Başvuru, mahkeme kararında yanlış gösterilen temyiz süresi içinde yapılan temyiz başvurusunun süre yönünden reddedilmesiyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, mahkeme kararında yanlış gösterilen temyiz süresi içinde yapılan temyiz başvurusunun süre yönünden reddedilmesiyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 4/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 10/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 12/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 3/11/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 12/11/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, iflasına karar verilen bir kooperatiften olan 758,46 TL alacağının iflas idaresince sıra cetveline kaydedilmemesi üzerine 30/5/2011 tarihinde Sincan (Ankara Batı) Asliye Ticaret Mahkemesinde (Mahkeme) sıra cetveline kayıt davası açmıştır. Mahkemece 28/12/2012 tarihli ve E.2011/137, K.2012/399 sayılı karar ile davanın reddine karar verilmiş; hükümde, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. Kararın hüküm kısmı şöyledir:“1-Davanın REDDİNE,...Dair, davacının yüzüne karşı, yasa yolları açık olmak üzere (kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde mahkememize sunulacak, yahut mahkememize gönderilmek üzere bir başka mahkemeye ibraz edilecek bir dilekçeyle hükmün temyiz edilebileceği, temyiz incelemesinin Yargıtay ilgili Hukuk Dairesi tarafından yapılacağı) verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.” Mahkeme kararı 28/1/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu bu kararı 8/2/2013 tarihinde (tebliğden itibaren on birinci gün) temyiz etmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 27/3/2013 tarihli ve E.2013/1643, K.2013/1910 sayılı ilamıyla temyiz dilekçesinin on günlük temyiz süresi geçirildikten sonra verildiği gerekçesiyle temyiz istemini süre yönünden reddetmiştir. Yargıtay ilamında kararın tebliğinden itibaren on gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. Yargıtay ilamı şöyledir:“Mahkemece kayıt kabul talebi hakkında verilen hüküm temyiz eden davacıya 2013 günü tebliğ edildiği halde, temyiz dilekçesi İİK.nın maddesinde öngörülen 10 günlük yasal süre geçirildikten sonra 2013 tarihinde verilmiştir. Süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 1990 gün ve 1989/3 Esas, 1990/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında Yargıtay tarafından da karar verilebileceği kabul edilmiş olmakla, temyiz isteminin reddi gerekmiştir.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle, davacının temyiz isteminin süre yönünden REDDİNE, ... kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.” Anılan Yargıtay ilamı 2/5/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, ilamda belirtilen sürede karar düzeltme isteminde bulunmamıştır. Başvurucu, Yargıtay Hukuk Dairesine gönderilmek üzere Mahkemeye sunduğu 11/7/2013 tarihli dilekçeyle Mahkeme kararında temyiz süresinin on beş gün olarak gösterildiğini, bu hususun temyiz incelemesi sırasında maddi hata sonucu gözden kaçırılmış olabileceğini belirterek temyiz isteminin değerlendirilmesini talep etmiştir. Mahkeme 12/7/2013 tarihli ve E.2011/137, K.2012/399 sayılı ek kararı ile başvurucunun anılan dilekçesini karar düzeltme dilekçesi olarak değerlendirerek dilekçenin on günlük yasal süre içinde sunulmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir. Söz konusu ek kararın başvurucu tarafından temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi de başvurucunun 11/7/2013 tarihli dilekçesindeki talebini karar düzeltme istemi olarak değerlendirmiş ve 5/2/2014 tarihli ve E.2013/6519, K.2014/749 sayılı ilamıyla istemin süre yönünden reddine, temyiz başvurusunun süresinde olmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir. Anılan Yargıtay ilamı şöyledir:“Taraflar arasında görülen kayıt kabul davası sonucunda verilen hükmün süreden reddine ilişkin Dairemizin 2013 gün ve 1643 Esas, 1910 Karar sayılı ilamının karar düzeltme yoluyla incelenmesi davacı vekilince istenilmekle, dosya incelendi, gereği görüşüldü:...Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, davacının temyiz istemi üzerine, Dairemizin 2013 tarih ve 1643 E., 1910 K. sayılı ilamı ile süreden reddedilmiş, Dairemiz kararı davacıya 2013 tarihinde tebliğ edilmiş, davacı vekili olan Av. S. 2013 tarihli karar dilekçesiyle, yerel mahkeme kararında temyiz süresinin 15 gün olarak belirtildiği, bu duruma rağmen Dairemizce yapılan maddi hata sonucunda temyiz isteminin süreden reddine karar verildiği iddiasıyla, maddi hatanın düzeltilmesi amacıyla Dairemize gönderilmek üzere istemde bulunmuş, yerel mahkemece davacı vekili dilekçesi karar düzeltme dilekçesi olarak değerlendirilerek, davacı vekilinin karar düzeltme dilekçesinin İİK’nın maddesinde belirtilen 10 günlük sürede sunulmadığı gerekçesiyle, 2013 tarihli ek kararla süreden reddine karar verilmiştir. Bu ek karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.