8. Hukuk Dairesi 2018/4996 E. , 2020/4465 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Yıkım Ve Ecrimisil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada bozma sonrası yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı vekili, dava dilekçesinde belirtilen dava konusu taşınmazın vekil edenine ait olduğunu, davalının
**8. Hukuk Dairesi 2018/4996 E. , 2020/4465 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Yıkım Ve Ecrimisil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada bozma sonrası yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı vekili, dava dilekçesinde belirtilen dava konusu taşınmazın vekil edenine ait olduğunu, davalının taşkın bina yapmak suretiyle taşınmaza müdahale ettiğini belirterek, müdahalenin önlenmesini, binanın yıkılmasını ve 3.000,00 TL ecrimisilin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, 06.11.2012 tarihli ilk kararla davanın kısmen kabulüyle, 6712 ada 7 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişisinin 18.12.2011 tarihli krokili raporunda sarıya boyalı A=20,95 m2'lik kısma bina yapmak suretiyle vaki haksız müdahalesinin binanın kal-i suretiyle men-ine, muarazanın bu şekilde giderilmesine ve 2.016,08 TL ecrimisilin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, davalı tarafın temyizi üzerine, 1. Hukuk Dairesinin 30.10.2013 tarihli ilamıyla, ''Taşkınlığın imar öncesinde mi sonrasında mı oluştuğu hususunun duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve çekişme konusu 6712 ada 2 parsel sayılı taşınmazda davalı dışındaki diğer paydaşlara, geldi parselleri dikkate alınarak korunmaya değer bir haklarının olduğunun saptanması halinde husumet tevcih edilmesi, taraf teşkilinin sağlanması'' gerekçesiyle bozulmuş, bozmaya uyularak yargılamaya devam edilmiştir. Mahkemece, 02.03.2016 tarihli kararla, ''Bozma öncesi keşif sonucu düzenlenen 18/12/2011 tarihli bilirkişi raporunda davalıya ait binanın yaşının 5 olarak hesaplandığı, sonuç kısmında davalının sözü edilen muhdesatı imar uygulaması öncesinde yaptığının belirtildiği, yapılan yapıya ilişkin inşaat ruhsatının bulunmadığı, tecavüzün imar uygulaması sonucunda oluştuğunun kabulü gerektiği, 3194 sayılı İmar Yasası'nın 18. maddesi uyarınca davalıya ait yapının bedelinin yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı tanıdığı, davalının tecavüzünün kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşması sebebiyle müdahalede kusurlu sayılamayacağı, bir an için yapının 2006 tarihli uygulama imar planından sonra yapıldığı kabul edilse bile bu planın da mahkeme kararıyla iptal edildiği iptal kararı doğrultusunda dosyaya ibraz edilen Osmangazi Belediyesinin 07.07.2010 tarihli ve 456 karar nolu kararı ile iptal edilip plan değişikliği yapıldığı'' gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteğine ilişkindir. 1. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilâmında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelemesine gelince; Bilindiği üzere; yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz'ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus TMK'nin 684. maddesinde açıkca vurgulanmıştır. Ne varki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı Yasa'nın 1605 sayılı Yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı İmar Yasası'nın 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır. Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır. 298l sayılı Yasa'nın 3290 sayılı Yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir. Gerçekten, bir kimse kendisine veya Yasa'nın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; hükme esas alınan bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere, dava konusu 6712 ada 7 parsel üzerinde gerçekleşen 20,95 m2’lik taşkın durum imar uygulaması neticesinde meydana gelmiştir. Davalının imar öncesinde hukuken korunmaya değer hakları bulunmakta olup elatmanın önlenmesi ve kal’i istenen muhdesatların bedeli depo ettirilmek suretiyle bu istemler yönünden değerlendirme yapılmalıdır. Somut olaya gelince, Mahkemece davacı tarafa elatmanın önlenmesi ve kal’i istenen muhdesatların bedelini depo etmesi için süre verilmeden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. O halde, Mahkemece mahallinde yeniden keşif yapılmak suretiyle dava konusu muhdesatların yeni güncel değerlerinin belirlenmesi, tespit edilecek yeni bedelin mahkeme veznesi depo ettirilmesi için davacı tarafa süre ve imkan tanınması, davacı tarafça muhdesat bedelinin depo edilmesi halinde; davacının davanın açıldığı tarih itibari ile kal talep etmesinde hukuki yararı bulunmakla birlikte, yargılama sonucunda 3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesinde öngörülen yapının kaim bedelinin davacı tarafından Mahkeme veznesine depo ettirilmesi ile zeminin maliki olan davacı, üzerindeki muhdesatın da tasarruf hakkını elde etmiş olacağından, dolayısıyla hem arzın hem de üzerindeki yapının tasarruf hakkına sahip olan davacının söz konusu yapıyı yıkması için Mahkeme hükmüne gerek bulunmayacağından, başlangıçta var olan hukuki yararın devam ettiğini söyleyebilme imkanı bulunmayacağından, taşan kısmın yıkımı hakkında "karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi"ne ve elatmanın önlenmesine talebi yönünden kabulüne karar verilmesi, muhdesat bedellerinin yatırılmaması halinde yazılı şekilde reddine karar verilmesi gerekir. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazları yukarıda 2. bentte gösterilen sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, ve HUMK'un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 06.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.