8. Hukuk Dairesi 2015/21058 E. , 2018/9881 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Terkin, Tazminat Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, asıl davanın kabulüne birleşen davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davalı-birleşen davacılar vekili ile davacı-birleşen dava davalısı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A …
**8. Hukuk Dairesi 2015/21058 E. , 2018/9881 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Terkin, Tazminat Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, asıl davanın kabulüne birleşen davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davalı-birleşen davacılar vekili ile davacı-birleşen dava davalısı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Asıl davada davacı Hazine vekili, davalılar adına kayıtlı bulunan dava konusu 548 parsel sayılı taşınmazın 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 5. maddesi, Kıyı Kanunu'nun Uygulanmasına Yönelik Yönetmeliğin 10. maddesi ve Anayasa’nın 43. maddesine aykırı olarak davalılar adına tescil edildiğini açıklayarak dava konusu taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptaline karar verilmesini istemiş, birleşen davada davalılar vekili, Hazine tarafından açılan tapu iptali ve terkin davası neticesinde kamu yararı gereğince mülkiyet hakkının kısıtlanması söz konusu olacak ise. bunun taşınmazın rayiç değeri üzerinden tazmin edilmesi gerektiğini ileri sürerek 703.500.00 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar-birleşen dava davacıları asıl davanın ve davacı-birleşen dava davalısı Hazine vekili de birleşen davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. Mahkemece; bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde; asıl davanın kabulü ile dava konusu 548 parsel sayılı taşınmazın tamamının kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığından davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile kıyı olarak terkinine, birleşen davanın kısmen kabulü ile 90.000 TL tazminatın birleşen dava tarihi olan 03.03.2014 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara tapudaki hisseleri oranında ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir. Davanın hak düşürücü süreden reddine dair önceki hüküm, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2011/14615-2012/2144 sayılı kararı ile "Anayasa Mahkemesi'nin anılan iptal kararından sonra verilen kararın doğru olduğu söylenemez. Hal böyle olunca; işin esasının 28.11.1997 tarih ve 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre değerlendirilmesi, davanın kısmen veya tamamen kabulü halinde de, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa hükümleri de gözetilerek taraf iddiaları doğrultusunda gerekli araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması" gereğine işaret edilerek bozulmuş, Mahkememece, bozma ilamına uyma kararı verilerek, bozma ilamı sonrasında açılan birleşen dava ile birlikte asıl dava hakkında yukarıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Davalılar-birleşen dava davacıları vekilinin tapu iptali ve terkin hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1- Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilamında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine, davacı Hazine'nin, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile tapu kütüğünden terkinine ilişkin olarak açtığı asıl dava yönünden davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığına göre, usul, kanun ve bozma gereklerine uygun bulunan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir. 2- Davalılar-birleşen dava davacılar vekili ile davacı-birleşen dava davalısı Hazine vekilinin tazminat talebine ilişkin kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Asıl dava, kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan dava konusu 548 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali, birleştirilmesine karar verilen dava ise tapu kaydının iptaline karar verilen taşınmaz yönünden TMK'nın 1007. maddesi gereğince açılan tazminat istemine ilişkindir. Hemen belirtmek gerekir ki; mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ek 1 nolu protokol 1.madde ile kabul edilmiş temel haklardandır. (Anayasa Md. 35/1. AİHS Ek Prot. 1-1). Türk Medeni Yasasının 683. maddesinde de bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi belirtilmiş, malikin malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava konusu edebileceği hüküm altına alınmıştır. Bilindiği gibi ve yukarıda sözü edilen yasa ve sözleşmelerin hakkı tanımlayan maddelerini takip eden fıkralarda ifade edildiği üzere; mülkiyet hakkı da, kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir. Ne varki, bu sınırlandırma veya kaldırma gerçekleştirilirken; T.C. Anayasası'nın 90/5.maddesi ile iç hukuk normu sayılan AİHS. Hükümlerince AİHM tarafından oluşturulan 30.5.2006 tarih 1262/02 sayılı kararda ifade edildiği üzere; "... bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin...”, “kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği...", bu önlem alınırke "... başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir oransallık ilişkisi olması gerektiği...”, kişinin "... kişisel ve haddinden fazla yük taşıma zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı...” açıktır. Diğer bir anlatımla, kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır. Öte yandan, Anayasa'nın 40 ncı maddesinin 3.fıkrasında “ kişinin resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da kanuna