Başvuru, terör olayları üzerine terk edilen yerleşim yerine dönüşün hâlen yasak olduğu gerekçesiyle açılan manevi tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; terör olayları üzerine terk edilen yerleşim yerine dönüşün hâlen yasak olduğu gerekçesiyle açılan manevi tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucu, ikamet ettiği Hakkâri'nin Çukurca ilçesinin Çağlayan köyünden terör olaylarına bağlı olarak 1995 yılında göç etmek zorunda kalması nedeniyle uğradığını iddia ettiği manevi zararların tazmini için İçişleri Bakanlığına başvurmuştur. Başvurucu, anılan talebin reddi üzerine işlemin iptali ile manevi zararının tazmini için 16/10/2009 tarihinde Van İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) adli yardım talepli iptal ve tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde özetle; terör olayları öncesinde ailesiyle birlikte tarım ve hayvancılıkla yaşamlarına devam ettiklerini, göç ile birlikte çok zor şartlarda aç, sefil, hasta ve mutsuz şekilde sağlıksız bir hayat sürdürdüklerini beyan etmiştir. Ayrıca 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun'da manevi zararına ilişkin düzenleme bulunmadığını ifade eden başvurucu, manevi zararlarının hukukun genel hükümleri kapsamında tazmin edilmesi gerektiğini ileri sürerek işlemin iptali ile 000 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece 7/7/2010 tarihinde -harcın ödenmemesi nedeniyle- davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Anılan kararın Danıştay Onbeşinci Dairesince (Daire) bozulması üzerine davayı esastan inceleyen Mahkeme, 9/11/2015 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçede; manevi tazminat taleplerinin sosyal risk ilkesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu ilkeyle idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte, kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucunda oluşan zararların topluma pay edilerek giderilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Ardından dava konusu olayda başvurucunun güvenlik gerekçesiyle köyünden göç etmesi veya ettirilmesinin başvurucuya özel olarak yönelen bir eylem veya işlem niteliğinde olmadığı, özünde sosyal risk ilkesi bulunan uyuşmazlığın yoğunlaşan terör eylemlerinden kaynaklandığı vurgulanmıştır. Mahkemece 5233 sayılı Kanun'un esas itibarıyla, maddi zararların tazmini bakımından sosyal risk ilkesinin yasalaşmış hâli olduğu, Kanun'da manevi zararların karşılanmasının öngörülmediğine dikkat çekilerek başvurucunun ileri sürdüğü manevi zararlarının karşılanmasına yasal imkân bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Başvurucu temyiz talebinde bulunmuştur. Temyiz dilekçesinde; manevi tazminat talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değil, hukukun genel hükümleri ile ulusal ve uluslararası yargı kararları gereğince incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Daire 16/11/2017 tarihinde anılan kararı onamış ve karar düzeltme başvurusu da 26/2/2019 tarihinde reddedilmiştir. Nihai kararı 30/3/2019 tarihinde öğrenen başvurucu 24/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.