1. Hukuk Dairesi 2025/3930 E. , 2026/2397 K. "" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1201 E., 2025/944 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Edirne 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/100 E., 2022/242 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından…
1. Hukuk Dairesi 2025/3930 E. , 2026/2397 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1201 E., 2025/944 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Edirne 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/100 E., 2022/242 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: -K A R A R- Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacı; muris babası ...’nın dava konusu 1 62... parsel sayılı taşınmazını davalı oğlu ...’a mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak devrettiğini, murisin çevresinde zengin biri olarak bilindiğini, taşınmaz satmaya ihtiyacı olmadığını, murisin 3 14... parsel sayılı taşınmazını da yine mal kaçırma kastı ile ölünceye kadar bakma akdiyle davalı torunu ...’a temlik ettiğini, murisin ölene kadar bakım ihtiyacı olmadığını, hatta murisin davalılara baktığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tesciline karar verilmesini istemiş, aşamada ölümü üzerine mirasçıları yargılamayı devam ettirmişlerdir. Davalılar; devirlerin muvazaalı olmadığını, 6 65... parsel sayılı taşınmazdaki 3 numaralı bağımsız bölümün muris adına alımında bedeli murisin ve ...’ın ödediğini, murisin sonrasında bu taşınmazı davacıya devrettiğini, davacının eşinin aşırı müsrif olduğunu, etrafa borçlanıp iflasın eşiğine geldiğini, murisin etrafa rezil olmamak için damadının borçlarını ödediğini, borçları ödemek için dava dışı ... ...’den borç aldığını, dava konusu 1 62... parsel sayılı taşınmazda 1992 yılında yangın çıktığını, o sene mahsul alamamanın murise ekonomik olarak sıkıntı verdiğini, ...’e borcunu ödeyemeyince 6 parsel sayılı taşınmazı borca karşılık vermeyi teklif ettiğini, ...’ün taşınmazı oğlunun almasının daha uygun olacağını söylediğini, ...’ün bu hususta kendisi ile de konuştuğunu, murisle de konuşunca taşınmazı satın aldığını, ...’ın 1983 yılından itibaren yedek parça işi yaptığını, 1976 yılından beri de amcaları ve halalarının tarlalarını icar ile kullandığını, 1993 yılında işini tasfiye ederek taşınmazı aldığını, murisin bu satıştan önce bir parça taşınmazını da ...’e sattığını, satışın gerçek olduğunu, muris öldüğünde adına kayıtlı taşınmazlar ve bankada parası olduğunu, murisin ...’da genel yetkili vekaletnamesi olmasına rağmen iyiniyetli olarak bunu kullanmadığını, murisin ölmeden iki sene önce anemi ve zatürree olduğunu, tedavisi ile ...’un ilgilendiğini, murisin ölmeden 7-8 ay önce lösemi olduğunu, son zamanlarında da yatalak olduğunu, ölene kadar ...’un muris ile ilgilendiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; 1 62... parsel sayılı taşınmaz yönünden yapılan değerlendirmede murisin ekonomik durumunun oldukça iyi olduğu, taşınmazı devretmeye ihtiyacı olmadığı, davalı ... tarafından taşınmazın çıkan yangın nedeniyle murisin borcunun doğması nedeniyle satıldığı öne sürülmüş ise de murisin başka taşınmazlarının da bulunduğu, dava konusu taşınmazın büyüklüğü ve değeri dikkate alındığında murisin bir tarlasında çıkan yangın nedeniyle kıymetli olan bu taşınmazı satmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, resmi senetteki satış bedeli ile rayiç değer arası oransızlık bulunduğu ve davalının devir bedelini murise ödendiğine ilişkin belge sunmadığı, murisin taşınmazı davalı oğluna devretmesinin haklı ve makul bir sebebinin olmadığı ve amacının taşınmazı bağışlamak olduğu, taşınmazın devrinin muvazaalı olduğu; 3 14... parsel sayılı taşınmaz yönünden ise murisin taşınmazı 26.12.2011 tarihinde davalıya ölünceye kadar bakma akdi ile devrettiği, o tarihlerde murisin bakımı gerektirecek bir hastalığı bulunmadığı, sözleşmeye konu olan taşınmazın büyük ve değerli olduğu, murisin tüm malvarlığı içinde önemli bir kısmı teşkil ettiği ve bunun makul karşılanabilecek oranda olmadığı, murisin bakımına karşılık, taşınmazlarından makul bir oranda olmak üzere başka birini devretme olanağı varken dava konusu taşınmazı temlik etmesindeki amacın diğer mirasçısından mal kaçırma amacıyla davalıya bağış yapılması olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, kararın davalılar vekili tarafından istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; murisin ekonomik durumunun oldukça iyi olduğu, vefatı ile mirasçılarına taşınmazlarının intikal ettiği, murisin sağlığında davacı kızı ...'a da kazandırmada bulunduğu, dava konusu taşınmazı mal kaçırma iradesi ile davalı oğlu ...'a satış göstermek sureti ile bağış niyeti ile devrettiğinin usulüne uygun delilleri el ispat edilemediği, satış bedelindeki değer düşüklüğünün tek başına muvazaanın kanıtı olamayacağı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriğinden; muris ...’nın kayden maliki olduğu 1 62... parsel (237.5 00... tarla) sayılı taşınmazını 11.10.1993 tarihinde davalı oğlu ...’a satış suretiyle temlik ettiği, 3 14... parsel (177.8 91... tarla) sayılı taşınmazını da oğlu ...'dan olan torunu davalı ...’a ölünceye kadar bakma akdi ile temlik ettiği, temlik tarihinde ...’un 28 yaşında olduğu, murisin 16.12.2019 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak kızı ... ile oğlu ...’ın kaldığı, davacı ...’ın da dava devam ederken 10.11.2021 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak kızları ... ve ...’in kaldığı görülmüştür. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Öte yandan, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 611. maddesine göre, ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir akittir. Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer (TBK m. 614). Bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz. Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır (TBK m. 19). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 01.04.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur. Somut olayda; murisin mal varlığı içerisinde en değerli olan iki taşınmazından birini davalı oğluna satış suretiyle temlik ettiği, diğerini ise oğlunun oğlu olan davalı torununa ölünceye kadar bakma akdi ile devrettiği, davacının murisin kızı olduğu, murisin daha küçük yüz ölçümlerine sahip başka taşınmazlarının da bulunduğu, dava konusu taşınmazın büyüklüğü ve değeri dikkate alındığında murisin bir tarlasında çıkan yangın nedeniyle kıymetli olan bu taşınmazı satmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, resmi senetteki satış bedeli ile rayiç değer arası oransızlık bulunduğu ve bedelin murisin terekesinden çıkmadığı, murisin taşınmazı davalı oğluna devretmesinin haklı ve makul bir sebebinin olmadığı, murisin davalı torununa devrettiği taşınmaz yönünden ise sözleşmeye konu olan taşınmazın büyük ve değerli olduğu, murisin tüm malvarlığı içinde önemli bir kısmı teşkil ettiği ve bunun makul karşılanabilecek oranda olmadığı, murisin temlikleri davacı kızından mal kaçırma amacıyla yaptığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, temliklerin mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak yapıldığı gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir. Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yönlerden kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, Dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 30.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.