10. Hukuk Dairesi 2023/9877 E. , 2024/9641 K. MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1912 E., 2021/1797 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 43. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/547 E., 2019/390 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzeri…
**10. Hukuk Dairesi 2023/9877 E. , 2024/9641 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1912 E., 2021/1797 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 43. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/547 E., 2019/390 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacının 10.06.2014 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle Hopa Futbol Sahası onarımı işinin Spor Genel Müdürlüğü tarafından ihale edildiğini, Spor Genel Müdürlüğünün ayrı tüzel kişiliğinin bulunduğunu, bu nedenle de davada husumet sıfatlarının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Ayrıca futbol sahası onarım işinin anahtar teslim olarak ihale edildiğini, bu nedenle de ortada asıl işveren- alt işveren ilişkisi bulunmadığını, bu nedenle de dava konusu olay ile ilgili olarak sorumluluklarının bulunmadığını, davacının Bakanlığın ya da ihaleyi yapan Spor Genel Müdürlüğünün işçisi olmadığını, futbol sahası onarım işinin anahtar teslim usulü ve götürü bedel üzerinden ihale edildiğini, işveren sıfatı olmadığından sorumluluğunun da doğmasının mümkün olmadığını, bu konuda emsal Yargıtay kararları bulunduğunu, meydana gelen kazanın tamamen yüklenici firma ile kazazedenin kusurundan kaynaklandığını, bütün bu gerekçelerden dolayı davanın reddinin gerektiğini belirtmiştir. 2.Davalı ... İnşaat Ticaret Sanayi Limited Şirketine usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen duruşmaya katılmamış herhangi bir savunmada da bulunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, davalı ... aleyhine açılan davanın reddine, davalı ... İnşaat Limited Şirketi aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne, 249.030,82 TL maddi tazminatın iş kazası tarihi olan 10.06.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... İnşaat Limited Şirketinden alınarak davacıya verilmesine, 12.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 10.06.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... İnşaat Limited Şirketinden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, davalılar arasında anahtar teslimi sözleşme bulunduğu kabul edilse bile, iş sahibinin de yüklenici ile birlikte sorumlu olacağı hususunun hukuk sisteminde kabul edildiğini, ihale için yer teslimi yapılmış olsa bile henüz davalı şirketin kazanın meydana geldiği yer ile ilgili bir çalışması olup olmadığının veya ihale ile öngörülen kapıyı yapıp yapmadığının, davacının üzerine düşen kapının ihale öncesine ait olup olmadığının tespitinin gerektiğini, kusur yönünden itirazları doğrultusunda gerekirse yerinde inceleme yetkisi de verilerek yeniden bilirkişi incelemesi yapılmış olsa idi davalı Bakanlığın sorumlu olduğunun da ortaya çıkacağını beyanla Mahkeme kararı kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, taraflar arasındaki uyuşmazlığın; kusur ve davalı Bakanlığın dava konusu iş kazası nedeniyle sorumlu olup olmadığına ilişkin olduğu, dosya içeriğinden; davalı Bakanlığa ait Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlükleri-Artvin Diğer Özel Bütçeli Kuruluşlar Spor Genel Müdürlüğü ile davalı ... İnşaat Tic. ve Sn. Ltd. Şti. arasında 24.04.2014 tarihli Hopa Futbol Sahası Onarımı İşine Ait Sözleşme imzalandığının anlaşıldığı, davalı Bakanlığın ihale makamı olduğunun görüldüğü, yargılama sırasında İş hukuku ve Sos. Güv. Öğretim üyesi, A sınıfı iş güvenliği uzmanları İnşaat Mühendisi ve Makine Mühendisinden oluşan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 27.10.2017 tarihli bilirkişi raporunda; meydana gelen iş kazasının tamamen işveren ... İnş. Tic. San. Ltd. Şti’nin kusurundan kaynaklandığı, iş kazasının oluşumunda davacı kazazede işçinin ya da başka bir kişinin kusurunun bulunmadığının tespit edildiği, davalı Bakanlığın ihale makamı olmasından dolayı Mahkemece sorumlu tutulmamasının yerinde bulunduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1) b)1 inci maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği sebeplerle kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55 inci, 69 uncu, 74 üncü ve 417 inci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 inci maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme 1.İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77 nci ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. 2. Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesinde: "İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun ... getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır. d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların ... ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 5 inci maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur: a)Risklerden kaçınmak, b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek, c)Risklerle kaynağında mücadele etmek, ç)İşin kişilere uygun ... getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek, d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak, e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek, f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek, g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek, ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır. 3. Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10 uncu maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı). 4. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. 5. Öte yandan, objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir. 6. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulunun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. 7. İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır. 8.