T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I DOSYA NO: 2025/1578 Esas KARAR NO: 2026/231 Karar İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ: 04/12/2020 NUMARASI: 2017/182 E. - 2020/440 K. DAVA : Haksız Tedbir Sebebiyle Tazminat DAVA TARİHİ : 08/07/2014 KARAR TARİHİ : 04/12/2020 KAPATILAN İSTANBUL 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİNİN BİRLEŞEN 2015/99 ESAS SAYILI…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I DOSYA NO: 2025/1578 Esas KARAR NO: 2026/231 Karar İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ: 04/12/2020 NUMARASI: 2017/182 E. - 2020/440 K. DAVA : Haksız Tedbir Sebebiyle Tazminat DAVA TARİHİ : 08/07/2014 KARAR TARİHİ : 04/12/2020 KAPATILAN İSTANBUL 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİNİN BİRLEŞEN 2015/99 ESAS SAYILI DAVASI. ESAS NO : 2015/99 KARAR NO: 2015/122 DAVA : Tazminat (Haksız tedbir sebebiyle) DAVA TARİHİ : 13/05/2015 KARAR TARİHİ : 12/02/2026 K.YAZILDIĞI TARİH : 12/02/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : DAVA: Davacı vekili 2012/89 Esas sayılı dosyasına sunduğu dava dilekçesinde; davalının talebi üzerine İstanbul .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2012/89 Esas sayılı dosyasında ..10.2012 tarihinde ihtiyati tedbir kararı verildiğini, kararın İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile infaz edildiğini, davalının kötüniyetli olarak 19....yılında anonim hale gelmiş ..... birden fazla ve mükerrer olarak tescil aldığını, davacının Türkiye pazarında ticari faaliyetlerde bulunmasını engellemek amacıyla haksız tedbire konu davayı açtığını, hatta ihtiyati tedbir varken suç duyurularında bulunduğunu, takipsizlik kararları verildiğini, her ne kadar takipsizlik kararı verilmiş ise de, davacının şüpheli sıfatıyla piyasadaki boşluğu lehine doldurmak için davacı aleyhine haksız reklam yaptığını, davacının ihtiyati tedbir sebebiyle pazarını ve müşterilerini kaybettiğini, manevi kayıplara uğradığını, 100.000,00 TL manevi tazminat talep ettiklerini, bu aşamada maddi zararın 352.625,38 TL olarak ifade ettiklerini, davanın niteliğinin belirsiz alacak davası olduğunu, tedbirin 17 ay 24 gün sürdüğünü, bu sürede cihazlar haczedilmiş olduğundan yediemin altında ömürlerini tamamladık larını, tedbir nedeniyle haczedip değersiz duruma düşmeleri sebebiyle davacının 116.653,57 TL zararı olduğunu, davacının tedbir nedeniyle ...serisi ....... satamadığından ticari defter karşılaştırması sonucu 1.464.146,54 TL ciro kaybına, 235.971,81 TL net kar kaybına uğradığını, mahkemece yaptırılacak inceleme neticesinde 554 sayılı KHK'nın 52/a ve 53. maddelerinin esas alınmasını ve tedbir olmasaydı önceki yıllara orantılı olarak ne kadar kar elde edeceklerinin hesaplanmasını takip ettiklerini, davacı şirketin 2008 yılı sonunda, davalının tescilinden yaklaşık 8 yıl sonra kurulduğundan, ....’deki yayın süresinde itiraz etmesinin mümkün olmadığını, tedbirin uygulanması ile tescillerden haberdar olduğunu, 554 sayılı KHK m. 45’e göre hakların hükümsüzlük ile geçmişe etkili olup 554 KHK’ye göre sağlanan korumanın hükümsüzlük kapsamında doğmamış sayılacağını, YHGK’nin 2013/11-209E, 27.03.2013 tarih 2013/399 sayılı kararının da da bu yönde olduğunu, haksız ihtiyati tedbir nedeniyle davalıya tazminat talep etmesine ilişkin Avrupa Birliği’nin 2004/38 sayılı uygulama Direktifinin 9 (7) maddesinin de olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla davanın kabulü ile haksız ihtiyati tedbirden dolayı 100.000,00 (yüzbin) TL manevi tazminatın, belirsiz alacak davası olarak şimdilik 352.625,38 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı...A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacının merkezi Çin'de bulunan diğer davacının Türkiye'deki temsilcisi olduğunu, davalıların tasarımlarının kendilerine ait olduğu ve buna saygılı olacaklarına ilişkin ......07.2000 tarihli sözleşmeyi imzaladığını, sözleşme m. 6'da ürün üzerindeki hakların müvekkiline ait olduğu, çizimlerin gizli ya da açık olarak başkasına