T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/547 - 2026/58 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/547 KARAR NO : 2026/58 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 20/06/2023 NUMARASI : 2021/832 Esas 2023/496 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat (Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) KARAR TARİHİ : 23/01/2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 06/02/20…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/547 - 2026/58 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/547 KARAR NO : 2026/58 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 20/06/2023 NUMARASI : 2021/832 Esas 2023/496 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat (Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) KARAR TARİHİ : 23/01/2026 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 06/02/2026 İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Davacı vekili dava dilekçesinde; 24.12.2008 tarihinde, davalı tarafından zorunlu mali mesuliyet sigortası ile sigortalanan aracın davacıya çarpması ile davacının %10.1 oranında malul kalacak şekilde yaralandığını, davadan önce davalı sigorta şirketine başvurulduğunu, ancak sigorta şirketi tarafından zamanaşımının dolduğu gerekçesi ile ödeme yapılmadığını, davacının yaralanmasının boyutlarının 25.12.2017 tarihinde alınan rapor ile belirlenmiş olması ve iyileşmesinin uzun sürmesi nedeni ile zamanaşımı süresinin dolmadığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, 100,00 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 100,00 TL bakıcı gideri ve 100,00 TL maluliyet tazminatı olmak üzere toplam 300,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyen avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 03.05.2023 tarihli dilekçesiyle sürekli iş görmezlik tazminatına yönelik talebini 77.384,53 TL, geçici iş göremezlik talebini 6.539,35 TL, bakıcı giderini 2.701,12 TL olarak belirlemiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, kazaya karışan ... plakalı aracın zorunlu mali mesuliyet sigortasının davalı sigorta şirketi tarafından yapıldığını, kaza nedeni ile doğan zarardan davalı şirketin poliçe limiti ile sınırlı olarak ve sigortalısının kusuru oranında sorumlu olduğunu, davacının davadan önce uzlaşması olması nedeni ile CMK 253/19. maddesine göre tazminat davası açamayacağından davanın reddinin gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle beraber tedavi giderleri ve geçici iş göremezlik tazminatı talepleri yönünden sorumluluğunun bulunmadığını ve avans faizi isteminin yasal dayanağının olmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk derece mahkemesi tarafından verilen 25.12.2018 tarih 2018/170 E. 2018/1013 K. sayılı kararın, davacının istinaf başvurusu üzerine Dairemizin 11.11.2021 tarih ve 2019/1209 E, 2021/2054 K. sayılı kararı ile eksik inceleme nedeniyle kaldırılması üzerine, yeniden yapılan yargılama neticesinde, mahkemece; Davanın, trafik kazasından kaynaklı maddi tazminat (geçici iş göremezlik, kalıcı iş göremezlik ve bakıcı gideri) istemine ilişkin olduğu; Uşak (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2009/512-890 E. K. Sayılı dosyası incelendiğinde; müştekisinin ..., sanığın ... olduğu, 24.12.2008 tarihinde meydana gelen ve Sanık ...'un kullandığı ... plaka sayılı aracın geriye doğru manevra yaptığı sırada aracın arka kısmında yaya olarak yürümekte olan müşteki ...'a çarpması nedeniyle yaralanmasına neden olduğu, trafik kazası nedeniyle taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma eylemi dolayısıyla yapılan yargılamada tarafların yargılama sırasında uzlaştıkları gerekçesi ile mahkeme tarafından CMK'nın 253, 254 ve 223/8. maddesi gereğince davanın düşürülmesine karar verildiği, verilen kararın 26.01.2010 tarihinde kesinleştiği, mahkemece yapılan yargılama sonucunda 25.12.2018 tarih ve 2018/170-1013 E/K sayılı kararı ile; davanın reddine karar verildiği, karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine Ankara BAM 26.H.D.'nin 11.11.2021 tarih ve 2019/1209 E, 2021/2054 K sayılı kararı ile; “Somut olayda; davacının müşteki olduğu Uşak 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2009/512-890 