4. Hukuk Dairesi 2009/5693 E. , 2010/3522 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... ve ...vekili Avukat ... tarafından, davalı ... ve ... aleyhine 11/02/2008 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 03/02/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan
**4. Hukuk Dairesi 2009/5693 E. , 2010/3522 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... ve ...vekili Avukat ... tarafından, davalı ... ve ... aleyhine 11/02/2008 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 03/02/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 29/03/2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiş; davacılar tarafından temyiz edilen hüküm Dairemizin sayın çoğunluğunca onanmıştır. Onama kararına katılmamız aşağıda açıklayacağımız sebeplerle mümkün olmamıştır. Şöyle ki; Davalı şirketin “... ... Basın Yayın Dağıtım” işletme adıyla yayımcısı, diğer davalı ...’ın da eser sahibi olduğu “... ... Örgütü” adlı kitapta yer alan bazı isnatların, davacılardan ...’ın ve ... Partisinin manevi şahsiyetine yönelik, kişilik haklarına tecavüz niteliğinde, gerçek dışı, tahkir ve tezyif edici, haksız ve hukuka aykırı mahiyette bulunduğu ileri sürülerek, tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili talep edilmiştir. Söz konusu kitabın 17. sayfasında; “… Birileri son zamanlarda mafyayı bitirdik diyor, bunu söylerken özel korumaları kimlerden oluşuyor, benzin istasyonunun ortakları kimler, cezaevinde kendisini mafya babaları ziyaret etti, korudu, Kürt mafyasının hamisi bakanı ve oğlu ne yapıyor, homoseksüel mafyasının ki Türkiye’nin en güçlü mafya örgütlenmesidir. …” 279. Sayfasında ve 280. sayfanın ilk paragrafında; “… Aşağıda açıklayacağımız bu yeni mafya örgütlenmesine biz ... ... ÖRGÜTÜ diyeceğiz. Ak sözcüğü siyasal anlamda başka türlü kullanabiliriz. Biz örgütü leş yemekle ünlü Ak Baba’ya benzettiğimizden bu nitelemeyi yapmayı uygun gördük. …” 285. Sayfanın ikinci paragrafında; “… Bu kapsamda; kamu görevlileri işlerinden atılmakta, her türlü zulüm yapılmakta, gazetecilerin işlerine son verdirilmekte, basın ve yasama ile yürütme gücü üzerinde her türlü, tehdit, şantaj uygulanmaktadır. …” 288. Sayfanın son paragrafı ve 289. sayfanın ilk paragrafında; “… ... ... Örgütünün amacı, her mafya örgütünde olduğu gibi kolay kazanç sağlamaktır. Nihai amaç ise bu birinci amacın rehavetine, lüksüne, şaşasına dalmaktan kurtulabilirse rejimi değiştirmektir. Şu halde geleneksel mafya amacından sapan bir amaca sahiptir. ... ... Örgütü iki aşamalı örgütsel amacı vardır bu tip örgütlenmenin, ilki kurulan örgüt sayesinde kamu kaynakları sömürülerek büyük kazanç elde edilecek, ikincisi, bu maddi güçle devletin karar mekanizmaları ele geçirilecek ve ılımlı İslam devrimi gerçekleştirilecek …” 290, 291. Sayfalar ile 292. sayfanın ilk paragrafında; “… ... ... Örgütü, klasik mafya örgütlenmesinden bazı farklılıklar göstermekle beraber, temelde mafyatik örgüt yapısındadır. Örgütün başında lider bulunmaktadır. Lider siyasal bir kimliğe sahiptir. Fütüvvet anlayışından gelen ve bu nedenle dini örgütlenmelerce tanınan ve bilinen lider, aynı zamanda bir din adamıdır. …” 292. Sayfanın üçüncü paragrafında; “… ... ...ların Capo’su (lideri) kişilik olarak mafyatiktir. Yetiştiği ... mahallesinde, mafyatik kültürün her ayrıntısıyla tanışmıştır. Beyin rahatsızlığı bulunsa da kurduğu örgüte hakimiyeti tamdır. …” 294. Sayfanın ilk ve ikinci paragrafında; “… klasik mafya örgütlenmesinde Capo’nun danışman kadrosu çok sınırlıdır. ... ... Örgütünde, iki önemli danışman grubu vardır. Biri tarikat temsilcilerinden oluşan fütüvvet istişare konseyi, diğeri örgütün işlediği suçları planlayan, organize eden ve gizleyen danışman kadrolardır. …” 301.Sayfanın dördüncü, 302. sayfanın son ve 303. sayfanın ilk paragrafında; “… Örgüt dışa karşı korkutma ile ilgili tüm mafyatik yöntemleri kullanmaktadır. Bunlar arasında, cinayet dahil her türlü zorlanma da vardır. Örneğin kendileri aleyhine araştırma yapan bazı uzmanları ölümle tehdit etmek, tanıkları bildik yöntemlerle susturmak, kamu görevlilerini işlerinden atmak, sürgüne yollamak, cezalandırmak, kendilerine uymayan iş adamı, tüccar ve esnafı sahip oldukları kamu gücüyle sindirmek, ... ... Örgütü, fütüvvet ilkeleri bağlamında hareket ettiğinden, bazı radikal İslamcı terör örgütlerinden de zaman zaman destek görmekte ya da örgütlere destek vermektedir. Bosna, Çeçenistan, Afganistan’a yardım kampanyaları, buralardaki savaşa giden militanları örgütleme ve koruma örgütün en önemli icraatlarındandır. 2003 yılında İstanbul’da patlayan canlı bombalar, bu şekilde destek verilerek Bosna, Çeçenistan, Afganistan’a gönderilen militanlardan oluşmaktaydı. 303. Sayfanın son paragrafında; “… Bizce fütüvvet ehli olan bu iş adamı, mafya oluşumunu fark ettiği için öldürülmüştür. Çünkü cinayet sebebi ... ... Örgütü Capo (lideri)’sunun takipsizlikle kapanan ...’deki Büyükşehir Belediye binasının yeri ile ilgili yapılan yolsuzluklarıdır. Bizce, ... dergâhının şeyhlerinden Prof. Dr. ...’ın Avustralya’da geçirdiği trafik kazası sonucu ölümü ile ... cinayeti de örgütle doğrudan veya dolaylı ciddi eylemlerdendir. …” 320. Sayfa ve 321. sayfanın ilk paragrafında; “ … Capo, bu başkan ve iki danışman kadrosundaki adamı aracılığı ile BİT’ leri soyulması için örgütlenmelere gitmiştir. Öyle ki her BİT, ayrı bir örgüt haline getirilmiştir. …” 333. Sayfanın son ve 334. sayfanın ilk paragrafında; “… Örgüt suçları gizlemekte, partito (siyasal makamlar, basın, kamu personel vs) ilişkilerini ve bu kapsamda inanç sömürüsünü kullanmaktadır. Capo’nun Belediye’de görev yaptığı dönemde, müfettiş raporlarına rağmen belediye hesaplarının Sayıştay’ca ibra edilmesi ile o dönemin Sayıştay Başkanı’nın Capo’nun siyasal kurucu kadrosu içerisinde yer alması ve Bakan yapılması arasında mutlak bir irtibatın olduğu söylenebilir. …” 340. Sayfada; “… ... Belediye Başkanlığı süresince ismi sürekli yolsuzluklarla anılan ..., mangalda kül bırakmadan sürekli atıyor, kendisi ile ilgili yolsuzluk soruşturmalarından zamanaşımı, ... affı, delil yetersizliği gibi gerekçelerle şimdilik yakasını kurtaran, ancak hakkında daha birçok soruşturma devam eden ..., büyük bir pişkinlikle dürüstlükten bahsedebiliyor. TC tarihinde ilk kez hakkında bu kadar yolsuzluk iddiaları olan bir kişi siyasi partiye genel başkan oluyor. …” Şeklinde ifadeler yer almıştır. Yukarıdaki alıntılardan anlaşılacağı üzere, kitapta davacı ... “Capo (Lider)”, diğer davacı ... Parti ise “... ... Örgütü” olarak isimlendirilmiştir. Kitap bütünüyle incelendiğinde; davacılardan ... Parti, hırsızlıkla , yolsuzlukla ve bu suçlarını adam öldürme, tehdit, şantaj, sürgüne yollama gibi kanun dışı yöntemlerle gizleyen bir mafya örgütü olarak itham edilmiştir. Diğer davacı ... ise, hırsızlıkla, yolsuzlukla, beyin hastası olmakla, lâik devleti yıkmaya çalışmakla, İslamcı terör örgütlerini desteklemekle, adam öldürmekle ve bir çok kanun dışı yöntem kullanan bir mafya örgütünün lideri olmakla suçlanmıştır. Dava konusu yayında kullanılan ifadeler eleştiri sınırlarının ötesinde, davacıları küçük düşürücü ve aşağılayıcı niteliktedir. Basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, Anayasa ve kanunlarca güvence altına alınmış kişilik haklarına saldırı serbestisi vermemektedir. Siyasete girmek bu haklardan vazgeçmek anlamına da gelmemektedir. Siyasetçi de olsa insanların şeref ve onurlarının çiğnenmesine düşünce ve kanaat açıklama gibi gerekçelere dayanarak izin verilmemelidir.Anayasa’nın 28. maddesi ile öngörülen basın hürriyeti, Anayasa’nın 26 ve 27. maddeleri hükümleri uyarınca sınırlanabilir. Anayasa’nın 68. maddesi gereğince, siyasi partiler demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez. Bu açıklamalar karşısında; kitabın bütünü incelendiğinde, olaylar eleştirilirken getirilen üslup ve seçilen kelimelerin uygun olmaması nedeniyle kişilik haklarına saldırı ve dolayısıyla Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinin öngördüğü tazminat koşulları gerçekleşmiştir. Tüm bu sebeplerle uygun bir tazminatın hüküm altına alınması gerekirken, yersiz gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından, sayın çoğunluğun onama kararına katılamıyoruz. 29/03/2010