9. Ceza Dairesi 2012/10663 E. , 2012/13972 K. Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununa aykırılık suçundan sanık ...'nın, anılan Kanunun 26. maddesi gereğince 3 ay hapis ve 450 yeni Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 51. maddesi gereğince hapis cezasının ertelenmesine dair Urla Sulh Ceza Mahkemesinin 01.05.2008 tarihli ve 2008/64 esas, 2008/122 sayılı kararı ile ilgili …
**9. Ceza Dairesi 2012/10663 E. , 2012/13972 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununa aykırılık suçundan sanık ...'nın, anılan Kanunun 26. maddesi gereğince 3 ay hapis ve 450 yeni Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 51. maddesi gereğince hapis cezasının ertelenmesine dair Urla Sulh Ceza Mahkemesinin 01.05.2008 tarihli ve 2008/64 esas, 2008/122 sayılı kararı ile ilgili olarak; Dosya kapsamına göre, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 25.01.2011 tarihli ve 2009/276 esas, 2011/924 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, sanık hakkında askeri yasak bölgeye girdiğinden bahisle 2565 sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca mahkumiyet hükmü kurulduğu, bu maddenin atıf yaptığı 11. maddenin (b) bendi uyarınca birinci derece deniz askeri yasak bölgeleri ile bu bölgelerde uyulması gereken yasakların idarenin düzenleyici işlemi ile belirlendiği; 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 1. maddesinde "Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır" hükmü mevcut olup, 2565 sayılı Kanunun anılan hükümlerinde, 5237 sayılı Kanunun genel hükümlerine uyum amacıyla bir değişiklik yapılmadığından, Türk Ceza Kanununun 5. maddesinin, 2565 sayılı Kanun yönünden 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe girdiğinin kabülü gerektiği, Olayımızda sanığa atılı eylemin, ceza içeren özel bir hukuk düzenlemesi olup; Türk Ceza Kanununun 5. maddesinde sözü edilen özel ceza kanunları ya da ceza içeren kanunlar kapsamında bulunduğu, o halde özel yasada suç olarak düzenlenen eylemin, Türk Ceza Kanununun 2. maddesi hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, anılan maddede "Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz." hükmünün yer aldığı, Bu duruma göre, 2565 sayılı Kanunun 11. maddesi hükmüyle getirilen ve idarenin düzenleyici işlemleriyle konulan yasaklamaların, yasakların uygulama alanı ve bu alanların sınırlarının belirlenmesine dair bu düzenlemelerin Türk Ceza Kanununun 2. maddesinde öngörülen kanunilik ilkesine uygun bulunmadığı, bu durum karşısında, 5252 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi ile Türk Ceza Kanununun 2 ve 5. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; 2565 sayılı Kanunun 11. ve 26. maddelerinde suçu tanımlayan hükümlerin tümüyle zımni olarak ilga edildiğinin (örtülü olarak yürürlükten kaldırıldığının) ve atılı eylemin artık suç oluşturmadığının kabulü gerektiği gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığının 10.05.2012 tarih ve 2012/8297/27818 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01.06.2012 tarih ve 2012/141369 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdi kılınmakla; Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Devletin askeri yararı gereği girilmesi yasaklanmış alan içerisinde hükümlünün yakalandığı bölge dikkate alındığında, hükümlünün bu yere gizlice girdiği ve eyleminin TCK'nın 332/1. maddesinde yazılı suçu oluşturduğu anlaşıldığından, kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran bu gerekçeyle yerinde görülmediğinden REDDİNE, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.