Başvuru, hâkim olarak görev yapan başvurucu hakkında darbe teşebbüsüyle bağlantılı olarak yürütülen soruşturmada uygulanan yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; hukuka aykırı olarak mal varlığı hakkında verilen tedbir kararı nedeniyle mülkiyet hakkının; gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının, soruşturma aşamasındaki bazı işlemler nedeniyle de özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı hakların
Başvuru, hâkim olarak görev yapan başvurucu hakkında darbe teşebbüsüyle bağlantılı olarak yürütülen soruşturmada uygulanan yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; hukuka aykırı olarak mal varlığı hakkında verilen tedbir kararı nedeniyle mülkiyet hakkının; gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının, soruşturma aşamasındaki bazı işlemler nedeniyle de özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 17/10/2016 tarihlerinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:A. Genel Bilgiler Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve soruşturma mercileri -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350). Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme (Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri uygulanmış, bunların bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya kovuşturma mercilerince kaçak olduğu değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek Mahkeme üyesi hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde (E.2017/MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz mercii olan- Yargıtay Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan, başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler, Selçuk Özdemir kararında ayrıntılı bir biçimde açıklanmıştır (Selçuk Özdemir, § 22).B. Başvurucuya İlişkin Süreç Hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen bir soruşturma kapsamında 4/8/2016 tarihinde Emniyet Müdürlüğünce gözaltına alınmıştır. Başvurucu 8-9/8/2016 tarihlerinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucunun ifadesi özetle şöyledir:"...Ben ilkokul, ortaokul ve liseyi Kırşehir'de ailemin yanında okudum. Ailem sosyal demokrat bir yapıya sahiptir. Hatta babam E. hayranıdır. Ben üniversiteye gelene kadar alnım secdeye bile gelmedi. Üniversiteye geldikten sonra namaz kılmaya başladım. 1988 yılında Marmara Hukuk Fakültesini kazandım. İstanbul'a kayıt için geldim. Kredi Yurtlar Kurumuna başvurdum. yedekte kaldım. Devlet yurduna giremeyince okulun panosunda Pendik Sakarya Öğrenci Yurdunun ilanını gördüm. Bu yurda gittim. Yedek sıram gelene kadar burada kalmak istedim, yedek sıram gelmeyince yaklaşık bir yıl burada kaldım. İkinci yıl Üsküdar Ridaniye yurdunda kaldım. Bu yurt F.G. cemaatine yakın bir yurt olduğunu daha sonra öğrendim, İlk girdiğim anda da bu yurdun cemaate ait olduğunu bilmiyordum. Bu yurtta kaldığım süre içerisinde F.G.ye ait kitaplar okunduğu gibi sohbet toplantılanda yapılıyordu. ... Evlerde yapılan sohbet toplantılarına sıcak bakmadığım için gitmiyordum. Yurtta kaldığım süre içerisinde F.G.nin kasetlerini izlettiriyorlardı. Ben insanlarla orada ilk defa tanıştığım için benim katıldığım sohbet toplantılarında F.G.nin kaseti videoya konuyor ve seyrettiriliyordu. Bu konuşmalarda dini içerikli konuşmalardı. ...Hukuk Fakültesini 1992 yılında bitirdim ve Kırşehir'e ailemin yanına dönerek Avukatlık stajına başladım. Bu dönem içerisinde F.G.ye yakın