T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/1334 KARAR NO : 2025/2970 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 12/02/2025 NUMARASI : 2022/65 E - 2025/121 K DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit KARAR TARİHİ: 20/11/2025 Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yap…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/1334 KARAR NO : 2025/2970 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 12/02/2025 NUMARASI : 2022/65 E - 2025/121 K DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit KARAR TARİHİ: 20/11/2025 Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının tehdit altında imzaladığı 15/05/2015 tarihli mukaveli başlıklı sözleşme ve sözleşme muhteviyatında zikredilen biri 400.000,00-TL ve diğeri 600.000,00-TL tutarlı senetler sebebiyle davalılara toplam 1.200.000,00-TL borcunun bulunmadığının tespitine, sözleşme ve senetlerin iptaline, sözleşme veya senetlerin icraya konulması halinde müvekkil açısından telafisi güç ve hatta imkansız zararlar doğacağı açık olduğundan İİK 72. Ve devamı maddeleri gereğince icra takibine konuşmalarının ihtiyati tedbir yoluyla dava sonuna kadar durdurulmasına, davalı tarafın senet veya sözleşmeyi haksız ve kötü niyetle icra takibine konu etmesi halinde % 40 tan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili cevaplarında özetle; davaya konu uyuşmazlığı çözmekle görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, huzurda açılan davanın aynı zamanda yetkisiz mahkemede açıldığını, davaya müvekkillerinin yerleşim yeri veya faaliyet merkezinin sınırlarında bulunan İstanbul Anadolu Adliyesi Mahkemelerinin bakması gerektiğini, açılmış olan davanın zaman aşımına uğradığını, bu nedenlerle; açılmış olan haksız ve mesnetsiz davanın usulden reddine, mahkeme aksi kanaate ise esastan reddine, karşı tarfın % 20 den aşağı olmamak koşuluyla tazminata mahkum edilmesin i talep etmiştir.Kuşadası 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/286 Esas - 2017/465 Karar sayılı dosyası ile 14/09/2017 tarihli yetkisizlik kararı sonrası bu kez İstanbul Anadolu 29. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/199 Esas, 2021/324 karar sayılı dosyası görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğundan bahisle verilen görevsizlik kararı üzerine yargılamaya devam edilmiştirMahkeme, takip konusu bononun tüm yasal unsurlara havi olduğu, davacının bono üzerinde borçlu imzasının bulunduğu, imzanın inkar edilmediği, bononun tehdit ve baskı ile imzalatıldığı ileri sürülmüş ise de, bu konuda iddianın ispatına yarar delil bulunmadığı, Kuşadası Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2015/5365 soruşturma sayılı dosyada davacının eldeki davaya konu edilen zorla senet imzalatılması olayının şikayeti üzerine takipsizlik kararı verildiği, kararın Söke Sulh Ceza Hakimliği'nin 09/07/2019 tarih, 2019/2392 Değ. İş. sayılı kararı ile itirazın reddi kararı ile kesinleştiği, gerek ceza soruşturmasında savcılık aşamasında gerekse mahkemede dinlenen tanıkların senedin zorla imzatıldığına dair görgüye dayalı bilgilerinin olmayışı nedeniyle davacının senedin, cebir tehdit baskı ile alındığı iddiasının ispatlanamadığı, mahkememizin 25/09/2024 tarihli duruşmasında davacı vekilinin sözleşme içeriğinde belirtilen 400.000 TL. ve 600.000 TL bedelli bonolardan dolayı borçlu olmadığının tespiti talep ettiğini beyan etmesi karşısında tarafların ticari defterlerinin incelenmesine dair ara karardan dönülerek ve ispat külfeti üzerinde olan davacının yemin deliline de dayanmadığı,davanın ispatlanamadığı gerekçesi ile;"-İspatlanamayan davanın REDDİNE,-Davalı tarafın tazminat talebinin koşulları oluşmadığından reddine" karar vermiştir.Kararı davacı vekili istinaf etmiştir.