aktarılmasının kesin olarak yasak olduğu, bu ürünün Çin'de herhangi bir firma tarafından patent başvurusunun yapılmasından üreticinin sorumlu olduğu taahhüdünü davalıların verdiğini, ayrıca 14.03.2003 tarihli beyan mektubunda, tasarımlı kontaktörlerin her türlü tasarım ve patent haklarının ...'e ait olduğunu beyan ettiklerini, ....'in kendi adına veya tarafların herhangi birinin ismiyle bu ..... üretimini yapmayacağını, ihlali halinde, ...’e 500.000,00 USD tazminat ödeyeceği taahhüdünde bulunulduğunu, Mahkemece verilen tedbir kararının yersiz ve asılsız olmadığının davanın safahatından kolayca görülebileceğini, davalılara verdikleri tasarımlı kalıpları ile sadece müvekkili .... adına üretimi taahhüt ettikleri halde, anlaşmayı ihlal ederek tasarımlı kalıplarına kendi markalarını basarak üretim yaptıklarını, ... ve onun Türkiye yetkilisi .... A.Ş.'nin müvekkilinin tasarımlı kalıplarıyla üretim yaptıklarını, davalıların bir sözleşme ile kendilerine verdikleri tasarımlı kalıpları gasp ederek müvekkili ... adına yapılması gereken üretimi kendi adlarına korsan bir şekilde kendi markalarıyla üreterek tasarım tecavüzünde bulunduklarını, Genel Kurul kararında tasarımların harcı alem alınmasının büyük bir bühtan alacağını belirterek, davalı karşı davacı tarafından açılan toplam 452.625.38 TL maddi ve manevi tazminat taleplerinin, tazminat dava talep hakları saklı kalarak reddine, tedbirin kaldırılmasına ilişkin kararın geri alınarak tedbirin devamına karar verilmesini, diğer talepleri ile birlikte istemiştir. TEFRİK KARARI: İstanbul ...... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince ..../07/2014 tarihli ara kararı ile haksız ihtiyati tedbir nedeniyle tazminat davasının 2012/89 Esas sayılı davadan tefrikine karar verilerek, Mahkemenin 2014/153 Esası üzerinden yargılamaya devam olunmuştur. ISLAH: Davacı ... vekili ıslah dilekçesinde, alınan rapor ile talepleri ile rapor arasında 28.822,57 TL maddi tazminat farkı bulunduğunu, maddi tazminat taleplerini 28.822,57 TL ıslah ederek 381.447,95 TL maddi tazminat ile 100.000,00 TL manevi tazminatın ıslah ile haksız tedbirin uygulanma tarihi olan 05/11/2012 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. BİRLEŞEN DAVA: Davacı ... vekili İstanbul .. Fikri ve Sınai haklar Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde özetle; davalı ....Şirketi'nin talebi üzerine İstanbul .. FSHHM tarafından 2012/89 Esas sayılı dosyada ihtiyati tedbir kararı verildiğini, bu karardan dolayı müvekkilinin zarar gördüğünü iddia ederek, öncelikle davalının taşınır ve taşınmaz mallarına, banka hesaplarına, 3.kişiler nezdindeki alacaklarına ihtiyati haciz konulmasını, HMK’nın 107. maddesi uyarınca müvekkilinin uğradığı maddi zararın belirsiz olması nedeniyle, işbu zararın tespitine, müvekkilinin belirsiz alacağında fazlaya dair talep hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 170.299,70 Euro maddi tazminatın ihtiyati tedbir kararının kalktığı 29/04/2014 tarihinden itibaren özel bankaların bir yıllık mevduata uyguladığı en yüksek Euro faizi olan %10 faiz ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. BİRLEŞEN DAVAYA CEVAP: Davalı vekili süresinde sunduğu cevap dilekçesinde; aynı konuda .... tarafından açılan 2014/153 Esas sayılı davanın derdest olduğunu, davacının o davada da taraf olduğunu, İstanbul 4. FSHHM'nin 2012/89 Esas sayılı davadaki uyuşmazlığın yalnızca tasarımla ilgili olmadığını, taraflar arasında devam eden 10 yıllık sözleşme ilişkisinin de karşı tarafça istismar edilmesinden kaynaklandığını, sözleşme kapsamında davacının müvekkiline taşeron olarak üretim yaptığını ve ürünlerin müvekkiline ait olduğunu kabul ettiğini, aynı sözleşmenin 07/03/2003 tarihinde teyit ve tekit edildiğini, açtıkları davanın aynı zamanda sözleşmeden doğan haklarının korunması talebini de içerdiğini, karşı tarafın müvekkilinin verdiği kalıplarla üretim yaptığının tespit edildiğini, davacının taraflar arasındaki anlaşmaları ihlal ettiğini, haksız kazanç sağladığını, bu nedenle Mahkemece davacının TMK'nın 2. maddesi uyarınca hakkını kötüye kullanıp kullanmadığının da araştırılması gerektiğini, davacının müvekkilini sözleşme ihlalleriyle istismar ettiği yetmiyormuş gibi, bir de tazminat talep ettiğini, 100.000,00 TL teminatın da halen Mahkeme kasasında olduğunu beyanla, hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. GÖREVSİZLİK KARARI: İstanbul ..... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince 04/05/2015 tarihli, 2015/94 Esas, 2015/90 Karar sayılı kararı ile, davaya bakma görevinin haksız olduğu iddia edilen ihtiyati tedbir kararını veren mahkemeye ait olduğu gerekçesiyle, davanın görev yönünden reddi ile dosyanın görevli İstanbul ... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. BİRLEŞTİRME KARARI: İstanbul ... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince, 08/07/2015 tarihli, 2015/99 Esas, 2015/122 Karar sayılı kararı ile işbu davanın Mahkemenin 2014/153 Esas sayılı davası ile birleştirilmesine karar verilmiştir. MAHKEME KARARI:İstanbul ... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2017/182 Esas, 2020/440 Karar sayılı kararıyla; "...Tüm dosya kapsamı sunulan deliller kapsamında değerlendirildiğinde; her ne kadar davalı davaya konu tasarımları 19....yılında beri kullanmakta olduklarını açık bir dille ifade ettiği dikkate alındığında basiretli bir tacirin söz konusu tasarımları kullanmaya başlamadan önce veya kullanmaya başladıktan hemen sonra yasada öngörülen süre içerisinde tescil ettirmesi gerektiği, aksi takdirde söz konusu tasarımların yıllar sonra tescil edilse dahi yenilik unsuru ortadan kalkmış olacağını ilgililer tarafından mahkemeye müracaatla hükümsüzlüğüne karar verilebileceğini TTK 18/2 gereği bilmesi gerek ise de, somut uyuşmazlık açısından davacıların davalı ile ticari ilişki içerisinde bulundukları, davacıların basiretli bir tacir olmasının beklenmesi nedeniyle de (TTK m. 20/2) kendisinin de içinde bulunduğu ilgili piyasada daha önce kamuya sunulmuş ürünler hakkında yeterli derecede bilgiye sahip olduğunun kabulünün gerektiği, davaya konu tasarımların davalıya ait olduğunu kabul ettikten ve bu tasarıma konu ürünleri kendisi ya da başkası adına üretmeme taahhüdünde bulunduktan sonra bahse tasarımların hükümsüz kılınması gerektiğini ileri sürmek suretiyle taahhüdünü ihlal eden davranışlarda bulunarak davacının hak sahipliği iddiasına dayalı açtığı davadaki verilen tedbir kararı gereği zarara uğradıklarından bahisle dava açmalarının dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, izahı yapılan hukukun evrensel ilkeleri dikkate alındığında bu talebin korunmayacağının açık olduğu, her ne kadar yargılama safahatinde incelemeler yapılmış ise de bu tespit edilen zararların tahsilinin kabul görmeyeceği anlaşılmakla davacıların dürüstlük kuralına aykırı hakkın kötüye kullanılması niteliğindeki davalarının reddine" karar verildiği görülmüştür. İSTİNAF İSTEMİ: Asıl davada davacı ... .... A.Ş. vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, davalının dürüstçe hareket etmediğini, 1989 yılında anonim hale gelmiş kontokterlere birden fazla ve mükerrer tasarım tescili alarak kötüniyetli davrandığını, basiretli bir tacir gibi hareket etmediğini, bu tescillere dayanarak açtığı davada verilen haksız ihtiyati tedbir kararı nedeniyle müvekkilinin zarara uğramasına ve davalının kusurlu olmasına rağmen manevi tazminat taleplerinin Mahkemece reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu,02/12/2019 tarihli bilirkişi raporu ile müvekkilinin zararının 381.447,95 TL olduğunun tespit edilmesine rağmen, Mahkemece maddi tazminat taleplerinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, HMK'nın 399/1. maddesindeki tazminat koşullarının mevcut olduğunu, müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını, Yerleşik Yargıtay kararlarına göre, ihtiyati tedbir kararının uygulanmış olması, ihtiyati tedbir kararının haksızlığının belirlenmesi, zarar ile ihtiyati tedbir kararının uygulanması arasında illiyet bağının bulunması