5. Hukuk Dairesi 2024/10582 E. , 2025/4916 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/467 Esas, 2024/37 Karar KARAR : Kısmen kabul Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atma bedelinin tazmini davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda; Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın davacılar murisi Kenan Karakuş'un payına ilişkin olarak 514, 540 ve 547 parsel s…
**5. Hukuk Dairesi 2024/10582 E. , 2025/4916 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/467 Esas, 2024/37 Karar KARAR : Kısmen kabul Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atma bedelinin tazmini davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda; Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın davacılar murisi Kenan Karakuş'un payına ilişkin olarak 514, 540 ve 547 parsel sayılı taşınmazlar ve davacılar ... ve ... paylarına ilişkin olarak 514 ve 547 sayılı parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın açılmamış sayılmasına, dava konusu 514, 540 ve 559 sayılı parsel sayılı taşınmazlar yönünden ise davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı ... ve ihbar olunan İstanbul Deri Organize Sanayi Bölgesi vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; Bir davada hüküm, davanın tarafları arasında kurulur. Bu nedenle hükme karşı kanun yollarına müracaat etme hakkı davada taraf olan kişilere aittir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 61 ve devamı maddelerinde davayı ihbar kurumu düzenlenmiş olup dava kendisine ihbar edilen, davayı kazanmasında hukukî yararı olan taraf yanında davaya katılabilir. 6100 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinde düzenlendiği üzere görülmekte olan davanın taraflarından birinin üçüncü bir kişiye bu davayı haber vermesi ve üçüncü kişiden bu davada kendisine yardım etmesini istemesi davanın ihbarıdır. Kendisine dava ihbar edilen kişi ihbar eden tarafın yardımcısı durumunda olduğundan, ihbar edilen kişi hakkında hüküm kurulamaz ve dava kendisine ihbar edilen kişi kararı kendi adına temyiz talebinde bulunma hakkı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; ihbar olunan İstanbul Deri Organize Sanayi Bölgesi vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekir. Davalı ... vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların murislerinin maliki olduğu İstanbul ili, ..., ilçesi, ... Mahallesi 514, 540, 547 ve 559 parsel sayılı taşınmazlarda davalı idarece usulüne uygun kamulaştırma yapılmaksızın fiilen el atıldığından bahisle kamulaştırmasız el atmaya dayalı taşınmazlar bedelinin davalı idareden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.05.2005 tarihli ve 2005/5-288 Esas, 2005/352 Karar sayılı kararı gereğince, kararın yayımlandığı 04.11.2003 tarihi itibari ile el koymadan itibaren 20 yıldan fazla süre geçtiği için davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini ve davaya konu parsellerin 6830 sayılı İstimlak Kanunu'nun (6830 sayılı Kanun) uyarınca 07.06.1982 tarihli ve 1405/543 sayılı Bakanlık oluru ile kamulaştırma işlemine tabi tutulduğunu, usulüne uygun bir kamulaştırma kararı konulduğunu ve taşınmaz maliklerine gerekli tebligatların yapıldığı için kamulaştırmasız el atma iddiasının geçersiz olduğunu, dava konusu parseller için açılan hükmen tescil dosyalarında mahkemelerce usulüne uygun tebligatların yapılarak hükmen tescil kararlarının verildiğini ve tapuya davalı idare adına tescil edildiğini, bu taşınmazların 1164 sayılı Arsa Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkındaki Kanun kapsamında İstanbul ... Organize Deri Sanayicileri Derneğine (İstanbul Deri Organize Sanayi bölgesi) satıldığını, davanın yasal süre içerisinde açılmadığını kamulaştırma işlemleri esnasında ve tescil davasında tebligat işlemlerini itina ile yerine getirdiğini, davacı tarafın 30 günlük hak düşürücü süre içerisinde dava açmadığına göre davanın süre yönünden reddinin gerektiğini, bu durumda kamulaştırma evrakının davacılara 6830 sayılı Kanuna uygun olarak tebliğ edildiğinin kabulü gerektiğini, kamulaştırma bedelinin bankaya bloke edildiğini, kamulaştırma işleminin 25 yıl önce gerçekleştirildiğinin ve eğer değer takdir edilecekse kamulaştırma tarihindeki özelliklerin dikkate alınması gerektiğini, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na ( 2942 sayılı Kanun) 5999 sayılı Kanun'a eklenen geçici 6 ncı madde kapsamında el koyma tarihindeki değerin esas alınması gerektiğini iddia ederek davanın öncelikle aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine, yasal hak düşürücü süre içerisinde açılmayan davanın öncelikle süre yönünden reddine, belirttikleri diğer nedenlerden dolayı davanın esastan reddine karar verilmesini istemiştir. 