İstinaf dilekçesinde;, davacı talebinin 15.05.2015 tarihli 1.200.000.TL. Tutarlı "MUKAVELE" başlıklı belgede bahsi geçen borç ile işbu belgede zikredilen birisi 600.000.TL ve diğeri de 400.000.TL. Tutarı iki senet sebebiyle davacının borçlu olmadığının iptaline ilişkin olduğu, davacı ile davalı şirket arasında mandalina alım satımı işine ilişkin olarak kar-zarar sözleşmesi imzalandığı , bu hususun her iki tarafça kabul ve ikrar edildiği,bu anlaşmaya göre davacı taraf, davalı şirket adına Ege Bölgesinde bulunan üreticilerden yaş meyve, mandalina alımını yapacak,davalı şirket adına toptan alınan bu mandalina piyasaya satılacak ve elde edilen karın %30'u davacıya emeğine karşılık ödeneceği,davalı şirket yetkilileri 2013-2014-2015 döneminde, işbu alımlar nedeniyle şirketin zarar ettiğini, bu nedenle davacının zararın %30'una katlanmak zorunda olduğunu iddia ettiklerini ve bu amaçla davaya konu olan 15.05.2015 tarihli "MUKAVELE" başlıklı belgeyi imzalatmak istediklerini,davacının , şirketin zarar etmediğini, alımları kendisinin yaptığını, kar elde ettiğini, kendisine şirketin hesapları gösterilmeden zararı kabul etmeyeceğini söyleyerek davalı talebini red ettiğini,bunun üzerine, davalı şirketin yetkilileri ve ortakları Mustafa ... ile kardeşi Süleyman ... tarafından davacıya zorla dava konusu olan 15.05.2015 tarihli "MUKAVELE" başlıklı belgeyi imzalattıkları,davalı şirket yetkililerince davacıya zorla imzalatılan "mukavele" başlıklı belgede " ...2013-2014 mandalina sezonu ve 2014-2015 sezonundan olan mandalina zararından ... ...'ün kendi hesabına düşen zararın %30'u 1.200.000.TL.dir. Zararın tamamı ise 4.100.000.TL.dir. ... ...'ün ... şirketine 1.200.000.TL.borçludur. Bu borç karşılığında ... ticarete 600.000.TL. Ve 400.000.TL. Olarak ili senet vermiştir. Kalan 200.000.TL.evraksız açıkta olan borcudur. Köylüye olan borçlardan sorumluluğu vardır. BU sözleşme 15.05.2015 tarihinde ortaklar tarafından yapılıp şahitler ve ortaklar tarafından imzalanmıştır" şeklinde açıklamalara yer verildiğini, sözleşme muhteviyatına göre, davalı şirket, 2013-2014 ve 2015 yıllarında 4.100.000,00.TL.zarar ettiğinden, davacıdan işbu zararın %30'una denk gelen tutarı talep ettiği,yani iptal istenen 15.05.2015 tarihli mukavelede bahsi geçen 1.200.000.TL. tutarlı borç ile işbu borca karşılık düzenlendiği söylenen birisi 600.000.TL. ve diğeri de 400.000.TL. olan iki senettek borcun sebebi, şirketin 2013-2014 ve 2015 yıllarında zarar etmesinden kaynaklı olduğu, dosyaya celp edilen davalı şirkete ait vergi dairesi kaydına göre, davalı şirket bahsi geçen 2013-2014 ve 2015 yıllarında zarar etmeyip kar elde ettiği,sözleşmenin tanzim sebebinin doğru olmadığı, gerçekten davacıdan zarar adı altında bir talepte bulunulamayacağının ispat edildiğini,davalı ... Ltd. Şti'nin 2013-2015 yıllarına ait Ba-Bs formları mahkemece kayıtlı olduğu Kartal Vergi Dairesinden celp edilmiş,gelen kayıtlara göre; 2013 yılında davalının 4.148.764,00 TL alış 4.327.779,00 TL satış 2014 yılında davalının 4.770.117,00 TL alış 6.962.115,00 TL satış2015 yılında davalının 4.316.892,00 TL alış 6.217.265,00 TL satış yaptığı,Buna göre davalık şirketin; 2013 yılında 179.900,00 TL Kar,2014 yılında 2.191.998,00 TL Kar2015 yılında 1.900.373,00 TL olmak üzere toplam 4.272.271,00 TL kar elde ettiğinin vergi dairesi kayıtlarıyla saptandığını,felen vergi dairesi kayıtlarına göre davalıların zarar değil yüksek karla yılları kapatmış olduğunun saptandığı, davalılarca iddia edildiği gibi, ortaklığın zarar değil kar elde ettiğinin resmi vergi dairesi kaydıyla sabit olduğunu,sunulan sevk ürün alım-satım sözleşmeleri, satın alınan yaş meyveye ilişkin üreticilere yapılan ödemeler listesi, çek listesi, satın alınan mallara ilişkin sevk irsaliyeleri ve faturalar incelendiğinde taraflar arasında yapılan yaş meyve