1. Ceza Dairesi 2024/3859 E. , 2025/3314 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/585 E., 2024/670 K. SUÇLAR : Kasten öldürme HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükümlerin onanması İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir o
**1. Ceza Dairesi 2024/3859 E. , 2025/3314 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/585 E., 2024/670 K. SUÇLAR : Kasten öldürme HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükümlerin onanması İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereğince temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Kütahya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.12.2023 tarihli ve 2023/293 Esas, 2023/406 Karar sayılı kararı ile sanıklar Ayten ve Osman hakkında maktul ...'e karşı kasten öldürme suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223/2-(e) maddesi uyarınca ayrı ayrı beraat kararı verilmiştir. 2. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 29.02.2024 tarihli ve 2024/585 Esas, 2024/670 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılan Kurum vekilinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280/1-(a) maddesi esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan Kurum vekilinin temyiz sebepleri özetle; sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine, vekalet ücretine ilişkindir. III. GEREKÇE 1. Sanık ... yönünden; Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından şüphe sanık lehine değerlendirilerek atılı suçtan beraat kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, sanığın beraat etmiş olması karşısında katılan kurum lehine vekalet ücreti takdir edilmesine yasal olanak bulunmadığı anlaşıldığından temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. 2. Sanık ... yönünden; Oluşa ve dosya kapsamına göre; maktulün evinde ölü olarak bulunduğu olayda; 28.06.2007 tarihli olay yeri inceleme tutanağına göre olay yerinin iki katlı ahşap bir ev olduğu, birinci katın zemine sıfır olduğu kapı üzerinde herhangi bir zorlama sonucu oluşmuş bulguya rastlanılmadığı, ikinci kata evin içerisinde bulunan merdiven ile çıkıldığı birinci katın ardiye olarak kullanıldığı, ikinci kata ilk çıkışta salon olduğu salonun sağ kısmında maktulün ölü olarak bulunduğu oda olduğu, maktulün oda içerisinde bulunan sobanın arka kısmında yerden yaklaşık 70 cm yüksekliğinde sedir diye tabir edilen yerde kurumuş kan lekelerinin bulunduğu, maktulün baş kısmı kuzeyi ayak kısmı güneyi gösterir şekilde yerde yüz üstü yattığı baş kısmında kanama meydana geldiği başına paralel yerde bulunan sedir tahtasının da kanlı olduğunun belirtildiği, aynı tarihli olay yeri keşif ölü muayene ve otopsi tutanağında; oda içinde herhangi bir boğuşma izi ve eşya dağınıklığına rastlanmadığının, maktulün saçlı deride fronto pariatel bölgede L şeklinde 4 cm uzunluğunda travmatik kesi bulunduğu (kemik dokuya kadar uzanan) sağ göz kapağı ve dudağın sağ tarafında hematom (ölü morluğu da olabilir) burundan kan geldiğinin görüldüğü, vücudunun boyun ve sırt kısmında ve göğüs kısmında herhangi bir darp cebir izi herhangi bir kesici delici alet yaralanması bulunmadığının belirtildiği, 06.08.2007 tarihli otopsi raporuna göre, fronto parietal ve sagital sürürlerde ayrılma, frontal kemik sağdaki kırık hattının sağ ön çukurdan devamla sellaya uzandığı, sol zigoma ve temporalden gelen kırık hattının orta çukurdan sellaya kadar uzandığı, beyin beyincikte yaygın subraknoid kanama alanları ile sol parieto-oksipitalde subdural hematom izlendiği, beyin sapı çeveresinde küçük subdural hematom mevcut olduğu tespitiyle kişinin ölümünün künt kafa travmasına bağlı kafa kubbe ve kaide kemik kırıkları ile birlikte beyin kanaması sonucu meydana geldiğinin belirtildiği, 19.09.2007 tarihli Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporunda maktulün yaralanmasının basitçe düşmek ve düşürülmekle olamayacağı daha ziyade sert ve künt bir cismin direkt vurulması ile oluşacağının belirtildiği, 30.09.2022 tarihli raporunda ise, ayakta iken kontrolsüz bir şekilde düşmesi ile oluşmasının mümkün olmadığı, yüksek bir yerden düşme ile oluşabilecekleri gibi kafaya sert ve künt cismin