sayılı dosyasında, sanık ... hakkında TCK 89/1, 2-b ve 53/6. maddelerine göre cezalandırılması istemi ile dava açıldığı, sanığın duruşmada alınan beyanında "...mağdur bana karşılıklı anlaştığımız hususunda yazı imzalayıp verdi. Ben de imzaladım. Mahkemeye sunuyorum." dediği, müştekinin ise "..sanığın dediklerine katılıyorum, ben sanık ile anlaştım, kendisinden her hangi maddi ve manevi talebim yoktur. Uzlaştık şikayetçi değilim..." dediği, mahkemece, 24.12.2009 tarihinde, uzlaşma nedeni ile CMK 254 ve 228/8. maddesine göre düşme kararı verildiği görülmüştür. Dosya içerisine suret olarak gönderilen Uşak 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2009/512-890 sayılı dosya kayıtları içerisinde, bahse konu "uzlaşma tutanağı" bulunmadığından, ceza dosyasındaki uzlaşmanın CMK 253/19. kapsamındaki uzlaşma mı, TCK 73/7. maddesi kapsamındaki şikayetten vazgeçme mi olduğu belirlenememektedir. Yerel mahkeme tarafından, taraflar arasındaki uzlaşmanın niteliğinin ne olduğunun net olarak belirlenerek, CMK 253/19. kapsalirlenerek, CMK 253/19. kapsamında ise usulüne uygun "uzlaşma tutanağının" dosyaya kazandırıldıktan sonra karar verilmesi, taraflar arasında uzlaşma bulunmayıp, şikayetten vazgeçme durumunun olduğunun belirlenmesi halinde ise; davacının "gelişen durum" iddiası da dikkate alınarak yargılama yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu esaslara uyulmaksızın karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır." denilerek, kararın kaldırılmasına karar verildiği; Kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılamada; Uşak 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2009/512-890 E. K. Sayılı dosyasının tüm ekleri ve içeriği Uyap ortamında tekrar dosya arasına celp edildiği; dosyada soruşturma aşamasında alınmış olan sigortalı araç sürücüsü ile davacıya ait uzlaşma teklif formlarının mevcut olduğu, uzlaşma tutanağının ise bulunmadığı, davacı tarafın 08.11.2022 tarihli duruşmada savcılık aşamasında müşteki ve şüpheliye uzlaşma teklif formu sunulduğunu, davacının uzlaşmayı kabul etmediği kısım doldurularak formun imzalandığını, bu nedenle taraflar arasında CMK anlamında bir uzlaşmanın söz konusu olmadığını, uzlaşma formunun da düzenlenmiş olmadığını, davacının ceza mahkemesindeki beyanının şikayetten vazgeçme olarak değerlendirilmesi gerektiğini beyan ettiği, buna göre soruşturma dosyası içeriği ve diğer tüm delillere göre; taraflar arasında CMK'nın 253/19. maddesi anlamında uzlaşma olmadığı sonuç ve kanaatine varıldığı, buna göre; dava konusu trafik kazasına karışan ... plakalı aracın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasının 08.04.2008-08.04.2009 tarihleri arasında geçerli olmak üzere davalı sigorta şirketi tarafından düzenlendiği, kaza tarihi itibarıyla geçerli poliçe limitinin 125.000,00 TL olduğu, davacının maluliyetinin tespitine ilişkin olarak düzenlenen 02.12.2022 tarihli, Hacettepe Üniversitesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı raporu ile; Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uyarınca; davacının dava konusu trafik kazasına bağlı çalışma ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının % 10,1 olduğu, tıbbi iyileşme süresinin 12 aya kadar uzayabileceği, tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı ihtiyaç süresinin 4 ay olduğu görüş ve kanaatine varıldığının bildirildiği; tarafların kusur durumlarının tespitine yönelik yapılan inceleme sonucu düzenlenen 13.03.2023 tarihli bilirkişi raporda; davalı tarafından ZMMS ile sigortalı aracın dava dışı sürücüsü ...'un; kazanın meydan gelmesinde % 100 oranında kusurlu olduğu, yaya olan davacının ise tamamen kusursuz olduğunun tespit edildiği; Aktüer bilirkişi tarafından düzenlenen 24.04.2023 tarihli rapor ile; davaya konu trafik kazası nedeniyle; davacının geçici iş göremezlikten doğan zararının 6.539,35 TL, sürekli iş göremezlikten doğan zararının 77.384,53 TL, bakıcı giderinin 2.701,12 TL olmak üzere toplam alacağının 86.625,00 TL olarak hesaplandığı, davacının zararlarını davalıdan talep edebileceği, gerekçesiyle; "Davanın kabulü ile; 77.384,53 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 6.539,35 TL geçici iş göremezlik tazminatı ve 2.701,12 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 86.625,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihi olan 15.02.