10. Hukuk Dairesi 2023/13050 E. , 2024/1848 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2020/258 E., 2023/189 K. KARAR : Kısmen Kabul Taraflar arasında görülen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminmat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı taraf vekilleri tarafından temy
**10. Hukuk Dairesi 2023/13050 E. , 2024/1848 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2020/258 E., 2023/189 K. KARAR : Kısmen Kabul Taraflar arasında görülen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminmat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmek ve de davalı vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 27.02.2024 salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı adına Av...... geldi. Davacılar adına gelen olmadı. Gelenin yüzüne karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili özetle; müvekkillerinin murisinin meydana gelen iş kazası nedeniyle vefat ettiği, kazanın oluşumuna davalının kusurlu olduğundan bahisle davacı eş ..... için 155.349,63 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, çocuk ... için 41.472,62-TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 18.12.2014 tarih ve 2010/193 Esas, 2014/538 Karar sayılı kararıyla; olayın tamamen kaçınılmazlık veya kötü tesadüf unsurunun etkisi ile meydana geldiği, tarafların ekonomik ve sosyal durumu ve hakkaniyet ölçüsünde bilirkişi raporunda belirlenen miktardan %60 indirim uygulanmak suretiyle davacı eş lehine 40.321,69 TL maddi, 20.000,00 TL manevi, davacı çocuk lehine 11.831,28 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Anılan karara karşı taraf vekillerince temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 08.03.2016 tarih, 2015/8821 Esas, 2016/3791 Karar sayılı kararıyla tarafların sair temyiz itirazları incelenmeksizin zararlandırıcı olayın çevresel şartlardan mı yoksa bünyesel faktörlerden mi kaynaklandığının kesin olarak tespit edilmediği, Mahkemece müteveffanın tüm tedavi evrakları, sağlık raporları ve kontrollerine ilişkin tüm belgelerin getirtilerek ölüm sebeninin kesin olarak tespitinden sonra kusura ilişkin araştırma yapılarak bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak verilen 10.12.2019 tarih ve 2016/283 Esas, 2019/403 Karar sayılı kararla iddia edildiği üzere zararlandırıcı sigorta olayının uzun süreli çalışma, uykusuzluk ve yorgunluğun tetiklediği epilepsi (sara) hastalığına bağlı gelişen komplikasyonlar (Sudep) sonucu meydana gelmiş olabileceği gibi, ani kardiak ölüm sonucu da meydana gelmiş olabileceği ancak; kesin ölüm sebebi ve mekanizması bilinemediğinden uzun çalışma süresinin ölüm olayında etkisi ve katkısı olup olmadığı konusunda kesin bir değerlendirme yapılamadığı yönündeki Adli Tıp Kurumu raporu uyarınca illiyet bağı bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Mahkemenin 10.12.2019 tarihli bu kararına karşı taraf vekillerince temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesi'nin 08.10.2020 tarih 2020/6384 Esas, 2020/5741 Karar sayılı kararıyla Mahkemece davaya konu kazaya ilişkin rücuan tazminat dava dosyasının temini sureti ile tarafların kusur durumları ve gelişen teknolojiye göre olay tarihinde kaçınılmazlığın söz konusu olup olmadığını tartışarak ortaya koyan, uzman hekim katılımı ile oluşturulan ehil iş güvenliği bilirkişilerinden oluşturulacak üç kişilik bilirkişi heyetine dava dosyası incelettirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesi'nin 08.10.2020 tarihli bozma kararına karşı davalı vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine Dairemiz'in 26.10.2021 tarih, 2021/978 Esas, 2021/12904 Karar sayılı kararı ile istemin reddine karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemece bozmaya uyularak verilen 26.09.2023 tarih, 2020/258 Esas, 2023/189 Karar sayılı kararla olayın 