gerektiğini, ihtiyati tedbir kararı nedeniyle uğranılan zararların gideriminde kusursuz sorumluluk esasının kabul edildiğini, dava konusu olayda tüm bu koşulların mevcut olduğunu, tüm bunlara rağmen davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu,Davalının eyleminin tescile dayalı hakkın kullanımı olmadığını, açtıkları dava sonucunda tüm tasarım tescillerinin hükümsüz kılındığını, davalıdan önce diğer davacı ... ...'un Çin'de üretimi bulunduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27/03/2013 tarihli, ...sayılı kararının işbu davaya emsal nitelikte olduğunu belirterek, açıkladıkları ve resen gözetilecek nedenlerle, istinaf taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini, istinaf giderlerinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davacı ... ... vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, haksız ihtiyati tedbir nedeniyle maddi tazminat koşullarının mevcut olduğunu, alınan bilirkişi raporları ile müvekkilinin maddi zarara uğradığının tespit edildiğini, buna rağmen mahkemece davanın reddine karar verilmesinin hukuka ve kanuna aykırı olduğunu, Mahkeme kararının davanın reddine dair gerekçesinin tamamen hatalı ve gerçeklikten uzak olduğunu, HMK'nın 399. maddesindeki tazminat koşullarının mevcut olduğunu, maddi tazminat için kusursuz sorumluluğun esas olduğunu, müvekkilinin bu güne kadar kendi kullandığı ürünler üzerindeki hak sahipliğinin ...'e ait olduğunu kabul etmediğini, ürünlerin ...'e ait olmadığına dair kesinleşmiş mahkeme kararı bulunduğunu, Mahkemenin bu kanıya nereden vardığının anlaşılamadığını,Davalı ...'e ait tasarımların hükümsüz kılınmasının bir nedeninin de, müvekkilinin daha önce ürettiği tasarımlar olduğunu, buna ilişkin Mahkeme kararının kesinleştiğini,Taraflar arasındaki ilişkinin, kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince işbu davada inceleme konusu dahi yapılmaması gerektiğini, Taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2000 yılının başlarında başladığını, 17/07/2000 tarihli sözleşme ve ekindeki teknik şartnamenin imzalandığını,Müvekkilinin........ serisi .......yan sanayi ürünü için .../11/1998 tarihinde Çin'de tescil başvurusunda bulunduğunu, 19/09/19... tarihinde ...... numaralı tescili aldığını, Müvekkiline ait ... kodlu ürünlerin (eski kod numarası...') davalı için ...... kodu altında yan sanayi ürünü olarak ürettiğini, ürünler üzerindeki hak sahipliğinin müvekkiline ait olduğunu,Müvekkilinin zararının Euro cinsinden doğduğunu, tazminatın da Euro cinsinden belirlenmesi gerektiğine dair bilirkişi görüşünün yerinde olduğunu,Müvekkiline ait ticari kayıtlar üzerinde bağımsız denetim kurumu tarafından yapılan incelemeler sonucunda, ihtiyati tedbir kararının uygulandığı dönem için müvekkilinin tahmini satış tutarının 503.790-94 Euro, tahmini karının ise 146.955,82 Euro olduğunu, ayrıca Türkiye distribütörüne gönderilen ürünlerin Türkiye'ye sokulamaması nedeniyle İspanya'ya sevk edildiği, bunun için 45.000,00 Euro'nun Türkiye distribütörü tarafından ödendiği, daha sonra müvekkili tarafından Türkiye Distribütörüne bu bedelin ödendiğini, buna ilişkin belgelerin dosyaya sunulduğunu belirterek, arz ve izah olunan nedenlerle, İstanbul .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2017/182 Esas, 2020/440 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, müvekkilinin haksız ihtiyati tedbir kararı nedeniyle uğradığı toplam 170.299,70 Euro maddi tazminatın ihtiyati tedbir kararının kalktığı 29/04/2014 tarihinden itibaren özel bankaların uyguladığı en yüksek Euro faizi olan %10 faiz ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı yana yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: İstanbul ..... FSHHM'nin 2012/89 Esas sayılı dosyası incelendiğinde; asıl davada davacının ..., davalıların ... ... ve ..... ...... Şirketi, olduğu, karşı davada ise karşı davacının .......