dolayısıyla başvurucuya ait gecekondu zarar görmüştür. AİHM, başvurucunun konutunun bulunduğu taşınmazın Hazineye ait olduğunu ve bir gün bu taşınmazı devralma beklentisinin mülk teşkil etmediğini kabul etmiştir. Ancak AİHM, 1988 yılında ruhsatsız olarak inşa edilmesinden 1993 yılında meydana gelen kazaya kadar belediye makamlarınca anılan taşınmazda bulunan gecekondunun yıktırılmadığına dikkat çekmiştir. Kararda; yetkili makamların başvurucu ve yakın akrabalarının bu evde oluşturdukları toplum ve aile çevresinde hiç rahatsız edilmeden yaşamasına izin verildiği, üstelik başvurucudan emlak vergisi alındığı ve ücret karşılığında başvurucunun kamu hizmetlerinden yararlanmasının sağlandığı belirtilmiştir. AİHM bu sebeple yetkili makamların başvurucu ve akrabalarının meskenleri ile taşınır mallarında mülkiyet hakkına ilişkin bir menfaate (proprietary interest) sahip olduğunun fiilî (de facto) olarak kabul edildiği tespitinde bulunmuştur. AİHM; imar uygulamaları bakımından belirli bir takdir yetkisi olduğunu ancak bu takdir hakkının zamanında, uygun ve hepsinden önemlisi tutarlı bir şekilde harekete geçme yükümlülüğünü sona erdirmeyeceğini belirtmiştir. AİHM'e göre somut olayda bu yükümlülüğe uyulmadığı gibi kaçak yapıları engellemeye yönelik kanunların uygulanmasında oluşturulan belirsizliğin başvurucunun meskenine ilişkin durumun bir gece içinde değişebileceğini sanmasına neden olması mümkün değildir. AİHM, başvurucunun meskenine yönelik mülkiyet hakkına ilişkin menfaatinin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin ilk cümlesi çerçevesinde önemli bir menfaat ve dolayısıyla bir mülk oluşturduğu sonucuna varmıştır (Öneryıldız/Türkiye, §§ 124-129). Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye (B. No: 22035/10, 15/11/2016) kararına konu olay, 1997 yılında yaptırılan başvuruculara ait konutun bir okul inşaatı sırasında zarar görmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Bu olayda derece mahkemeleri konutun ruhsatsız olduğu gerekçesiyle başvurucuların tazminat taleplerini reddetmişlerdir. Öneryıldız/Türkiye kararına atıfla ruhsatsız olarak yapılmış olsa da kamu makamlarınca bu yapının yıktırılmadığı veya yıkımı yönünde bir işleme de girişilmediğine dikkat çekilerek tapuya tescil edilen konut yönünden başvurucuların Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin birinci paragrafında ifade edilen anlamda mülk teşkil edebilecek menfaatlerinin olduğu belirtilmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 40-47). AİHM; başvuruyu genel ilke niteliğindeki mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına ilişkin birinci kural çerçevesinde incelemiş (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 52, 55), müdahalenin kanuni dayanağının çevreyi korumak yönünde bir meşru amacı içerdiğini kabul etmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 68, 69). Ancak AİHM'e göre somut olayın koşullarında oluşan maddi zarara rağmen başvurucuların tazminat taleplerinin reddedilmesi, başvurucuların mülkiyet hakkı kapsamındaki menfaatleri ile kamunun yararı arasındaki adil dengeyi bozmuş; başvuruculara aşırı ve olağan dışı bir külfet yükletilmesine yol açmıştır. AİHM, bu gerekçelerle başvurucuların mülkiyet haklarının ihlaline karar vermiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 70, 71).