10. Hukuk Dairesi 2014/370 E. , 2014/3127 K. "" Mahkemesi :İş Mahkemesi Asıl dava, davacının boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı iddiasıyla kesilen ölüm aylığının yeniden bağlanması gerektiğinin tespiti ve aksine Kurum işleminin iptali ile borçlu olmadığının tespiti istemine, birleşen dava ise yersiz ödenen aylığın tahsiline yönelik takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, …
**10. Hukuk Dairesi 2014/370 E. , 2014/3127 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi Asıl dava, davacının boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı iddiasıyla kesilen ölüm aylığının yeniden bağlanması gerektiğinin tespiti ve aksine Kurum işleminin iptali ile borçlu olmadığının tespiti istemine, birleşen dava ise yersiz ödenen aylığın tahsiline yönelik takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, taraflar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1) Karar başlığının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinin (b) bendinde (Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388. maddesinde) tanımlanan unsurları taşıması ve “tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanunî temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri” yönündeki hükümlerinin kararın yazımında dikkate alınması gerekirken, sadece birleşen itirazın iptali davasının davacısı ve davalısının yazılmış olması ve asıl davaya ilişkin olarak tarafların sıfatının belirtilmemesi isabetsizse de, bu hususun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 304. maddesi uyarınca mahallinde düzeltilmesinin mümkün bulunduğu anlaşılmakla bozma sebebi yapılmamıştır. 2) Alacağın gerçek miktarı belli ve sabit ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmekte veya bilinmesi gerekmekte ve böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesi mümkün ise başka bir ifadeyle, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise; alacak likid olup, ( Prof. Dr. Ejder Yılmaz, İcra İnkar Tazminatı Açısından “Likid Alacak” Kavramı, Bankacılar Dergisi, Sayı 67, 2008, sayfa 85) icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin ikinci fıkrasında, borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse alacaklı yararına ve istem üzerine tarafların durumuna, davanın ve hüküm altına alınan şeyin tahammülüne göre, hüküm altına alınan tutarın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere uygun bir tazminata karar verileceği yönünde düzenleme öngörülmüştür. 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 02.07.2012 tarih, 6352 sayılı Kanunun 11. maddesiyle, bu fıkrada yer alan “yüzde kırkından” ibaresi “yüzde yirmisinden” şeklinde değiştirilmiştir.