kişilerle bir araya gelmedim. Hakimlik sınavına hazırlandım. İlk yazılıda 73 puan aldım. Ancak mülakatta elendim. İkinci yapılan sınavda 70 puan aldım. Bu sınavın mülakatına o dönem Kırşehir Belediye Başkanına SHP'li G. isimli başkanının yanına gittim. Onun verdiği kart ile o dönem Müsteşar olan Y.K.nin yanına geldim ve Belediye Başkanının bana vermiş olduğu mektubu ona verdim. O yıl mülakatını kazanıp 1994 yılında Ankara'da staja başladım. ... Ankara'da staj yaptığım dönem içerisinde beni herhangi bir sohbet evine veya yere kimse götürmedi. Bu dönem içerisinde eğitim merkezine gittiğim zamanda da F.G.ye yakın kişilerin daveti üzerine sohbet toplantılarına gitmedim. Beni de kimse bir yere davet etmedi....Ben Pınarhisar İlçesine kura ile Hakim olarak atandım. Daha askerligimi yapmadığım için askere gideceğim düşüncesiyle eşimi götürmemiştim. Daha sonra buradan askere gittim. Hatta askerlik süresince 28 Şubat olayları oldu. Ben yedek subaylık görevini yaptıktan sonra Pınarhisar'a geri döndüm. Pınarhisar kaldığım süre içerisinde R.T.E.nin cezaevine gelmesinden dolayı tanıma fırsatı buldum. Hatta kendisini desteklediğimi belirttim. Hatta kendisi bu jestlerimize karşılık bize cezaevinde teşekkür yemeği vermişti. Burada ki görev sürem dolunca Yahyalı'ya atandım. Gerek Pınarhisar gerekse Yahyah'da cemaatin bir yapılanmasını görmedim. Burada yaklaşık 3 yıl kaldıktan sonra Midyat Ilçesine atandım. Eğitim Merkezinden tanıdığım S. beni telefonla aradı, müfettiş olup olmayacağımı sordu. Ben düşüneyim dedim. Eşimde konuştum. Müfettiş olunca Ankara'ya gideceğimizi ve teftişin yapısının mesleği olarak yüksek seviyede olmasını da değerlendirerek teklifi kabul ettim. Ankara'ya geldim, Hakim S. ile buluştum. Onun söylemesi üzerine Yargıtay Üyesi H.nin yanına gittim. H.nin kendisine referans olmasını ilettim. O da not aldı. İlgileneceğim dedi. Daha sonra teftiş kurulu başkanı A. beyin yanına gittim, bana terfılerim konusunda sorular sordu. Ben yanından ayrıldım. Yaklaşık 7 ay sonra Midyat Başsavcısının telefonuyla teftiş kurul başkanlığına atandığımı duydum. Ben Adalet Müfettişi olarak 2005 yılında Ankara'ya geldiğimde beni kimin çağırdığını bilmemekle birlikte bir sohbet grubumuz vardı. Bu grupta E.Ö., F.U., A., halen Cumhuriyet savcısı olan E.G., T.Ş., H.K. vardı. Bu arkadaşlar F.G.ye sempati duyan arkadaşlardı. 2010 yılı HSYK yapılanmasına kadar bu arkadaşlarla birlikte dönüşümlü olarak evlerimizde bır araya geliyorduk. Bir abi diye nitelendirdiğimiz bir kişi yoktu. Ancak kiminle irtibat kurduğunu ve nasıl haber aldığını bilmediğim bir hakim o gün toplandığımız eve geliyordu. Bu şahsın 2010 yılına kadar hakimoldugunu biliyorduk. Ancak nerede görev yaptığını, isminin ne olduğunu bilmiyordum. Bu kişinin gruptan kimin tanıdığını da bilemiyorum. Bana bu hususta bilgi vermiyorlardı. Eve gittiğimiz zaman bizden sonra gelen bu şahıs bize mesajlar iletiyordu. Bu mesajlarda genellikle ne kadar cevşen okunacağını, ne kadar Kur'an okunacağını, ne kadar La İlahe İllallah söyleneceği belirtiliyor, F.G.ye ait kitapları ve fotokopileri bize okuyordu. 2010 yılına bu şekilde 3 değişik kişi geldi. Bunlar kıdemce bizden büyük olduğu gibi yaş itibariyle bizimle aynı kıdemde olduğunu anlıyabiliyordum. Bu kişinin hakim olduğunu biliyordum. Ancak İdari Yargı mı, Adli Yargı hakimi mi kendiside belirtmediği gibi bende anlayamamıştım. Bu kişilerinde meslek hayatım boyunca kimliklerini öğrenemedim. Kendileriyle karşılaşmadım. 