1. Ceza Dairesi 2025/7367 E. , 2026/582 K. "" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/1666 E., 2025/1704 K. SUÇ : Nitelikli kasten öldürme HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz istemi yönünden; Suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz istemini kanunî süresi içinde öne sürdükten sonra, 18 yaşını doldurmuş olan suça sürüklenen çocuğun 20.10.2025 tarihli dilekçe ve 26.11.2025 tarihli tebliğ-tebellüğ belgesi il…
1. Ceza Dairesi 2025/7367 E. , 2026/582 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/1666 E., 2025/1704 K. SUÇ : Nitelikli kasten öldürme HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz istemi yönünden; Suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz istemini kanunî süresi içinde öne sürdükten sonra, 18 yaşını doldurmuş olan suça sürüklenen çocuğun 20.10.2025 tarihli dilekçe ve 26.11.2025 tarihli tebliğ-tebellüğ belgesi ile temyiz isteminden vazgeçtiğini bildirdiği tespit edilmiştir. Katılanlar ... ve ... vekili ile katılan Kurum vekilinin temyiz istemleri yönünden; İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. İzmir 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin, 28.02.2025 tarihli ve 2024/196 Esas, 2025/70 Karar sayılı kararı ile; suça sürüklenen çocuk hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 82/1-e, 31/3, 62/1. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. 2. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesinin, 19.06.2025 tarihli ve 2025/1666 Esas, 2025/1704 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılanlar ... ve ... vekili, katılan Kurum vekili ve suça sürüklenen çocuk müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1. Katılanlar ... ve ... vekilinin temyiz sebepleri özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, suça sürüklenen çocuğun üst hadden cezalandırılması, takdiri indirim hükmünün uygulanmaması gerektiğine ilişkindir. 2. Katılan Kurum vekilinin temyiz sebepleri özetle; eksik ceza tayin edildiğine, suça sürüklenen çocuğun üst hadden, takdiri indirim uygulanmaksızın cezalandırılması, vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir. III. GEREKÇE 1. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin suça sürüklenen çocuk tarafından öldürme kastıyla gerçekleştirildiğinin saptandığı, eksik incelemenin bulunmadığı, takdiri indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmasına karar verildiği anlaşıldığından katılanlar ... ve ... vekili ile katılan Kurum vekilinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde bozma nedeni dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır. 2.a) Suça sürüklenen çocuğun suç tarihi itibarıyla " 16... ay 29 günlük" olduğu gözetilerek, yaş küçüklüğü nedeniyle "18 yıldan 24 yıla kadar" hapis cezası öngören 5237 sayılı Kanun'un 31/3. maddesinin uygulanması sırasında, suça sürüklenen çocuğun yaşı ile orantılı olarak 20-22 yıl aralığında ceza tayini gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde 18 yıl hapis cezası verilmesi suretiyle eksik ceza tayini hukuka aykırı bulunmuştur. b) Kendisini vekil ile temsil ettiren katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR A. Suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz istemi yönünden; Suça sürüklenen çocuk müdafiinin, kanunî süresi içindeki temyiz isteminden sonra, 18 yaşını doldurmuş olan suça sürüklenen çocuğun, cezaevinden gönderdiği 20.10.2025 tarihli dilekçe ve 26.11.2025 tarihi tebliğ-tebellüğ belgesi ile temyiz isteminden vazgeçtiğini bildirdiği ve temyiz davasının istek şartına bağlı olduğu anlaşılmakla, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun'un 298/1. maddesi uyarınca oy birliğiyle REDDİNE, B. Katılanlar ... ve ... vekili ile katılan Kurum vekilinin temyiz istemleri yönünden; Gerekçe bölümünün (2) numaralı paragrafında açıklanan nedenlerle katılanlar ... ve ... vekili ile katılan Kurum vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesinin, 19.06.2025 tarihli ve 2025/1666 Esas, 2025/1704 Karar sayılı kararının, eksik ceza tayini ve vekalet ücreti yönünden, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İzmir 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.02.2026 tarihinde karar verildi. K A R Ş I O Y Maktul ... ve SSÇ ...'