Başvuru, gözaltında darp nedeniyle kamu görevlileri hakkında açılan davada beraat kararı verilmesi nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, gözaltında darp nedeniyle kamu görevlileri hakkında açılan davada beraat kararı verilmesi nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 9/4/2014 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/10/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 24/5/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 31/5/2016 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 15/6/2016 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular Yavuz Özgenç ve Hasan Hüseyin Erbaş 1975, başvurucu Yılmaz Yavuz ise 1967 doğumlu olup İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/696 Hazırlık sayılı dosyasında 30/7/1999 tarihli ve 4422 sayılı mülga Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu’na muhalefet, hırsızlık ve sahtecilik suçlarından haklarında soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu Hasan Hüseyin Erbaş ve Yavuz Özgenç 25/3/2005, başvurucu Yılmaz Yavuz ise 26/3/2005 tarihinde gözaltına alınmışlardır. Polis memurları tarafından tanzim edilen 29/3/2005 tarihli tutanakta gözaltında bulunan sanıklardan Hasan Hüseyin Erbaş’ın sırtında ve omzunda tırnak iziyle uyumlu çiziklerin olduğu, Yavuz Özgenç’in sırt ve karın bölgesinde çizikler bulunduğunun görüldüğü tespit edilmiştir. Başvurucu Yavuz Özgenç hakkında, gözaltına alınırken Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından 26/3/2005 tarihinde saat 40'ta düzenlenen raporda her iki kol posterior yüzde eskiye ait kesi skarı olduğu, sağ elinde 1x1 cm’lik yüzeysel sıyrık olduğu; aynı Hastane tarafından gözaltından çıkarılırken 29/3/2005 tarihinde saat 45'te düzenlenen raporda sırt alt ve üst bölgelerinde dermal çizikler olduğu, kesin raporun adli tabiplikçe verilebileceği; Adli Tıp Kurumu Beşiktaş Şube Müdürlüğünün 29/3/2005 tarihli saat 46'da tanzim olunan raporunda her iki kol dış yanlarda boydan boya eski, kesici aletle oluşturulmuş çizgi şeklinde yara nedbeleri, gövdenin sol yanında üstte ve altta, sırt iki yanında ortada ve karın sol hattında birbirine paralelüç dört adet, sırttakiler dıştan içeri, yukarıdan aşağıya olmak üzere ortalama 10-15 cm boyunda hiperemi ve ortalarında yer yer sıyrıklar, sağ üst bacak arkada yukarıdakilere benzer lezyonlar görüldüğü, nasıl oluştuğu sorulduğunda kaşıma sonucu oluştuğunu söylediği, sonuç olarak haricen görülebilen arızaların beş gün mutad iştigaline engel teşkil edeceği, kişinin vücudundaki eski yara izleri ile yenilerinin benzerliğinden; yara yerlerinin lokasyonu, şekli, büyüklüğü, niteliği düşünüldüğünde ve şahsın ifadesi gözönüne alındığında bu yaraları kendi kendisine yapmasının mümkün olabileceği kanaatine varıldığı; Adli Tıp Kurumu İstanbul Şube Müdürlüğünün 18/9/2006 tarihli raporunda önceki raporlarda tarif edilen bulguların kişinin yaşamını tehlikeye sokan nitelikte olmadığı, basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olduğu, İstanbul Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunun 31/12/2010 tarihli raporunda yaraların kişinin kendisi ya da başkası tarafından yapılabileceği kayıtlıdır. Başvurucu Yılmaz Yavuz hakkında, gözaltına alınırken Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından 26/3/2005 tarihinde saat 40'ta tanzim edilen raporda vücudunda darp ve cebir izi bulunmayan şahsın kulak ağrısı ve akıntısı tariflediği, KBB Servisine sevk edilerek şahsa rapor verilmesinin uygun olduğu, saat 45'te yapılan KBB muayenesinde her iki kulak, dış kulak yolları ve sağ kulak zarının doğal olduğu, sol kulak zarı posterior kadranda yaklaşık 2 mm’lik kulak zarı perforasyonu ve hiperemi mevcut olduğu, her iki supra ve infraorbital rimlerin palpasyonla salim olduğu, nasal dorsumda palpasyonla hassasiyet ve krepitasyon olmadığı, her iki temporomandibuler eklem ve fasial sinir fonksiyonlarının ve orofarenks muayenesinin normal olduğu; Adli Tıp Kurumu Beşiktaş Şube Müdürlüğünün 29/3/2005 tarihinde saat 57'de düzenlenen raporunda başvurucunun Şubede dayak yediğini, sağ kulağının ağrıdığını ve az işittiğini söylediği, şahsın vücudunda herhangi bir taze lezyon görülmediği, Şişli Etfal