2005 yılından 2010 yılına kadar sohbet grubumuz değişmedi. Ancak E.Ö, A. ve H.K. ile aynı dönem teftişe geldiğimizden dolayı sohbete de aynı zamanda katıldık. Diğer arkadaşlar bizden kıdemli idi. Ancak bizi kim sohbete çağırdı inanın şuan hatırlayamıyorum. Bu arkadaş grubu dışında bir arkadaşı sohbete götürme yetkim yoktu. Kimse de getirmezdi. Bu kuralı kim koydu bilmiyorum. Kendimi götürme yetkisi görmediğim için kimseyi bu sohbete davet etmedim. Bana bu şekilde davranılması konusunda bir talimat verilmedi. Ancak ben götürülmemesine inandığım için kimseyi sohbete götürmüyorum. Ben 5 yıl boyunca da yabancı bir kimseyi sohbete götürmedim. ... Staja başladığım zaman ve hakimlik mesleğine başladığım zaman herhangi bir şekilde bir aylığımı bağış veya himmet parası olarak kimseye vermedim. Ancak aylık %5 himmet parası olarak sohbete katılan mesajları okuyan hakime bu para veriliyordu. Ben düzenli olarak bu parayı vermedim. Bu bir himmet oldugu için mecburiyet yoktu. Tüm değerlerim üzerine yemin ederim ki verilen talimat üzerine gidip teftiş yaptığım hakim ve savcılara haksız olarak fazla not veya eksik not vermiş değilim. Bana hiçbir zaman böyle bir talimat verilmiş değildir. ... Benim denetim yaptığım tüm hakim savcılara verdiğim not incelenirse tarafsız olduğum anlaştlacaktır. ...2014 HSYK seçimlerine kadar bu arkadaşlarla birlikte sohbet toplantılarımız devam etti. ... 2010 yılından sonra dershanelerin kapatılması gündeme gelince sohbetin konusu hükumetin tasarruflarıda oluyordu. Bu şekilde hareketlerin iki tarafada zarar verebileceğini sohbetler sırasında dile getiriyorduk. Hoca diye hitap ettiğimiz kişi siyasi mesajlar bize iletmiyordu. Sohbetlerimiz daha önceki sohbetler şeklinde devam ediyordu. Ancak gündemdeki olaylarıda sohbet konusu yapıyordu. Cemaatin bir yapılmasından söz etmek istiyorum. Cemaat kendisine güven vermeyen, itaatkar kabul etmediği kişilere fazla sır ve bilgi vermez. Bu nedenle bende bu grup içinde yer aldığıma inanıyorum. Cemaat içinde bana fazla sır vermezlerdi. Ben bunu o dönemlerde de hissediyordum. Kamu oyunda 17-25 Aralık 2013 tarihli olaylardan sonra teftişteki ve gruptaki arkadaşlarla bir araya geldik. O dönem arkadaşlarla operasyonda çıkan ses kayıt çözümlerinin gerçek olduğuna inanıyorduk. Ancak bunun o dönem dershane kapatılmasının rövanşı olduğuna kanaat getiriyordum. Hatta bu dönemlerdeki sohbetlerde dışarıdan gelen şahıs evlerde bulunan F.G.ye ait dokümanların yok edilmesini istemişti. ... Bu toplantı esnasında adaylar açıklanmamıştı. Ancak biz cemaat hangi adayı gösterirse iyi olur, kimlerin aday olması gerektiğini konuştuk. Ben, E.G., Y.A. ve Ş. cemaate yakın kişiler oldugunu değerlendiriyorum. Bir araya geldigimize göre de cemaaten oldukları anlaşılmaktadır. Her iki toplantıda da bizim anlattıklarımızı Y.A.nın değerlendirdiğini görüyordum. Ben HSYK'dan gönderilmemi kendim için haksızlık olarak nitelendirdim. Bu nedenle Yargıda Birlik adı altına toplanan tüm adaylar dışında diger adayların desteklenmesini düşünmüştüm. ... Ben sadece kızgınlıkla Yargıda Birlik dışındaki adaylara oy verilmesini istedim. ... Seçim günü de seçimi kişiselleştirdiğimden sandıklar açılmadan önce ve sonrası seçim mahallinde bulundum. Ben sadece gözlem yaptım....F.S. Van'daki olaylar nedeniyle açığa alınarak, meslekten ihraç edilince Ankara'ya geldiğini biliyorum. Okuldan benim samimi