Başvuru, kişilik haklarının korunmaması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının; aile birliğini korumaya yönelik tedbirlerin alınmaması nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ve ivedilikle sonuçlandırılmayan dava sürecinde yeniden evlilik birliği kurulamaması nedeniyle evlenme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, kişilik haklarının korunmaması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının; aile birliğini korumaya yönelik tedbirlerin alınmaması nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ve ivedilikle sonuçlandırılmayan dava sürecinde yeniden evlilik birliği kurulamaması nedeniyle evlenme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 4/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 2009 yılında evlenmiştir. A. Boşanma ve Tazminat Davasına İlişkin Süreç Başvurucu; eşinin kendisini aldattığını, başka bir erkekle kaçarak ortak konutu terk ettiğini ve kaçtığı kişi ile birlikte yaşadığını ileri sürerek 16/5/2012 tarihinde zina sebebiyle boşanma davası açmıştır. Başvurucu ayrıca eşinin söz konusu eylemleri nedeniyle rencide olduğunu, küçük düşürüldüğünü ve kişilik haklarının zedelendiğini belirterek 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Hatay Aile Mahkemesinin (Aile Mahkemesi) 5/11/2013 tarihli kararıyla başvurucu ile eşinin boşanmalarına karar verilmiştir. Karar gerekçesinde; tarafları birlikte yaşamaya zorlamanın kanunen mümkün görülmediği, kusuru olmayan başvurucunun kişilik haklarının ve aile bütünlüğünün haksız şekilde saldırıya uğradığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca başvurucunun eşinin tam kusurlu olduğu ifade edilmiş ve başvurucu lehine 000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Başvurucunun maddi tazminata ilişkin talebi ise eşinin sürekli ve düzenli bir gelirinin olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Dava sürecinde gerçekleştirilen on duruşmanın ikisine başvurucu ya da vekili katılmamıştır. Diğer duruşmalarda ise tanıklar dinlenmiş ve başvurucunun taraf olduğu farklı mahkemelerdeki dava dosyalarından dava konusu ile ilgili olan belgeler talep edilerek usule ilişkin işlemler yerine getirilmiştir. Anılan karara karşı temyiz talebinde bulunan başvurucu, davaya konu olayların kişilik haklarına saldırı içerdiğini ve uğradığı zararların tazmin edilmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca, boşanma davası neticesinde verilen karar kesinleşinceye kadar eşi ile birlikte yaşadığı kişinin bir araya gelmelerinin engellenmesi yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesinin 27/5/2014 tarihli kararıyla boşanmaya ve manevi tazminata ilişkin hükmün onanmasına, maddi tazminatın reddine ilişkin hükmün ise bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararının gerekçesinde; aile birliğinin kadının tam kusurlu tutum ve davranışlarıyla yıkıldığı, kusuru olmayan başvurucunun dirlik ve düzeninin bozulduğu, bu nedenle lehine uygun miktarda maddi tazminatın tayin edilmesi gerektiği belirtmiştir. Karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin 15/10/2014 tarihli kararıyla reddedilmiş, böylece tarafların boşanmasına ve manevi tazminata ilişkin karar kesinleşmiştir. Söz konusu karar 11/11/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Bozma kararı yönünden yeniden yapılan yargılama neticesinde ise Aile Mahkemesinin 30/12/2014 tarihli kararıyla başvurucu lehine 000 TL maddi tazminata hükmedilmiştir. Kararda; kusurlu olan davalı kadının, somut olayda olduğu gibi koşulları oluştuğu takdirde maddi tazminat ödemekle de yükümlü kılınabileceği belirtilmiştir. Söz konusu karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 8/4/2015 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir.B. İhtiyati Tedbir Talebine İlişkin Süreç Başvurucu, Aile Mahkemesine sunduğu 7/8/2012 tarihli dava dilekçesinde ortak konutu terk eden ve üçüncü bir kişiyle birlikte yaşayan eşi tarafından kişilik haklarına zarar verildiğini ileri sürerek boşanma davası sonuçlanıncaya kadar eşi ile söz konusu üçüncü kişinin aynı çatı altında yaşamalarının engellenmesi yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Aile Mahkemesinin 24/10/2014 tarihli kararıyla söz konusu ihtiyati tedbir talebinin reddine kesin olarak karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; evli bir kimsenin bir başka kimseyle yaşamasının engellenmesi yönündeki talebin dava konusu olamayacağı, bu bağlamda başvurucunun talebinin uyuşmazlık konusu olarak kabul edilemeyeceği şeklinde değerlendirmede bulunulmuştur. Ayrıca kararda; tarafların evlilik birliğinin sona erdiği, dolayısıyla ihtiyati tedbir talebinin konusuz kaldığı ifade edilmiştir. Başvurucu 4/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Zina" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir." 4721 sayılı Kanun'un "Terk" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir..." 4721 sayılı Kanun'un "Evlilik birliğinin sarsılması" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir." 4721 sayılı Kanun'un "Boşanmada yargılama usulü" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir: Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re'sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz. Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder..."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir..." Sözleşme'nin "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"l. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale yapılamaz. " Sözleşme'nin "Evlenme hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Evlenme çağına gelen her erkek ve kadın, bu hakkın kullanımını düzenleyen ulusal yasalara uygun olarak evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), boşanma davası sürecinde tarafların yeni bir aile kuramaması nedeniyle Sözleşme'nin maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla gerçekleştirilen başvurularda öncelikle aile hayatına saygı hakkının konusu olabilecek mevcut bir ailenin bulunması gerektiğini vurgulamıştır (Berlin/Lüksemburg, B. No: 44978/98, 15/7/2003, § 64; Aresti Charalambous/Kıbrıs, B. No: 43151/04, 19/7/2007, § 51). AİHM, uzun sürdüğü iddia edilen boşanma davası sürecinde başvurucunun yeni bir evlilik gerçekleştirmesine imkan sağlanmaması yönündeki şikâyetini evlilik hakkı yönünden de incelemiş ve boşanma işlemlerinin makul bir süre içinde tamamlanmaması gibi hakkın özünü zedeleyecek nitelikteki koşulların bazı durumlarda Sözleşme'nin maddesi bağlamında sorun oluşturabileceğini belirtmiştir (Aresti Charalambous/Kıbrıs, § 56).