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi gereğince iş kazası olduğu, olayda kaçınılmazlığın etkisinin kısmi olduğu, davalı işvereninin işçi sağlığı ve iş güvenliğinin gerektirdiği önlemleri ve kontrolleri yeterince yerine getirmemesi nedeniyle kusur oranında iş kazasından sorumlu olacağı kanaatine varıldığı, hükme esas alınan bilirkişi hesap raporuna göre davacı eş ..... nihai maddi zararının 1.238.210.42 TL, davacı çocuk ...'in nihai maddi zararının 179.171.11 TL olduğunun belirlendiğinden bahisle davacıların talepleri ile bağlı kalınmak suretiyle davacı eş lehine 154.349,63 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, davacı çocuk lehine 40.472,62 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen 26.09.2023 tarihli kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, hüküm oluşturulurken davacı eş .... ve davacı çocuk ...'in maddi tazminat taleplerinin kabulüne karar verilmiş olmasına karşın dava dilekçesinde talep ettikleri miktarların ıslah dilekçesi ile talep ettikleri miktarlara eklenmediğini, hüküm altına alınan manevi tazminatların az olduğunu ileri sürmüştür. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, ölüm ile iş yeri-çalışma arasında nedensellik bağı bulunmadığını, kesin ölüm sebebinin belli olmadığını, bu hususta defalarca rapor alındığını, raporlarda illiyet bağı kurulamadığını, sigortalının iş yerinde odasında ölü olarak bulunduğunu, yaptığı iş ile ilgili olarak meydana gelmiş bir iş kazasının mevcut olmadığını, illiyet bağı olmadığı müddetçe meydana gelen ölümden işverenin sorumlu tutulamayacağını, kalp damar cerrahisinden ziyade epilepsi alanında uzman, bilimsel alanı bu konu olan bir veya birden fazla uzmandan rapor alınması gerektiğini, bu konuda neler olabileceği konusunda kalp damar cerrahı ve iş güvenliği uzmanlarının ehil olmadığını, SGK tarafından açılan rücu davasının müvekkilinin kusuru olmaması nedeniyle reddedildiğini ve bu kararın kesinleşmiştiğini, kesin ölüm sebebi belli değilken müvekkiline kusur verilen rapora itibar edilmesinin hatalı olduğunu, imzalı ve ihtirazi kayıt içermeyen bordroların aksinin ancak eş değer bir delille ispat edilebileceğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla; bu yönden bordrolardaki 700,00 TL net ücret üzerinden hesap yapılması zorunlu iken hesap raporuna karşı bu yöndeki itirazlarının dikkate alınmadığını, ayrıca kabul anlamına gelmemek kaydıyla; davacıların 27.02.2011 tarihli dilekçelerinin son paragrafında net ücretin 1.050,00 TL olarak ifade edildiğini, bunuın onlar için artık bağlayıcı olduğunu, bilirkişinin bunu da görmesi gerektiğini, davacı eşin genç olması, çalışabilecek güçte olmasının hesaplamada dikkate alınmadığını, yeniden evlenme oranının da düşük olarak kabul edildiğini, Kurum ödemelerinin tenzilinde eksiklik bulunduğunu, daha önce alınan hesap raporu ile son hesap raporu arasında fahiş fark bulunduğunu, davacıların davalarını ıslah da ettiklerini, böyle bir rakama ulaşılmasının mümkün olmadığını, hesap hataları ve çelişkiler bulunduğuınu, hüküm altına alınan manevi tazminatların fazla olduğunu, davacıların taleplerinin yüzde yüz kusura göre olduğunu, bu durumda taleplerinin yarısından fazlasına da hükmedilemeyeceğinin açık olduğunu, faiz başlangıç tarihlerinin de hatalı olduğunu, dava ve ıslah tarihlerinden önceki tarihin esas alınamayacağını, hesap raporunun ayrıca karışıklık içerdiğini, nasıl hesaplama yapıldığının açık, net ve denetlenebilir olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi, 439 uncu maddesi. 