arkadaşım olduğu için kendisiyle görüştük. ... Ancak ilk konuşmamızda kendisi bana hayatının tehlike altında olduğunu, kendisinin öldürüleceğini söylüyordu. Hatta bu sohbetimizde Amerika'ya gitmek istediğini bana söylemişti. Bu konuşmalardan sonra ben kendisini abisinin Sincan'da bulunan evine bıraktım. Bu konuşmadan sonra 3-4 defa daha bir araya geldik. Bana daha önce verdiği telefon numarası değil başka bir numarayı vermişti. Ben bu telefon numarasından kendisini anyordum. Bu konuşmalardan sonra kendisinin kaldığı Sincan'a gidip alıp geziyorduk. Bu dönemlerde de Amerika vizesi alamadığını bana söyledi. Daha sonra bana Afrikaya gitmek istediğini söyledi. Buraya niye gitmek istediğini ve buna kimin karar verdiğini söylemedi. Ancak bana cemaatın kendisine Afrikaya gitmesi gerektiğini söylediğini, aynca cemaatin kendisine maaş bağladığını söylemişti. Bunu anlatmasının nedeni ise biraraya geldiğimizde nasıl geçiniyorsun diye sordum. O da bana cemaatin kendisine yardım ettiğini, maaş verdiğini ve bu paranın yeterli olduğunu söyledi. Ben cemaat deyince F.G. cemaati olduğunu anlamıştım. ... Ben ona bir poşet içinde para götürdüm. Ancak bu parayı bana getiren kişi nasıl ulaştı şu an hatırlamıyorum. Ancak gelen kişi bana F.S.nin Afrika'ya biletini ayarladığını, İstanbul'dan geldiğini ve vereceği parayı ona götürmesini benden istedi. Bu şahıs beni nasıl buldu, niye buldu, niye kendi götürüp parayı direk vermedi bu sorulara o zamanda cevap bulamamıştım. Şimdi de cevap bulamıyorum. Tek bildiğim burada kullanıldığımdır. Bu şahıs verdiği için içi para dolu poşeti götürüp F.S.ye verdim....F.S. Afrika'ya gittikten 3-4 ay sonra Ankara'da yanıma biri geldi. Kendisinin Afrika'da Türk okullarında öğretmen oldugunu söyledi. Ben o zaman bu okulun F.G.ye yakın okul olduğunu anlamıştım. İsmini hatırlayamadığım bu şahıs bana F.S.nin eşinin rahatsız oldugunu, Afrika'ya kendisiyle geldiği takdirde ona destek olabileceğini ve kendisinin de bu seyahatte eşlik edebileceğini söyledi. Bu durumu eşimle görüştüm. O da Afrika'ya gider gezer geliriz dedi. Bu şahıs kendi gideceği günü ve saati bana bildirdi. Bende tüketici kredisi çektim ve bu şahsa benim ve eşim için aldığı biletin parasını ödedim. Bu şahısla birlikte ben ve eşim Afrika'ya gittik. Başkente kadar birlikte gittik. Daha sonra aynı kişinin yardımıyla F.S.nin bulunduğu yere bilet aldık. Biz o şehire gittiğimizde F.S. havaalanında yanında bir öğretmenle birlikte bizi karşıladı....Ankara Hakimliğine atandıktan sonra sohbet toplantıları için beni kimse çağırmadı, o dönemde bir gruba girmedim. Ancak daha önce de anlattığım gibi Ankara savcısı E.G. seçimden önce hakim Y.A.nın evinde buluşacağız diye kapımın zilini çaldı, beni çağırdı. Ben bu toplantıyı sohbet toplantısı olarak algıladım. Ancak gittiğimde evde ev sahibi Y.A, Ankara savcısı Ş. vardı. Sohbetin konusunun da dini şekil değil, 2014 yılında yapılacak HSYK seçimleri ile ilgiliydi. Bu şekilde bir defa daha bir araya geldik. Ben Ankara İcra Hakimi olduğum dönemde sorumlu olduğum icra dairesi İcra Dairesidir. İcra Dairesine yapılan itirazlar ve şikayetler benim mahkemeye gelir. Kamu oyunda MHP Kurultayının durdurulmasına yönelik Gemerek ve Tosya Hakimlerinin tensiben verdiği tedbir kararlarının infazı için MHP merkezinin avukatları Ankara İcra Dairelerine bu kararı infazını gerçekleştirmek için başvurmuşlar. Bu tedbirin infazı UYAP ortamında İcra Dairesi