DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/1970 E. , 2024/972 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/1970 Karar No : 2024/972 TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI): ... II-(DAVALILAR): 1-... 2-... Bakanlığı VEKİLİ: I. Hukuk Müşaviri Yrd. V. ... 3- ... Genel Müdürlüğü VEKİLİ: Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay İkinci Dairesinin 22/12/2022 tarih ve E:2021/1060, K:2022/6847 sayılı kararının, davacı tarafından aleyhine olan kısmı ile vekalet ücreti ve yargılama g…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/1970 E. , 2024/972 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/1970 Karar No : 2024/972 TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI): ... II-(DAVALILAR): 1-... 2-... Bakanlığı VEKİLİ: I. Hukuk Müşaviri Yrd. V. ... 3- ... Genel Müdürlüğü VEKİLİ: Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay İkinci Dairesinin 22/12/2022 tarih ve E:2021/1060, K:2022/6847 sayılı kararının, davacı tarafından aleyhine olan kısmı ile vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden, davalı idareler tarafından aleyhlerine olan kısımlar yönünden temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 3. sınıf emniyet müdürü olarak görev yapan davacı tarafından, 25-29/06/2015 tarihleri arasında yapılan rütbe terfi sözlü sınavı sonucunda başarısız sayılmasına ilişkin işlemin, 10/05/2015 tarih ve 29351 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personeli Rütbe Terfileri ve Değerlendirme Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik'in 28. maddesinin 3. fıkrası ile 29. maddesinin 1. fıkrasının iptaline karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay İkinci Dairesinin 22/12/2022 tarih ve E:2021/1060, K:2022/6847 sayılı kararıyla; Dava konusu Yönetmelik'in 28. maddesinin 3. fıkrası yönünden, Danıştay Beşinci Dairesinin 20/06/2018 tarih ve E:2016/24760, K:2018/15074 sayılı kararıyla fıkranın iptal edildiği ve kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/11/2020 tarih ve E:2019/179, K:2020/2522 sayılı kararıyla onandığı ve iptal kararının kesinleştiği görüldüğünden, anılan düzenleme yönünden bu davada yeniden bir karar verilmesine gerek görülmediği, 29. maddesinin 1. fıkrası yönünden, Düzenlemenin, 05/05/2016 tarih ve 29703 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 11/04/2016 tarih ve 2016/8770 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe giren Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personeli Rütbe Terfileri ve Değerlendirme Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 2. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığı görüldüğünden, bu isteme yönelik olarak davanın konusuz kaldığı, Bu itibarla, davacının iptalini talep ettiği düzenleme yürürlükte olmadığından, düzenlemenin iptaline ilişkin istem hakkında karar verilmesine yer bulunmadığı, Davacının başarısız sayılmasına ilişkin işlem yönünden, Davacının rütbe terfi sözlü sınavı sonucunda başarısız sayılmasına ilişkin işlemin dayanağı olan Yönetmelik hükümlerinin Danıştay Beşinci Dairesinin 20/06/2018 tarih ve E:2016/24760, K:2018/15074 sayılı kararıyla iptal edilmiş olması, kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/11/2020 tarih ve E:2019/179, K:2020/2522 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmesi karşısında, söz konusu hukuka aykırı düzenlemelere dayanılarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı, Yargılama giderleri yönünden, Davaya konu düzenleyici işlem hakkında davanın konusuz kaldığına karar verilmiş ise de bu hususun, düzenleyici işlemde dava tarihinden sonra değişiklik yapan idarenin doğrudan haksız çıkan taraf olduğu ve yargılama giderlerinden sorumlu olacağı sonucunu doğurmayacağı; davaya konu Yönetmelik'in 29. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan "Başarılı sayılmak için sözlü sınavda en az elli puan almış olmak kaydıyla" ibaresine yönelik olarak açılan başka bir davada Danıştay Beşinci Dairesince verilen 16/11/2020 tarih ve E:2016/23196, K:2020/5173 sayılı "davanın reddi" yolundaki kararın, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15/06/2022 tarih ve E:2021/2270, K:2022/2177 sayılı kararıyla onandığı, sonuç olarak, başka bir davada verilen ve kesinleşen yargı kararıyla hukuka uygun olduğu kabul edilen Yönetmelik hükmü yönünden davalı idarenin, davada haksız çıkan taraf olarak kabul edilemeyeceği ve bu sebeple yargılama giderlerinin yarısının davacı üzerinde bırakılması gerektiği sonucuna ulaşıldığı gerekçeleriyle, Kısmen iptale, kısmen karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderlerinin yarı yarıya paylaştırılmasına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 9.500,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı tarafından, objektif nitelikteki yazılı sınavda baraj bulunmazken subjektif nitelikteki sözlü sınavda puan barajı getirilmesinin hukuka ve liyakat ilkesine uygun olmadığı; Yönetmelik'in 28. maddesinin 3. fıkrası yönünden esas itibarıyla dava neticesinde haklı olduğu ortaya konulmasına ve lehine karar verilmesine rağmen hüküm fıkrasında yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden haksızlık yapıldığı; sözlü sınavda alınan sonucun yazılı sınav sonucunu etkisiz hale getirdiği; bu nedenle Yönetmelik'in 29. maddesinin 1. fıkrasının da iptal edilmesi gerektiği; idarenin de söz konusu hükmü açıklanan sebeplerle yürürlükten kaldırdığı; ancak bu hüküm yönünden de yargılama giderleri açısından hukuka uygun karar verilmediği; hükmün yürürlükten kaldırılması sebebiyle idarenin kısmen haklı olduğuna karar verilmesinin haksızlık olduğu, haklılık ve haksızlık değerlendirmesi yapılması gerektiği, hak arama hürriyetinin de kısıtlandığı; dava konusu Yönetmelik hükümlerinin doğuracakları sonuçlar itibarıyla bir arada ele alınmaları gerektiği; bu şekilde bakıldığında sonuç olarak sözlü sınavların iptal edildiği ve haklı olduğunun ortaya çıktığı; buna rağmen idarenin de haklı olduğuna karar verilmesinin hukuksuz olduğu; idarenin kendisinin Yönetmelik hükümlerini ve davanın seyrini değiştirdiği; Daire kararının esas bakımından aleyhine olan kısmı ile aleyhine hükmedilen yargılama giderleri ve avukatlık ücreti yönlerinden hukuka aykırı olduğu belirtilerek bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. Davalı idareler tarafından, iptali istenen idari işlemlerin ve dayanağı Yönetmelik hükümlerinin Anayasa ve kanunlara uygun olduğu, bahse konu Yönetmelik'te, dayanağı 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun amir hükümleri uyarınca rütbe terfiinde yazılı ve sözlü sınavlarda başarılı olunması şartının arandığı, sözlü sınavında başarı barajının aday lehine düşük tutulduğu, elli puan alma şartı konulmasının kamu yararı ve hizmet gereği olduğu, sözlü sınavın, adaylara önceden bastırılan sorular arasından soru kartı çektirilmek suretiyle icra edildiği, bu yönüyle farklı komisyonlar tarafından farklı değerlendirme yapıldığı iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğu, adayların değerlendirme kriterlerinin Yönetmelik'te açıkça ortaya konulduğu, dolayısıyla, dava konusu Yönetmelik hükümleri ile bu hükümlere dayanılarak tesis edilen idari işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek, Daire kararının aleyhlerine olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacı tarafından, davalı idarelerin temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idareler tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ... 'ÜN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarelerin yürütmenin durdurulması istemleri hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin reddine, 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen karar verilmesine yer olmadığına, kısmen iptale yönelik Danıştay İkinci Dairesinin temyize konu 22/12/2022 tarih ve E:2021/1060, K:2022/6847 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına, 4. 06/05/2024 tarihinde davacının istemi yönünden oyçokluğu, davalı idarelerin istemleri yönünden oybirliği ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY X- Dava, 3. sınıf emniyet müdürü olarak görev yapan davacı tarafından, 25-29/06/2015 tarihleri arasında yapılan rütbe terfi sözlü sınavı sonucunda başarısız sayılmasına ilişkin işlemin, 10/05/2015 tarih ve 29351 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personeli Rütbe Terfileri ve Değerlendirme Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik'in 28. maddesinin 3. fıkrası ile 29. maddesinin 1. fıkrasının iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Danıştay İkinci Dairesinin 22/12/2022 tarih ve E:2021/1060, K:2022/6847 sayılı kararıyla; Dava konusu düzenlemeler yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davacının rütbe terfi sözlü sınavı sonucunda başarısız sayılmasına ilişkin işlemin iptaline, başka bir davada verilen ve kesinleşen yargı kararıyla hukuka uygun olduğu kabul edilen Yönetmelik hükmü yönünden davalı idare davada haksız çıkan taraf olarak kabul edilemeyeceğinden, yargılama giderlerinin yarısının davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir. Temyize konu Daire kararının yargılama giderleri ile vekalet ücretine ilişkin kısmı yönünden davacının temyiz istemi incelendiğinde; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararlarda bulunacak hususlar" başlıklı 24. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde, kararlarda, yargılama giderleri ve hangi tarafa yükletildiğinin belirtileceği hüküm altına alınmış; aynı Kanun'un 31. maddesinin yargılama giderleri konusunda yollamada bulunduğu 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun yerine yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesinde; vekâlet ücretine yargılama giderleri arasında yer verilmiş ve 326. maddesinde; Kanun'da yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkemenin, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştıracağı belirtildikten sonra, 331. maddesinde; davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkimin, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmedeceği düzenlemesine yer verilmiş; böylece, kural olarak, yargılama giderlerinin davada haksız çıkan tarafa yükletilmesi esası benimsenmiştir. Hukukumuzda, iptal davası açıldıktan sonra, yargılama faaliyeti devam ederken, idarece işlemin, yürürlükten kaldırılması, hukuk aleminde geçerliliğinin kalmaması ve artık işin esasının incelenmesinde yarar görülmeyen hallerde davanın konusuz kaldığından söz edilmektedir. Bu noktada, 6100 sayılı Kanun'un yukarıda metnine yer verilen 331. maddesine bakıldığında, davanın konusuz kalması halinde, hakime, davanın açıldığı zamandaki haklılık durumunu değerlendirerek yargılama giderlerine hükmetme konusunda takdir hakkı tanındığı görülmektedir. Temyizen bakılan uyuşmazlıkta Dairece, dava konusu Yönetmelik'in 29. maddesinin 1. fıkrasının, 05/05/2016 tarih ve 29703 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 11/04/2016 tarih ve 2016/8770 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe giren Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personeli Rütbe Terfileri ve Değerlendirme Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 2. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığı; dolayısıyla bu düzenleme yönünden davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmekle birlikte, bu hususun, düzenleyici işlemde, dava tarihinden sonra değişiklik yapan idarenin doğrudan haksız çıkan taraf olduğu ve yargılama giderlerinden sorumlu olacağı sonucunu doğurmayacağı; zira, söz konusu düzenlemedeki "Başarılı sayılmak için sözlü sınavda en az elli puan almış olmak kaydıyla" ibaresine yönelik olarak açılan başka bir davada Danıştay Beşinci Dairesince verilen 16/11/2020 tarih ve E:2016/23196, K:2020/5173 sayılı "davanın reddi" yolundaki kararın, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15/06/2022 tarih ve E:2021/2270, K:2022/2177 sayılı kararıyla onandığı, sonuç olarak, başka bir davada verilen ve kesinleşen yargı kararıyla hukuka uygun olduğu kabul edilen Yönetmelik hükmü yönünden davalı idarenin, davada haksız çıkan taraf olarak kabul edilemeyeceği ve bu sebeple yargılama giderlerinin yarısının davacı üzerinde bırakılması gerektiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle, bu kısım yönünden yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakıldığı ve davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedildiği anlaşılmaktadır. İdarenin düzenlemeyi yürürlükten kaldırması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilen davalarda, "başka bir davada" aynı düzenleme yönünden esasa girilerek verilen ve kesinleşen bir ret kararı bulunduğundan ve bu nedenle artık idarenin haksız çıkan taraf olarak kabul edilemeyeceğinden bahisle davacının yargılama giderlerinden sorumlu tutulup tutulamayacağı hususunda değerlendirilmesi gereken temel nokta, ret kararlarının kesin hüküm niteliğidir. Gerek kabul şartları, gerekse esastan ret kararlarının meydana getirdiği kesin hüküm nisbi kuvvettedir. Kararların etkisi sadece taraflara yöneliktir. (Çağlayan, "İdari Yargıda Kesin Hüküm", A.