Başvuru, özel bir şirkette çalışan başvurucunun işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, özel bir şirkette çalışan başvurucunun işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 25/9/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: G. Bilgi Paz. Dan. ve Çağ. Srv. Hiz. A.Ş.de (İşveren/Şirket) takım üyesi olarak görev yapan başvurucu, Şirket tarafından en çok satış yapan çalışanlar için 11/11/2016 ila 14/11/2016 tarihleri arasında düzenlenmiş olan Fenomen İtalya gezisine katılmıştır. Gezinin son günü Roma Adalet Sarayı önünde gerçekleşen hukuka aykırı bir gösteriye katılmak suretiyle doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışta bulunduğu gerekçesiyle başvurucunun iş sözleşmesi 10/6/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinde yer alan hüküm uyarınca İşveren tarafından 9/12/2016 tarihinde feshedilmiştir. Şirketin iç denetim birimi tarafından konuyla ilgili olarak hazırlanan inceleme raporunda, Roma Adalet Sarayının önünde gerçekleşen PKK terör örgütünün düzenlediği gösteriye başvurucunun da içinde bulunduğu Şirket çalışanı yedi kişinin katıldığı, olay esnasında Biji Serok Apo şeklinde slogan attıklarının geziye katılan diğer altı çalışan tarafından beyan edildiği ve olaya ilişkin fotoğrafların bulunduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte olay hakkında bilgisine başvurulan personelin, bir önceki akşam yemeğinde Onuncu Yıl Marşı ve Memleketim isimli şarkıların söylendiği sırada bahse konu kişilerin şarkılara katılmadığı ve tepki gösterdiği, fotoğraf çekileceği sırada zafer işareti yaparak fotoğrafa dâhil olmak istedikleri hususunda beyanda bulundukları ifade edilmiştir. İnceleme kapsamında savunması alınan başvurucu; olay günü Roma Adalet Sarayı önünde fotoğraf çektirdiğini, o esnada aynı yerde pankartların bulunduğunu ve sloganlar atıldığını, fotoğraf çektirdikten sonra olay yerinden uzaklaştığını beyan etmiştir. Başvurucu 27/12/2016 tarihinde işe iade istemiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; duyuma dayalı olarak soyut gerekçelerle sözleşmesinin feshedildiğini, feshin geçerli bir sebebe dayanmadığını ileri sürmüştür. Diyarbakır İş Mahkemesi (Mahkeme) 21/11/2017 tarihinde davanın kabulüne, feshin geçersizliğine ve başvurucunun işe iadesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; Şirketin beyanlarına başvurduğu görgü tanıklarını Mahkemede dinletmek suretiyle fesih ihbarnamesinde ileri sürdüğü nedenleri ispat edemediği vurgulanmıştır. Şirket tarafından anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinin (Bölge Adliye Mahkemesi) 29/6/2018 tarihli kararıyla kabul edilmiş, mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir. Kararda, davalı İşverenin başvurucunun terör örgütü propagandası yapan bir grubun eylemine katıldığı yönünde tespitlerde bulunduğu, bu durumun diğer çalışanlar tarafından görülmüş olduğu ve söz konusu çalışanların yürütülen incelemede de aynı yönde beyanda bulunduğu vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde; terör örgütü propagandasının yapıldığı yerde başvurucunun fotoğrafının çekildiği, fotoğrafların dosyaya sunulduğu, fotoğraflarda örgüte ait flamaların açıkça görüldüğü, başvurucunun da fotoğraf çektirmek için olay yerinde bulunduğunu kabul ettiği belirtilmiştir. Nihai karar 27/8/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Öte yandan başvurucunun da aralarında bulunduğu söz konusu personel hakkında İşverenin şikâyeti üzerine terör örgütü propagandası yapmak suçundan soruşturmaya başlanmıştır. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 16/3/2017 tarihli kararıyla, şikâyet olunanlar hakkında yapılan açık kaynak ve arşiv araştırmasında terör örgütünü öven şiddet yöntemlerini meşru gösterecek şekilde terör örgütü propagandasını içerir bir paylaşımın bulunamadığı, şikâyet olunanların açık kimliklerinin ve hangisinin ne şekilde örgüt propagandası yaptığının tespit edilemediği belirtilerek kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Bu karara yönelik itiraz Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/10/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Ayrıca aynı olay kapsamında iş sözleşmesi feshedilen N.K.nın açtığı işe iade davası Diyarbakır İş Mahkemesince, davalı şirket tarafından dosyada tanık dinletilmediği, iddianın ispatlanamadığı ve konuyla ilgili takipsizlik kararı verildiği belirtilerek kabul edilmiş, bu karara yönelik istinaf başvurusu Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinin 6/6/2018 tarihli kararıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir. A. Ulusal Hukuk 4857 sayılı Kanun'un "İşverenin haklı nedenlerle derhal fesih hakkı" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir:...II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri:...e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması...." 4857 sayılı Kanun'un "Feshin geçerli sebeplere dayandırılması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/2 md.) Yer altı işlerinde çalışan işçilerde kıdem şartı aranmaz..." 