alım satımının, davacı müvekkilinin aracılığıyla davalı şirket ... Tarım Ürünleri San. Tic. Ltd. Şti.'nin üzerinden gerçekleştirildiğinin anlaşıldığı, dinlenen davacı ve davalı tanıklarının tamamı, davacı müvekkili ile davalılar arasında yaş meyve satın alımı konusunda kar sözleşmesinin bulunduğunu, müvekkilinin Ege Bölgesi ve Antalya'da şirket adına meyve satın aldığını, bu işten elde edilen karın da paylaşılacağını bildiklerini beyan ettiklerini,yerel mahkeme delillerin takdirinde hataya düşerek davalıların zararı ve dolayısıyla sözleşmede belirtilen 1.200.000.TL.lik alacaklarını ispat etmiş yorumuyla davanın reddine karar vermesinin dosya kapsamına aykır olduğunu, resmi kayıtlarla, davalı şirket 2013-2015 döneminde zarar etmediği kâr elde ettiğinin sabit olduğunu, menfi tespit davasında, borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, kural olarak hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklılarda olup, davacı ve davalılar arasında 2013-2015 döneminde yapılan ortaklık sebebiyle zarar edildiğinin ispat yükünün davalılara ait olduğunu, davalılar tarafından söz konusu ortaklık sebebiyle zarar edildiğine dair soyut beyanlar haricinde gerçekçi ve somut bir delilin dosyada olmadığını, yerel mahkemenin davaya konu olan 15.05.2015 tarihli mukavele ile mukavelede bahsi geçen iki adet senedin zorla imzalatıldığına dair iddianın ispatlanamadığına dair iddianın da yerinde olmadığını,dosya kapsamına göre mukavelenin zorla imzalatıldığının sabit olduğunu,davacının Kuşadası Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/5365 Soruşturma sayılı dosyasında müteveffa davalı ve diğer davalı şirket ortakları Mustafa ... ve kardeşi Süleyman ... hakkında zorla belge imzalatmak suçunun işlediklerinden bahisle, belgenin tanziminden birkaç gün sonra şikayetçi olduğunu, bahsi geçen soruşturma dosyasında tanık olarak dinlenen ve mahkemeye tanık olarak isimleri bildirilen ... ... ve ... ...'ın Kuşadası Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/5365 Soruşturma sayılı dosyasında yapılan kovuşturmada dinlendiklerini, davacı tanıklarından Orhan ... ..., Torbalı Polis Merkez Amirliğinde 10.08.2015 tarihinde verdiği ifadesinde, ''olay günü fabrikada çalıştığını, davacı, davalı Mustafa ... ve kardeşi Süleyman ...'ın fabrikanın ofis kısmında bulunan yerde toplandıklarını, aralarında şiddetli tartışma ve bağırışma seslerinin fabrikada yankılandığın, bir süre sonra Süleyman ...'ın kendisin ofise çağırmak suretiyle belgeyi okuyarak şahit sıfatıyla imzalatmasını istediğini, kendisinin muhasebeci olmayıp kar-zarar edip etmediklerini bilmediği, davacı ... ...'ÜN ofiste olmadığı için imzalamaktan imtina ettiğini ancak Süleyman'ın zorlamasıyla belgeyi imzaladığını, MUKAVELEDEKİ İMZALARIN HUZURUNDA ATILMADIĞINI, MUKAVELEDEKİ TÜM İMZALARIN KENDİSİNDEN ÖNCE ATILMIŞ OLDUĞUNU'' açıkça beyan ettiklerini,yine davacı tanıklarından aynı olayla ilgili olarak ifade veren ve ''mukavele'' başlıklı belgede imzası bulunan ... ... 06.01.2016 tarihinde verdiği ifadede, ''olay günü diğer şahit Orhan ... ile birlikte fabrikada çalıştıkları sırada şikayetçi ... ... ile şüpheliler Mustafa ... ile Süleyman ...'ın yönetim odasına birlikte girdiklerini, bir ara yüksek sesle bağırma çağırma seslerinin geldiğini, şikayetçinin ''hayır, hayır'' diye bağırdığını, Süleyman ve Mustafa'nın da bağırışlarını duyduğunu, bu durumun 10-15 dakika kadar sürdüğünü, bir süre sonra Süleyman ...'