Müdürlüğünü düşmüş, bu icra talebinin yerinde olmadığına ilişkin karşı tarafın avukatları itiraz ve şikayet dilekçeleri vermiş. Bu dilekçeler bana bu nedenle geldi. Geldiğinde itirazlara baktım. İtirazlar arasında yetkili icra dairesinin Ankara olmadığı, Akyurt İlçesi olduğu, Gemerek ve Tosya mahkemelerinin kararlarının yok hükmünde olduğu belirtildiği. Ayrıcı diğer bir itiraz sebebi olarak da tensip kararı ara karardır, bu nedenle ilamlı takip yapılamayacağı mutlak suretle ilamsız takip yapılacağı, bu nedenle takibin usule aykın olarak yapıldığı belirtildiğini gördüm. Bu itirazın Perşembe günü yapıldığını biliyorum. Karşı tarafın bu itiraza karşi cevap vermek istediklerini kaleme sözlü olarak belirtmişler. Bu nedenle ben o cevabı da bekledim. Cuma günü cevap gelince, mevcut duruşmalar bittikten sonra bu dosyayı inceledim. Yapmış olduğum incelemede gerçekten de ilamsız takip yapılması gerekirken ilamlı takip yapıldığını gördüm. Aynca tedbir kararı veren mahkemelerin Ankara İcra Dairelerinin infaz için yetkilendirilmediğini gördüm. Bu nedenle şeklen yapılan takiben iptaline karar verdim. Yargıtay'ın bu yönünde kararlarında olduğunu biliyorum. Aynca Tosya Mahkemesinin kararını infaza verildiğini de karanmda belirttim. ... Ben KPSS sorularını cemaat tarafından sızdırıldığını ilk önce medyadan öğrendim. Daha sonra arkadaşlarımla yapmış olduğum sohbetlerde bu inancımın güçlendiği hissettim. KPSS sorulan sızdıran ve kontrolsüz güçlenen F.G. cemaatinin tehlikeli olabileceğini ve diğer cemaatlerden farklı bir yapıya bütündüğüne inandım. 17-25 Aralık olarak belirtilen operasyonda da amacın yolsuzluk olmadığı, farklı amaçların güdüldüğüne inandım. MİT tırlarının durdurulması, Başbakanın açıklamaları bendeki şüpheleri yoğunlaştırmaya başladı. 2015 yılı başından itibaren de bu cemaaten tamamen ilgimi kestim. Herhangi bir sohbet toplantılarına katılmadım. Ben 2014 HSYK seçimlerinde beni daha önce mağdur ettiklerini düşünerek Yargıda Birlik dışında kimi desteklerseniz destekleyin diye yönlendirdim. Yoksa burada cemaatin adaylarını desteklemek niyetinde değildim. Bu tamamen benim haksız olarak HSYK müfettişliğinden gönderilmem üzerine mevcut yönetime kızgınlığımdır. Ben HSYK'da çalıştığım dönemde UYAP'ın teftiş ekranının hazırlanması için yaklaşık 8 yıl çalıştım. Proje ürettim. Bu çalışmalanm göz ardı edilip, teftişteki görevime son verilmesi beni üzmüştü, Bu nedenle 2014 HSYK seçimlerinde mevcut yapıyı desteklememiştim. ... Daha önce de belirttiğim gibi bu insanlarla 2015 yılı başından itibaren de ilgimi tamamen kestim.." Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 9/8/2016 tarihinde tutuklanması istemiyle başvurucuyu Ankara Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Başvurucu hakkındaki talep yazısında, başvurucunun "... üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmakla; şüphelinin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi dikkate alınarak CMK'nın vd. maddeleri uyarınca" tutuklanmasına karar verilmesi istenmiştir. Başvurucunun sorgusu Ankara Sulh Ceza Hâkimliğince 9/8/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu, sorgu sırasındaki ifadesinde de Cumhuriyet Savcılığında verdiği beyanı tekrar ederek tutuksuz yargılanmayı talep etmiştir. Sorgu sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"... üzerine atılı bulunan silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren dosya kapsamında somut delillerin