Hastanesi tarafından verilen raporda şahsın sol kulağında yırtık olduğu anlaşılmakla şahsın kendisine sorulduğunda sağ kulağında ağrı ve işitme güçlüğü şikâyeti olduğunu söylediğinden şahsın muayene edildiği; sol kulak zarındaki yırtığın yeni olup olmadığı, sağ kulak zarında yırtık olup olmadığı, kulak zarı yırtığı yeni ise darp sonucu olup olmadığı, kulağında bahsettiği akıntının mahiyetinin ne olduğu konusu tekrar sorularak doktordan rapor düzenlenmesinin istendiği; Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 29/3/2005 tarihinde saat 35'teyapılan KBB muayenesinde her iki aurikula, dış kulak yolları ve sağ kulak zarının doğal görünümde olduğu, sağ kulak zarında yırtık görünümünün mevcut olmadığı, sol kulak zarı posterior kadranda yaklaşık 1,5x2 mm çaplı etrafı hiperemik düzgün kenarlı, travmatik kulak zarı perforasyonu ile uyumlu görünümde perforasyon mevcut olduğu, sekresyon görünümü bulunmadığı, her iki supra ve infra orbital rimlerin palpasyonla salim olduğu, nasal dorsumda palpasyonla hassasiyet ve krepitasyon tespit edilmediği, her iki TME ve fasial sinir fonksiyonlarının intakt olduğu, ağız, orofarenks muayenesinin salim olduğu, gelişmiş olabilecek işitme kaybının odyolojik tetkik ile belirlenebileceği, kati raporun Adli Tabiplikçe verileceği; Adli Tıp Kurumu Beşiktaş Şube Müdürlüğünün 29/3/2005 tarihinde saat 47'de düzenlenen raporunda 27/3/2005 tarihinde gözaltına alındığını, Şubede dayak yediğini, sağ kulağının ağrıyıp az işittiğini ifade ettiği,muayenesinde şahsın vücudunda herhangi bir taze lezyon görülmediği, sistem muayenelerinin normal olduğu, sağ ve solunu karıştırdığı düşünülerek ağrıyan kulağını eliyle göstermesinin istenildiği, sağ kulağını göstererek ağrıdığını söylediği, sonuç olarak Şişli Etfal Hastanesi tarafından verilmiş raporda belirtilen sol kulak zarı yırtığının şahsın hayatını tehlikeye maruz kılmadığı, 15 gün mutad iştigaline engel teşkil edeceği, ısrarla tekrar sorulmasına rağmen şahsın sağ kulağında ağrı ve işitme kaybından bahsettiği, bunun yırtık olan sol kulak zarı ile uyumlu olmadığı, hastanede görmüş olan doktorun karıştırmış olabileceği düşünüldüğünden şahsın tekrar muayeneye gönderildiği, raporun aynı şekilde sol kulak zarı yırtığından bahsettiği, işitme kaybı için ise tetkik istenildiği, dolayısıyla şahsın şikâyeti olan kulağı ile kulak zarı yırtığı olan kulağının farklı olmasından dolayı arızasının uyumlu olmadığı, sağ kulağındaki işitme kaybının nedeni ve derecesinin tespiti için götürüldüğü yerde tekrar KBB servisine götürülmesinin uygun olduğu; Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 29/3/2005 tarihinde saat 55'te tanzim edilen raporunda darp cebir izi olmadığı; İstanbul Kapalı Ceza ve Tutukevi Müdürlüğünün 30/3/2005 tarihli raporunda, testislerede subjektif ağrı tanımladığı, diğer sistemlerin doğal olduğu; İstanbul Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunun 22/6/2011 tarihli raporunda yaraların kişinin hayatını tehlikeye maruz kılmadığı, 15 gün mutad iştigaline engel teşkil edeceği kayıtlıdır. Başvurucu Hasan Hüseyin Erbaş hakkında, gözaltına alınırken Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından 26/3/2005 tarihinde saat 00'te düzenlenen raporda darp cebir izi olmadığı; aynı Hastane tarafından gözaltından çıkarılırken 29/3/2005 tarihinde saat 50'de düzenlenen raporda sırtta 6-7 cm, omuzda 5-6 cm dermal ekimoz olduğu, kesin raporun Adli Tabiplikçe verileceği; Adli Tıp Kurumu Beşiktaş Şube Müdürlüğünün 29/3/2005 tarihinde saat 30'da tanzim olunan raporunda, gözaltında dayak yediğini, gözlerini ayaklarını bağladıklarını söyleyen kişinin muayenesinde sağ üst kolda 2 adet 1x10 cm’lik, sağ omuzda 2 adet 1x10 cm’lik birbirine paralel, sırt alt ortada iki yanda yukarıda aşağıya uzanan birbirine paralel ikişer adet üzeri hafif sıyrıklı hiperemi, sol üst ve alt kol iç yanda 1x10 cm’lik hiperemi, sağ dirsek iç yüzde iğne pikür izi ve etrafında ekimoz, sağ dizde ve sağ alt bacak orta yüzde ufak sıyrıklar görüldüğü, ayakkabı kenarına uyacak yerlerde ufak sıyrıklar görüldüğü, vücudunda görülen lezyonların hayati tehlikeye maruz kılmadığı, 5 gün mutad iştigaline engel teşkil edeceği, vücudundaki yara izlerinin