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ve poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydıyla davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine," karar verilmiş hüküm davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; alacağın zamanaşımına uğradığını, bu nedenle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, kazanın meydana gelmesinde, davalının kusuru bulunmadığını, tüm kusurun davacıda olduğunu, bu nedenle davalının zarardan sorumluluğunun bulunmadığını, bakıcı gideri ve geçici iş göremezlik zararından sorumluluklarının bulunmadığını, hükme esas alınan raporda gelirin uygun olmadığını, davacının çalışması olmaması nedeniyle asgari ücret üzerinden geliri hesaplanması gerekirken, emsal araştırmasına gidilmesinin hatalı olduğunu, hesaplamanın TRH 2010 yaşam tablosuna göre 1,8 teknik faiz uygulanarak yapılması gerektiğini belirterek kararın kaldırılarak davanın reddini istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Mahkemece verilen kararda kamu düzenine aykırılıklar gözetilerek, HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf edenin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda; Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemidir. Davacı 28.02.2018 tarihli dava dilekçesi ile 24.12.2008 tarihinde meydana gelen kazaya ilişkin olarak davadan önce 25.12.2017 tarihinde maluliyet raporu alarak, maluliyetini bu tarihte öğrendiğinden bahisle gelişen duruma dayalı olarak, maddi tazminat istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş hüküm davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Öncelikle; gerçek kişilerin kişiliği ve bununla medeni haklardan istifade (hak) ehliyeti ölümle sona erer. TMK'nın 28. maddesi gereğince, dava devam ederken taraflardan birinin ölümü halinde ölen kişinin taraf ehliyeti son bulur. Asilin ölümü ile vekalet ilişkisi de sona erer. Davanın açıldığı sırada mevcut olmasına rağmen yargılama sırasında taraflardan birinin ölümüyle taraf ehliyetinin sona ermesi durumunda HMK’nın 55. maddesi uygulama alanı bulur. Bu doğrultuda HMK’nın 55. maddesi; “Taraflardan birinin ölümü hâlinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar dava ertelenir. Bununla beraber hâkim, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebilir” hükmünü haizdir. Ölen tarafın mirasçılarına miras yoluyla intikali mümkün malvarlığına ilişkin davalarda HMK'nın 55. maddesi uygulanması gerekir. Bu durumda; Miras yoluyla intikali mümkün hakların konusunu oluşturduğu bir davada, davacının ölümü hâlinde HMK’nın 55. maddesi gereğince mahkemece, davacının mirasçılarının tamamı tespit edilerek davadan haberdar edilmeleri gerekir. Davacının tek bir mirasçısının bulunması hâlinde bu mirasçı, birden fazla mirasçısının bulunması hâlinde de TMK’nın 640. maddesi uyarınca terekeye el birliğiyle malik olmaları sonucu aralarında HMK’nın 59. maddesi gereği mecburi dava arkadaşlığı bulunan mirasçıların tamamı davadan haberdar edilerek murisleri tarafından açılan davaya devam etme iradesinde olup olmadıkları belirlenmelidir. Bu doğrultuda yapılacak tebligatlar sonrasında mirasçıların terekeyi kabul veya ret etmemiş olmaları hâlinde TMK’nın 606. maddesinde belirlenen üç aylık mirasın reddine dair süre beklenerek mirasçıların tamamının davaya katılımı ile taraf teşkili sağlandıktan sonra yargılamaya devam edilir. Ayrıca gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mahkemece, davayı takip için kayyım tayin edebilecektir. Ancak her hâlükarda davacının vefatından sonra yargılamaya devam edilebilmesi için mahkemece mirasçıların tamamının davaya katılımının sağlanması veya terekeye temsilci atanması yoluyla taraf teşkilinin sağlanarak yargılamaya devam edilip hüküm kurulması gerekir. (Yargıtay HGK 2018/30 E. 2022/782 K. ) Eldeki davada, ilk derece mahkemesi tarafından verilen gerekçeli kararın davacı vekiline tebliğinden önce 29.12.2023 tarihinde davacının vefat ettiği, gerekçeli kararın ve karşı yan istinaf dilekçesinin vekalet görevi sonra eren vekile tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan, ilk derece