bulunması, şüphelinin kaçma ve delilleri karartma ihtimali bulunduğu, bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı, şüpheliye isnat edilen suçun ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinden olması nedeniyle CMK'nın 2/1-j ve 2802 sayılı kanunun maddesi ve CMK'nın maddesiyle ilgili düzenlemeler ve AİHS'nin maddesindeki tutuklama şartları kapsamında, isnat olunan suç ile orantılı bir tedbir kapsamında şüphelinin CMK'nın 101 maddeleri uyarınca TUTUKLANMASINA ... [karar verildi.]" Başvurucu 14/8/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiş, Ankara Sulh Ceza Hâkimliğince 8/9/2016 tarihinde "... tutuklama kararı ve bu karara dayanak dosya kapsamının incelenmesinde, Ankara Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/104 Sorgu sayılı kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı ..." gerekçesiyle itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir. Başvurucu, anılan kararı 29/9/2016 tarihinde öğrendiğini beyan etmiş ve 17/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 27/12/2017 tarihli iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştır. FETÖ/PDY'ye ve ByLock programına ilişkin açıklamaların yer aldığı iddianamede başvurucu hakkında yapılan değerlendirme özetle şöyledir:"... Soruşturma aşamasında elde edilen ve yukarıda detaylı şekilde belirtilen delillerin değerlendirilmesi neticesinde ve özellikle şüphelinin müfettiş olmasına karşın diğer hakimler ile ev toplantılarına gelen kişinin de hakim olduğunu sandığı şeklindeki hayatın olağan akışı ile çelişen unsurlar da içeren ifadesindeki dolaylı ikrarları ile şüphelinin aleyhine isnatlar içeren beyanlar bulunduğu; şüphelinin bilgisayar ve bilgisayar özelliği bulunan cihazlarının program ve kütüklerinde arama ve kopyalama işlemlerinin devam ettiği, başka şüpheliler hakkındaki benzer isnatlı soruşturmlarda gerçekleştirilen dijital arama işlemleri neticesinde şüphelilerin cihazlarında bylock vb. program artıklarının tespit edilebildiği dolayısı ile şüpheli yönünde de bu ihtimalin bulunduğu ve şüphelinin tutukluluk hali de dikkate alındığında, şüphelinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi olduğuna dair hususunda yeterli şüphe oluştuğundan ..." İddianamede, başvurucu hakkındaki bu değerlendirmeye esas olmak üzere tanık beyanlarının bulunduğu ileri sürülmüştür. Bu kapsamda başvurucuyla ilgili olarak ifadeleri alınan tanık beyanları özetle şöyledir:- G., Ö. ve A.Ş. beyanlarında, başvurucunun örgüt mensubu olduğunu belirtmişlerdir. - F.S. beyanında, ...meslekten ihraç edildiğinde örgütün kendisine ekonomik destek sağladığını ve bu kapsamda şüpheli Burhan Yaz'ın kendisine para verdiğini ifade etmiştir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 8/1/2018 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2018/50 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamış, aynı gün yapılan tensip incelemesinde "atılı suçun vasıf ve mahiyeti, atılı suçun CMK 100/3-a maddelerinde sayılan katalog suçlardan olması, tanık ifadeleri teşhisler ve tüm dosya kapsamı birlikte gözetildiğinde, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin ve somut olguların bulunması, tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak bu aşamada adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı ancak tutuklama tedbirlerinin isnat edilen suçla orantılı olduğu" gerekçesiyle başvurucunun tutukluluğunun devamına karar