lokasyonu, niteliği, benzerliklerigözönüne alındığında ve eski yara izleriyle uyumlu olduğu düşünüldüğünde kollarındaki, sırtındaki yaraları kendi kendisinin yapmasının mümkün olabileceği, ayak bileklerindeki sıyrıkların ayakkabı vurmasıyla uyumlu olduğu; İstanbul Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunun 31/12/2010 tarihli raporunda, lezyonların tamamının kişinin kendisi ya da başkaları tarafından yapılabileceği kayıtlıdır. Başvurucuların da aralarında bulunduğu sekiz şüphelinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/696 Hazırlık numaralı soruşturma dosyasında, 29/3/2005 tarihli ifadelerinde kendilerine kötü muamelede bulunulduğunu beyan etmeleri, doktor raporlarında da bunu teyit edebilecek nitelikte bulguların tespit edilmesi nedenleriyle tefrik kararı verilerek aynı yer Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/794 Hazırlık sayılı dosyasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğünde görevli ilgililer hakkında işkence suçundan soruşturma başlatılmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/794 Hazırlık sayılı dosyası, 8/4/2005 tarihli yetkisizlik kararıyla Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 22/4/2005 tarihli ve 2005/18682 Hazırlık sayılı kararıyla dosya, suç yeri gerekçe gösterilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yetkisizlik kararıyla iade edilmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 6/4/2007 tarihli ve 2005/25192 Soruşturma, 2007/5727 Esas sayılı iddianamesiyle başvurucuların da aralarında bulunduğu beş müştekiye karşı işkence suçu işlendiğinden bahisle on iki polis memuru hakkında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2/11/2011 tarihli ve E.2007/130, K.2011/325 sayılı kararıyla tüm sanıkların beraatlerine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:“…sanıklar R.K. ve O.K.nin görev yaptıkları birim itibariyle katılanlarla sık sık karşılaştıkları ve onlar hakkında adli işlem yaptıkları, bundan dolayı katılanlar tarafından bu sanıklara karşı belirgin bir husumetin bulunduğu, kaldı ki bu hususun kendi beyanları ile de açıkça ortaya çıktığı, katılanların diğer sanıkları zaten teşhis edemedikleri, katıların nezarethanede dayak yediklerine ilişkin bir takım anlatımlarının doktor raporları ile uyumlu olmadığı, anlatımların kendi içinde çelişkiler içerdiği, bunun yanında adli tıp raporlarında belirtildiği üzere katılanların vücutlarındaki bir takım lezyonların kendilerince tırnaklarını bastırarak meydana getirebilmelerinin mümkün görüldüğü, nitekim 29/5/2005 tarihli tutanakta bu hususun da yer aldığı, dolayısı ile tüm bu hususlar ve deliller birlikte değerlendirildiğinde sanıkların atılı suçu islediklerine dair katılanların beyanlarını bire bir doğrulayacak maddi deliller elde edilememiş olup şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince delil yetersizliğinden sanıklar hakkında beraat kararı [verilmiştir].” Katılanlar tarafından temyiz edilen hüküm Yargıtay Ceza Dairesinin 20/6/2013 tarihli ve E.2013/31419, K2013/18703 sayılı ilamıyla onanmıştır. Yargıtay Ceza Dairesinin ilamıyla birlikte İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine iade edilen başvuruya esas dava dosyası 31/7/2013 tarihinde kesinleştirilmek üzere hâkim tarafından Mahkeme Kalemine havale edilmiştir. Sanıklar hakkında verilen beraat kararlarıyla ilgili olarak 6/8/2013 tarihinde kesinleşme şerhi verilmiştir. Başvurucular vekili Yargıtay Ceza Dairesinin kararını 11/3/2014 tarihinde Mahkeme Kaleminde elden tebellüğ ettiğini bildirmiştir.B. İlgili Hukuk 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Madde 243 - (Değişik: 235 s. K - 1961) (Değişik Fıkra: 4449 s. K- 1999) Bir kimseye cürümlerini söyletmek, mağdurun, şahsi davacının, davaya katılan kimsenin veya bir tanığın olayları bildirmesini engellemek, şikayet veya ihbarda bulunmasını önlemek için yahut şikayet veya ihbarda bulunması veya tanıklık etmesi sebebiyle veya diğer herhangi bir sebeple işkence eden veya zalimane veya gayriinsani veya haysiyet kırıcı muamelelere başvuran memur veya diğer kamu görevlilerine sekiz yıla kadar ağır hapis ve sürekli veya geçici olarak kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası verilir.”