ın arkadaş oldukları, olay günü maktulun arkadaşı olan SSÇ 'nin babasının iş yerine arkadaşını ziyaret amacı ile gittiği, burada SSÇ ve maktulun, SSÇ'nin babasının av tüfeğini buldukları, SSÇ'nin av tüfeğinin uç kısmını arkadaşı olan maktule doğru doğrultarak tüfekle oynadığı sırada tüfeğin patladığı, maktulun boyun-baş bölgesinden yaralanarak olay yerinde vefat ettiği, olayda, sanığın bilinçli taksirle öldürme suçunu işlediği kanaatiyle sanığı doğrudan kastla öldürmeden sorumlu tutan daire kararına katılmadığımızdan bu karşı oy yazısı yazılmıştır. TCK m. 21/1’e göre, failin suçun maddi unsurlarını tamamen kesin olarak öngörmesi ve bunlar hakkında bilgiye sahip olarak hareket etmesi halinde doğrudan kast söz konusu olacaktır. Burada fail düşündüğü, kesin olarak öngördüğü ve bildiği bir hareketi veya neticeyi gerçekleştirmek için iradesini kullanmaktadır. Buna göre, fail suçun maddi unsurlarının tamamını düşünmüş, öngörmüşse ve ayrıca bu unsular hakkındaki bilgisi tam ve kesinse doğrudan kastla hareket etmektedir. Doğrudan kastla hareket eden fail, suçun kanuni tanımındaki maddi unsurların mevcut olduğunu veya fiilin icrası sırasında gerçekleşeceğini ve neticeli suçlarda neticenin meydana geleceğini muhakkak surette (zorunlu olarak) öngörmekte ve istemektedir. Olası kast ise TCK’nın 21. maddesinin ikinci fıkrasında, “kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, failin suçun kanuni tanımındaki objektif unsurların gerçekleşebileceğini ciddi biçimde öngörmesine rağmen, fiili işlemek suretiyle tipikliğin gerçekleşmesini kabullenmesi, fiili işlemekten kaçınmaması ve olursa olsun demesi durumunda olası kast söz konusu olacaktır. Bu itibarla, belli bir neticenin gerçekleştirilmesi amacıyla hareket eden failin, bu fiilin aynı zamanda muhtemelen başka neticelere neden olabileceğini öngörmesine rağmen, bu yan neticeleri kabullenerek fiili işlemesi durumunda, bu yan neticeler bakımından olası kastla hareket etmiş olacaktır. Buna göre somut bir olayda failin olası kasttan sorumlu tutulabilmesi için, failin neticeyi kabullendiğinin, “ne olursa olsun” veya “olursa olsun” düşüncesiyle hareket ettiğinin, diğer bir ifadeyle neticeyi göz aldığının tespit edilmesi gerekmektedir. Fail, gerçekleşmesini göze aldığı, ancak gerçekleşmeyen neticelerden sorumlu tutulmayacağından, olası kastta failin sorumluluğu meydana gelen neticelere göre belirlenecektir. TCK’nın 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir, kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi olarak tanımlanmıştır. Bilinçli taksiri, bilinçsiz taksirden ayıran en önemli özellik, her iki durumda da istenmeyen neticenin fail tarafından öngörülüp öngörülemediğidir. Fail suç tipinin gerçekleşeceğini mümkün görmüş, ancak şans, bilgi, kullanılan vasıtanın kalitesi, deneyim veya yetenek gibi özel nedenlerle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak bunun gerçekleşmeyeceğine güvenmiştir. Buna göre, eğer somut olayda fail neticeyi öngörmüş ise bilinçli taksir, öngörmemiş ise bilinçsiz taksir söz konusu olacaktır. Bilinçli taksir durumunda fail istemediği neticenin (ve suçun diğer maddi unsurlarının) gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, bu neticenin gerçekleşmeyeceği hususunda kendine güven duymaktadır. Kişide oluşan bu güven, kişisel kabiliyetlerinden, olayın özelliklerinden veya tecrübelerinden kaynaklanabilir. Fail özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucunda meydana gelebilecek tehlikeyi öngörmesine rağmen, neticenin gerçekleşmeyeceğine güven duyarak, olayı seyrine bırakarak özen yükümlülüğünü ihlal eden davranışı işlemekten vazgeçmemektedir. Neticenin gerçekleşmesi muhtemel öngörülmekle birlikte, bunun gerçekleşmemesi için özel bir çaba gösterilmemekte, diğer bir ifadeyle fail fiili işlemekten geri kalmamaktadır. Nitekim madde gerekçesinde de bilinçli taksiri basit taksirden ayıran özellik, fiilin neticesinin failce fiilen öngörülmüş ve fakat istenmemiş olması olarak açıklanmıştır. Bu noktada birbirine çok yakın cezai sorumluluğu belirleyen olası kast ve bilinçli taksirin nasıl ayırt edileceği üzerinde durulmalıdır. Kanuni tanımlarına bakıldığında her iki durumda da failin tipikliğin gerçekleşeceğini ciddi olarak mümkün gördüğü anlaşılmaktadır. Olası kast ile bilinçli taksirin ortak noktası olan öngörme iki kavramın birbirinden ayrılmasını zorlaştırmasına rağmen, tipikliğin veya neticenin kabullenilip kabullenilmemesi, iki kavramı birbirinden ayırmaktadır. Bu nedenle failin tipikliğin veya neticenin gerçekleşmesini öngörüp öngörememesi dikkate alınarak bu ayrımın yapılması mümkün