mahkemesi tarafından davacının sürekli iş göremezlik tazminatı 2028 yılına kadar hesaplandığından, davacının tazminat alacağının olduğunun kabulü durumda dahi bilinen durum karşısında, muhtemel yaşam süresi sonuna kadar tazminat hesaplaması mümkün olmayacağından, karar geri çevrilerek eksikliğin giderilmesi de imkan dahilinde görülmemektedir. Bu nedenle usulünce taraf teşkili sağlanarak davanın esası hakkında karar verilmesi için kararın kaldırılması gerekmiştir. Davalının zamanaşımına yönelik istinaf sebeplerinin incelenmesinde; davacı 24.12.2008 tarihinde meydana gelen trafik kazası neticesinde yaralanmış, davalı tarafından sigortalı araç sürücüsü hakkında Uşak 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2009/512 E. Dosyasında, 24.12.2009 tarihli celsede davacı "ben sanık ile anlaştım. Kendisinden her hangi bir maddi ve manevi talebim yoktur. Uzlaştık şikayetçi değilim" şeklindeki beyanı sonrasında, sanığın bu yöndeki beyanına istinaden tarafların uzlaştıklarından bahisle davanın düşürülmesine karar verildiği ceza dosyası kapsamından anlaşılmaktadır. Taksirle yaralama suçu, CMK'nın 253. maddesi kapsamında uzlaşmaya tabi bir suç olması yanı sıra, TCK'nın 89/5 maddesi gereğince kural olarak (bilinçli taksir ile işlenen TCK'nın 89/1 kapsamı dışındaki yaralanmalar hariç) şikayete bağlı suç niteliğinde olduğundan, TCK'nın 73/5 maddesindeki "Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz." düzenlemesi gereğince, meydana gelen yaralanma nedeniyle kamu davası sırasında, maddi ve manevi haklarını da kapsar şekilde şikayetten vazgeçilmiş ise, artık maddi ve manevi tazminat talepleri için dava açılmaz ise de, zararın sonradan ortaya çıkması yahut gelişen durum nedeniyle artması halinde, zarar görenin gelişen durum çerçevesinde zararlarını talep etmesine yasal engel olmadığının kabulü gerekmektedir. Ancak bu durumda dahi, zarar görenin davasını zamanaşımı süresi içerisinde açmış olması gereklidir. Trafik kazalarından kaynaklanan maddi tazminat davalarında zamanaşımı KTK'nın 109. maddesinde düzenlenerek ilgili maddede " (1)Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. (2) Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." denildiğinden, gelişen durumdan kaynaklanan maddi tazminat talebi nedeniyle açılan davaların da zararın öğrenilmesin itibaren 2 yıl içerisinde ya da ceza kanunda bu fiil için öngörülen ve haksız fiil tarihinden başlayan zamanaşımı süresi içerisinde açılmış olması gerekir. Zararın öğrenilmesinden itibaren 2 yıl (ceza kanununda öngörülen ve haksız fiil tarihinden başlayan ceza kanunlarında öngörülen zamanaşımı süresi henüz dolmamış ise bu süre sonuna kadar her halükarda dava aabilecektir.) içinde dava açılmamış ise, kaza tarihinden itibaren işleyen 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmamış olsa dahi, alacak zamanaşımı uğrayacağından, usule uygun zamanaşımı def'inde bulunulması halinde, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir. Burada, gelişen durumdan kaynaklanan zarar ve zararın öğrenilmesinden ne anlaşılması gerektiği üzerinde durmak gereklidir. Zararın öğrenilmesi, onun kapsamının değil, varlığının öğrenilmesi anlamındadır. Zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hal ve şartların öğrenilmesi, zararın öğrenilmiş sayılması için yeterlidir. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde, sonradan değişme eğilimi gösteriyor, kısaca, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise, artık "gelişen durum" ve dolayısıyla, gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler söz konusu olacaktır. Böyle hallerde, zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacaktır. (HGK, 15.11.2000 gün ve 2000/21-1609 K: 2000/1699, 4.HD 13.05.1980 gün ve 1980/3493-6206 sayılı; 26.01.1987 gün, 1986/7532 esas, 1987/485 karar sayılı kararı). Gelişen durumun varlığı halinde, gelişen durumun sona ermesinden itibaren zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerekir. Gelişen durum; olay sonucu meydana geldiği halde, başlangıçta bilinen yaralanmalar dışında, sonradan ortaya çıkan veya gelişen, olaya bağlı vücut bütünlüğünü bozan sonuçlar olarak tanımlanabilir. Gelişen durumun olup olmadığı ise her olaya özgü olarak kanıtlara