Başvuru, darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalar kapsamında uygulanan yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; soruşturma aşamasında usul ve yasaya uygun olmayan şekilde ifade alınarak hukuka aykırı delil elde edilmesi, gözaltında avukatla görüşmenin engellenmesi ve ceza infaz kurumunda avukatla yapılan görüşmelerin sınırlandırılarak kayda alınması ile soruşturma makamlarınca verilen koruma tedbiri kararlarında sadece
Başvuru, darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalar kapsamında uygulanan yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; soruşturma aşamasında usul ve yasaya uygun olmayan şekilde ifade alınarak hukuka aykırı delil elde edilmesi, gözaltında avukatla görüşmenin engellenmesi ve ceza infaz kurumunda avukatla yapılan görüşmelerin sınırlandırılarak kayda alınması ile soruşturma makamlarınca verilen koruma tedbiri kararlarında sadece ismin bulunmasına dayalı olarak başka herhangi bir araştırma yapılmadan tutuklama kararı verilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının; ifade verme aşamasında yorma fiiline maruz bırakılma nedeniyle kötü muamele yasağının; dinî bir grupla bağlantılı olma iddiasına dayalı olarak terör örgütü üyesi olma isnadıyla karşılaşılma nedeniyle de eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 27/10/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). FETÖ/PDY'nin ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit; darbe girişimi öncesinde idari organların karar, açıklama ve uygulamalarına da konu olmuştur. Bu bağlamda devlet yetkilileri sürekli olarak anılan yapılanmanın ülke güvenliği için bir tehdit olduğuna dair açıklamalarda bulunmuşlardır. Bu değerlendirmeler Millî Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarında da ifade edilmiştir. MGK, söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla halkımızın huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma, devlet içindeki illegal yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanma, paralel devlet yapılanması, terör örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması ve bir terör örgütü olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her biri basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014 yılında, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde "Legal Görünümlü İllegal Yapılar" başlığı altında "Paralel Devlet Yapılanması" adıyla yer almış; Jandarma Genel Komutanlığı ise 8/1/2016 tarihinde FETÖ/PDY'yi mevcut terör örgütleri listesine dâhil etmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 33). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12). Bu kapsamda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İzmir'de bulunan Katip Çelebi Üniversitesindeki FETÖ/PDY örgütlenmesine ilişkin olarak Üniversitede mühendis ünvanıyla görev yapan başvurucunun da aralarında bulunduğu şüpheliler hakkında soruşturma başlatılmıştır. Öte yandan İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektörlüğünce başlatılan disiplin soruşturması sonucunda başvurucu, 27/7/2016 tarihli ve 29783 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi (KHK) hükümlerine istinaden kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvurucu, soruşturma işlemleri kapsamında 12/8/2016 tarihinde gözaltına alınmış ve 17/8/2016 tarihinde İzmir Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde ifade vermiştir. Başvurucu ifadesinde özetle 2011 yılında İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığına atandığını, daha sonra Personel Daire Başkanlığında görevlendirildiğini, görev yaptığı dönemde tek başına atama yapma yetkisi ve inisiyatifi olmadığını, mevzuatın öngördüğü şekilde işlemler yaptığını, bu konuda yasa dışı olarak kimseden emir ve talimat almadığını, tanık beyanlarının asılsız olduğunu, çocuğunun Özel Yamanlar Zübeyde Hanım İlköğretim Okulunda 2014 yılında anaokulunu, 2015-2016 eğitim öğretim yılında da sınıfı okuduğunu, okula kayıt esnasında sadece Bank Asya ile anlaşmalı