Öncelikle değerlendirilmesi gereken husus; davacı vekilinin sunduğu 2013 tarihli dilekçe üzerine yerel mahkemece karar verilip verilmeyeceğidir. Kararın temyiz edilmesi sonrasında, Yargıtay tarafından inceleme yapılarak bir karar verildiğinden, bu karara karşı sunulan maddi hata yahut karar düzeltme dilekçesi üzerine inceleme yapabilecek merci ancak Yargıtay olabilir. Bu durumda, yerel mahkemece alınan 2013 tarihli ek karar kaldırılarak, davacı vekilinin 2013 tarihli dilekçesinin incelenmesine geçildi;a) Dairemiz kararı; davacıya 2013 günü tebliğ edilmesine karşın, sonradan dosyaya vekaletname sunan davacı vekilince İİK'nın 366/ maddesi hükmünde öngörülen 10 günlük süre geçirildikten sonra, 2013 tarihinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin süre yönünden reddi gerekmiştir.b)Davacının yerel mahkeme hükmüne yönelik temyiz isteminin, yasal sürede yapılmadığından dolayı, HUMK’nın maddesi uyarınca reddine ilişkin Dairemiz kararına karşı, istemin süresinde olduğu ileri sürülerek başvuruda bulunulması üzerine yapılan incelemede, temyiz isteminin süresinde olmadığı anlaşılmakla talebin reddi gerekmiştir.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin 2013 tarihli dilekçesinin REDDİNE ... karar verildi. ” Söz konusu Yargıtay ilamı başvurucuya 19/3/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 4/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 2/3/2005 tarihli ve 5311 sayılı Kanun ile değiştirilen maddesi şöyledir: “Ticaret mahkemesince verilen nihaî kararlar, 160 ıncı maddenin son fıkrasına göre alınan masraftan karşılanmak suretiyle mahkemece re'sen taraflara tebliğ olunur. Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi kararına karşı da tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir. İstinaf ve temyiz incelemeleri, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılır. ...” 2004 sayılı Kanun’un maddesinin 5311 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki hâli şöyledir: “Ticaret mahkemesince verilen nihai kararlar tebliğden itibaren on gün içinde temyiz edilebilir. Kararlar 160 ıncı maddenin son fıkrasına göre alınacak masraftan karşılanmak suretiyle mahkemece resen taraflara tebliğ olunur....” 2004 sayılı Kanun’a 5311 sayılı Kanun'un maddesiyle eklenen geçici madde şöyledir: “Bölge adliye mahkemelerinin, 2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar İcra ve İflâs Kanununun bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki temyiz ve karar düzeltmeye ilişkin hükümleri uygulanır.” 2004 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: “Sıra cetveline itiraz edenler, cetvelin ilanından itibaren onbeş gün içinde iflasa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesine dava açmaya mecburdurlar. 223 üncü maddenin üçüncü fıkrası hükmü mahfuzdur. Bu davaya bakan mahkeme, davacının isteği halinde ikinci alacaklılar toplantısına katılıp katılmaması ve ne nisbette katılması gerektiği konusunda 297 nci maddenin son fıkrasına kıyasen onbeş gün zarfında karar verir.İtiraz eden, talebinin haksız olarak ret veya tenzil edildiğini iddia ederse dava masaya karşı açılır. Muteriz başkasının kabul edilen alacağına veya ona verilen sıraya itiraz ediyorsa davasını o alacaklı aleyhine açar. Bir alacağın terkini hakkında açılan dava kazanılırsa, bu alacağa tahsis edilen hisse dava masrafları da dahil olduğu halde sıraya bakılmaksızın alacağı nisbetinde itiraz edene verilir ve artanı da diğer alacaklılara sıra cetveline göre dağıtılır. Dava basit yargılama usulü ile görülür. Ancak, itiraz alacağın esas veya miktarına taallük etmeyip yalnız sıraya dair ise şikayet yoliyle icra mahkemesine arz olunur.” 12/1/2011 tarihli ve 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici maddesi gereğince temyize ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam olunan 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun maddesinin fıkrası şöyledir:“Temyiz süresi on beş gündür. Temyiz süreleri, ilâmın usulen taraflardan her birine tebliği ile işlemeye başlar.” 6100 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.…ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.…”