verilmiştir. Mahkemece 13/3/2018 tarihinde ilk duruşma yapılmış ve "atılı suçun vasıf ve mahiyeti, tanık F.S.nin beyanları, atılı suçun vasıf ve mahiyeti ile sanığın örgütteki konumu ve eylemlerinin ağırlığı, tanık beyanlarında geçen hususların dosyadaki kayıtlar ve sanığın tevil yollu ikrarı ile de sabitolması karşısında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların soruşturma dosyasında var olması, yargılama sırasında henüz diğer tanıkların dinlenmemiş olması, tanık F.S.nin beyanlarında geçtiği üzere sanığın diğer tanıklar üzerine baskı kurma ihtimalinin olması, atılı suçun CMK 100/a maddesinde belirtilen katalog suçlardan olması, tutuklu kaldığı süre de nazara alındığında bu aşamada sanık hakkında adli kontrol tedbirlerinin uygulanması halinde yetersiz kalacağı" gerekçesiyle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Mahkemenin 27/11/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Kararın ilgi kısmı şöyledir:" ... Sanığın açıklanan örgütsel faaliyetlerinin ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı yapılanması kapsamındaki faaliyetlerinin 2016 yılı içerisinde devam ettiğine yönelik olarak Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Dairesinin 2017 tarih 2016/5561 Esas, 2017/956 Karar sayılı kurul müfettişi görevlendirilmesine yönelik kararının ve bu kararda yer verilen iddiaların da dikkat çekici olduğu, bu kapsamda Milliyetçi Hareket Partisinin Büyük Kurultayının tüzük değişikliği gündemi ile olağanüstü toplantıya davet edilmesine ilişkin Ankara Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/280 esas sayılı dosyasında 2016 tarihinde 4721 sayılı TMK'nun 75/2 maddesi gereğince üç kişilik çağrı heyeti görevlendirilmesi kararı verildiği, kararın Yargıtay Hukuk Dairesi nezdinde temyiz edildiği, henüz karar kesinleşmeden 6100 sayılı HMK'nun 367/2 maddesi uyarınca kişiler hukuku kapsamındaki hükümlerin kesinleşmeden uygulanması mümkün olmadığı, dolayısıyla çağrı heyeti yasal olarak yetkili hale gelmeden 15/5/2016 tarihi belirlenerek Milliyetçi Hareket Partisi Büyük Kurultayı tüzük değişikliği gündemiyle olağanüstü toplantıya çağrılan üst kurul delegelerinin bir kısmının 4721 sayılı TMK'nın 24 ve 25 inci maddeleri uyarınca kendi ikametgahları asliye hukuk mahkemelerine başvurarak hukuki koruma talep etmeleri üzerine Gemerek ve Tosya Asliye Hukuk Mahkemeleri tarafından Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi kararının kesinleşmeden uygulanması mümkün olmayan kararlardan olduğu gerekçesi ile Yargıtay denetimi sonuna kadar infazının ve çağrı heyeti tarafından 15/5/2016 tarihinde Milliyetçi Hareket Partisi Büyük Kurultayının toplanmasına ilişkin işlemlerin ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına karar verildiği, bu kararın 6/5/2016 tarihinde Ankara İcra Müdürlüğünde uygulamaya konulmasının hemen sonrasında sanık tarafından yapılan icra takibine yönelik olarak açılan bir dava ya da şikayet olmaksızın icra müdür yardımcısından dosyaların fotokopisinin istendiği, bu durumun yargısal faaliyetler ile teamüllere aykırı olduğu, zira yasal olarak görev yaptığı mahkemeye usulüne uygun olarak açılan bir dava bulunmaksızın bir hakimin resen harekete geçerek işlem yapma hazırlığı içerisine girmesinin sanığın örgütsel bağı dışında açıklanamayacağı, hakim olarak görev yapan sanığın mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması gerektiği, bunun yanında önündeki veya