ın kendisini odaya çağırdığını, kendisine bir kağıt verip okumasını istediğini, kağıtta zarar edildiği gibi yazıların yazılı olduğunu, kağıdı okuduğu sırada şikayetçinin odada olduğunu, başını öne eğmiş vaziyette oturduğunu, kağıdı okurken ''BEN BUNU İMZALAMAYACAĞIM'' şeklinde itiraz ettiğini, daha sonra kendisini dışarı çıkardıklarını, içeriden yüksek sesle tartışma seslerinin geldiğini, bir süre sonra şikayetçinin odadan dışarı çıktığını, sinirli olup eli ayağının titrediğini, yanına gelince ''BANA ZORLA KAĞIT İMZALATIYORLAR, SENET İMZALATIYORLAR, ŞİKAYETÇİ OLACAĞIM'' diyerek bahçeye çıktığını, 10-15 dakika sonra içeri girdiğini, yine bağırma seslerinin geldiğini, tekrar bahçeye çıktığını, bu sırada Orhan isimli arkadaşını içeriye çağırarak belgeyi şahit sıfatıyla imzalattıklarını, akabinde ... ve daha sonra kendisini içeri çağırarak belgeyi şahit sıfatıyla imzalattıklarını, imza anında tarafların yanlarında olmadığını, belgenin kendisine gösterildiğini, imzaladığı belgenin 15.05.2015 tarihli belge olduğunu'' teyit eder şekilde ifade verdiğini,olayın görgü tanığı olan ve iptali istenen 15.05.2015 tarihli belgede "ŞAHİT" sıfatıyla imzası bulunan davacı tanıklarının her ikisi de yeminli beyanlarında "....Süleyman ...'ın kendisini odaya çağırdığını, kendisine bir kağıt verip okumasını istediğini, kağıtta zarar edildiği gibi yazıların yazılı olduğunu, kağıdı okuduğu sırada şikayetçinin odada olduğunu, başını öne eğmiş vaziyette oturduğunu, kağıdı okurken ''BEN BUNU İMZALAMAYACAĞIM'' şeklinde itiraz ettiğini, daha sonra kendisini dışarı çıkardıklarını, içeriden yüksek sesle tartışma seslerinin geldiğini, bir süre sonra şikayetçinin odadan dışarı çıktığını, sinirli olup eli ayağının titrediğini, yanına gelince ''BANA ZORLA KAĞIT İMZALATIYORLAR, SENET İMZALATIYORLAR, ŞİKAYETÇİ OLACAĞIM'' diyerek bahçeye çıktığını.." beyan ettiklerini,dava konusu belgenin tanzimi anında olay mahallinde bulunan ve belgede imzaları olan tanıkların açık ve kesin anlatımlarını görmezden gelerek, belgeyi zorla imzalatan Mustafa ... ile Süleyman ... hakkında sırf takipsizlik kararı verilmiş olması nedeniyle görgü tanıklarının anlatımlarını yok sayarak karar verilmesinin yerinde olmadığını, ceza hakiminin kararının hukuk hakimini bağlamadığından şikayet konusunda takipsizlik kararı verilmesinin de hukuk hakimini bağlamayacağını, iptali istenen 15.05.015 tarihli belgenin tanzim nedeni sözde davalı şirketin 4.100.000.TL.zarar etmesinden kaynaklı olduğu,şirketin zarar etmediği, akdine 4.272.271,00.TL.kar ettiğinin dosyaya gelen resmi belgeyle sabit olduğunu, mahkemenin dürüst olmayan ve davacının yaşlılığından, hastalığından ve yalnızlığından istifade ederek kendisinden tehditle ve şantajla dava konusu mukaveleyi imzalattıklarını ısrarla görmezden geldiğini, bir kişinin korkutulması sonucunda yapılan sözleşmenin korkutulan tarafı bağlamadığı,iradeyi sakatlayan hallerden biri olarak kabul edilen ikrahın etkisi altında sözleşme düzenleyen taraf bu sözleşmeyle bağlı olmayıp sözleşmeyi feshetme hakkına sahip olduğunu, TBK'nun 37. Maddesinde ''Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir. Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür.'' demek suretiyle korkutmak suretiyle taraflar arasında akdedilen sözleşmenin geçersiz olduğuna dikkat çekildiğini, aynı yasanın 38. Maddesinde ikrahın koşullarının hüküm altına alındığı, TBK'nın 38. Maddesinde ''Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da mal varlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır. Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması halinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.'' denildiğini,buna göre ikrahın varlığının kabulü için bir korkutma eyleminin sözün veya davranışın bulunmasının yanı sıra ağır veya yakın bir tehlikenin varlığı bulunması, korkutmanın sözleşmenin karşı tarafına ya da yakınlarına yönelik bulunması ve hukuka aykırı olması gerektiği,davacı müvekkilinin davalı şirkete ait işyerinin yazıhanesine kapatılarak ölüm tehdidinin yanı sıra bedensel zarara uğratılacağı, uzun yıllardır mallarını aldığı üretici köylüye olan borçlarını