3. Değerlendirme Dosya kapsamından, davacılar murisinin davalıya ait iş yerinde bekçi olarak çalışmakta iken sabah mesaisine gelen işçiler tarafından ölü olarak bulunduğu, ... sigortalıya ait 06.06.2008 tarihli ağır ve tehlikeli işlerde çalışacaklara ait işe giriş muayene formunda ilgilinin epilepsi hastalığı olduğunun, sonuç ve kanaat bölümünde iş yerinde bedenen çalışmaya elverişli olduğunun belirtildiği, dosya kapsamında bulunan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 11.11.2009 tarihli raporunda otopside travmatik lezyon bulunmadığı, mevcut bilgiler ile ölüm sebebinin tespit edilemediği, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 26.02.2014 tarihli raporunda mevcut bilgiler ile ölüm sebebinin tespit edilemediği, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 15.03.2017 tarihli raporunda mevcut bilgiler ile ölüm sebebinin tespit edilemediği, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 24.08.2017 tarihli raporunda; adli dosyada kayıtlı bilgilerde kişinin epilepsi (sara) hastası olduğu, bu nedenle tedavi gördüğünün bildirildiği, 15.03.2009 tarihinde bekçi olarak çalıştığı iş yerinde çalışma masasının yanında sandalyesinden düşmüş olarak yerde yatar bir şekilde ölü olarak bulunduğu, ölü muayene ve otopsisinde ölümüne neden olabilecek travmatik değişim ve toksik madde bulunmadığı, otopsisinde iç organlarda tespit edilen makroskopik bulgular, iç organların histopatolojik tetkikinde elde edilen bulgular, otopside alınan doku örneklerinde epilepsi (sara) hastalığı tedavisinde kullanılan ilaç etken maddesinin bulunması, cesedin bulunduğu ortam, bulunuş şekli, olay yeri inceleme bulguları birlikte değerlendirildiğinde kişinin ölümünün iddia edildiği üzere uzun süreli çalışma, uykusuzluk ve yorgunluğun tetiklediği epilepsi (sara) hastalığına bağlı gelişen komplikasyonlar (SUDEP) sonucu meydana gelmiş olabileceği gibi ani kardiak ölüm sonucu da meydana gelmiş olabileceği, ancak kesin ölüm sebebi ve mekanizması bilinemediğinden uzun çalışma süresinin ölüm olayında etkisi ve katkısı olup olmadığı konusunda kesin bir değerlendirme yapılamadığının kayıtlı olduğu, 10.12.2019 tarihli bozma kararından sonra alınan ve hükme dayanak kılınan 30.04.2022 tarihli bilirkişi kusur raporunda iş kazasının meydana gelişinde %30 oranında kaçınılmazlık faktörü/bünyesel faktör söz konusu olduğu, ... sigortalının %20, davalının ise %50 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği anılan raporu düzenleyen bilirkişiler arasında hekim bilirkişi bulunduğu ancak uzmanlık alanınun kalp damar cerrahisi olduğu, anılan raporda daha önceden alınan Adli Tıp Kurumu raporlarında olduğu gibi mevcut bulgularla ölümün epilepsiden kaynaklı mı yoksa ani kardiyak ölüm mü olduğu konusunda bir tespit yapılamayacağının belirtildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır. İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin olarak tespiti hem maddi hem de manevi tazminat miktarını doğrudan etkilemesi bakımından önem taşımaktadır. Maddi tazminat davalarında sigortalının kazanç kaybının hesaplanmasında sigortalının kusuru oranında tespit olunan kazanç kaybından indirim yapılacağı gibi manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi tazminat miktarının takdirinde tarafların kusur durumu Mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır. İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işveren, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu olay tarihinde yürürlükte bulunan İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğudur. Öte yandan kaçınılmazlık; hukuksal ve teknik anlamda; fennen önlenmesi mümkün bulunmayan başka bir anlatımla, işverence mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi mümkün bulunmayan durum ve sonuçları ifade eder. Olayın önlenemezliği hususunu açmak gerekirse; buradaki önlenemezlik olayla ilgili değildir. Önlenemezlik unsuru, tamamen davranış normu ve borca aykırılıkla ilgili olup alınabilinecek tüm tedbirler alınmış olunsa dahi bir davranış normunun veya sözleşmeden doğan bir borcun ihlalinin ifadesidir. Yani olay önlenemez olmasına rağmen