(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2008/7507 E. , 2008/14472 K. MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacılar, Ayazağa sitesindeki 19.bloktaki dairelerin malikleri olduklarını, davalıdan birer adet daire satın aldıklarını, bu dairelerin…
**(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2008/7507 E. , 2008/14472 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacılar, Ayazağa sitesindeki 19.bloktaki dairelerin malikleri olduklarını, davalıdan birer adet daire satın aldıklarını, bu dairelerin Temmuz 1998 de teslim edildiğini, sonradan bu taşınmazlarda bir kısım gizli ayıpların ortaya çıktığını, alınan tespit raporuna göre bu kusur ve noksanlıkların giderilmesi için 79460 YTL ye ihtiyaç bulunduğunu ileri sürerek, tespit raporunda belirlenen ayıp ve noksanlıkların tespit edilecek süre içinde onarılarak davalı yanca giderilmesine, bunun mümkün olmaması halinde 79460 YTL nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini istemişler, 30.11.2004 tarihli ıslah dilekçesi ile alınan bilirkişi raporu doğrultusunda taleplerini 140.000 YTL ‘ye çıkartmışlardır. Davalı ve davalı yanında müdahil olarak yer alan Oyak İnş. A.Ş. zamanaşımı itirazında da bulunmak suretiyle ayıp ve eksiklik bulunmadığını, süresinde ayıp ihbarı yapılmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece, bir kısım davacılar yönünden dava konusu binadaki bağımsız bölümleri, davalı yanca dairelerin hak sahiplerine tapuda devredilmesinden sonra 3.kişilerden satın almış olduklarından davalı ile aralarında akti ilişki bulunmadığından davalıya karşı talepte bulunamayacakları gerekçesi ile açmış oldukları davanın reddine, bir kısım davacılar yönünden de davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir. 1-HUMK.nun 381 maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı yasanın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK.nun 388/son maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı kanunun 389. maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de HUMK.nun 388. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir. Somut olayda, mahkemece hüküm kurulurken bir kısım davacıların bağımsız bölümleri davalıdan değil, davalıdan ilk satın alan hak sahiplerinden satın aldıkları davalı ile akti ilişkileri bulunmadıkları gerekçeleri ile davanın husumetten reddine karar verilmiş, diğer davacılar yönünden hüküm kurulurken kısa kararda davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiş, gerekçede ise hüküm kurulan davacıların ayıp ihbarını süresinde yaptıklarını ispat edemediği gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme gerekçesi ile kısa kararın 2. bendinin az yukarda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Mahkemece, az yukarda açıklandığı üzere ve 10.4.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi kısa karar ile bağlı kalınmadan, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde, yeniden bir karar verilmesi için çelişkili ve infazda tereddüt yaratan mahiyette kurulan hükmün bozulması gerekmiştir. 2-Bozma nedenine göre davacı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 2. bent gereğince davacıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 3.12.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.