oldukları ve ödemelerin Bank Asya aracılığı ile yapıldığının tarafına bildirildiğini, bu nedenle Bank Asyada adına hesap açıldığını ve sadece okul ücretlerini aylık olarak bu hesaba yatırdığını, 15/7/2016 darbe girişiminden sonra Özel Yamanlar Zübeyde Hanım İlköğretim Okuluna kayyum atandığını, bunun üzerine çocuğunu başka bir okula kaydettirdiğini ifade ederek ismi geçen okulun FETÖ ile bağlantılı olması konusunda hiçbir bilgisinin olmadığını belirtmiştir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı aynı tarihte, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan tutuklanması istemiyle başvurucuyu İzmir Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Başvurucunun 22/8/2016 tarihli sorgu sırasındaki ifadesi şöyledir:"...Ben bu konuda emniyette ifade vermiştim o ifadem doğrudur, aynen tekrar ederim, öncelikle asılsız iftiradan ibaret bu iddiaları kabul etmiyorum, bu kişiler hakkında yasal yollara başvuracağım. Ataması yapılacak kişileri dışarıdan birilerine danıştığım hususudoğru değildir. Alımları rektörlük yapmaktadır. Ben karar merci değilim. Ben dürüst bir şekilde hakkı ile yerine getiren biriyim. Bu kişiler bana cephe almışlardır. Bunun başka bir açıklaması yoktur. H.K. ile halef selef ilişkimiz olduğundan bu kişinin de bana husumeti vardır. Bana beyanlarını okuduğunuz kişilerin çoğu idari personeldir. Bu kişiler tamamen olumsuz çalışmalar yapmaktadır. Ben evimde toplantı düzenlemedim bu iddiayı da kabul etmiyorum. Yine Cumhurbaşkanına hakaret etmem de söz konusu değildir. Ben darbeyi lanetleyen ifadeleri sosyal medya aracılığı ile de paylaştım. Benim eşim çocukluğundan beri menzilin sohbetlerine ara ara katılan biridir. Bu son dönemde olan bir olay değildir, bu ailesinden ileri gelen bir durumdur. Bu kesinlikle iddia edildiği gibi saklanmak maksadıyla değildir. zamanında rektör danışmanlığı yapan bir kişidir kesinlikle aramızda ast üst ilişkisi yoktur ben rektörlükten aldığım emirleri yerine getiren bir kişiyim. 17-25 aralık sürecinden sonra görevden alınmadım 30 Eylül 2014 yılında rektörlük seçiminden iki ay önce görevi bırakmak zorunda kaldım. Rektörümüz bana üzerimde bir baskı var senin bu görevden ayrılmak gerekiyor deyince ben görevimden ayrılmak durumunda kaldım. Onun üzerinde personel daire başkanlığının başka biri getirileceğinden bahisle siyasi baskı olduğu söylenince ben de kabul ettim. T. ile bizim personel daire başkanlığım döneminde ilişkilerimiz iyi değildi. Hatta rektörlüğe yansıyan sorunlarımız olmuştu ama bunlar tamamen iş ile alakalı idi. Ben kimseyi işe aldırabilecek merci konumunda değildim. Tamamen teknik süreci yöneten biriyim. Y. denilen kişi yönetici durumunda görevine devam eden kişidir. Ben yeni personelleri ziyarete gidiyormuşum bu da kesinlikle doğru değildir. İfade veren kişiler tamamen komplo düzenleyen beyanlardan ibarettir ve belli kişilerdir. Ellerinde hiçbir delil yokken iftira niteliğinde olan beyanlardır. Ben çok yoğun çalışan birisiyim. Çocuğum Yamanlar da okudu ama ben bunların fetö ile ilişkili olduğunu bilmiyordum. Ben fetö ile ilişkili olduğunu anlayınca çocuğumu okullarından aldım. Kredi işlemlerimi de bankalarından yapmadım. Atılı suçlamayı kabul etmiyorum, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmak istiyorum..." İzmir Sulh Ceza Hâkimliğince 22/8/2016 tarihinde, başvurucunun silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili bölümü şöyledir:"Şüpheliler Mustafa Durmaz... ve R.S.nin silahlı terör örgütü kurma veya yönetme (TCK.nın 314/1maddesi) suçunu, şüpheliler ... ve Ç.nin ise silahlı terör örgütüne üye olma (TCK.nın 314/2 maddesi) suçunu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren tanık ifadeleri, örgüt mensuplarının birlikte hareket ettiklerini gösterir tanık beyanları, bylock programına yönelik tespitler, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektörlüğü Hukuk Müşavirliğinin soruşturma raporları, Bank Asya hesap hareketleri, kullanmış oldukları bilgisayarların formatlanması somut deliller niteliğinde