2. İhbar olunan İstanbul Deri Organize Sanayi Bölgesi vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı TOKİ'nin müvekkiline rücu hakkı bulunmadığını, davanın hak düşürücü süre yönünden reddinin gerektiğini, davacıların aktif dava ehliyeti olup olmadığının tespiti için araştırma yapılması gerektiğini, kısmi dava açılamayacağını ve bu sebeple dava değeri açıklattırılarak eksik harcın tamamlattırılması gerektiğini, kamulaştırma işlemlerinin kanun hükümleri uyarınca gerçekleştirildiğini, bölgenin ihdası için binlerce metrekare arazinin kamulaştırılıp tevhit edildiğini, ve tevhit sonucu oluşan 5.200.000 m²yi aşan arazide bölge imar planı yapılarak 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18 nci maddesi çerçevesinde takribi %43 nisbetinde düzenleme ortaklık payı ayrılarak sanayi bölgeleri oluşturulduğunu, bölgenin imar ve ihdası için yapılan harcamalarda katkı payının dikkate alınması gerektiğini, talep edilen kamulaştırma bedelinin fahiş olduğunu iddia ederek davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 17.12.2013 tarihli ve 2011/849 Esas, 2013/636 Karar sayılı kararı ile açılan davanın 6487 sayılı Kanun'un 22 nci maddesi ile 2942 sayılı Kanun'a eklenen geçici 7 nci madde uyarınca reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Mahkemenin 17.12.2013 tarihli ve 2011/849 Esas, 2013/636 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizce yapılan inceleme sonucunda; 13.03.2015 tarihli ve 29294 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 13.11.2014 tarihli ve 2013/95 Esas, 2014/176 Karar sayılı kararının 14.09.2015 tarihinde yürürlüğe girmesiyle; 6487 sayılı Kanun'un 22 nci maddesi ile 2942 sayılı Kanun'a eklenen geçici 7 nci maddesinin iptal edildiği anlaşıldığından, dava konusu taşınmazlara ilişkin olarak yapılan kamulaştırma tebligatları getirtilip, davacıya veya murisine usulüne uygun olarak tebliğ edilip edilmediği, kamulaştırma bedellerinin davacılara ödenip ödenmediği değerlendirilerek, sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmediğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 24.06.2021 tarihli ve 2018/365 Esas, 2021/500 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. Mahkemeninn 24.06.2021 tarihli ve 2018/365 Esas, 2021/500 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizce yapılan inceleme sonucunda; davacılar murisi Yaşar Karakuş’un 514 parsel sayılı taşınmazdaki hissesi yönünden davacıların rızai ferağ vermediği, davacıların 514 parsel sayılı taşınmaza yönelik rızai ferağı yalnızca tapuda kayıtlı kendi hisselerine yönelik olduğu ve bu parsel yönünden geçerli bir tebligat olmadığı da gözetilerek, 514 parsel sayılı taşınmazdaki davacılar murisi Yaşar Karakuş'tan davacılara intikal eden hisseler yönünden işin esasına girilmesi gerektiğini, Davacılar ve bir kısım davacılar murislerine 559 parsel sayılı taşınmaz yönünden yapılan tebligatlar ile davacılar ... ve ...’e 540 parsel sayılı taşınmaz yönünden yapılan tebligatların usulüne uygun olmadığı; bu parseller yönünden adı geçen davacıların hisseleri dikkate alınarak işin esasına girilip, 21.12.2019 tarihinde kabul edilerek 24.12.2019 tarihli ve 30988 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7201 sayılı Kanun’un 6 ncı ve 7 nci maddesi ve 09.06.2021 tarihinde kabul edilerek 19.06.2021 tarihli ve 31516 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7327 sayılı Kanun’un 20 nci ve 22 nci maddeleri ile 2942 sayılı Kanun’a eklenen Ek-3, Geçici 15 nci ve 17 nci maddeleri gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği düşünülmeden yazılı şekilde davanın reddine ilişkin hüküm kurulması, davacılar vekilinin 14.02.2013 havale tarihli dilekçesi ile Kenan Karakuş yönünden 514, 540 ve 547 parsel sayılı taşınmazlar için, davacılar ... ve ... yönünden ise 514 ve 547 parseller sayılı taşınmazlar için açılan davanın atîye bırakıldığı belirtildiğinden, adı geçen davacıların bu parseller yönünden açtıkları davanın "açılmamış sayılmasına" karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmediğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir. D. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın davacılar murisi Kenan Karakuş'un payına ilişkin olarak 514, 540 ve 547 parsel sayılı taşınmazlar ve davacılar ... ve ... paylarına ilişkin olarak 514 ve 547 sayılı parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın açılmamış sayılmasına, dava konusu 514, 540 ve 559 sayılı parsel sayılı taşınmazlar yönünden ise davanın kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı idare vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı idare vekili temyiz dilekçesinde özetle; 6830 sayılı Kanun gereği tüm tapu maliklerinin adresleri resmi kurumlardan araştırılmış olduğunu, yapılmış olan bu adres araştırmaları sonucu bulunan adreslerine noter marifetiyle tebligat çıkartıldığını, posta memuru tarafından; "tebliğ edildi" şerhi işlendiğini, kamulaştırma evrakının davacılara 6830 sayılı Kanun'a uygun olarak tebliğ edildiğini, davacılar vekilinin kamulaştırma işlemini idari yönden ve bedel yönünden kesinleşmemiş olarak nitelendirmesinin yersiz olduğunu, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2005/4994 Esas, 2005/11131 Karar sayılı kararında da ilanen tebligat tarihinden sonra 30 gün içerisinde dava açılmamasının davanın reddi sebebi sayıldığını, dava konusu taşınmazların arazi olduğunu, kamulaştırma bedelinin buna göre tespit edilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Mahkemelerin nihaî kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesinin atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulû Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Arsa niteliğindeki dava konusu taşınmaza emsal incelemesi yapılarak dava tarihi itibarıyla değer biçilmesinde ve alınan rapora uyarınca tespit edilen bedelin davalı idareden tahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. 3. 21.12.2019 tarihinde kabul edilerek 24.12.2019 tarihli 30988 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7201 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ile eklenen Geçici 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Ek 3 üncü madde hükmü uygulanarak..." ibaresi 28.07.2023 tarihli ve 32262 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 04.05.2023 tarihli ve 2019/93 Esas. 2023/87 karar sayılı kararı ile iptal edilmiştir. 4. Bu durumda Kanun'un yürürlük tarihinden önce açılan eldeki davada; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun "Her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme ittihaz olunması iktiza eylemesine... " gerekçesini içeren 28.11.1956 tarihli ve 15/15 sayılı kararı ile; "Her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukukî duruma göre karara bağlanır." genel hukukî prensibini hâvi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.05.2017 tarihli ve 2017/3 , 990 Esas, 2017/954 karar sayılı kararları nazara alınarak Ek madde 3''ün uygulanma imkanı kalmadığından davalı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 5. Temyizen incelenen Mahkeme kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı ... vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 6. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının yasal hasım olduğu anlaşılmakla gerekçeli karar başlığında davalı olarak gösterilmesine karar verildiği hâlde, gerekçeli karar başlığında maddi hata sonucu davalı olarak TOKİ’nin gösterilmesi bozmayı gerektirir. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden mahkeme kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; A. İhbar Olunan İstanbul Deri Organize Sanayi Bölgesi Vekilinin Temyizi Yönünden; İhbar olunan İstanbul Deri Organize Sanayi Bölgesi vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, B. Davalı ... Vekilinin Temyizi Yönünden; 1. Davalı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. Davalı ... vekilinin temyiz itirazının kısmen kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının karar başlığında davalı olarak gösterilen “Toplu Konut İdaresi” ibaresi çıkartılarak yerine “...” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, İhbar olunan davalıdan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine,14.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) (Karşı Oy) KARŞI OY 2019 yılında 7201 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na (2942 sayılı Kanun) eklenen Ek Madde 3’ün birinci fıkrasının 1 inci ve 2 nci cümleleri mülga 6830 sayılı Kanun ve 2942 sayılı Kanun’un mülga 16 ncı ve 17 nci maddelerine göre usulüne uygun kamulaştırılıp, idareler adına tescil edilen ancak bedelleri eski malikleri adına bankaya yatırıldığı halde hak sahiplerine ödenmeyen taşınmazların kamulaştırma bedellerinin belirlenmesi yöntemini düzenlemektedir. 