göre değerlendirilir. Davacıdaki yaralanmanın hangi tarihte tedaviyle tamamen sona erdiği, bu yaralanmadan dolayı gelişen bir durum olup olmadığı, varsa hangi tarihte gelişen durumun sona erdiği; diğer bir anlatımla, daimi iş gücü kaybının kesin olarak belirlenebilmesi için tedavilerinin ne zaman sona ereceği ve kesin maluliyet oranının hangi tarihte belirlenebileceğinin tespiti önemlidir. Uygulamada tazminat yükümlüsünün öğrenilmesi kavramı tereddüt yaratmamakta ise de; zararın öğrenilmesinden neyin anlaşılacağı tereddütlere neden olmaktadır. Bir kısım içtihatlarda, zararın parasal miktarının ve oransal olarak maluliyet oranın tam olarak öğrenildiği tarih olduğu iddia edilmekte ise de, zararın parasal miktarının tam olarak belirlenmesi gerektiğinin kabulü özellikle haksız fiilden kaynaklanan zarara ilişkin tazminat davaları açısından uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Yine oransal olarak maluliyetin bilinmesinin de her dava açısından zamanaşımı süresinin başlangıcı açısından kabulü mümkün olmamaktadır. Zira, bu şekilde kabulü halinde, manevi zararlar yönünden öngörülecek tazminat miktarı hakim tarafından takdir edileceğinden, maddi zararlar yönünden ise zarar gören tarafından genellikle zarar miktarı belirlenmeden ve oransal maluliyet raporu alınmadan dava açıldığından, kanunda öngörülen 2 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasını fiilen ortadan kaldıracaktır ki, bu durum kanun ile öngörülen bir durum değildir. Zira tedavi süresi uzunca bir zaman önce sona ermesine rağmen, yıllar sonra sırf dava açabilmek adına alınan maluliyet raporuna istinaden, maluliyetin yeni öğrenildiğinden (ya da tedavisi yıllar önce sona ermesine rağmen hiç maluliyet raporu almadığından ve maluliyetini öğrenmediğinden) bahisle dava açılması yoluna sıklıkla başvurulabilmekte bu durumda zarar görenin tedavisinin tamamlanmasının değil de, alınan rapor ile zararını öğrendiğinin kabulü durumunda, fiilen kanunda düzenlenen 2 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanma imkanı, (söz konusu maluliyet raporu taraf isteği ile her hangi bir tarihte alınabileceğinden) fiilen ortadan kalmakta, zarar görene, ceza kanunda daha uzun süre öngörülmemiş ise 10 yıllık süre içerisinde dilediği zaman rapor alarak ya da rapor dahi almaksızın, her zaman dava açma imkanı sağlanacaktır. Ayrıca zamanaşımının başlangıcının maluliyet raporunun alındığı tarihte başlayacağının kabul edilmiş olması, iki yıllık sürenin başlangıcı tamamen zarar görenin inisiyatifine bırakılması (tedavisi bitse dahi maluliyeti öğrenmek istemeyerek, isteği zaman maluliyet oranını öğrenerek zamanaşımını o tarihte başlatabileceği yönünde uygulamaya neden olacağından) sonucunu doğuracaktır. Dolayısı ile, tedavisinin tamamlanması ile zararın öğrenildiği kabul edilerek zamanaşımı süresinin buna göre belirlenmesi gerekir. Somut olayda, davacı 24.12.2008 tarihinde meydana gelen kaza nedeniyle ceza yargılamasında 24.12.2009 tarihli celse de, müşteki olarak beyanında " Ben sanık ile anlaştım. Kendisinden her hangi maddi ve manevi talebim yoktur. Uzlaştık şikayetçi değilim" diyerek, şikayetinden vazgeçmiş, şikayete ve uzlamaya tabi eylem nedeniyle mahkemece "düşme kararı" verilmiştir. Davacı eldeki davayı ise 28.02.2018 tarihinde "gelişen durum nedeniyle" açmıştır. Gelişen durumu da "25.12.2017 tarihinde Hacettepe Üniverisitesinden alınan rapor ile maluliyet durumunu öğrenmesi" olarak göstermiştir. Davacı tarafından alınan söz konusu raporda, sadece ceza mahkemesindeki şikayetinden vazgeçtiği tarihten önce düzenlenen 20.05.2009 tarihli tedavi evrakı incelenmiş, bu tarihten sonra tedavisinin devam ettiğine ve tedavisinin tamamlanmadığına ilişkin tespit bulunmaktadır. Yine Dairemiz kaldırma kararından sonra aynı kurumdan alınan 07.12.2022 tarihli raporda da, davacının ceza dosyasındaki şikayetinden önceki tedavi evrakları incelenmiş ve muayenesi yapılarak, maluliyet durumu tespit edilerek, davacının kazaya bağlı yaralanması nedeniyle %10,1 oranında maluliyetinin meydana geldiği iyileşme süresinin 12 ayı bulacağı, 4 ay bakıcı ihtiyacı olduğuna ilişkin rapor tanzim edilmiş, raporda, davacının şikayetinden vazgeçtiği tarihten sonra gelişen durumun