olduğu, atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu,ülkenin yaşamakta olduğu olağanüstü durum nedeniyle emniyet güçleri tarafından düzenlenen ve yan deliller ile desteklenen istihbari rapora itibar edilmesi gerektiği, ülkenin içinde bulunduğu yakın tehlike nedeniyle bu şüphelilerin tedbiren tutuklama için yeterli olduğu, delillerin henüz tam olarak toplanmamış olduğu, şüphelilere isnat edilen suçun alt ve üst hadleri, atılı suçlarınCMK'nın 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olması, atılı suça nazaran tutuklama tedbirinin ölçülü bulunması ve adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağı dikkate alındığından şüphelilerin ayrı ayrı CMK'nın 100 ve devamı maddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmasına ... [karar verildi.]" Başvurucu 29/8/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiştir. İzmir Sulh Ceza Hâkimliğince 7/9/2016 tarihinde "şüpheliler ...Mustafa Durmaz ve S.A. hakkında adli muayene raporları, tutanaklar, şüpheliler Mustafa Durmaz ve S.A.nın beyanları, örgüt mensuplarının birlikte hareket ettiklerini gösterir tanık beyanları, bylock programına yönelik tespitler, Bank Asya hesap hareketleri, ülkenin yaşamakta olduğu olağanüstü durum nedeniyle emniyet güçleri tarafından düzenlenen ve yan delillerle desteklenen istihbari rapor, şüphelilere isnat edilen 'Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme' suçunu işlediğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut deliller niteliğinde olduğu, şüphelilere isnad edilen Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme suçunun CMK'nın 100/3 maddesindeki tutuklama nedeninin varsayıldığı katalog suçlardan olduğu, şüphelilere isnad edilen suçun niteliği dikkate alındığında, şüphelilere tutuklama kararı verilmesinin kamu düzeninin sağlanması ve yeni bir suç işlenmesinin önüne geçilmesi için de gerekli olduğu, şüphelilerin bu aşamada serbest bırakılması halinde şüphelilerin kaçacağı hususunda şüphe oluştuğu, esasen Anayasanın maddesi uyarınca ülkemiz için de bağlayıcı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin maddesi ve bu maddenin yorumuyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tutukluluk tedbiri konusundaki yerleşik karar ve gerekçelerinde, kişilerin kaçma riskinin bulunması, kamu düzeninin sağlanması ve yeni bir suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla tutukluluk tedbirinin uygulanabileceğinin belirtilmiş olduğu, iş bu soruşturma dosyasında da AİHM'nin belirttiği bu kriter ve ölçütlerin mevcut olduğu, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde tutuklamanın ölçülü olduğu ve tutuklamadan beklenen gayenin adli kontrol hükümleri ile sağlanamayacak olması dikkate alınarak 5271 Sayılı Yasanın değişik 100 - Maddesine göre tutuklanmasına ilişkin Hakimlik kararında usule ve yasaya aykırılık olmadığı" gerekçesiyle itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir. Başvurucu, anılan kararı 29/9/2016 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir. Başvurucu 27/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 12/12/2016 tarihli iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede, başvurucu dışında yirmi sekiz şüpheli hakkında da benzer suçlardan cezalandırma talebinde bulunulmuştur. İddianamede FETÖ/PDY'nin kuruluşuna ve tarihçesine, hangi amaç ve saikle kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına ve hangi tür hukuka aykırı eylemlerde bulunduğuna değinilmiştir. Devamında ise örgütün Üniversite yapılanmasına ilişkin unsurlara yer verilmiştir. İddianame ve diğer soruşturma evrakında başvurucunun gerek organik olarak gerekse örgütsel eylemleri bakımından FETÖ/PDY terör örgütü hiyerarşisi içinde yer aldığı ileri sürülmüştür. Bu suçlamalara esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:i. Başvurucunun Katip Çelebi Üniversitesindeki FETÖ/PDY örgütlenmesinin içinde bulunduğu ileri sürülmektedir. Bu kapsamda aynı Üniversitede görevli olduğu belirlenen tanıkların alınan ifadelerine göre; -Tanık