ödemeyerek köylüyle baş başa bırakılacağı, senedi imzalamadan odadan çıkmasına da müsaade edilmeyeceği tehdidi altında gerçekte borçlu olmamasına rağmen davalılara 1.200.000 TL borçlu olduğunu gösteren ''Mukavele'' başlıklı belge ile biri 600.000,00 TL diğeri 400.000,00 TL olmak üzere toplam 1.000.000,00 TL tutarlı 2 adet senet imzalamak zorunda kaldığının açık olduğunu belirterek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin usul ve hukuka aykırı olduğunu beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir.6100 sayılı HMK'nun 355 md gereğince, istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre;Dava, 400.000,00-TL ve diğeri 600.000,00-TLlık senetler nedeniyle menfi tespit talebine ilişkindir.Olayla ilgili davacının şikayeti üzerine Kuşadası Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 07/12/2017 tarih, 2015/5365 Sor. 2017/6243 K. sayılı kararı ile ''Söz konusu olaya ilişkin yapılan değerlendirmede; her ne kadar müşteki, şüphelilerin kendisine zorla senet imzalattıklarını beyanla şikayetçi olmuş ise de; müştekinin olay tarihinde meydana gelen tartışma anında şüphelilerin kendisini tartakladıklarını beyan ettiği ancak olaya ilişkin müştekinin herhangi bir doktor raporunun bulunmadığı, bilgi sahibi Orhan'ın ifadesinde olay günü müştekinin eşi ile fabrikaya geldiğini beyan ettiği, ancak diğer tanık ... ...'in beyanında olay günü müştekinin eşinin fabrikada olmadığını, bir sonraki gün fabrikaya geldiğini ifade ettiği, diğer tanıklar ...nın ifadelerinde, taraflar arasında tehdit ve zorlama olmadığını beyan ettikleri, tanıklar ... ile Orhan'ın beyanlarının çelişkili olduğu, ayrıca müştekinin tanık ...'un annesinin eşi olması sebebi ile beyanlarına itibar edilemeyeceği, açıklanan nedenler ile şüphelilerin üzerine artılı suçları işlediklerine dair müştekinin soyut iddiaları haricinde kamu davası açmaya yeterli her türlü şüpheden uzak kesin delil elde edilemediği.. '' gerekçesi ile kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verldiği,bu karara karşı müştekinin itiraz etmesi sonrası Söke Sulh Ceza Hakimliği'nin 09/07/2019 tarih, 2019/2392 Değ. İş. sayılı kararı ile; "Kuşadası Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma neticesinde toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; müştekinin soyut beyanı dışında şüphelilerin üzerine atılı suçları işlediğine ilişkin kamu davası açmaya yeterli somut delil elde edilemediği, itiraza konu kararın usul ve yasaya uygun olduğu, Kuşadası Cumhuriyet Başsavcılığının bahsi geçen kararında ve gerekçesinde herhangi bir isabetsizlik görülmediği" gerekçesi ile; "İtirazın CMK'nın 173/3 maddesi gereğince REDDİNE" karar verilmiştir. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer, fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer. (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372)Somut olayda söz konusu 2 adet senet sebebiyle bu senetlerin karşılıksız olduğu yolundaki iddiaya yönelik davacının davalılara borçlu olmadığının ispat yükü davacı taraftadır.Davacı tarafça belirtilen 2 senedin davacı iradesi sakatlanarak korkuyla alındığı iddiası dosya kapsamı itibarıyla ispatlanamamıştır.Dinlenen davacı tanıklarından birinin davacının akrabası olduğu ve beyanına mahkemece itibar edilmediği,diğer tanıkların beyanlarının çelişkili olduğunun tespitinde de aykırılık bulunmamaktadır.Mahkemenin kararı usul ve hukuka uygun bulunmuştur.Bu itibarla, ilk derece mahkemesince verilen kararda mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir. K A R A R : Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine,Alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına,İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesinleştiğinde istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 20/11/2025