bir davranış kuralına ya da sözleşmeden doğan borca aykırılık önlenebiliyorsa artık kaçınılmazlıktan söz etme imkanı yoktur. Somut olayda Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 24.08.2017 tarihli raporunda kişinin ölümünün iddia edildiği üzere uzun süreli çalışma, uykusuzluk ve yorgunluğun tetiklediği epilepsi (sara) hastalığına bağlı gelişen komplikasyonlar (Sudep) sonucu meydana gelmiş olabileceği gibi ani kardiak ölüm sonucu da meydana gelmiş olabileceği, ancak kesin ölüm sebebi ve mekanizması bilinemediğinden uzun çalışma süresinin ölüm olayında etkisi ve katkısı olup olmadığı konusunda kesin bir değerlendirme yapılamadığının belirtildiği, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporundaki böyle bir değerlendirmeye rağmen temyiz incelemesine konu hükme dayanak kılınan 30.04.2022 tarihli bilirkişi kusur raporunu düzenleyen heyette yer alan kalp damar cerrahi uzmanı bilirkişinin kardiyak bir sebeple ölümün meydana gelip gelmediği konusunda kesin bir değerlendirmesi olmadığı gibi anılan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporunda yorgunluk ve uykusuzluğun epilepsiyi tetikleyip ölüme neden olabileceği ihtimaline işaret edilmesine rağmen Mahkemece özellikle yorgunluk, uykusuzluk ve iş şartlarına ilişkin olguların mevcut olup olmadığı konuları üzerinde durulup açıklığa kavuşturulmaksızın ve giderek yapılan tespitlerin böyle bir tetiklemeye yol açması durumunda ölüm sonucunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği yönünde nörolog bilirkişinin de dahil olacağı bilirkişi kurulundan rapor alınıp bu hususlar irdelenip gerekçelendirilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur. Diğer yandan hükme esas bilirkişi kusur raporu içeriğinde kaçınılmazlık/bünyesel faktör konusunda değerlendirme yapılırken Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporunda belirtilen sebeplerden hangisiyle olursa olsun (epilepsi, bünyesel faktör vs.) ölümün gerçekleşebileceği yönündeki tespit kaçınılmazlık sonucunu doğuracağına göre anılan raporda bu tespitle bağdaşmayacak şekilde kısmi kaçınılmazlık/bünyesel faktör ile birlikte ... sigortalıya ve davalı işverene yazılı şekilde kusur izafe edilmesi kendi içerisinde çelişki oluşturmaktadır. Mahkemece yapılacak iş, özellikle yorgunluk, uykusuzluk ve iş şartlarına ilişkin olgular üzerinde durmak ve bu hususları açıklığa kavuşturup tespit etmek, sonrasında yapılan tespitlerin müteveffanın epilepsi hastalığında böyle bir tetiklemeye yol açması durumunda ölüm sonucunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği yönünde nöroloji alanında uzman bir hekim, yine kardiyoloji alanında uzman hekim ve ayrıca iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden daha önce alınan bilirkişi kusur raporlarını, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 24.08.2017 tarihli raporun ve tıbbi belgeleri değerlendiren bir rapor almak suretiyle kusurun oran ve aidiyetini, ölüm sonucunun meydana gelmesinde müteveffanın bünyesinden kaynaklanan faktörlerin ne oranda etkili olduğunu tereddüte yer bırakmayacak şekilde tespit etmek, yeniden hesap raporu alınmasının gerekmesi durumunda davacı tarafın maddi zarar hesabına yönelik bir temyizi bulunmadığını dikkate alarak hükme dayanak kılınan bilirkişi hesap raporunun bilinen (iskontosuz)/bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihlerinin değiştirmeden aynen kullanılması gerektiğini göz önünde bulundurmak ve usuli kazanılmış hakları da gözeterek çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazları ile davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Davalı avukatı yararına takdir edilen 17.100,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacılara yükletilmesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 27.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.