6. Hukuk Dairesi 2024/1066 E. , 2025/467 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2306 E., 2023/1216 K. DAVALILAR : 1-... 2- Sentez Sağlık Hizmetleri A.Ş. vekili Avukat ... İLK DERECE MAHKEMESİ: Batman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/824 E., 2021/525 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda,
**6. Hukuk Dairesi 2024/1066 E. , 2025/467 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2306 E., 2023/1216 K. DAVALILAR : 1-... 2- Sentez Sağlık Hizmetleri A.Ş. vekili Avukat ... İLK DERECE MAHKEMESİ: Batman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/824 E., 2021/525 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, duruşma isteminin miktar itibariyle reddine, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi ...'ın davalı hastanede davalı doktor tarafından 12.10.2012 tarihinde karın germe ameliyatı olduğunu, ameliyattan sonra müteveffanın nefes darlığı çektiğini, bu durumun doktora iletildiğini, ancak doktorun bu durumun 2-3 gün içinde geçeceğini söylediğini, müteveffanın fenalaşarak yoğun bakıma alındığını, 15 gün boyunca dikişleri açık şekilde yoğun bakımda kaldığını, 7 kg. kadar bir yağ aldırılması sonucunda ameliyat yerinin kapatıldığında iç organlarının sıkıştığını ve bu sıkışmanın kalbe baskı yaparak kalbi yorduğunu ve kalbinin bu sebeple durduğunu, sonrasında vefat ettiğini, olayda davalı hastane ve doktorun çok ağır kusurlu olduğunu, bu nedenle ... için 1.000,00 TL maddi 50.000,00 TL manevi, diğer her bir çocuk için 500,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 5.000,00 TL maddi 250.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan alınarak davacılara verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde: söz konusu müdahaleden müvekkili şirketin mesul tutulmaması gerektiğini bu yönde husumetten reddini talep ettiklerini, esasa ilişkin olarak da yapılan tevdi ve müdahalelerin tıbbi gereklere uygun olduğunu, dava dilekçesinde anlatılan olay şeklinin tıbbi gerçeklikten uzak olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu olan hasta ...'ın 12.10.2012 tarihinde ... Hastanesinde karın germe ameliyatı olduğu, bu ameliyatın davalı doktor tarafından gerçekleştirildiği, dosya arasına sunulmuş evraklar incelendiğinde bu sürece ilişkin kayıtların uygun şekilde tutulduğu, hasta üzerinde gerçekleştirilen operasyon ve tedavilerin tıbbi gereksinimlere göre yerine getirildiği, operasyon öncesinde yine dosya arasında bulunan hasta tarafından imzalanmış onam formu üzerinde yapılan inceleme ile karın germe operasyonuna dair olası kötü sonuç ve komplikasyonların meydana gelebileceği bilgisinin detaylı şekilde hastanın imzasına sunulduğu, bu onam formunda enfeksiyon, solunum sıkıntıları ve ölüm riskinden bahsedildiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. Adli Tıp İhsas Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanan 12.03.2014 tarihli raporda davaya konu hastanın muayenesini gerçekleştiren davalı doktor tarafından konulan tanı, yapılan ameliyat ve ameliyat sonrası hasta takiplerinin tıbbi süreç yönünden uygunluk taşıdığı gerekçesiyle davalı kurum ve davalı doktora atfı kabil bir kusur bulunmadığı, 07.03.2016 tarihli heyette Genel Cerrahi Uzmanı Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi uzmanı ve Kardiyoloji uzmanı bulunan bilirkişiler tarafından dosya arasına sunulan raporda davaya konu hastadaki ameliyat endikasyonu, yapılan ameliyat ve takip açısından doktora ve hastaneye atfedilebilecek kusur bulunmadığı, onam formunun imza edildiği, sonuç olarak davalı doktor ve kurumun aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiği, davalı kuruma ve doktora herhangi bir kusur atfının yerinde olmayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; hukuki nitelendirme ile gerekçenin hatalı olduğunu, emsal Yargıtay kararlarına göre davalıların sorumlu olduğunu, aydınlatılmış onamın alınmadığını, rızanın yeterli olmadığını, verilen kararın Anayasa Mahkemesi kararına aykırı olduğunu, raporlar arasında çelişki bulunduğunu beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Taraflar arasında 818 sayılı BK'nın 355. ve 6098 sayılı TBK'nın 470. ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile müteveffaya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacıların murisi müteveffa ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesinde eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, BK'nın 356/1 (TBK'nın 471/1) maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacılar murisinin estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. Ayrıca, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen avrupa biyotıp sözleşmesi 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standardın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki “estetik müdahalelerde” de uygulanacağının kabulü zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dosya kapsamında ATK ve üniversite bilirkişi heyetlerinden alınan dört ayrı raporda belirtilen tespit dikkate alınarak müteveffanın ameliyatı sonrasında meydana gelen sonucun olası bir komplikasyon olduğu ve neticesinde hekim hatası bulunmadığı kanaatine varılmış ise de; somut olayda yüklenicinin edimi ifa ettiğinin kabulü mümkün değildir. Davaya konu olayda, müteveffanın daha öncesinde sağlık problemlerinin bulunmadığı tanık beyanları ve önceki muayenelerinden anlaşıldığı, hastaya yağ aldırma ve karın germe ameliyatının aynı anda yapıldığı anlaşılmış olup, operasyon öncesi yapılan muayenesinde morbid obezitesi olduğu, karın derisinde striaları bulunduğu, karın cebinde sarkma olduğu ve bu bilgilerin kayıt edildiği, operasyon sonrası solunum sıkıntısı yaşayan hastaya solunuma yönelik tedavi yapıldığı ve bununla ilgili uzman hekim görevlendirildiği, solunup sıkıntısının devam etmesi nedeniyle hastanın 14.10.2012 tarihinde yoğun bakım ünitesine transfer edildiği, 15.10.2012 tarihinde hastanın entübe olduğu, 01.11.2012 tarihinde servise alındığı, 06.11.2012 tarihinde ani arrest gelişmesi üzerine yine yoğun bakıma alındığı, yoğun bakımda tadilat nedeniyle bundan 1 gün sonra 07.11.2012 tarihinde Batman Dünya Hastanesi’ne sevkedildiğinin anlaşıldığı ve hastanın genel durumunda iyileşme gözlemlenmeyerek 21.11.2012 tarihinde eks olduğunun belirtildiği, alınan raporlarda operasyon öncesinde yine dosya arasında bulunan hasta tarafından imzalanmış onam formu üzerinde yapılan inceleme ile karın germe operasyonuna dair olası kötü sonuç ve komplikasyonların meydana gelebileceği bilgisinin detaylı şekilde hastanın imzasına sunulduğunun belirtildiği ancak 29.02.2016 tarihli mahkemece aldırılan bilirkişi raporunun sonuç ve değerlendirme kapsamında; morbid obez hastalarda komplikasyon riski daha yüksek olduğundan doktorun hastasından ameliyatla aynı gün aydınlatılmış onam almak yerine, daha önce tetkik için geldiği süreler içinde gerekli özenin gösterilmesine veya tıbbi müdahalenin hatasız yapılmasına rağmen muhtemel neticeler konusunda bilgileri aktarması, bu vakada olduğu gibi bir tercüman vasıtasıyla ameliyat olacağı güne bırakılmaması gerektiği, müdahalenin aciliyeti olmadığından özellikle alternatif tedaviler konusunda hastanın bilgilendirilmesi gerektiği şeklinde görüş bildirildiği görülmektedir. Yüklenici işi kabul ederken, davaya konu olayda olduğu gibi bir ediminin sonucu taahhüt etmektedir. Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TTK nın 466.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu konuda uyarı yükümlülüğü yerine getirilmeden işin kabulü halinde de, sonucu taahhüt etmekte olan yüklenicinin yükümlülüğü doğacaktır. Bu durumda edimin ifa edildiğinin kabulü için sonucun gerçekleşmesi aranacaktır. Aksi takdirde edimin ifa edildiği kabul edilemeyeceğinden yüklenici ücrete hak kazanılamayacağı gibi TBK'nın ilgili hükümleri gereği doğan zararı tazmin etmesi gerekir. Bu durumda; davalılar tarafından somut olayda aydınlatma yükümlülüğünün gereğince yerine getirilmediği, onamda ölüm riskinden bahsedildiği belirtilmiş olsa dahi yağ aldırma ve karın germe ameliyatının aynı anda yapılması halinde ortaya çıkabilecek olası kötü sonuçları göz önünde bulundurarak alternatif tedaviler hususunda müteveffanın aydınlatılmadığı anlaşılmakla mahkemece maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden değerlendirme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle mevcut şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenlerle bozulması uygun bulunmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.02.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.