Başvuru, haksız fiilden kaynaklanan tazminat davasında talebin daha sonra artırılan kısmının zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; haksız fiilden kaynaklanan tazminat davasında talebin daha sonra artırılan kısmının zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 25/3/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucuların murisi 29/3/2003 tarihinde aracını tamir ettirmek için davalıya ait işyerine götürmüş, tamiri esnasında kaldırılan aracın üzerine düşmesi neticesinde muris vefat etmiş, bunun üzerine başvurucular tedbirsiz davranan davalı işyeri sahibinden şikâyetçi olmuştur. Başvurucular aynı zamanda Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde 3/11/2003 tarihinde davalılar aleyhine açtıkları davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 000 TL maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. İşyeri sahibi davalı sanık hakkında Ankara Asliye Ceza Mahkemesinin E.2003/585 sayılı dosyasında açılan ceza davası 4/10/2011 tarihinde zamanaşımı nedeniyle düşme kararı ile sonuçlanmıştır. Başvurucuların Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2003/853 sayılı dosyasında açtıkları tazminat davasında Mahkeme 8/5/2012 tarihine kadar ceza davasının bekletici mesele yapılmasına karar vermiş, 8/5/2012 tarihli duruşmada sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düştüğü, böylece kararın kesinleştiği tespiti yaptıktan sonra maddi tazminatın hesabı yönünden bilirkişi heyetinden rapor alınmasına karar vermiştir. Mahkemeye sunulan 28/3/2013 tarihli bilirkişi raporunda başvurucuların destekten yoksun kalma zararları toplam 815,04 TL olarak hesaplanmış, başvurucular 13/5/2013 tarihli ıslah dilekçesi ile destekten yoksun kalma tazminatı taleplerini 815,04 TL olarak artırmıştır. Davalı taraf, artırılan maddi tazminat talebi yönünden zamanaşımı defini ileri sürmüştür. Mahkeme 1/10/2013 tarihinde davanın kısmen kabulü ile başvurucuların ıslahla ilgili taleplerinin zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermiştir. Mahkeme gerekçeli kararında başvurucu Sevim Tekbıyıkoğlu için 500 TL maddi, 000 TL manevi tazminatın, başvurucu Arzu Tekbıyıkoğlu için 500 TL maddi, 000 TL manevi tazminatın 29/3/2003 olay tarihinden işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile başvuruculara ödenmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine hükmetmiştir. Anılan karar, taraflarca temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesinin (Daire) 12/3/2015 tarihli kararıyla mahkeme kararı bozulmuş olup karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...1)Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Davacılar vekili, dava dilekçesinde; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, murisin eşi Sevim Tekbıyıkoğlu için 500,00 TL maddi, kızı Arzum Tekbıyıkoğlu için 500,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuş, 2013 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat taleplerini davacı Sevim için 139,04 TL'ye, davacı Arzum için 676,00 TL'ye yükseltmiştir. Davalı vekili, ıslah dilekçesine karşı, ıslah edilen taleplerin zamanaşımına uğradığını belirterek, reddini talep etmiştir. Mahkemece; olayın, 2003 tarihinde gerçekleştiği, murisin bu tarihte vefat ettiği, zararın da bu tarihte gerçekleştiği, davacıların davasını zararın gerçekleşmesinden ve öğrenmesinden 10 yıl geçtikten sonra ıslah ettiği gerekçesiyle; ıslahla ilgili taleplerinin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bilindiği gibi, 'belirsiz alacak davası' 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda düzenlenmediği halde 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (m.107) ile düzenlenmiş bir dava çeşididir.Belirsiz alacak davası, hukukî niteliği itibariyle bir eda davasıdır. Belirsiz alacak davası açılabilmesi için, davacının dava açacağı miktarı ya da değeri, tam ve kesin olarak gerçekten belirleyebilmesinin imkânsız olması ya da bunun kendisinden beklenememesi gerekir. Davacı açılacak davanın miktarını tam ve kesin olarak biliyorsa, yahut bunu bilebilecek durumda ise, belirsiz alacak davası açılamaz.(Prof.Dr. Ejder Yılmaz Bankacılar Dergisi Mart 2012 Sayı 80 sayfa 83 vd)Öte yandan, usul kurallarının yürürlüğe girdikten sonra halen devam etmekte olan davalara da uygulanması gerektiği kuşkusuzdur. Bu nedenle, davanın, HMK.nın yürürlük tarihinden önce veya sonra açılmış olmasının bir önemi yoktur.Belirsiz alacak davasının açılmasının sonuçlarından biri de, zamanaşımının kesilmesidir. (BK m.133/2). Yargıtay'ın bu güne kadar ki uygulamalarına göre zamanaşımı kesilmesi, dava dilekçesinde talep edilen miktarla sınırlıdır ve dava edilmeyen kısım için zamanaşımı kesilmez. Ne var ki, bu kuralı HMK m.107 ile hukukumuza yeni giren belirsiz alacak davası bakımından uygulayabilmek mümkün değildir. Aksinin kabulü, belirsiz alacak davasının kanun koyucu tarafından usul kanununda düzenlenmesine rağmen (daha başlangıçtan) reddi anlamına gelir. Belirsiz