değildir. Dolayısıyla bu ayrım ancak tipikliğin veya neticenin kabullenilip kabullenilmediği, diğer bir ifadeyle isteme unsuru üzerinden yapılabilecektir. Olası kast halinde fail tipikliğin veya neticenin gerçekleşmesini kabullenirken veya göze alırken, bilinçli taksir halinde fail tipikliğin veya neticenin gerçekleşmesini kabullenmez, aksine onun gerçekleşmeyeceğine, her şeyin yolunda gideceğine güvenerek hareket eder. Buna göre, bilinçli taksirde, fail öngördüğü neticenin gerçekleşmemesini istemekte ve kendine güvendiğinden neticenin gerçekleşmeyeceğini düşünmektedir. Bu itibarla fail olası kast durumunda muhtemel gördüğü neticeyi göze alarak kabullenirken (olursa olsun derken), bilinçli taksir durumunda neticeyi öngörmesine ve neticenin gerçekleşmeyeceği konusunda kendisine güvenmesine (inşallah olmaz veya yok canım bir şey olmaz derken) rağmen, korkulan olmakta ve netice gerçekleşmektedir. Dolayısıyla, “fail her durumda neticeyi gerçekleştirirdi” diyebiliyorsak olası kast, “fail neticenin gerçekleşeceğini bilseydi fiili işlemezdi” diyebiliyorsak bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Ayrıca, kast ve taksir ayrımı bakımından dikkate alınması gereken diğer temel bir ölçüt, failin hareketinin neye yönelik olduğudur. Kasten işlenen suçlarda failin iradesi kanuni tarifteki neticeye yönelik iken, taksirli suçlarda irade, hukuken önem arz etmeyen bir netice yöneliktir. Diğer bir ifadeyle taksirli suçlarda yönlendirici irade ceza hukuku bakımından önem taşıyan bir neticeye yönelik değildir. Nitekim TCK m. 22/2’de taksir, “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık” şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre kasti suçlarda fail, haksızlığı bilerek ve isteyerek gerçekleştirirken, taksirli suçlarda haksızlık failin hukuk düzeninin gereklerine aldırmaması, haksızlığın gerçekleşeceğini düşünmemesi veya haksızlığı engelleyecek davranış içinde olmaması nedeniyle meydana gelmektedir. Dolayısıyla taksirle işlenen fiillerin haksızlık unsuru, objektif özen yükümlülüğünün (dikkat ve özen yükümlülüğünün) ihlali oluşturmaktadır. Taksirli suçlarda hareketin yöneldiği netice, tipikliğin dışında bulunmaktadır. Taksirin cezalandırılmasının nedeni, belirli bir amaca yönelik olarak hareketi yönlendirememekten kaynaklanmaktadır. Hukuken kişiye yüklenen özen yükümlülüğüne aykırı davranıldığı için, hukukun önem verdiği başka bir netice gerçekleşmektedir. Öte yandan, amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından kasten icra edildiğinin kabulü için sanığın taksirle hareket edebileceğine ilişkin şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu bağlamda; 1. Sanık ve maktulün yakın arkadaşlarının beyanına göre sanık ile maktul arasında husumet bulunmadığı gibi, yakın arkadaş olarak sürekli görüştükleri, 2. Sanığın maktulü öldürmek istemesi halinde tenha bir yer yerine babasının dükkanında öldürmek için plan yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olması, 3. Olay öncesinde sanığın yemek amacıyla marketten bir şeyler alması ve arkadaşlarına resim paylaşması, 4. Olay yerinin yakınında bulunan tanık ...’ın, “suça sürüklenen çocuğun içeriden çıkarak ''amca arkadaşım vuruldu ambulansı ara'' diye bağırmaya başladığını, daha sonra tekrar iş yerinin içerisine girdiğini, akabinde hemen scooter ile birlikte iş yerinden çıktığını, ailesine haber vermeye gittiği” şeklinde beyanda bulunması, 5. Olay anında 16 yaşında olan sanığın olay yerinden ailesinin yanına kaçmasının hayatın olağan akışına uygun olması, 6. Olaydan sonra doğrudan evine koşarak maktulü yanlışlıkla vurduğunu ailesine anlatması, Hususları dikkate alındığında, doğrudan kastın varlığından söz edilebilmesi için fiilin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmiş olmasının zorunluluğuna rağmen aralarında husumet ve öldürmesi için bir neden bulunmayan sanığın, maktulü kasten öldürdüğüne ilişkin her türlü şüpheden uzak delil bulunmaması karşısında, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünü ağır ihlal eden failin öngörebileceği ancak gerçekleşmeyeceğini düşündüğü neticenin ortaya çıkmış olması nedeniyle sanığın bilinçli taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulması gerektiği kanaatiyle,söz konusu şüphenin varlığına rağmen olaydakikusurun ağırlığını ve ölüm neticesini esas almak suretiyle sanığı doğrudan kastla öldürmeden sorumlu tutan sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.