varlığından bahsedilmediği gibi, tedavisinin hangi tarihte tamamlandığı da değerlendirilmemiştir. Tedavisinin hangi tarihte tamamlandığı maluliyetin hangi tarihte oluştuğunun tespiti yanı sıra davada zamanaşımı def'i ileri sürülmüş olduğundan alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığının tespiti açısından da önemli olduğundan, rapor karar vermeye elverişli değildir. Bu durumda, eldeki davada davalı tarafından yasal süresi içerisinde zamanaşımı def'inde bulunulduğundan, davacı gelişen durum iddiası ile dava açmış ise de, dosya içerisinde sadece ceza yargılamasında şikayetten vazgeçme tarihinden önceki tedavi evrakları yer aldığından, sonrasında tedavi gördüğüne ilişkin evrakta bulunmadığından, yargılama sırasında vefat eden davacının mirasçıları tarafından davanın takip edilmesi durumda, vefat eden davacı 2009 yılından sonra tedavisine devam etmiş ise tedavi gördüğü hastanelerin bildirmesi halinde ilgili hastanelerden tüm tedavi evrakı getirtilerek, bundan sonra dosya Adli Tıp Kurumu ilgili (2. 3.) ihtisas kuruluna gönderilerek, davacının 24.12.2008 tarihinde geçirdiği kaza nedeniyle, tedavisinin hangi tarihte tamamlandığı ve "Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" gereğince maluliyetinin meydana gelip gelmediği, maluliyeti gelişen durumdan kaynaklanıyor ise, gelişen durum nedeniyle, maluliyetinin hangi tarihte oluştuğu hususunda rapor alınarak, bu çerçevede 24.08.2008 tarihinde meydana gelen kaza nedeniyle davanın 8 yıllık ceza kanunda öngörülen zamanaşımı süresinden (24.08.2016) sonra 28.02.2018 tarihinde açıldığından, davacı ancak tedavisinin tamamlandığı ve gelişen durumu bu şekilde öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl içinde dava açması halinde alacak yönünden zamanaşımı oluşmayacağı nazara alınarak, dolayısı ile tedavinin tamamlandığı ve gelişen durumun ortaya çıktığı tarihten itibaren davanın 2 yıl içerisinde açılıp açılmadığı değerlendirilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davalının zamanaşımına yönelik savunması değerlendirilmeden, ayrıca "gelişen durum" iddiası araştırılmadan, sırf davacının kazaya bağlı maluliyeti olduğundan bahisle davanın esası hakkında karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Buna göre; yukarıda açıklandığı üzere, davalının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın yeniden görülerek, öncelikle davacının 29.12.2023 tarihinde vefat etmiş olması nedeniyle, HMK'nın 55. maddesi gereğince davacı mirasçıları davadan haberdar edilerek, davacı mirasçıları tarafından davanın takip edilmesi halinde, açıklandığı üzere taraf teşkili sağladıktan sonra yargılamaya devam edilerek, bundan sonra vefat eden davacının geçirdiği kaza nedeniyle 2009 yılından sonra da tedavisi devam etmiş ise tedavisine yönelik tüm tedavi evrakları ilgili kurumlardan getirilmek suretiyle, davacının gelişen durum iddiasına yönelik olarak (davacının vefat etmiş olduğu da belirtilmek suretiyle) dosya üzerinden gelişen durum tespiti ve gelişen durum nedeniyle maluliyet oluşmuş ise hangi tarihte oluştuğu ve maluliyet oranın belirlendiği rapor alınarak, buna göre tespit edilen tedavinin tamamlandığı ve maluliyetin oluştuğu tarihten itibaren davanın KTK'nın 109. maddesi gereğince 2 yıllık süre içerisinde açılıp açılmamış olmasına göre davalının zamanaşımı savunması değerlendirilerek, davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığının kabulü halinde ise davacı ancak bilinen vefat tarihine kadar zararını talep edebileceği göz önünde bulundurularak, alınacak rapora göre davanın esası hakkında karar verilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebeplerine göre davalının sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, Davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 2-Kararın kaldırılma sebebine göre, davalı vekilinin sair istinaf sebeplerinin incelenmesine yer olmadığına, 3-İstinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf eden davalıya iadesine, 4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine, 5-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 23.01.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi. Başkan Üye Üye Katip * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.