Şirketi, davalının ise ... olduğu, asıl davada, davalıların davacı ile Ağustos 2000 tarihinde yaptıkları sözleşme ile taşeron olarak müvekkili adına üretim yaptıkları, bu ilişkinin 2009 tarihine kadar devam ettiği, davalıların davacıya ait ve Çin ve Türkiye'de tescilli ...... taklitlerini ürettikleri ve Türkiye'de sattıkları iddiasıyla, tasarım haklarına tecavüzün tespiti, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat talep edildiği, karşı davada ise karşı davacının davacı-karşı davalının talebi üzerine verilen ihtiyati tedbir kararı nedeniyle zarara uğradıkları, davacı-karşı davalıya ait ......, ....., ....ve .. sayılı tasarımların yenilik özelliğinin bulunmadığı iddiasıyla, tasarımların hükümsüzlüğüne karar verilmesi talebiyle dava açıldığı, Mahkemece ../10/2012 tarihinde asıl davada ihtiyati tedbir kararı verildiği, .../04/2014 tarihinde ise ihtiyati tedbir kararının kaldırıldığı, yapılan yargılama sonucunda, asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, davalı adına tescilli ........ sayılı tasarımların hükümsüzlüğüne karar verildiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13/06/2016 tarihli, 2015/11096 Esas, 2016/6504 Karar sayılı ilamı ile davalı-karşı davacının temyiz talebinin reddine ve kararın onanmasına karar verildiği, kararın 09/09/2016 tarihinde kesinleştiği tespit edilmiştir. Davaya konu edilen ihtiyati tedbir kararı incelendiğinde; İstanbul .......Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2012/89 esas sayılı dosyasında, dava dilekçesi ile davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu, mahkemece düzenlenen 02/07/2012 tarihli tensip tutanağı ile ürün numuneleri sunulduktan sonra tedbirin değerlendirilmesine karar verildiği, .../09/2012 tarihli ara karar ile tedbirin mürafaalı olarak değerlendirilmesine karar verildiği ve mürafaa gününün 16/10/2012 tarihine bırakıldığı, duruşmada 50.000,00 TL teminat karşılığında "davalılarca üretilen ya da satılan ya da ithal olunan veya Türkiye'de satışı yapılan ...-...... kod numaralı ve ......... markalı ........ ticari amaçla bulundukları yerlerden toplatılmasına ve dava sonuna kadar bir adli yediemine teslimine, İhtiyati tedbir kararının İstanbul İcra Dairesi aracılığı ile infazına..." şeklinde tedbir kararı verildiği ve kararın İstanbul ........ İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile uygulandığı, aynı tarihte tedbire ilişkin ara kararın düzenlendiği, 19/11/2012 tarihinde davalı ... vekilince tedbire itiraz edildiği ve teminat karşılığında infazının ertelenmesine karar verilmesini talep ettiği, buna ilişkin düzenlenen 20/11/2012 tarihli ara karar ile tedbire itirazın ve teminat karşılığında kaldırılması taleplerinin reddine karar verildiği, 28/11/2012 tarihli davalı ... vekilinin dilekçesi doğrultusunda dosyanın ele alındığı, tedbir talebinde bulunarak, verilen ihtiyati tedbirin de kaldırılmasını talep ettiği, 29/11/2012 tarihinde düzenlenen ara karar ile bu taleplerin reddine karar verildiği ve 16/10/2012 tarihinde verilen tedbir için öngörülen teminatın yetersiz kalabileceği gözetilerek teminatın 100.000,00 TL'ye çıkartılmasına ve 50.000,00 TL ek teminata hükmedildiği, 09/12/2012 tarihli dilekçe ile davalı ... vekilinin verilen tedbir kararına, tedbire itirazın reddine ilişkin kararlara karşı temyiz kanun başvurduğu, Yargıtay 11. HD'nin 13/03/2013 tarihli 2013/444 esas ve 2013/4848 karar sayılı ilamıyla "1-...01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nun 394/4. maddesinde, ihtiyati tedbir kararına itiraz edilmesi halinde mahkemenin ilgilileri dinlemek üzere davet edeceği, söz konusu kişilerin gelmemeleri halinde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını vereceği düzenlenmiştir. Bu durumda, mahkemece yasanın açıklanan emredici hükmüne rağmen duruşma açılmaksızın evrak üzerinden ihtiyati tedbir kararına itiraz edenin itirazının değerlendirilmiş olması doğru olmamış, 20.11.2012 tarihli kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 2-...Hukuk Muhakemeleri Kanununun 396. maddesinde durum ve koşulların değişmesi sebebiyle ihtiyati tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması talebinin reddine