4. Hukuk Dairesi 2011/6651 E. , 2012/8276 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı .... ve diğeri aleyhine 19/07/2010 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 24/03/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan …
**4. Hukuk Dairesi 2011/6651 E. , 2012/8276 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı .... ve diğeri aleyhine 19/07/2010 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 24/03/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 10/05/2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Davacı vekili, davacının Türk Silahlı Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Güney Deniz Saha Komutanlığı görevini yürütmekte olduğunu, zaman gazetesinin birçok nüshasında "kafes operasyonu eylem planı" adı verilen ve esasen "ceza soruşturmasının gizliliği" nedeniyle gizli kalması gereken sözde bir belgeye dayanarak müvekkilinin onur ve saygınlığını ihlal eden gerçeğe aykırı yayınlar yapıldığını, kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu bildirerek eldeki davayı açmıştır. Yerel mahkemece; yayınlardan sonra düzenlenen iddianamede getirtilmek suretiyle yazılarda haber niteliği bulunması, iddianamede yazılanların haberlerde aynen yer alması ve gizlilik kararına rağmen bu bilgilere ulaşılmasının savcılığın sorunu olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Olayların gelişimi dosyaya sunulan 21/11/2009, 22/11/2009, 23/11/2009, 27/11/2009, 30/11/2009, 11/12/2009, 2/1/2010, 17/01/2010, 20/01/2010 tarihli gazete örnekleriyle ve yine dosyaya getirtilen 15/03/2010 tarihli iddianame örneğiyle anlaşılmaktadır. Henüz soruşturma başlamışken ve soruşturma konusunda gizlilik kararı varken Güney Deniz Saha Komutanlığı yapan davacı hakkında halen iddia niteliğinde olan suçlamalarla ilgili olarak "silahların bir kısmı yakalansada gerisi bize yeter", "müzedeki bombayı çok öğrenci gelince patlatalım" gibi davacının ispat edilemeyen söylemlerinin yayınlandığı, "kafesten bir şehri havaya uçuracak amonyum" başlıkları kullanılarak davacının da içinde bulunduğu bir yapılanmanın bombalı eylemler, adam kaçırma, kundaklama gibi hukuka aykırı eylemlere hazırlık içerisinde bulundukları izlenimi verildiği anlaşılmaktadır. Öncelikle, yazılar yayımlandığında henüz iddianame yazılmış değildir. Soruşturma gizlidir ve davacı henüz "şüpheli" durumundadır. İddiaların adeta gerçekmişçesine yazılması dahi davacının kişilik haklarına saldırıdır. Davacı Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde Güney Deniz Saha Komutanlığı rütbesine gelinceye kadar devlet tarafından denetlenen, test edilen, bu göreve layık görülen, hizmet veren resmi bir kişiliktir. Basın özgürlüğü Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1 ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerle basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı, toplumun sağlıklı, mutlu güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Ne var ki, basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasa'nın temel hak ve özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddelerinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki sorumluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerleri karşı karşıya kaldığında; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı anda koruma altına alması düşünülemez. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Özellikle yayının gerçek olması, haberi verirken öz ve biçim arasındaki dengenin korunması gerekir. Yayınlardaki "müzedeki bombayı çok öğrenci gelince patlatalım" "kafesten bir şehri havaya uçuracak amonyum" gibi başlıklarda öz ve biçim arasındaki denge aşılmış toplum için dahi güvenlik zaafiyeti oluşturacak ifadeler kullanılmıştır. Ve tüm bunlar henüz iddianame açıklanmadan yazılmıştır. Davacı henüz şüpheli ve "masumiyet" karinesinden yararlanan kişidir. Yayınların yapılış tarihi itibariyle de resmi bir kişiliği mevcuttur. Yayınlar açıkça kişilik haklarına ağır saldırı niteliğindedir. Tüm bu nedenlerle davacı için uygun bir manevi tazminatın takdiri gerekir düşüncesiyle çoğunluğun düşüncesine karşıyım. 10/05/2012