doğrudan vurması ile de oluşabilecekleri bu iki mekanizma arasında tıbben ayrım yapılamadığı olayın adli tahkikatla aydınlatılmasının uygun olacağının bildirildiği görülmekle; maktuldeki yaralanmanın niteliği ve Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesinin raporları birlikte değerlendirildiğine, maktulün ölümüne neden olan yaralanmasının düşmesi sonucu oluşmadığının anlaşıldığı, 28.06.2007 tarihli olay yeri inceleme raporu ve tutanağına göre kapıda zorlamaya dair bir iz bulunmadığı ve oda içinde herhangi bir boğuşma izi ve eşya dağınıklığına rastlanmadığının belirtildiği, sanığın bilahare sorgu hakimliğinde de tekrar ettiğini belirttiği 29.03.2023 tarihli beyanlarından maktulün sanığın yanında bulunduğu sırada öldüğünün anlaşılması karşısında; sanığın öz annesinin düşüp yaralanmasından sonra hiçbir yardımda bulunmadan, hastaneye götürmeden, kimseye haber vermeden annesini yatağına götürüp olayı gizlemeye çalışmasının hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığı gibi, tape kayıtlarına göre sanığın ve aile bireylerinin kendi aralarındaki görüşmelerde bir şeyleri gizlemeye ve örtbas etmeye çalıştıkları, suçun ortaya çıkmasından endişe ettikleri, sanığın eşinin olaydan sonra merdivenleri temizlediğine, sanığın olaydan sonra maddi durumunda gözle görülür bir iyileşme olduğuna ilişkin dosyaya yansıyan tanık anlatımları hep birlikte değerlendirildiğinde, sanığın annesi ile arasında çıkan bir tartışma nedeniyle veya başka bir sebeple maktulün kafasına sert bir cisimle vurmak suretiyle öldürdüğü anlaşılmakla, sanık ... hakkında annesi olan maktule karşı 5237 sayılı Kanun'un 82/1-d maddesi gereğince nitelikli kasten öldürme suçundan cezalandırılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde beraatine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR A. Sanık ... hakkında kurulan hüküm yönünden; Gerekçe bölümünde yer alan (1) numaralı paragrafta açıklanan nedenlerle Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 29.02.2024 tarihli ve 2024/585 Esas, 2024/670 Karar sayılı kararında katılan Kurum vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, B. Sanık ... hakkında kurulan hüküm yönünden; Gerekçe bölümünde yer alan (2) numaralı paragrafta açıklanan nedenlerle katılan Kurum vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 29.02.2024 tarihli ve 2024/585 Esas, 2024/670 Karar sayılı kararının mahkumiyet hükmü kurulması gerektiği yönünden 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğu ile BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Kütahya 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.04.2025 tarihinde karar verildi. K A R Ş I O Y Sanık ... hakkında, maktul annesi ...’ı kasten öldürmek suçundan, yerel mahkeme olan Kütahya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.12.2023 tarih, 2023/293 Esas, 2023/406 sayılı kararı ile “Sanığın müsnet suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve yeterli delil elde edilemediğinden, böylece suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeni ile sanığın CMK.nun 223/2-e maddesi gereğince Beraatine karar verilmiştir. Kararın aleyhe istinafı üzerine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 29.02.2024 tarih, 2024/585 Esas ve 2024/670 sayılı Kararı ile “İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi”ne, karar verilmiştir. Kararın aleyhe temyizi üzerine, sayın dairemiz çoğunluğu sanık ... hakkında, maktul annesi ...’ı kasten öldürmek suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği belirtilerek kararın Bozulmasına, karar vermiştir. İstinaf kararının doğru olduğu ve sanığın Beraat etmesi gerektiğini düşündüğümüzden, aşağıdaki gerekçelerle sayın çoğunluk kararına muhalifiz. Şöyleki; 28.06.2007 tarihinde maktul ...'