Başvuru, iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında birleşen davanın zamanaşımından dolayı reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında birleşen davanın zamanaşımından dolayı reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucu bir fabrikada işçi olarak çalışmakta iken 26/9/2001 tarihinde meydana gelen bir iş kazasında yaralanmıştır. Başvurucu iş kazasından yaklaşık on yıl sonra 24/1/2011 tarihinde, Rize Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinde iş kazası nedeniyle uğradığı zararların karşılanması için 000 TL maddi ve 000 TL manevi tazminat talepli kısmi dava açmıştır. Başvurucu 5/9/2011 tarihinde maddi tazminat talebini 000 TL olarak ıslah etmiştir. Olaya ilişkin Adli Tıp Kurumu (ATK) İhtisas Dairesinden alınan 9/9/2013 tarihli raporda başvurucunun maluliyet oranı %44 olarak belirlenmiştir. 31/7/2014 tarihli hesap bilirkişi raporunda başvurucunun maddi zararı 312,25 TL olarak tespit edilmiştir. Başvurucu hesap bilirkişi raporunun düzenlenmesi üzerine 26/8/2014 tarihinde 000 TL maddi tazminat talepli belirsiz alacak davası açmıştır. Başvurucu bu davada da 24/6/2016 tarihinde talebini 407,85 TL olarak ıslah etmiştir. Rize İş Mahkemesinin (İş Mahkemesi/Mahkeme) 3/8/2015 tarihinde kurulmasıyla birlikte başvurucu tarafından açılan bu davalar İş Mahkemesinin esasına kaydedilmiştir. Mahkeme tarafından 13/10/2015 tarihinde dosyalar arasında hukuki ve fiilî irtibat bulunduğu, yargılamanın aynı dosya üzerinden devam etmesinin usul ekonomisi anlamında faydalı olacağı sonuç ve kanaatine ulaşılarak ilk açılan, 24/1/2011 tarihli dava dosyası üzerinde davaların birleştirilmesine karar verilmiştir. Mahkeme 27/6/2016 tarihli karar ile asıl dava yönünden 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminatın; birleşen dava yönünden ise 407,85 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun fabrikada torna tezgahında çalıştığı ve kullanılan malzemenin bir parçasının fırlaması sonucu sol gözünden yaralandığı ifade edilmiştir. Kararda, Sosyal Güvenlik Kurumunun davalı fabrikaya karşı açtığı rücuen tazminat davasında ve olaya ilişkin açılan ceza davasında alınan raporların da değerlendirmede dikkate alındığına yer verilmiştir. Olaya ilişkin 7/4/2014 tarihinde bilirkişiden alınan raporda kazanın meydana gelmesinde %60 işverenin, %40 başvurucunun sorumluluğunun bulunduğu, ATK İhtisas Dairesinden maluliyete ilişkinalınan raporda da başvurucunun %44 maluliyetinin olduğunun tespit edildiği, toplanan bilirkişi raporlarından da başvurucunun alması gereken maddi tazminat tutarının 202,407,85 TL olduğuna kararda yer verilmiştir. Mahkeme, başvurucunun 5/9/2011 tarihinde maddi tazminat talebini ıslah ederek 50,000 TL'ye çıkardığını, maddi zararı 407,85 TL olduğundan taleple bağlı kalınarak asıl davada istenen tazminat miktarı olan 000 TL maddi tazminata karar verilmesi gerektiğini belirtmiş; birleşen davanın ise belirsiz alacak davası olarak açıldığını ve 000 TL maddi tazminat talebinde bulunulmuş ise de 24/6/2016 tarihinde dava değeri artırılmak sureti ile talep 407,85 TL'ye çıkarıldığından anılan miktarın ödenmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Davada zamanaşımı definin ileri sürüldüğü; asıl dava yönünden ATK raporuyla (9/9/2013) başvurucunun maluliyet durumu tespit edildiğinden bu tarihin zamanaşımının hesabında dikkate alınması gerektiği ve zamanaşımı süresinin dolmadığı; birleşen dava yönünden ise belirsiz alacak davası niteliğinde açıldığından ATK raporuyla dava tarihi arasında iki yıldan az bir süre bulunduğundan bu dava yönünden de zamanaşımı süresinin dolmadığı ifade edilmiştir. Manevi tazminat için ise olayın koşulları ve %44 oranında meslekte kazanma gücü kaybı dikkate alındığında 000 TL tazminata hükmedilmesi gerektiğine karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 11/9/2017 tarihinde bozma kararı vermiştir. Kararın gerekçesinde;-Kaza tarihinin 26/9/2001, birleşen dava tarihinin ise 26/8/2014 olduğu, birleşen dosyanın dava dilekçesinin davalı tarafa 30/10/2014 tarihinde tebliğ edildiği, davalının birleşen davaya karşı 7/11/2014 tarihinde zamanaşımı defi ileri sürdüğü belirtilmiştir. İş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi amacıyla açılan maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımına ilişkin gerek 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun maddesi gerekse 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulandığına ve zamanaşımının failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılması gerektiğine değinilmiştir. Bedensel zararın gelişim gösterdiği durumlarda ise zamanaşımına başlangıç olarak, hastalık seyrinin yani gelişiminin tamamlandığı tarihin esas alınması gerektiği ifade edilmiştir.-Ayrıca yargılama sırasındaki her usul işleminin ayrı ayrı ele alınıp değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği vurgulanmıştır. Usule ilişkin yeni bir kanun yürürlüğe girdiğinde eğer tamamlanmış bir usul işlemi varsa artık yeni düzenlemenin o usul işlemi için uygulanmayacağı, işlemin geçerliliğini koruyacağı, buna karşın bir usul işlemine başlanmamış veya başlanmış olup da henüz tamamlanmamış ise yeni usul hükmüne (veya kanuna) göre işlemlerin yapılması gerektiği açıklanmıştır.-Dava konusu olaya ilişkin; asıl davanın açıldığı 24/1/2011 tarihinde mülga 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun yürürlükte bulunduğu, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile hukukumuza giren belirsiz alacak davasına ilişkin hükümlerin, asıl dava açısından uygulanma imkânının bulunmadığı vurgulanmıştır. Bu bağlamda başvurucu bakımından değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı, olayla birlikte zararın öğrenildiği, zamanaşımının başlangıç tarihinin olay tarihi olduğu ifade edilerek başvurucunun asıl davanın belirsiz alacak davasına dönüştüğüne dair dilekçesinin kısmi dava olarak açılan asıl davayı belirsiz alacak davasına dönüştürmeyeceği bu durumda da birleşen davaya karşı süresi içerisinde ileri sürülen zamanaşımı definin kabul edilerek, birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddi yerine, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalı olduğundan bozulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Mahkeme 11/10/2017 tarihli kararıyla bozma kararına uyarak aynı gerekçelerle (§ 6) asıl dava yönünden 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesine; birleşen dava yönünden ise zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermiştir. Temyiz istemini Yargıtay Hukuk Dairesi 19/2/2019 tarihinde reddetmiştir. Başvurucuya 10/3/2019 tarihinde karar tebliğ edilmiş, başvurucu 4/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.