ilişkin kararın temyiz edilemeyeceği..." gerekçesiyle tedbire itiraz eden vekilinin temyiz talebinin kabulü ile 20/11/2012 tarihli kararın bozulmasına, 29/11/2012 tarihli karara yönelik olarak da tedbire itiraz eden vekilinin temyiz talebinin reddine karar verildiği, 16/01/2013 ve 20/03/2013 tarihli kararlar ile tedbirin kaldırılması talebinde bulunan davalı ... vekilinin taleplerinin dosyanın Yargıtay incelemesinde olması nedeniyle reddine karar verildiği, 26/03/2013 tarihli dilekçe ile verilen kararlara ilişkin davalı ... vekilinin temyiz kanun yoluna başvurduğu, Yargıtay 11. HD'nin 04/06/2013 tarihli, 2013/8345 esas, 2013/11632 karar sayılı ilamıyla "...İhtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin verilen kararlar ile yokluğunda ihtiyati tedbir kararı verilen kişinin itirazı üzerine verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilecektir. Gerek Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda gerekse Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda ara kararlarına karşı kanun yoluna başvuru kabul edilmemiştir. Yukarıda da belirtildiği üzere, ihtiyati tedbir hakkında verilen kararlara karşı ancak belli durumlarda temyiz yoluna başvurulabilecektir. Nitekim, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 396. maddesinde durum ve koşulların değişmesi sebebiyle ihtiyati tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması talebinin reddine ilişkin kararın temyiz edilemeyeceği aslında kanun koyucunun da açık ve bilinçli bir tercihidir... Sonuç olarak, 6100 sayılı HMK'nın 396. maddesinin ikinci fıkrasında, 394. maddenin beşinci fıkrasına atıf yapılmadığından durum ve koşulların değişmesi sebebiyle ihtiyati tedbir kararına yapılan itiraz hakkında verilen karar temyiz edilemez..." gerekçesiyle 20/03/2013 tarihli karara yönelik tedbire itiraz eden vekilinin temyiz isteminin reddine karar verildiği, 17/06/2013 tarihli ara karar ile Yargıtay ilamı doğrultusunda tedbire itirazın mürafaalı olarak değerlendirilmesine ve mürafaanın 03/07/2013 gününde yapılmasına karar verildiği, yapılan mürafaa duruşmasında 16/10/2012 tarihli ihtiyati tedbire itirazın yerinde görülmemesi nedeniyle reddine karar verildiği, buna ilişkin kararın 03/07/2013 tarihinde yazıldığı, 10/07/2013 tarihli dilekçe ile davalı ... ve ... Grup vekilince verilen karara ilişkin temyiz kanun yoluna başvurulduğu, Yargıtay 11. HD'nin 10/10/2013 tarihli 2013/13231 esas, 2013/18045 karar sayılı ilamıyla "Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı ... ve davalı ... ... vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir." gerekçesiyle davalılar vekillerinin temyiz taleplerinin reddine karar verildiği, Mahkemece yapılan 29/04/2014 tarihli oturum 1 nolu ara karar uyarınca "Tüm dosya kapsamına göre 16/10/2012 tarihli ihtiyati tedbirin HMK 396 maddesi gereğince kaldırılmasına" şeklinde karar verildiği anlaşılmıştır. İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası incelendiğinde;.... ...... İcra Müdürlüğünün ...... Talimatı ile, .../11/2012 tarihinde haczedilen mallara ilişkin tedbirin uygulandığı 3719 adet ürünün dökümü, 376 Adet ..., ..., 303 Adet ...Marka ....., 610 Adet ...-...Marka ...., 553 Adet ...-... Marka ...., 1621 Adet ...-... Marka... şeklinde olduğu, 05/11/2012-29/04/2014 tarihleri arasında ihtiyati tedbir kararının uygulandığı, tedbir uygulanan dönem süresinin 540 gün olduğu anlaşılmıştır.İlk derece Mahkemesince alınan 07/07/2017 UYAP kayıt tarihli raporda; davacılar .... ve ...'nin haksız ihtiyati tedbir nedeni ile davalı ... ..... A.Ş.'den maddi ve manevi tazminat talep edebilecekleri, tarafların ticari defter ve belgeleri dosyaya unulmadığından maddi tazminat tutarının belirlenemediği, manevi tazminat talebinin Mahkemenin takdirinde bulunduğu hususlarında görüş ve tespitlerini bildirdikleri anlaşılmıştır. İlk derece Mahkemesince alınan 13/10/2017 UYAP kayıt tarihli ek rapor incelendiğinde; mahkemece tazminata hükmedilmesi halinde, ... .... A.Ş. için tedbir döneminde meydana gelen net zarar tutarının 123.024,52 TL, tedbir döneminde mahrum kalınan kar tutarının ise 258.423,43 TL olduğu ve toplamda 381.447,95 TL tutarında tazminatın hesaplandığı, davacı ...Ltd için mahrum kalınan karı ihtiva eden tazminat tutarı toplamının ise 224.504,19 TL olarak tespit edildiğine dair görüş bildirildiği anlaşılmıştır. İlk derece Mahkemesince alınan 30/03/2018 UYAP havale tarihli bilirkişi raporu incelendiğinde; davacı ... için hesaplanan toplam tazminat tutarının uzman görüşüne göre ve hesaplama yöntemi farklılıkları nedeni ile 28.822,57 TL farkla 381.447,95 TL olarak hesap edildiği, bu yöntemin kök raporda da izah edildiği gibi, ek raporda da açıklanmış olup, görüşlerinin değişmediğini, davacı ... şirketi yabancı menşeli olduğundan defterleri incelemenin olanaksız olduğu, öte yandan yalnızca yabancı ülkede hazırlanmış bir Bağımsız Denetim Firmasının tümü ile görüşünü baz alarak raporu hazırlamalarının da olanaklı olmadığı, bu nedenle Türkiye'deki firmanın alış ve satış miktarları ve tutarları baz alınarak Çin'deki şirketin alış ve satış hacminin ölçülmeye çalışıldığı, bunun dışında karlılık oranları Türkiye ile eşit olamayacağın dan bu noktada yurtdışındaki denetim şirketinin hazırlamış olduğu rapordan o ülkedeki karlılık oranları baz alınarak hesaplama yapıldığı, 45.000,00 EUR tutarındaki dekontun daha önce dava dosyasında bulunamadığı, öyle ki dava arkadaşı davacı ... şirketi vekilinin de Mahkemenin 30/11/2017 tarihindeki ara kararında "....bu saatten sonra yeni bir delil sunma imkanı yoktur." şeklinde beyanının mevcut olduğu, Mahkemece 45.000,00 EUR tutarındaki malın iadesi nedeniyle ödenen gümrük bedelinin ödenmesine karar verilecekse, böyle bir dekontun son duruşmadaki beyanlardan sonraki delil ekinde görüldüğü, davacı ... ... için hesaplanan 224.504,19 TL'nin 16/10/2012 tarihindeki değerinin 95.574,36 EURO olacağına dair görüş bildirildiği ve tespitlerde bulunulduğu anlaşılmıştır. İlk derece Mahkemesince alınan 02/12/2019 tarihli rapor incelendiğinde; davacı ... .....A.Ş.'nin mahrum kalınan net karının 258.423,43 TL olarak hesaplandığı, tedbir döneminde İcra Müdürlüğü tarafından infaz edilen tedbir kararı nedeni ile uğradığı zararın 123.024,52 TL olduğu, bu durumda toplam tazminat tutarının 381.447,95 TL olduğu, davacı ... Ltd./nin mahrum kaldığı karının 224.504,19 TL olduğu ve söz konusu bedelin 16/10/2012 tarihindeki T.C. Merkez Bankası döviz efektif satış kuru baz alınarak hesaplanması sonucu, 95.574,36 EURO olduğu, davacıların haksız ihtiyati tedbir nedeni ile maddi ve manevi tazminat talep etmeye hakları olduğu, ancak gerek 16/07/2000 tarihli sözleşme, gerekse 14/03/2003 tarihli beyan yazısında mevcut beyan ve taahhütlerin mahkeme tarafından davacıların kötüniyetli hareket ettikleri şeklinde yorumlanıp yorumlanmayacağının takdirinin mahkemeye ait olduğu hususlarında görüş ve tespitlerin bildirildiği anlaşılmıştır.Davalı ... İle birleşen davada davacı ... ... arasında imzalanan 16/07/2000 tarihli Sözleşme örneği incelendiğinde; ...'in alıcı, ...'un satıcı olarak adlandırıldığı, teknik çizimleri ve numuneleri verilen termik röle üretimi için anlaşma yapıldığı, tüm ölçüm ve malzeme detaylarının dahil olduğu teknik dosyaların iki hafta içinde üreticiye gönderileceği, Sözleşmenin 5. maddesinde bu ürünün alıcıya ait olduğu ve bu ürünün herhangi bir diğer tarafa üretilmesi, satılması durumunda, üreticinin zararı karşılayacağı ve 5 milyon dolar ceza ile cezalandırılacağının, 6. maddesinde ürünün patent hakkının alıcıya ait olduğu, ürünle ilgili çizimlerin gizli ya da açık olarak başkasına aktarılmasının kesinlikle yasak olduğu, bu ürünün Çin'de herhangi bir firma tarafından patent başvurusunun yapılması halinde, bundan üreticinin sorumlu olacağı, 8. maddesinde alakalı ürünlerin sadece ... ... tarafından üretileceğinin belirtildiği, Sözleşmenin ekinde de teknik şartname bulunduğu tespit edilmiştir. G E R E K Ç E : Asıl ve birleşen davalar haksız ihtiyati tedbir kararı nedeniyle tazminat davasıdır. Mahkemece asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiş, karara karşı her iki davanın davacıları tarafından istinaf yargı yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Asıl davada; tedbir nedeniyle el konulan cihazların kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle oluştuğu iddia edilen 116.653,57 TL, tedbirin devam ettiği sürede önceki yıllara göre uğranıldığı iddia edilen 235.971,81 TL kar kaybı olmak üzere toplam 352.625,38 TL maddi tazminat talep edilmiş, ıslahla 381.447,95 TL olarak artırılmış, birleşen davada ise; davacının mallarına el konulması, ürünlerin geri çekilmesi, depolama ve nakliye giderleri için 45.043,70 Euro, önceki yıllara göre gerçekleştiği iddia edilen 125.256,00 Euro kar kaybı olmak üzere toplam 170.299,70 Euro maddi tazminat talep edilmiştir.Dosya incelendiğinde; birleşen davada davacı ... ... (satıcı) ile davalı (alıcı) arasında 16/07/2000 tarihinde fason üretim konusunda sözleşme yapıldığı ve Sözleşmenin 5. maddesinde bu ürünün alıcıya ait olduğu ve bu ürünün herhangi bir diğer tarafa üretilmesi, satılması durumunda, üreticinin zararı karşılayacağı ve 5 milyon dolar ceza ile cezalandırılacağı, 6. maddesinde ürünün patent hakkının alıcıya ait olduğu, ürünle ilgili çizimlerin gizli ya da açık olarak başkasına aktarılmasının kesinlikle yasak olduğunun davacı tarafça da kabul edildiği tespit edilmiştir.Asıl davadaki davacının da .... ...’un Türkiye distribütörü olması nedeniyle sözleşmeden haberdar olduğu ve sözleşmeye uygun hareket etmesi gerektiği tartışmasızdır. 2012/89 Esas sayılı davada alınan bilirkişi raporları ile davacı tarafından üretilen ürünlerin davalının kalıpları ile birebir aynı olduğu tespit edilmiş olup, bu durumda davacı taraf sözleşmeye aykırı davranmıştır. Davalı tarafından açılan 2012/89 Esas sayılı davada her ne kadar tasarım hakkına tecavüzün tespiti ve önlenmesi talep edilmişse de, işbu sözleşmeye aykırılık durumunun da dava dilekçesinde açıklandığı anlaşılmaktadır. Birleşen davada davacı ... ..., bu ürünlerin tasarımlarının 19... yılında Çin’de kendi adına tescil edildiğini iddia etmiştir. Ancak davacının bu tescilden söz etmeden 16/07/2000 tarihli sözleşme ile ürünün tüm patent haklarının davalıya ait olduğu, çizimlerin başkasına aktarılmasının ve başkası için üretim yapılmasının yasak olduğu da kabul edilmiş olmakla, davacının sözleşmenin imzalanması sırasında dürüst davranmadığı, TMK’nın 2. maddesine göre işbu davayı açmalarının da hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır.O halde, asıl ve birleşen davada davacılara ait ürünlere el konulması sebebiyle davacıların üretim ve satış yapmasının davalı tarafından bir hakka dayalı olmaksızın kötüniyetle engellenmiş olduğunun somut olayda kabulü mümkün olmadığından, Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık yoktur.Bu nedenle; asıl ve birleşen davada davacı vekillerinin istinaf taleplerinin reddine karar verilmiş, kabule göre davacı vekillerinin diğer istinaf talepleri bu aşamada incelenmemiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan gerekçe ile: 1-6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince asıl davada ....A.Ş. vekili ile birleşen davada davacı ... ... vekilinin yerinde görülmeyen istinaf istemlerini ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Asıl dava yönünden alınması gereken 732,00 TL maktu harçtan, peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL eksik harcın davacı ... ... AŞ den alınarak Hazineye irat kaydına, 3- Birleşen dava yönünden alınması gereken 732,00 TL maktu harçtan, peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL eksik harcın davacı ... ...'dan alınarak alınarak Hazineye irat kaydına, 4-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 5-İstinaf yargılama giderleri olarak; a)Asıl davada davacı ... ... A.Ş. tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, a)Birleşen davada Davacı ... ... tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere 12/02/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.