ın Kütahya ili Merkez ... köyünde bulunan tek başına yaşadığı evde ölü olarak yakınları tarafından bulunduğu, Olay yerinde yapılan incelemede, maktulün bulunduğu oda içerisinde bulunan sobanın arka kısmında yerden yaklaşık 70 cm yüksekliğindeki sedir diye tabir edilen yerde muhtemelen yattığı yatağın üzerinde kurumuş kan lekelerinin bulunduğunun, hemen sedirin altında maktulün baş kısmı kuzeye ayak kısmı güneyi gösterir şekilde yerde yüz üstü yattığının, baş kısmında kanama meydana geldiğinin, başına paralel yerde bulunan sedir tahtasının kanlı olduğunun görüldüğü, Adli Tıp Kurumu Bursa Grup Başkanlığının 06.08.2007 tarihli otopsi raporu ile maktulün ölümünün künt kafa travmasına bağlı kafa kubbe ve kaide kemik kırıkları ile birlikte beyin kanaması sonucu meydana geldiğinin tespit edildiği, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 19.09.2007 tarihli raporunda maktulün otopsisinde tespit edilen kafa bölgesindeki yara ve kemik kırıklarının yerleşimi ve ağırlığı dikkate alındığında bu yaralanmasının basitçe düşmek ve düşürülmekle oluşmayacağı, daha ziyade sert ve künt bir cismin direkt olarak vurulması ile oluşacağının mütala edildiği, Adli Tıp Kurumunun 19.09.2007 tarihli raporuna istinaden maktulün ölümünün şüpheli olması nedeni ile soruşturma makamlarınca suçun fail yada faillerinin tespitine yönelik araştırmaların devam ettiği ve dosyanın daimi aramaya alındığı, 2022 yılında soruşturma dosyasının yeniden açıldığı ve Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesinden alınan 30.09.2022 tarihli rapor ile "maktulün ölümünün künt kafa travmasına bağlı kafatası kırıkları ile birlikte kafa için kanaması ve beyin kanaması sonucu meydana gelmiş olduğunun, maktul ayakta iken kendiliğinden kontrolsüz bir şekilde düşmesi ile oluşmasının mümkün olmadığının, yüksek bir yerden düşme ile oluşabilecekleri gibi kafaya sert ve künt bir cismin doğrudan vurulması ile de oluşabilecekleri, bu iki mekanizma arasında tıbben ayrım yapılamadığı, kesin olmamakla birlikte kişinin ölümünün olay yeri inceleme tarihi olan 28.06.2007 günü saat 21.45'ten önceki 8-36 saatlik zaman dilimi içerisinde meydana gelmiş olabileceğinin" belirtildiği, Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesinin 04.04.2023 tarihli raporunda; maktulün ölü olarak bulunduğu odada yatak üzerindeki lekelerin incelenmesinde, lekelerin geniş bir alana dağılmış ve emilime uğramış olduğunun, sıçrama olduğuna dair herhangi bir kan lekesi modeli özelliği taşımadığının, cesedin ayak tarafındaki kuzine yanındaki kan lekelerinin incelenmesinde dört adet kan damlasının zemine damlaması ile oluşmuş kan lekesi modeli olduğunun ve darbe sonucu oluşmuş kan lekesi özellikleri bulunmadığının, pasif damlama sonucu oluştuğunun, dolayısıyla olay yerinde darbe ile oluşmuş kan lekesi modeli bulunmadığının ve yatak ile yerde bulunan kan lekelerinin pasif damlama ile oluşmuş olabileceklerinin belirtildiği, Kütahya Sulh Ceza Hakimliğinin 20.03.2023 tarih ve 2023/1699 Değişik İş sayılı kararı ile sanığın kullandıkları GSM hatlarına yönelik iletişimin dinlenmesi faaliyetlerine başlanıldığı, sanığın ve bir kısım tanıkların beyanlarının alındığı, sanık ...'ın kollukta müdafi huzurunda alınan 29.03.2023 tarihli ifadesinde olay tarihinde annesinin evine çay içmeye gittiğini, evden ayrıldığı esnada annesinin evin merdivenlerinden aşağı kafa üstü taşın üstüne düştüğünü, kendisinin annesini yukarı yatağına taşıdığını, olay üzerine kalır korkusu ile bu olaydan kimseye bahsetmediğini beyan ettiği, sanığın bu beyanlarına istinaden Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianame ile sanık ... hakkında olay sonrası halen yaşamakta olan annesinin zamanında güvenlik güçlerine ve sağlık birimlerine haber vermemek suretiyle ölmesine sebebiyet verdiği iddiası ile ihmali surette ölüme sebebiyet vermek suçundan TCK 83/1,2.b,3, 53/1, 63/1. maddeleri gereğince cezalandırılması talebi ile mahkemeye kamu davası açıldığı, Sanık ... kollukta alınan 29.03.2023 tarihli ikrar içerikli ifadesinden sonra 31.03.2023 tarihli savcılık ifadesinde ve Sulh Ceza Hakimliğinde alınan beyanlarına susma hakkını kullanmış olup, mahkememizde alınan savunmalarında üzerine atılı suçlamaları kabul etmeyerek 29.03.2023 tarihli kolluk ifadesini baskı altında verdiği yönünde beyanlarda bulunduğu anlaşılmıştır. 