4857 sayılı Kanun'un "Sözleşmenin feshinde usul" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır.Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, işverenin 25 inci maddenin (II) numaralı bendi şartlarına uygun fesih hakkı saklıdır."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında özel hayatın eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavram olduğu belirtilmektedir. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen özel hayat kavramı AİHM tarafından oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapılmaktan özellikle kaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51). Bununla birlikte Sözleşme'nin denetim organlarının içtihatlarında bireyin kişiliğini serbestçe geliştirmesi ve gerçekleştirmesi ve kişisel bağımsızlık kavramlarının özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00, 59330/00, 27/7/2004, § 43; K.A. ve A./Belçika, B. No: 42758/98, 45558/99, 17/2/2005, § 83; Pretty/Birleşik Krallık, B. No: 2346/02, 29/4/2002 § 61; Christine Goodwin/Birleşik Krallık [BD], B. No: 28957/95, 11/7/2002, § 90). AİHM'e göre mesleki hayat özel hayat kavramı dışında tutulamaz. Özel hayat unsurları gerekçe gösterilerek mesleki hayata getirilen sınırlamalar, bireyin sosyal kimliğini etkilediği ölçüde Sözleşme’nin maddesi kapsamına girebilmektedir. Bu noktada belirtmek gerekir ki insanların büyük çoğunluğu, dış dünya ile olan ilişkilerini geliştirme olanaklarını en çok mesleki hayatları çerçevesinde yürüttükleri faaliyet kapsamında elde etmektedir (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 45; Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM mesleki hayatla ilgili başvuru türlerinde özel hayat kavramını iki farklı yaklaşıma göre uygulamaktadır: a) özel hayata ilişkin bir unsurun anlaşmazlık nedeni olup olmadığı (sebebe dayalı yaklaşım) ve b) itiraz edilen tedbirin sonuçları bakımından özel hayata dokunan bir meselenin olup olmadığı (sonuca dayalı yaklaşım). AİHM'e göre özel hayata ilişkin unsurların mesleğin icrası bakımından aranılan nitelik ve yeterlilik koşulları bakımından gözetilmiş veya kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alınmış olduğu durumlardan kaynaklanan başvurular sebebe dayalı yaklaşım çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamı içinde değerlendirilir (Denisov/Ukrayna [BD], B. No: 2011/76639, 25/9/2018, §§ 100-103). AİHM kişinin meslek hayatını etkileyen bir tedbir için öne sürülen gerekçelerin kişilerin özel hayatına ilişkin olmadığı ancak söz konusu tedbirin kişinin özel hayatına yönelik ciddi olumsuz etkilerinin bulunduğu veya bulunma ihtimalinin olduğu durumların konu edildiği başvuruların sonuca dayalı yaklaşım kapsamında Sözleşme'nin maddesinin kapsamı içine girebileceğini ifade etmiştir. Bu bağlamda söz konusu olumsuz etkilere ilişkin değerlendirmede AİHM; kişinin yakın çevresi üzerindeki, özellikle de maddi bakımdan ortaya çıkan sonuçları, diğerleri ile ilişki kurma ve geliştirme olanakları ile itibarı üzerindeki olumsuzlukları dikkate almaktadır (Denisov/Ukrayna, § 107). AİHM sebebe dayalı yaklaşımın Sözleşme'nin maddesinin uygulanmasını gerekli kılmadığı durumlarda, söz konusu tedbirin sonuçlarının özel hayatın üzerindeki etkilerine ilişkin bir inceleme yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Bununla beraber söz konusu bu ayrımın ilgili tedbirin altında yatan sebepleri ve tedbirin sonuçlarını incelerken her iki yaklaşımı birlikte uygulamasına engel teşkil etmediğini de belirtmektedir (Denisov/Ukrayna, § 109). AİHM sonuca dayalı yaklaşım uyarınca inceleme yapılabilmesi için söz konusu meslekle ilgili tasarrufun özel hayat üzerinde doğurduğu etkilerin belirli önem ve ciddiyette olması şartını aramakta, asgari ağırlık seviyesine ulaşmış olması gerektiğini vurgulamaktadır. AİHM, sadece bu sonuçların çok ağır olduğu ve kişinin özel hayatını önemli derecede etkilediği durumlarda Sözleşme'nin maddesinin uygulanabilir olduğunu kabul etmektedir (Denisov/Ukrayna, §§ 113, 116). AİHM, sonuca dayalı yaklaşımı uyguladığı başvurularda iddia edilen ihlallerin ağırlık ve ciddiyet derecesini değerlendirmeye yönelik kıstaslar oluşturmuştur. Bu kapsamda başvurucunun söz konusu tedbir öncesi ve sonrasındaki yaşamı kıyaslanarak maruz kaldığı olumsuz etki değerlendirilmektedir. Ayrıca sonuçların ciddiyetinin belirlenmesinde başvurucunun iddia ettiği öznel algıların somut başvuruda mevcut nesnel koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra yapılacak incelemenin iddia edilen tedbirin hem maddi hem de manevi etkilerini kapsaması gerekmektedir. AİHM, başvurucuların şikâyet ettikleri tasarrufun özel hayatları üzerindeki olumsuz sonuçlarını somut verilere dayalı olarak uygun şekilde ispatlamakla yükümlü olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca başvurucular söz konusu şikâyetlerini ulusal merciler önünde de uygun şekilde dile getirmiş olmalıdır (Denisov/Ukrayna, §§ 113-117).