Başvuru, karar sonucunu etkileyebilecek bir iddiaya ayrı ve açık yanıt verilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, karar sonucunu etkileyebilecek bir iddiaya ayrı ve açık yanıt verilmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 5/8/2014tarihinde Anayasa Mahkemesine Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Brinci Komisyonunca 14/10/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 28/12/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 19/1/2016 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun cinsel istismar suçunu işlediği konusunda yeterli şüpheye ulaşan Burhaniye Cumhuriyet Başsavcılığı, cezalandırılması talebiyle Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesine hitaben 12/102009 tarihli ve E.2009/1030 sayılı iddianameyi düzenlemiştir. Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesi 21/10/2010 tarihli ve E.2009/375 K.2010/347 sayılı kararıyla başvurucuyu, cinsel istismar suçundan 8 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"(...) mağdure ile sanığın arkadaş oldukları ve aralarında duygusal bir bağ oluştuğu, sanığın askerlik hizmetini yapmakta iken izne geldiği bir dönem olan suç tarihinde tarafların rızası ile birden fazla kez ilişkiye girdikleri ve neticesinde bu birliktelikten birçocuk dünyaya geldiği, her ne kadar beden sağlığında bozulma olduğu yönünde 9 Eylül Üniversitesinden rapor verilmiş ise de müşteki veya mağdurun şikayetçi olmamaları ayrıca Üniversitenin raporunu Unicef kriterlerini göz önüne alarak verdiği ancak mağdurun gerçek anlamda beden sağlığının bozulduğu yönünde somut bir tespit yapmadığı- yapılamadığı, bu sebeple sanık lehine şüpheli bir durumun oluştuğu ve evlenme istekleri de göz önüne alındığında takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. " Başvurucunun temyizi üzerine anılan hüküm, Yargıtay Ceza Dairesinin 3/6/2014 tarihli ve E.2012/10139, K.2014/7422 sayılı ilamıyla onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu, onama kararından 21/7/2014 tarihinde haberdar olmuştur. Bireysel başvuru 5/8/2014 tarihinde yapılmıştır.B. İlgili Hukuk 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesi ile maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkraları. Yargıtay Ceza Dairesinin 19/9/2013 tarihli ve E.2013/7082, K.2013/9381 kararı şöyledir:"...Nüfus kaydına göre 1992 doğumlu olup suç tarihinde 15 yaşı içerisinde olan ve bu yaşını tamamlamayan mağdure ile sanığın anlaşarak birlikte kaçtıkları ve cinsel ilişkiye girdikleri, çocuk sahibi oldukları ve daha sonra resmi olarak evlendikleri anlaşılmış olup, sanığı, mağdurenin babası ile barışmaları için bulunduğu yere götüren tanık B. T.'nin mağdurenin görünüm itibarıyla 18 yaşından büyük göründüğünü ve Adli Tıp Kurumunun uygulamalarına göre de bazen kişinin kemik yaşının hormonal gelişimi, beslenme gibi nedenlerle gerçek yaşa göre farklılık gösterebileceğinin bilinmesi karşısında, mağdurenin suç tarihi itibarıyla 15 yaşından büyük gösterip göstermediği, sanığın mağdurenin yaşı konusunda hataya düşmesinin mümkün olup olmadığı mahkemenin dosyadaki tüm verilerle birlikte kendi gözlemini de tespit ederek ve gerekirse bu konuda bilirkişi incelemesi de yaptırılmak suretiyle belirlendikten sonra TCK.nın maddesi gözetilerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, ... (bozmayı gerektirmiştir)". Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17/6/2014 tarihli ve E.2014/14-88, K.2014/334 sayılı kararı şöyledir:"...Suçun maddi unsurlarından birisi de mağdur olup, kanun koyucu 5237 sayılı TCK'nun maddesinde üç grup mağdura yer vermiştir. Birincisi onbeş yaşını tamamlamamış olan çocuklar, ikincisi onbeş yaşını tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklar, üçüncüsü ise onbeş yaşını tamamlayıp onsekiz yaşını tamamlamamış çocuklardır. Birinci ve ikinci grupta yer alan çocuklara karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın dahi gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış istismar suçunu oluşturmakta, eylemin bu kişilere karşı cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi ise anılan maddenin dördüncü fıkrası uyarınca cezanın yarı oranında artırılmasını gerektirmektedir. Üçüncü grupta yer alan çocuklar yönüyle eylemin suç oluşturması için gerçekleştirilen cinsel davranışların cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Nitekim cebir, tehdit ve hile olmaksızın onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, anılan kanunun maddesinde düzenlenmiş olan çocukların cinsel istismarı suçundan değil, şikayet üzerine maddede düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan cezalandırılacaktır.Fail, cinsel ilişkide bulunduğu mağdurenin 15 yaşını doldurmadığı halde, 15 yaşını doldurduğu düşüncesiyle mağdure ile rızasıyla cinsel ilişkide bulunur ve şikâyetçi olmayan mağdurenin yaşı konusundaki hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail 5237 sayılı TCK'nun maddesinin birinci fıkrası uyarınca suçun maddi unsurlarından olan mağdurun yaşına ilişkin bu hatasından yaralanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve bu suçun taksirle işlenmesi hali kanunda cezalandırılmadığından 5271 sayılı CMK'nun maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir.Suçun maddi unsurlarında hata hali faile ilişkin bir durum olduğundan, bu hususun fail veya müdafii tarafından ileri sürülmesi gerekmekte olup, kural olarak mahkemece suçun maddi unsurlarında hataya düşülüp düşülmediğine ilişkin bir araştırma yapılmayacaktır. ..."