göre Devletçe tazmin edilir." Hükmü öngörülmüş, keza Anayasanın 129 ncu maddenin 5 nci fıkrasında " memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının ancak idare aleyhine açılabileceği" açıklanmıştır. ...nın 1007 nci maddesi bu bağlamda yorumlandığında, tapu sicillerinin tutulmasından ve bundan doğan zararlardan devletin sorumlu olacağı ilkesinin benimsendiği anlaşılmaktadır.Yasanın bu açık hükmünün kaynak olduğu devletin sorumluluğu tapu sicilinin tutulması sırasında, sicil memurunun hukuka aykırı işlemi ile sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekli ise de eylem yada işlemin kusura dayanması gerekmez. Zira devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Anılan ilke 27.03.1957 tarih ve 1/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı ile benimsenmiş, ...nın 55'nci maddesindeki sorumluluğun kusura dayanmadığı 22.6.1966 tarih 7/7 sayılı İnançları Birleştirme kararı ile de tekrarlanmıştır. Adam çalıştıran (somut olayda devlet) objektif özen eksikliğinin doğurduğu zarardan sorumludur. Çalışanın seçiminde, talimat vermede ve denetlenmesindeki eksiklik yada bozukluk nedeniyle çalışan çevre ve ilgililer için hakların kazanılması ve kullanılması açısından özel bir tehlike oluşturur. Kusursuz sorumluluk, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi yada yitirilmesi bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden devlet, aykırı kayıtlardan doğan zararları da ödemeyi taahhüt etmektedir. Dayanaksız ya da hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemek taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamda düşünülmelidir. Diğer taraftan Tapu Sicil memurlarının sicilin hatalı tutulmasından sorumlu bulunacakları ilkesi yanında, sicilde yapılması gereken işlemi yapmamaları suretiyle ortaya çıkan olumsuz eylemlerin de aynı kapsamda düşünülmesi gerekeceğinde kuşku yoktur. Hemen belirtilmelidir ki, davanın konusu olan bir taşınmazın değeri belirlenirken: cins ve nev'i, yüzölçümü, değeri etkileyebilecek tüm nitelik ve unsurlar, varsa imar durumu vergi beyanı, resmi kurumlarca yapılmış değer takdirleri, arazilerde taşınmaz malın mevki ve koşullarına göre olduğu gibi kullanılması durumunda getirebileceği net gelir: arsa ise emsal satışlara göre olması gereken satış değeri, taşınmazda yapı var ise, resmi birim Hatları, maliyet hesapları ve yıpranma payı ile bedelin saptanmasında etkili olacak diğer objektif ölçülerin gözönüne alınmasında zorunluluk vardır. Bunun sonucu olarak, arsa niteliğindeki taşınmazın emsalinin üstün ve eksik yönleri belirlenip karşılaştırma yapılarak zeminine; resmi birim fiyatları esas alınıp yıpranma payının düşülerek üzerindeki muhdesat durumuna göre değerinin saptanması; taşınmazın tarım arazisi olması halinde net gelir üzerinden bilimsel yollarla değerinin belirlenmesi; her iki halde de yıpranma payının varsa değer kaybının düşülmesi, emsalin zorunluluk olmadıkça yakın ve benzer bölge ve yüzölçümlü olması, bu konuda taraflara emsal gösterme olanağının tanınması: bu yönden mahkemece de re'sen araştırma yapılması, bilirkişi kurullarının açıklanan hususları irdelemeye, saptamaya ve değerlendirmeye yetkin, sıfat ve yeteneğe sahip uzman bilirkişilerden oluşturulması icap eder. Esasları yukarıda gösterilen tespitler yapılırken çekişmeli taşınmazın niteliğinin diğer deyişle arsa veya arazi olduğunun 17.04.1998 tarihli 1996/3 Esas ve 1998/1 sayılı İnançları Birleştirme Kararı içeriği ve sonucu ile birlikte gözetilmesi gerekeceği de kuşkusuzdur. Diğer yandan Bakanlar Kurulunun 28.02.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararında değinildiği gibi, Belediye ve mücavir alan sınırları içinde kalan bir taşınmazın arsa niteliğinde olduğunun kabulü için uygulamalı (1/1000 ölçekli) imar planı ile iskan sahası olarak ayrılan yerlerde bulunması: imar planında yer almayan taşınmazın arsa sayılabilmesi için ise, Belediye veya mücavir alan sınırları içinde ve Belediye hizmetlerinden yararlanan meskun yerler arasında yer alması zorunluluğu da dikkate alınmalıdır. Taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalmış olması davalılar- birleşen dava davacılarının tasarruf yetkisini kısıtladığından, tazminat hakkının doğması için tapunun iptal edilmiş olması şart değildir. Ancak kayıt malikleri olan davalılar-birleşen dava davacılarının zararlarının kapsamının belirlenebilmesi için taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalan kısmının belirlenmesi ve bu kısmın davalılar- birleşen dava davacılar adına olan tapu kaydının iptaline karar verilmesi, gerekir. Somut olayda da; mahkemece dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile tamamının kıyı kenar çizgisi içerisinde kalması nedeniyle sicilden terkinine karar verilmiştir. Mahkemece tazminat isteği hakkında, az yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda iddia ve savunma çerçevesinde toplanmış ve toplanacak delillere göre işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle hükmün "Davanın kabulü ile ... Mah. 548 parselin tamamının kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığından davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile kıyı olarak terkinine, karara kadastro mühendisi bilirkişisi tarafından sunulan 04/06/2008 tarihli krokinin eklenmesine" ilişkin fıkralarının ONANMASINA, 2. bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca birleşen dava bakımından BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 22.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.