5271 sayılı CMK’nın 148/5. maddesinde "Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir." hükmü bulunmaktadır. Yargılamada, sanığın kollukça şüpheli sıfatıyla 29.06.2007 ve 29.03.2023 tarihlerinde ifadeleri alınmış olup, sanığın sonraki aşamalarda susma hakkını kullanması ve mahkemede alınan savunmalarında ise 29.03.2023 tarihli ikrar içeren kolluk ifadesinden dönmesi karşısında, 29.03.2023 tarihli kolluk ifadesinin hükme esas alınamayacağı kanaatine varıldığı. (Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 06.03.2023 tarih ve 2022/828 E., 2023/823 K. sayılı kararı) Tüm dosya kapsamı bir bütün halinde değerlendirildiğinde, her ne kadar sanık hakkında cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmış ise de; sanık ...'ın aşamalarda alınan savunmalarında üzerlerine atılı suçlamayı kabul etmediği, sanık ...'ın 29.03.2023 tarihli ikrar içeren kolluk ifadesinden sonraki aşamalarda alınan beyanları ile döndüğü, yapılan iletişimin dinlenmesi faaliyetleri sırasında bir takım şüpheli görüşmelere rastlanılmış ise de, iletişimin tespiti tutanaklarına yansıyan içeriği net olmayan şüpheli görüşmelerin tek başına sanığın üzerine atılı suçu işlediğini göstermeye yetmeyeceği gibi tanıklar ... ve ...'nun aşamalarda alınan çelişkili beyanlarının da aynı şekilde sanığın üzerine atılı suçu işlediğini göstermeye yetmeyeceği, Ayrıca Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesinin 30.09.2022 tarihli raporunda maktulde meydana gelen yaralanmanın yüksek bir yerden düşme ile de oluşabileceğinin belirtilmesi ve Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesinin 04.04.2023 tarihli raporunda maktulün ölü olarak bulunduğu odada tespit edilen kan lekelerinin darbe sonucu oluşmuş kan lekesi modellerinden olmadığı ve pasif damlama ile oluşmuş olabileceğinin belirtilmesi karşısında, Maktulün ölü bulunduğu odada başına sert bir cisimle vurulduğuna dair somut bir delil elde edilemediği, maktulün merdivenden düşmüş olma ihtimalinin yüksek bir ihtimal olduğu ancak bu düşmenin bir başkası tarafından mı yoksa kendiliğinden mi gerçekleştiğine dair somut bir delil bulunmadığı, yine maktulün düşmesinden sonra sanığın bu durumu bilerek yetkili makamları haberdar etmemek sureti ile maktulün ölümüne sebebiyet verdiğine dair de savunması aksine somut delil bulunmadığı, dosya kapsamında bulunan şüpheli telefon görüşmeleri ile çelişkili tanık beyanlarından yola çıkılarak bir takım varsayımlara dayanılması ve sonuca ulaşılmasının ceza yargılamasının amacına aykırı olması, zira ceza yargılamasının amacının maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olması ve maddi gerçeğinde ancak hukuki delillerle ortaya çıkartılabilecek olması, dosya kapsamında toplanan tüm delillerin maddi gerçeğin aydınlatılmasına yetmediği, Ceza Yargılamasında sanık hakkında mahkumiyet kararı verilebilmesi için sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olması gerektiği, bu durumun ceza yargılamasının temel prensibi olan “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin tabii bir sonucu olduğu, temel amacı hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olan Ceza Yargılamasında kuşkunun bulunduğu yerde mahkumiyet kararı verilemeyeceği, bu sebeple sanığın üzerlerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı somut bir delile ulaşılamadığından sanık hakkında açılan kamu davasında CMK.nun 223/2-e maddesi gereğince beraat kararı verilmesinin doğru olduğu, CGK’nun 17.03.2022 tarih, 2017/1-955 Esas, 2022/179 sayılı kararında, CGK’nun 17.03.2022 tarih, 2020/1-451 Esas, 2022/181 sayılı kararında, CGK’nun 24.06.2021 tarih, 2019/7-4 Esas, 2021/310 sayılı kararında, CGK’nun 19.04.2022 tarih, 2018/4-530 Esas, 2022/275 sayılı kararında belirtildiği üzere; “Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir”. Şeklinde belirtilmiştir. Sonuç olarak; Yerel mahkemece sanık hakkında verilen “Sanığın müsnet suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve yeterli delil elde edilemediğinden, böylece suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeni ile sanığın CMK.nun 223/2-e maddesi gereğince Beraatine dair verilen karar doğru olduğundan, yine Bölge Adliye Mahkemesince aleyhe istinaf üzerine, “İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi”ne, dair verilen karar doğru olduğundan, kararın Onanması gerekirken kararın Bozulmasına karar veren sayın çoğunluk kararına muhalifiz.