H.O. başvurucunun Paralel Yapılanma içinde çok aktif olduğunu, Üniversiteye personel alımlarında her türlü usulsüzlüğü yapmış olduğunu, yapının abi olarak adlandırılan sorumlularının sözünden asla dışarı çıkamayacak kadar bağlısı olduğunu, -Tanık H.K. ve G. başvurucunun Üniversitede personel stratejisinin belirlenmesi ve akademik ilanların düzenlenmesinde FETÖ/PDY yapılanması lehine hareket eden en etkili kişilerden biri olduğunu duyduklarını,-Tanık A.S. başvurucunun Üniversite içinde personel alımında FETÖ/PDY terör örgütüne bağlı kişileri işe aldığını ve bu kişileri kurum içinde iyi yerlere yerleştirdiğini öğrendiğini,-Tanık B. Üniversitede düzenlenen sınavlarda A.H.Y. ve Şube Müdürü H.Ö. tarafından FETÖ/PDY örgütlenmesine yakın kişilere görev verildiğini, H.Ö. adlı kişi ile başvurucunun içinde yer aldığı bir ekibin yeni gelen memurları ziyaret ettiğini ve kendilerine göre mensup oldukları yapılanmaya uygun mu, değil mi diye kontrol ettiklerini, uygun gördükleri veya kullanabileceklerini düşündükleri kişilerle iletişimi sürdürdüklerini, diğerlerini ise dışladıklarını,-Tanık A. başvurucunun baskılarıyla görevinden alındığını ifade ederek başvurucunun Üniversitedeki atama işlemlerini bir yerlere sorduktan sonragerçekleştirdiğini, başvurucunun Y. adlı kişiyi bizzat Üniversiteye getirip yerleştirdiğini ve yapacağı her şeyi rektörden önce FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıyla hakkında kovuşturma yürütülen isimli şahıs ile görüştükten sonra yaptığını beyan etmiştir.ii. Öte yandan başvurucu hakkında Katip Çelebi Üniversitesi Rektörlüğünce yapılan disiplin soruşturması sonucunda verilen ve iddianamede deliller arasında sayılan kararda, başvurucunun evinde haklarında FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıyla kovuşturma yürütülen kişilerin de katıldığı sohbet toplantılarının düzenlendiğinin tanık beyanlarında belirtildiği tespit edilmiştir.iii. Başvurucunun çocuğunu FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle 23/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin KHK kapsamında kapatılan Özel Yamanlar Zübeyde Hanım İlköğretim Okuluna gönderdiği, 2014 yılında ana sınıfını, 2015-2016 eğitim-öğretim yılında ise birinci sınıfı adı geçen okulda okuyan çocuğun kaydının 20/7/2016 tarihinde başka bir okula alındığı ileri sürülmüştür. iv. Başvurucunun FETÖ/PDY'nin finans kuruluşu olduğu belirtilen Bank Asyada hesabının bulunduğu ve Mayıs 2014-Mart 2016 tarihleri arasında hesap hareketliliğinin olduğu ileri sürülmüştür. Bu kapsamda FETÖ/PDY'nin amacını gerçekleştirmek için mali kaynağa ihtiyaç duyduğu, bunun himmet, bağış gibi adlarla halktan veya örgüt mensuplarından toplanan paralarla temin edildiği, bununla birlikte örgütün suçtan elde ettiği gelirleri aklama yöntemiyle Banka Asyanın araç olarak kullanıldığı, bankanın örgüt lideri Fetullah Gülen tarafından yönetildiği husususun Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) raporları ile tespit edildiği, elindeki mali gücünü ve kendisini bu güce ulaştıran kaynakları kaybetmek istemeyen örgütün anılan Bankanın desteklenmesi yolunda çağrılar yaptığı, bu amaçla Fetullah Gülen'in internet ortamında yayımlanan bir konuşmasında Bankanın likitide (nakit para) durumunun artırılması için örgüt üyelerinin ve bu kişilerin çevresindeki şahısların Bankaya yönlendirilmesi konusunda açık bir talimat verdiği, bu talimata istinaden örgütün yayın organları vasıtasıyla şahısların Bankaya yönlendirilmesi konusunda açıkça propagandaların yapıldığı, özellikle 2013 yılı Aralık ayından itibaren 2014 yılı da dâhil olmak üzere Banka üzerinden olağan bankacılık faaliyetleri ile bağdaşmayacak nitelikte para yatırma, hesap açtırma, bireysel emeklilik başvurusu, katılım hesabı açma, kredi kartı kullanımı gibi bankacılık işlemlerinde artışların meydana geldiği, bu durumun örgüt liderinin çağrısına istinaden örgüt üyeleri tarafından mali destek sağlamak amacıyla yapıldığı ve bu şekilde örgüte fon sağlandığı belirtilmiştir. İddianamede başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelilere yöneltilen eylemlere ilişkin olarak yapılan hukuki değerlendirmenin ilgili bölümü şöyledir:"...17-25 Aralık 2013 tarihlerinde emniyet ve yargıdaki üyelerini kullanarak hükümeti devirmeye yönelik eylemlerini gerçekleştiren örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki üyeleri vasıtasıyla 15/07/2016 tarihinde darbe teşebbüsünde bulunarak silahlı eylem gerçekleştirdikleri, Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet, Yargı içinde yapılaşabilmek amacıyla üniversiteleri kullandıkları, üniversiteler içinde örgütlenmeye çok önem verdikleri, üniversiteler içinde gelişip yaygınlaşarak ülkeyi yöneten kadrolarda hakimiyet sağlamaya çalıştıkları anlaşılmıştır. Tüm şüphelilerin FETÖ/PDY Terör Örgütü üyesi olduklarına dair yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği şekilde tanık beyanları, bylock kayıtları, banka kayıtları, hesap özetleri, dernek kayıtları, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektörlüğü soruşturma kurullarının topladığı kanıtlar ve ifadeler ile soruşturma raporları, arama tutanakları, açık internet kaynaklarından elde edilen ses kayıtları ve dosyada mevcut diğer kanıtlardan, yukarıda kuruluşu, yapısı ve örgütlenmesi açıkça anlatılan FETÖ /PDY Terör Örgütünün üyesi olduklarıanlaşıldığından; Tüm şüphelilerin üzerlerine atılı "FETÖ / PDY Terör Örgütü Üyesi Olmak" suçundan yargılamalarının yapılarak, yukarıda yazılı uygulanması istenen yasa maddeleri uyarınca her şüphelinin ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi; Kamu adına iddia ve talep olunur." İzmir Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul ederek E.2016/51 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşamasına başlamış ve 21/12/2016 tarihinde yapılan tensip incelemesi ile başvurucunun tutukluluğunun devamına karar vermiştir. Başvurucu; yargılama aşamasındaki savunmasında özetle hakkındaki tanık beyanlarının kişisel husumet ve kurum içi mesleki rekabete dayalı olarak verildiğini, evinde toplantı düzenlemediğini, çocuğunu gönderdiği okulun herhangi bir terör örgütüyle bağlantısının olduğunu bilmediğini, bu okul hakkında sadece internet üzerinden araştırma yaptığını ve sınavlardaki başarısının iyi olduğunu gözlemleyince kayıt işlemini yaptırdığını, terör örgütüyle bağlantısının bulunduğu ve kapatılacağı duyumları alması üzerine çocuğunu başka okula kaydettirdiğini, okula ödemiş olduğu 000 TL’lik parayı da bu nedenle geri alamadığını, okula kayıt esnasında sadece Bank Asya ile anlaşmalı oldukları ve ödemelerin Bank Asya aracılığı ile yapıldığının tarafına bildirildiğini, sözleşmeye istinaden zorunlu olarak Bank Asyada adına hesap açıldığını, sadece okul ücretlerini aylık olarak bu hesaba yatırdığını, başka bir amaçla bu hesabı kullanmadığını, 2014-2015 eğitim yılında ana sınıfı için 2015-2016 eğitim yılında da birinci sınıf için hesaba para yatırdığını, alınan bilirkişi raporunun da tüm bu durumu teyit ettiğini ifade etmiştir. Başvurucu, İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin 14/12/2017 tarihinde yaptığı duruşmada tahliye edilmiş olup hakkında açılan dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tazminat istemi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,...Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler." 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteminin koşulları" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir. (2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır." 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili bölümü şöyledir:"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa. (3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;... Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),..." 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir. (2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;a) Kuvvetli suç şüphesini,b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir." 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."