7201 sayılı Kanun’un 7 nci maddesi ile getirilen 2942 sayılı Kanun’un Geçici 15 inci maddesinin 2 nci fıkrası ise Ek Madde 3 ün birinci fıkrasının 1 inci ve 2 nci cümle hükümlerinin derdest davalarda da uygulanmasını öngörmektedir. Bu düzenleme Dairemizin de kabulünde olduğu üzere; hukuka uygun geçerli bir kamulaştırma bulunmadan ve mülga 16 ncı ve 17 nci maddelerde belirtilen şartlar yerine getirilmeden tescil kararı verilmiş taşınmazlara ilişkin olarak açılan kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı davaları kapsamamaktadır (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 16.01.2020 tarihli ve 2019/7050 Esas, 2020/577 Karar sayılı kararı) . Yukarıda anılan Dairemiz kararından sonra bu tür kamulaştırmasız el atma sayılabilecek halleri de kapsamak üzere TBMM tarafından 2942 sayılı Kanun’un Ek 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına 2021 yılında 7327 sayılı Kanun’un 20 nci maddesi ile eklenen, 3 üncü cümle ile usulsüz kamulaştırma işlemlerine rağmen idare adına tescil edilen taşınmazların değerinin tespitinde de 1 inci ve 2 nci cümlelerde belirtilen usulün uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Bununla birlikte 2942 sayılı Kanun’un Geçici Madde 17 hükmü de 7327 sayılı Kanun’un 22 nci maddesiyle ihdas edilmiş olup 2942 sayılı Kanun’un Ek Madde 3 hükmünün usulsüz kamulaştırmalarda bedel tespiti yöntemini düzenleyen birinci fıkrasının 3 üncü cümlesinin derdest davalarda da uygulanmasını hüküm altına almaktadır. Bir şeyin bütünü ifade edildiğinde, bütünü ile birlikte onun parçalarının da tek tek sayılması gerekmez. Eğer 2942 sayılı Kanun’un Ek 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının 1 inci ve 2 nci cümleleri mülga 16 ncı ve 17 nci maddelere göre yapılan bütün tescil hallerini kapsıyor olsaydı, aynı maddeye 3 üncü cümle eklenmez ve 2942 sayılı Kanun’un geçici 17 nci maddesi ihdas edilmezdi. 2942 sayılı Kanun’un geçici 15 inci ve geçici 17 nci maddelerinin her ikisinin de özel hüküm olduğu; Geçici Madde 17 nin sonraki hüküm olduğu da nazardan uzak tutulmamalıdır. Somut olayımızda nazara alınacak hükümlerden; 2942 sayılı Kanun’un geçici 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “…ek 3 üncü madde hükmü uygulanarak…” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin 04.05.2023 tarihli ve 2019/93 Esas, 2023/87 Kararsayılı kararıyla iptal edilmek suretiyle, 2942 sayılı Kanun’un ek 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının 1 inci ve 2 nci cümle hükümlerinin derdest davalarda uygulanamayacağı öngörülmüş ise de;bahse konu iptal kararından etkilenebilecek derdest davalar, mülga 16 ve 17 nci maddelere göre usulünce kamulaştırılıp da bedeli malikleri adına bankaya yatırılmış olduğu halde hak sahiplerine ödenmeyen bedellere ilişkin olanlardır. Bu yöntemin usulsüz kamulaştırmada bedel tespitine ilişkin derdest davalarda uygulanmasını engelleyecek bir iptal kararı ise söz konusu değildir. Zira “… dava tarihi itibariyle…” ibaresi hariç 2942 sayılı Kanun’un Ek Madde 3 hükmünün kalan kısmı yönünden bir iptal durumu söz konusu olmayıp Ek3 üncü madde hükmü değer tespiti yöntemi yönünden halen yürürlüktedir. 2942 sayılı Kanun’un Geçici Madde 17 hükmü yönünden de herhangi bir iptal durumu söz konusu olmayıp bu madde hükmü de halen yürürlüktedir. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya baktığımızda davanın konusununusulsüz kamulaştırmada bedel tespitine ilişkin olduğu ve bu davada da 2942 sayılı Kanun’un geçici 17 nci maddesi, aynı Kanun’un ek 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının 3 üncü cümlesi ile bu cümlenin atfıyla aynı fıkranın 1 inci ve 2 nci cümle hükümlerinin uygulanması gerektiği, Uygulama yapılırken de Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden de uygulanmaları gerekeceğinden davaya konu taşınmazın idare adına tescil edildiği tarih, değerlendirme tarihi olarak esas alınmak ve o tarihteki nitelikleri de gözetilmek suretiyle tespit edilecek bedelin TÜİK tarafından açıklanan Yİ-ÜFE Endeksi Tablosundaki değişim oranları esas alınmak suretiyle “KARAR TARİHİ” itibarıyla güncellenmesi sonucu ortaya çıkan bedelin hak sahibine ödenmesi gerektiği, Düşünülmektedir. Hâl böyle iken eldeki davada uygulanmasına yer olmayan, 2942 sayılı Kanun'un geçici 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “...ek 3 üncü madde hükmü uygulanarak…” ibaresinin, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi gerekçe gösterilerek “Düzeltilerek Onama” cihetine gidilmesi hukuka uygun görülmediğinden çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz. 14.04.2025