alacak davasında, kısmî alacak davasından farklı olarak, dava sırasında belirli hale gelen alacağın davaya sokulmasına izin verdiğinden, geçici talep sonucu ile açılan belirsiz alacak davasında, ileride belirli hale gelecek olan alacağın tamamı için zamanaşımı kesilmesi sonucunu ortaya çıkarır. Asgari miktar belirtilerek açılan belirsiz alacak davasında mahkemece yapılan araştırma esnasında alacağın miktarının veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına (m.141, 319) tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini arttırabilir. Yapılan bu arttırım zamanaşımına tabi değildir.6100 sayılı HMK ile HUMK'nu yürürlükten kaldırmış, HMK.nın maddesi ile belirsiz alacak davası olarak bir dava çeşidi hukuk hayatımıza girmiştir. Eldeki dava, belirsiz alacak davasıdır. Kısmi dava değildir. Usul hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesi ilkesi sebebi ile, HMK.'nın 107'nci maddesi bu dava bakımından da uygulanır. Davanın taraflarının yada Hakimin davanın başlangıcında gerçek zararı hesap etmesi mümkün değildir. Başka bir anlatımla davadaki alacak likit değildir. Gerçek alacak miktarı bilirkişi raporu ile belirlenmiştir. Bu nedenle, ıslahla arttırılan miktar zamanaşımına tabi değildir.Davacıların, olay nedeniyle, maddi zararlarının hesap edildiği 2013 tarihli bilirkişi raporu; davacı vekiline 2013 tarihli celsede tebliğ edilmiş, davacı vekili tarafından maddi tazminat talepleri 2013 tarihinde ıslah edilmiştir. Zararın miktarının öğrenilmesinden itibaren davacı tarafça dava ıslah edildiğinden, ıslah talebinin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 2)Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesindeki davaya etkisini düzenleyen Borçlar Kanunu’nun maddesi hükmünde, 'Hakim, kusur olup olmadığına, yahut haksız fiilin failinin temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için, ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat kararıyla da mukayyet değildir.Bundan başka, ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.' denilmektedir. Aynı düzenleme, yeni Türk Borçlar Kanununun maddesi hükmünde de; 'Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.' şeklinde önceki kanuna paralel şekilde düzenlenmiştir.Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, hukuk hakiminin bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Öğreti ve uygulamada hukuk hakiminin, maddi olaylara ve özellikle fiilin hukuka aykırılığına ilişkin olarak ceza hakimi tarafından yapılan tespitlerle bağlıdır. Hukuk hakiminin ceza mahkemesi kararındaki maddi olgularla bağlılığının ölçüsü; beraat kararında suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin kesin olarak, delilleriyle tespit edilip edilmediğidir. Ceza mahkemesinin, kusurun ve zarar miktarının takdiri hususundaki kararı, yani, fiilin işlendiği sabit olduğu halde, kusurluluğa ya da kusursuzluğa ilişkin saptaması, hukuk hakimini bağlamaz. Hukuk hakimi, ceza mahkemesinin kusura ilişkin değerlendirmesiyle ve buna etkili tespit edilen olgularla bağlı kalmaksızın, taraflarca ileri sürülen delilleri toplayıp, tümünü birlikte değerlendirerek bir sonuca varmalıdır. Başka bir deyişle, maddi olayları ve yasak eylemleri saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. Ancak, bu bağlayıcılık ve kesin delil niteliği ceza davasında yargılanan kişi yönünden söz konusudur. Ceza mahkemesinde sanık olarak yargılanan kişi dışında başkaları hakkında açılan hukuk davasında bu kurallar uygulanamaz.Somut olaya gelince, Ceza dosyasında iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi kurulundan alınan 2004 tarihli kusur raporunun hüküm kurmaya yeterli olduğu gerekçesiyle yeniden kusur yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılmamış buna istinaden maddi tazminat miktarları belirlenmiş, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar ve bahsi geçen kanun hükümleri çerçevesinde ceza dosyasında verilen kusur raporu ile bağlı olunmadığı dikkate alınmamıştır.Aynı zamanda, bilirkişi raporunu hazırlarken, raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. HMK'nın maddesine göre: bilirkişi raporu Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak, bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir. Ceza dosyasında alınan kusur raporu doğrultusunda, maddi tazminat hesabının yapıldığı bilirkişi raporu Yargıtay denetimine elverişli değildir.Hal böyle olunca, mahkemece; tarafların kusurunun belirlenmesi hususunda, konusunda uzman 3 kişilik bilirkişi kurulundan rapor alınarak bu rapor doğrultusunda Yargıtay ve taraf denetimine elverişli maddi tazminat hesabı konusunda rapor alınıp tüm deliller birlikte değerlendirilmek sureti ile hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru görülmemiştir..." Başvurucular ve davalı, karar düzeltme talebinde bulunmuş; Daire 3/5/2016 tarihli kararıyla 12/3/2015 tarihli kararını kaldırılmış ve mahkeme kararı bozulmak suretiyle yeniden karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair karar düzeltme istemi yerinde olmadığından REDDİNE,Davalı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine yeniden yapılan incelemede ise; karar düzeltmeye konu uyuşmazlık, davacının ıslahla artırdığı miktar yönünden zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği ve açılan davanın belirsiz alacak davası mı, ya da kısmi dava mı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacının aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağının ve hakkının tümünü değil, belirli bir kısmını talep ederek, açtığı davaya kısmi dava denir. Bir kimsenin kısmi dava açıp açmadığı ancak dava dilekçesinden, davacının talep sonucundan anlaşılır. Davacı vekili dava dilekçesinde; fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla maddi ve manevi zararının tazminini istemiştir. Dava dilekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacı tarafından kısmi dava açıldığı anlaşılmaktadır.Kısmi dava açılması halinde davaya konu edilmeyen kısmın ayrı bir dava ile talep edilmesi veya aynı davada ıslah yoluyla dava konusuna dahil edilmesi mümkündür. Bir davanın açılması halinde zamanaşımı kesilir. Ancak, kesilen zamanaşımı kesilme tarihinden başlayarak yeniden başlar. Dava ile kesilmiş zamanaşımı, davanın devamı süresince taraflardan birinin yargılamaya ilişkin her bir işleminden ve hakimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden işlemeye başlar. Kısmi dava açılması halinde zamanaşımı yalnız alacağın kısmi dava konusu yapılan miktarı için kesilir.Tüm bu bilgiler ışığında, somut olay irdelendiğinde; davacının 2003 tarihinde gerçekleşen haksız eylem nedeniyle davalı aleyhinde 2003 tarihinde fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak maddi ve manevi tazminat davası açtığı, 2013 tarihli bilirkişi raporunun tebliği üzerine, 2013 tarihinde davayı kısmen ıslah ettiği ve ıslah talebine karşı da davalı vekili süresinde zamanaşımı definde bulunmuştur. Dava açılmakla, fazlaya ilişkin haklar yönünden zamanaşımı kesilmediğinden, kısmi ıslaha karşı da zamanaşımı definin yerinde olduğu ve fiilin işlendiği tarihten itibaren 6098 sayılı TBK.'nun mad.(eski BK.60/mad.) gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresinin ıslah dilekçesinin verildiği tarih itibariyle dolduğu ve bu nedenle de, yerel mahkemenin ıslahla ilgili talebinin zamanaşımı nedeni ile reddine ilişkin kararın yerinde olduğu anlaşılmıştır..." Mahkeme, bozma kararına uyarak yeniden bilirkişi raporu almış; bilirkişi kurulu 26/12/2016 tarihli raporunda, işyeri sahibi davalının dava konusu kazanın oluşumunda %70, kazaya sebep olan liftin imalatçısı olan davalı H.A.nın kusursuz, müteveffa H.T.nin %30 oranında kusurlu olduğunu tespit etmiş; tazminat yönünden alınan 22/2/2017 tarihli bilirkişi raporunda ise başvurucu Sevim Tekbıyıkoğlu'nun 094,12 TL, başvurucu Arzum Tekbıyıkoğlu'nun 126,21 TL destek tazminatı alacağı olduğu bildirilmiştir. Mahkeme 25/4/2017 tarihli kararında davalı H.A. hakkındaki davanın husumetten reddine, başvurucuların ıslahla ilgili taleplerinin zamanaşımı nedeniyle reddine, başvurucu Sevim Tekbıyıkoğlu için 500 TL maddi, 000 TL manevi tazminatın, diğer başvurucu Arzum Tekbıyıkoğlu için 500 TL maddi, 000 TL manevi tazminatın 29/3/2003 olay tarihinden işletilecek yasal faizi ile davalıdan alınıp davacılara verilmesine, başvurucuların manevi tazminata ilişkin fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar vermiştir. Başvurucular ve davalının temyiz ettiği karar, Dairenin 28/5/2018 tarihli kararı ile vekâlet ücreti yönünden düzeltilerek onanmış; başvurucuların karar düzeltme talebi de Dairenin 19/2/2019 tarihli kararı ile reddedilerek hüküm kesinleşmiştir. Nihai karar, başvuruculara 9/3/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular 25/3/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun maddesi şöyledir:''İki taraftan her biri usule mütaallik olarak yaptığı muameleyi tamamen veya kısmen ıslah edebilir. Aynı davada her taraf ancak bir kere ıslah hakkını kullanabilir.'' 1086 sayılı mülga Kanun'un maddesi şöyledir:''lslah, tahkikata tabi olan davalarda tahkikat bitinceye kadar ve tabi olmayanlarda muhakemenin hitamına kadar yapılabilir.'' Karar tarihinde yürürlükte bulunan 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir." 6100 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir." 6100 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:''Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.'' 6100 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır." 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan maddesi şöyledir:"Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.Şukadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sakıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir." Karar tarihinde yürürlükte bulunan 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Zamanaşımı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir."