Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/5203 E. , 2024/1642 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/5203 Karar No : 2024/1642 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1-... 2-... VEKİLLERİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü VEKİLİ : Av.... İSTEMİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:.., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, babaları ...'ın Dicle Üniversitesi T
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/5203 E. , 2024/1642 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/5203 Karar No : 2024/1642 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1-... 2-... VEKİLLERİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü VEKİLİ : Av.... İSTEMİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:.., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, babaları ...'ın Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi gördüğü dönemde hastane enfeksiyonuna yakalanarak 07/10/2009 tarihinde öldüğü, bu duruma hastanedeki hizmet kusurunun neden olduğu ileri sürülerek 10.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince; daha önce davanın reddi yolunda verilen kararın Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 22/03/2018 tarih ve E:2013/9060, K:2018/2809 sayılı kararıyla bozulması üzerine bozma kararına uyularak yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde; Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde konulan tanı ve tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, davacıların babası olan ...'ın ölümünde davalı idarenin herhangi bir hizmet kusuru bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, hastane enfeksiyonu bakımından idarenin tedbir alması gerektiği, Adli Tıp Kurumu raporunda hastane enfeksiyonunun mevcut olduğu tespit edilmesine rağmen bunun beklenebilen bir enfeksiyon olduğu belirtilerek personelin kusurunun olmadığının ifade edilmesinin çelişki oluşturduğu, hastane enfeksiyonu tespitinin tazminat ödenmesini gerektirdiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; müteveffanın 13/09/2009 tarihinde Muş Devlet Hastanesine üst gastrointestinal sistem kanamasıyla başvurduğu, özofagus varis kanaması ön tanısıyla yoğun bakımda tedavi altına alındığı, klinik durumunun bozulması üzerine 14/09/2009 tarihinde ileri tetkik ve tedavi amacıyla Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edildiği, gastroenteroloji kliniğine yatırılan hastaya toplam 9 ünite kan ve taze donmuş plazma replasmanı yapıldığı, buna rağmen kanaması devam eden hastada şok tablosuna bağlı olarak 15/09/2009 tarihinde saat 04.00 civarında solunum arresti geliştiği, bunun üzerine acil olarak operasyona alındığı, operasyon sırasında hastanın duedonal ülsere bağlı kanaması olduğunun görüldüğü, ameliyat sonrası ilk gün ana toplar damara kateter takılıp serum verildiği, 17/09/2009 tarihinde solunum sıkıntısı devam eder vaziyette anestezi ve reanimasyon kliniğine devredildiği, 26/09/2009 tarihinde kalp ritmi bozukluğu nedeniyle şok tedavisi (kardiyoversiyon) uygulandığı, tekrarlayan kanamasının olmaması üzerine 30/09/2009 tarihinde genel cerrahi yoğun bakım ünitesine devredildiği, burada tahlil değerleri nedeniyle enfeksiyon hastalıkları bölümünden konsültasyon istendiği, kültür sonuçlarına göre antibiyoterapiye başlandığı, bu tedavi sürerken 07/10/2009 tarihinde solunum sıkıntısının arttığı, satürasyonlarının ve trombosit değerlerinin düştüğü ve ateşinin yükseldiğinin görüldüğü, aynı gün içerisinde durumunun daha da kötüleştiği ve kardiyak arrest geliştiği, kardiyopulmoner resüsitasyon uygulanmasına rağmen kurtarılamadığı; olayda hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin kararıyla; Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu nezdinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen ... tarihli ve ... karar numaralı rapor doğrultusunda olayda hizmet kusuru bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararının; Adli Tıp Kurumu raporunda "hastane mikrobu nedeniyle ölüm" iddiasına ilişkin hiç değerlendirme yapılmadığı ve bilirkişi heyetinde bu konuda uzman hekimlerin (enfeksiyon ve nefroloji uzmanı) yer almadığı; bu itibarla, İdare Mahkemesince Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu nezdinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak hastada meydana gelen enfeksiyona sebep olan durumun tam olarak tespit edilmesi, aynı zaman diliminde hastane mikrobu kapan olup olmadığı, ameliyatlarda gerekli sterilizasyon şartlarının yerine getirilip getirilmediği, enfeksiyonun hastane mikrobu neticesinde oluşup oluşmadığı, davacıların babasına bulaşan mikrobun ölümüne sebep olup olmadığı, nihayetinde uygulamalar sonucunda olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekirken, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen kararda hukuki isabet bulunmadığı, ayrıca yaşanan hadise ile ilgili idare tarafından ilgili personel hakkında disiplin soruşturması açılıp açılmadığı ve sonucunda ceza verilip verilmediğinin araştırılması gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. İdare Mahkemesince, bozma kararına uyularak verilen ara kararlarının ardından Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulunca düzenlenen rapor doğrultusunda aynı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulunca düzenlenen ve hükme esas alınan 25/12/2019 tarih ve 3045 karar numaralı raporda, "kişiden alınan kan kültürlerinde metisiline dirençli koagulaz negatif stafilokok ürediği, bu enfeksiyonun kateter kaynaklı bir hastane enfeksiyonu olarak tanımlanabileceği, ancak alınan bütün önlemlere rağmen kabul edilebilir oranlarda hastane enfeksiyonu gelişebileceğinin tıbben bilindiği, hastaneden yapılan sorgulamada söz konusu tarihlerde yoğun bakımda salgın halinde bir enfeksiyon olmadığının belirtildiği, üst gastrointestinal sistem kanaması nedeniyle masif kan transfüzyonu yapılmak zorunda kalınması, uzun süre mekanik ventilatör ihtiyacı ve yoğun bakım yatışının olması, uygulanacak tedavinin devamının ve kontrolünün sağlanması için santral venöz katater ve idrar sondası bulunmasının enfeksiyon gelişmesine yatkınlık oluşturduğunun, ayrıca kişide mevcut HbsAg müspetliğine bağlı kronik karaciğer hastalığı ve kardiyak aritmi nedeniyle kardiyoversiyon uygulanmasını gerektiren kardiyak rahatsızlık gibi ek hastalıklarının bulunmasının da enfeksiyonları kolaylaştırdığı ve tedaviye cevabı azalttığının tıbben bilindiği dikkate alındığında; Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde kişinin tedavisine katılan sağlık personelinin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu" yönünde görüş bildirilmiş ise de; bozma kararına uyulmasının ardından 20/09/2018, 23/11/2018, 18/01/2019 ve 09/05/2019 tarihli ara kararlarına verilen Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesinin 13/06/2019 tarihli cevabi yazısından, müteveffa ile aynı dönemde tedavi gören 3 hastaya hastane enfeksiyonu tanısının konulduğu ve müteveffaya hastane enfeksiyonu tanısının konulmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, müteveffa ile aynı dönemde tedavi gören hasta sayısının anılan cevabi yazıda belirtilmediği ve hükme esas alınan raporda dava konusu olay açısından hastane enfeksiyonu gelişmesi hususunda kabul edilebilir oranın net olarak açıklanmadığı dikkate alındığında, öncelikle bu hususta gerekli araştırmanın yapılması ve müteveffaya bu tanının konulmamış olması göz önünde bulundurularak tedavi sürecinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu amaçla; Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda dile getirilen hususların tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklandığı, tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE, 2. Davanın reddine ilişkin temyize konu ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/04/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.