Öte yandan, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 69 uncu maddesine göre; bir binanın veya yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden ... zararı gidermekle yükümlüdür (818 sayılı BK. 58. m). Burada, yasa koyucu bozuk yapılan bir yapı eserinden zarar görenleri, mümkün olduğu kadar basit ve dolaysız bir tazmin imkanı sağlayarak, onları korumaktadır. Bu anlamda sorumlu olabilecek malik, gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olabileceği gibi, kamu hukuku tüzel kişisi de olabilir. Söz konusu sorumluluğun söz konusu olabilmesi için, yapı eserinin, yapım bozukluğu veya bakım eksikliğinden bir zarar doğması gereklidir. Yapım bozukluğu; bir inşaatın kötü yapılmasını, imal ve inşaat zamanında uyulması gerekli olan teknik kurallara uyulmamış olmasını ifade eder. Bir yapı eserinin maliki, bunların hiç kimse ve hiçbir şey için tehlike taşımayacak şekilde yapılmasını ve işlemesini garanti etmekle yükümlüdür. Bu nedenle, bir yapı eserinde herhangi bir yapım bozukluğu olmasa bile, ek güvenlik ve koruma tertibatının bulunmaması, yine de bir yapım eksikliği sayılır. Bakımsızlık ve koruma eksikliği ise, bir inşaatın kullanmaya uygun ve tehlikeleri önleyecek biçimde korunmamasını ifade eder. Yapının tamamlanmasından sonra kendini gösteren ek güvenlik tertibatı ihtiyacının giderilmemesi de bir bakım eksikliğidir. Bakımsızlıktan veya bakım eksikliğinden söz edebilmek için bir inşa eserinin bitmiş ve kullanım amacına özgülenmiş olması gerekir. Yapım eksikliği veya bakımsızlığın varlığı araştırılırken, durumun gerekleri ve özellikle bina veya yapı eserinin özgülenme amacı, üçüncü kişiler için taşıdığı tehlike derecesi göz önünde tutulmalıdır. Malikin, bina yada tesisin tehlike taşımayacak bir durumda bulunmasını sağlama yükümlülüğü, yalnız onu kullananlara karşı değil, herkese karşı vardır. Malikten beklenen "normal ve objektif ölçülere ve icaplara göre" alması gerekli önlemleri almaktır. Buna karşılık malik, kendi yapısına benzeyen başka yapılarda da aynı eksikliklerin bulunduğunu veya o yapıların maliklerinin de yapılarına kendisinden daha iyi bakmadıklarını ispat ederek sorumluluktan kurtulamaz. 9.Uyuşmazlık davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin, bir başka ifade ile asıl işveren-alt işveren(taşeron) ilişkisi olup olmadığı, davalı Bakanlığın hükmedilen tazminatlardan sorumlu olup olmadığı noktasındadır. 10.Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; kazalı sigortalının, davalı ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. nezdinde çalıştığı, 10.06.2014 günü Hopa Şehir Stadında stadın tadilat işini yaptıkları, stadın demirden yapılmış araç giriş kapısını çalışma arkadaşı ... ile kapatmak isterlerken araç giriş kapısının üzerlerine düşmesi sonucu yaralandıkları, SGK Başkanlığı inceleme raporunda; olayın iş kazası olarak kabul edildiği ve davalı işverenin kazanın meydana gelmesinde %100 kusurlu olduğunun değerlendirildiği, işbu olay nedeniyle ceza davasının görüldüğü Hopa 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/526 Esas sayılı dosyasında sanık ... 'in olay nedeniyle asli kusurlu olduğu, katılan ...'nin kusursuz olduğunun tespit edildiği rapora itibar edilerek hüküm kurulduğu, aynı olaya ilişkin SGK tarafından açılan rücuen tazminat davasında ise davalı işveren ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'nin %80 oranında kusurlu olduğu, yasal yükümlülükleri yerine getirmeyen ve iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin hükümlere aykırı hareket eden, kazalı çalışanlar ... %10 ve dava dışı ...'ın %10 oranında müştereken ve müteselsilen kusurlu olduğu kanaatiyle hüküm kurulduğu, eldeki dosyada Mahkemece biri aynı heyet tarafından düzenlenen ek rapor olmak üzere 2 adet kusur raporu aldırıldığının görüldüğü, aldırılan 27.10.2017 ve 20.07.2018 tarihli kusur raporlarında davalı işveren ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'nin %100 oranında kusurlu olduğu, diğer davalı ... veya Spor Genel Müdürlüğü ile kazazede işçinin veya başka bir kişi ve kurumun kusurunun bulunmadığının tespit edildiği, Mahkemece, ... veya Spor Genel Müdürlüğünün somut olay açısından asıl işveren sıfatı bulunmadığı, ihale makamı olarak nitelendirilmesi gerektiği bu nedenle de iş kazası sonrasında maddi ve manevi zarara maruz kalan davacının alacaklarından herhangi bir sorumluluğu bulunmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle hüküm kurulduğu, ancak hükme esas alınan kusur raporunda davalı Bakanlığın sorumlu olup olmadığının usulünce tartışılmadığı anlaşılmakla, dosya kapsamına ve oluşa uygun olmayan kusur raporuna göre karar verilmesi hatalıdır. 11. Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra Mahkemece yapılacak iş; hüküm altına alınacak tazminat miktarlarına etkisi bakımından, aynı olaya ilişkin ceza dosyası ile rücu dava dosyasındaki kusur raporlarının irdelenmesi suretiyle - verilen kararların kesinleşip kesinleşmediğinin gözetilerek, delillerin toplanması hususunda sigortalı tarafından açılan tazminat davasının özü itibariyle taraflarca getirilme ilkesine tabi davalardan olup re’sen araştırma ilkesinin olmadığı hususunun da göz önünde bulundurulması ve bu şekilde toplanacak delillerle birlikte, yukarıda bahsedilen kusur raporunu düzenleyen heyetten farklı, A sınıfı iş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine; davalılar arasındaki sözleşmenin irdelenerek, kazaya neden olan kapının onarılması veya yapılması hususunun davalılar arasındaki sözleşmenin kapsamına girip girmediği, onarım için teslim edilmişse kapının arızasının bildirilip bildirilmediği, ayrıca Türk Borçlar Kanunu 69 uncu maddesi çerçevesinde yapı malikinin alması gereken tedbirleri almaması nedeniyle oluşacak sorumluluk hükümlerine göre sorumluluğunun tartışılarak, tarafların iş kazasının gerçekleşmesindeki kusur oranlarını her türlü şüpheden uzak şekilde tespit ettirmek ve taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek sonucuna göre karar vermekten ibarettir. 12. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları dikkate alınarak bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; 1-a) Davacı vekilinin bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, b) İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2. Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 3. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.10.2024 tarihinde karar verildi.