Ü Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:III, Sayı 1, s.138) Üçüncü kişiler aynı işlem aynı sebep yönünden yeni bir dava açabilirler. (Gözübüyük, Yönetsel Yargı, s. 214) Çünkü bu redde dair kararlarda, reddin sebebi davacının ileri sürdüğü delillerin ve gerekçelerin yeterli olmamasıdır. (Telli, "İdari Yargıda Kesin Hüküm", İdare Hukuku ve İdari Yargı ile ilgili incelemeler III. Ankara 1980, s. 103.) Bu itibarla, aynı düzenleme yönünden davanın reddi yönünde verilen yargı kararının, iptal kararları gibi kesin hüküm etkisinin mutlak olmadığı zira, farklı iddialarla açılacak başka bir davada daha evvel hukuka uygun görülen aynı düzenleme bakımından iptal yönünde bir karar verilmesinin önünde bir engel bulunmadığı dikkate alındığında, yürürlükten kaldırılan dava konusu düzenleme yönünden işbu dosyada hukuka uygunluk değerlendirmesi yapılmadan, başka dosyada davanın reddi yolunda verilen karara atıfla davacının haksız çıktığı kabul edilerek bu dosyanın yargılama giderlerinden sorumlu olacağından söz edilemez. Bu durumda, davanın, dava konusu düzenlemeler yönünden karar verilmesine yer olmadığı, davacının rütbe terfi sözlü sınavı sonucunda başarısız sayılmasına ilişkin işlemin iptali kararıyla sonuçlandığı ve dava konusu Yönetmelik'in 29. maddesinin 1. fıkrası yönünden bu düzenlemeyi tesis eden ancak sonradan yürürlükten kaldıran davalı idarenin davanın açılmasına sebebiyet verdiği görüldüğünden, bu kısım yönünden davacı aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüyle, Daire kararının dava konusu Yönetmelik'in 29. maddesinin 1. fıkrası yönünden karar verilmesine yer olmadığı kısmına bağlı olarak davacı aleyhine yargılama giderleri ile vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara bu kısım yönünden katılmıyoruz. KARŞI OY XX- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1/a fıkrasında; iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. İptal davasının gerek anılan maddede, gerekse içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında; idare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin, ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurabilenler tarafından iptal davasına konu edileceğinin kabulü zorunlu bulunmaktadır. İptal davasının amacı, hukuka aykırı idari işlemin uygulamadan kaldırılması, geçersiz kılınması ve işlemin hukuksal geçerliliğine son verilmesidir. Burada sağlanmak istenen, hukuk düzeninde hukuka aykırı işlemlerin bulunmamasını sağlayarak, hukuk devletinin korunmasıdır. İdare Hukuku ilkelerine göre, iptal kararları, iptali istenilen işlemi, tesis edildiği tarih itibarıyla ortadan kaldırarak, işlemin tesisinden önceki hukuki durumun geri gelmesini sağlar. Bir idari işlemin hukuki irdelemesi yapıldığında, tespit edilen duruma göre dava konusu işlemin iptali ya da davanın reddi yolunda hüküm kurulması gerekmektedir. Hukuka uygunluk denetimi yapılan işlem yönünden "karar verilmesine yer olmadığına" hükmedilmesi, usulde yeri olmayan bir uygulama olup, işin esasının incelenmesinin sonucu olarak esas hakkında bir hüküm kurulması zorunlu bulunmaktadır. Bir yönetmelik kuralına dava açıldıktan sonra, idarenin yeni yönetmelik çıkarma konusunda yetkisi bulunduğu açık olmakla birlikte, bu durum, idari yargı yerinin yargısal incelemesinde bulunan yönetmelik kuralı hakkında, hukuka uygun olup olmadığı yönünden bir değerlendirme yapılıp sonuca varılmasına hukuken engel değildir. Aksi halde, idare bu şekilde yeni yönetmelik yürürlüğe koyarak, mevcut yönetmeliğin yargı denetimine tabi tutulmasından muaf kılınmasına neden olacaktır. Ayrıca, davacılar şeklen değiştirilen her düzenlemeye karşı dava açmak zorunda bırakılarak, hak arama özgürlüğünün kullanılması da zorlaştırılacaktır. Bu durumda, davacı tarafından hukuka aykırı olduğu ileri sürülen düzenlemenin hukuki irdelemesi yapılarak Dairece işin esası hakkında, "ret" ya da "iptal" hükmü kurulması gerekirken, temyize konu kararda, dava konusu Yönetmelik'in 29. maddesinin 1. fıkrası yönünden karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan, düzenleyici işlemlerin hukuki irdelemesi yapılarak verilecek kararın sonucuna göre, bu kısım yönünden hükmedilecek yargılama giderleri ile vekalet ücretinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği de açıktır. Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabul edilerek, temyize konu Daire kararının bu kısımlar yönünden bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.