önüne gelme ihtimali olan bir dava hakkında, bilerek ve isteyerek, davanın sonucunu etkilemesi veya sürecin aşikâr adillik vasfını zayıflatması beklenebilecek hiçbir yorumda bulunmaması, kamuya açık olsun veya olmasın, herhangi bir şahıs ya da mesele konusunda adil yargılamayı etkileyebilecek herhangi bir yorum da yapmaması, bu yönde bir davranış da gerçekleştirmemesi gerekirken bu yönde hareket etmediği, sanığın bu husus kendisine sorulduğunda ise bir dava açılırsa hazırlıklı olmak için bu evrakları istediğini beyanda bulunduğu, sanığın meslek hayatı içerisinde az önce yer verilen ve örgütün amaçlarına hizmet eden hakim ve savcı denetimleri sırasında yaptığı işlemler nazara alındığında başka her hangi bir dava, dosya ya da teftiş incelemesi sırasında bu şekilde titiz hareket etmediği de gözetildiğinde değinilen türden faaliyetlerinin örgütsel olduğunda şüphe olmadığı, açıklanan tüm bu hususlara göre sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yargı yapılanması içerisinde yer aldığı, her ne kadar sanık hakkında ByLock tespiti bulunmamakta ise de sanıktan ele geçirilen ve incelenen dijital materyaller içeresinde yer alan Apple Iphone 4s marka cep telefonunda, açıklandığı üzere soruşturma aşamasından önce ByLock isimli programın indirildiğinin anlaşıldığı, bu programın teknik özellikleri, indirilme ve kullanma yöntemi, kullanıcıları ve muhtevası itibariyle bir kısım FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanması amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütü mensupları tarafından kullanılan program olduğu da gözetildiğinde; eğitim düzeyi, edindiği bilgi, tecrübe ve konumu itibariyle örgütün nihai amacını, Devlet kurumlarında, emniyet silahlı kuvvetleri ile yargı teşkilatı içerisindeki yapılanmasını ve burada devletin her türden silahını elinde bulunduran örgüt mensuplarının gerektiğinde bu gücü örgütün amacı doğrultusunda kullanacaklarını bilmesi beklenen sanığın gerçekleşen faaliyetlerin örgütsel nitelikte olduğundan, içerdikleri çeşitlilik, yoğunluluk ve süreklilik nedeniyle örgüt üyeliği suçu sübut bulmakla sanığın eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nın 314/2 maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir." Başvurucunun hükme karşı yaptığı istinaf talebi Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin 24/6/2019 tarihli kararıyla esastan reddedilmiş ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla Yargıtay'da temyiz aşamasındadır ve başvurucunun tutukluluk durumu devam etmektedir. Öte yandan başvurucu 27/12/2016 tarihinde yaptığı 2016/76312 numaralı bireysel başvuruda münhasıran hukuka aykırı bir şekilde mal varlığı hakkında tedbir kararı verildiği iddiasıyla ilgili olarak başvuru yapmıştır. Yine Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı suç duyurusunun sonuçlanması üzerine 3/1/2017 tarihinde 2017/13781 numaralı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı suç duyurusunun sonuçlanması üzerine de 30/1/2017 tarihinde 2017/17528 numaralı bireysel başvurularda gözaltındaki kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak başvuru yollarını tükettikten sonra bu iddialarını ileri sürdüğü bireysel başvurularda bulunmuş olup belirtilen başvuruların inceleme aşaması devam etmektedir. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Salih Sönmez (B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-56) başvurusu hakkında verilen karar.