Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 6/11/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, horlama şikâyetiyle müracaat ettiği İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde (Hastane) 25/3/2009 tarihinde burun ameliyatı olmuştur. Başvurucu, ameliyat esnasında ve sonrasında gerçekleştirilen tıbbi uygulamaların kusurlu olması nedeniyle boş burun adlı sendroma yakalandığını belirterek zararlarının tazmin edilmesi talebiyle önce ilgili idareye başvurmuş, cevap alamaması üzerine 26/8/2013 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; usta öğretici seviyesinde müzisyen olduğunu, birçok ulusal ve uluslararası organizasyonda görev aldığını, basit bir horlama şikâyetiyle muayene olduğu hekim tarafından üç ay süreyle takip edildiğini ve neticede kendisine burun eti uçlarının yakılması suretiyle yapılması planlanan bir ameliyat önerildiğini ifade etmiştir. Başvurucu; ameliyattan iki gün sonra taburcu edildiğini, kanamalarının durmadan devam ettiğini, sol burun deliğinden şiddetli ve yakıcı bir hava geçişinin olduğunu, sağ burun deliğinin kapalı olduğunu, bu nedenle sürekli enfeksiyon kaptığını, birçok kez gittiği Hastanede şikâyetlerinin dinlenmediğini ve yaşadığı sorunların psikolojik nedenlere dayandığı iddiasıyla psikiyatri servisine yönlendirildiğini belirtmiştir. Sol alt konkanın neredeyse tamamının alındığını ileri süren başvurucu, ameliyat öncesinde septoptasti yönteminin kullanılacağı konusunda onamının alınmadığını ve anılan Hastanede teşhis ve tedaviye yönelik adımlar atılmaması nedeniyle başka sağlık kurumlarına giderek boş burun sendromuna yakalandığını tespit ettirdiğini dile getirmiştir. Ameliyatın içeriği konusunda yanıltıldığını, epikrizde konka lateralizasyonu yapıldığı belirtilmesine rağmen konka rezeksiyonu yapıldığını ve doğru şekilde aydınlatılmadığını ifade eden başvurucu, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü (İdare) tarafından Mahkemeye sunulan savunma dilekçesinde; hangi yöntemin tercih edileceği konusunda hekimlerin uzman olduğu, başvurucunun ameliyatında tercih edilen konka rezeksiyonu yönteminin tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyat sonrası dönemde başvurucunun takibinin yapıldığı ve şikâyetlerinin dinlendiği ifade edilmiştir. Dilekçede, burunda nefes alma güçlüğünün giderilmesi amacıyla yapılan ameliyatlarda istenen hava açıklığının sağlanamaması durumunda ameliyat esnasında ilgili cerrah tarafından hasta yararına uygun adımlar atılabileceği ve konka rezeksiyonu yapılan başvurucunun epikrizine sehven konka lateralizasyonu yazıldığı belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun iddia ettiği rahatsızlıkların ameliyatla ilgili olmadığı ve tutulan kayıtlara göre başvurucunun ameliyat öncesinde rıza formunu imzaladığının açık olduğu ifade edilmiştir. Mahkeme, yargılama öncesi çeşitli nedenlerle alınan sağlık raporlarında çelişkiler olduğunu belirterek Adli Tıp Kurumu vasıtasıyla (ATK) başvurucunun tıbbi durumuna ilişkin bilirkişi raporu alınmasına karar vermiştir. Başvurucu, ilgili personel ve hekimler hakkında suç duyurusunda bulunması nedeniyle ATK tarafından tarafsız olarak rapor düzenlenemeyeceğini ileri sürmüştür. Mahkeme, söz konusu talebi yerinde görerek bilirkişi incelemesinin Ankara İdare Mahkemesi vasıtasıyla yaptırılmasına karar vermiştir. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı öğretim üyesi üç uzman hekim tarafından hazırlanan 7/9/2016 tarihli bilirkişi raporunda başvurucu hakkında 2009-2016 yılları arasında yapılan tıbbi işlemlere ve düzenlenen raporlara yer verildikten sonra sonuç kısmında şu değerlendirmelerde bulunulmuştur:i. Konka hipertrofisi tanısının doğru olduğu, bu tanıya yönelik uygulanan sol parsiyel alt konka rezeksiyonuna uygun cerrahi tedavi yöntemiyle başarıya ulaşıldığı ve burundaki fiziksel tıkanıklığın giderildiği ancak başvurucunun şikâyetlerinin geçmediği, üstelik arttığı belirtilmiştir.ii. Burundaki fiziksel sorunun çözülmesine rağmen hastanın burun şikâyetlerinin ortadan kalkmamasının sık gözlenen bir durum olduğu, bu durumun somut açıklamasının çoğu zaman bulunamadığı ve ameliyatın başarısız olduğunun söylenebilmesi için iddianın somut muayene, radyolojik tetkik, akustik rinometri ve rinomanometri tetkik sonuçları ile desteklenmesi gerektiği ifade edilmiştir.iii. Başvurucunun muayenesinde, burun endoskopik incelemesinde ve paranazat bilgisayarlı tomografisinde sol alt konkanın normalden küçük gözlenmesinin parsiyel konka rezeksiyonu ameliyatı sonrası beklenen bir durum olduğu, tetkik sonuçlarının normal sınırlarda olması nedeniyle burun ameliyatının başarısız olduğunun söylenemeyeceği ve hekimin suçlanmasının uygun olmadığı, başvurucuda tespit edilen sağ östaki tüpü disfonksiyonunun kulağa ilişkin ayrı bir rahatsızlık olduğu ve geçirilen ameliyatla bir ilgisinin bulunmadığı vurgulanmıştır.iv. Boş burun sendromunun tanısını koymanın zor olduğu, kesin tanı kriterlerinin olmadığı, başvurucuda boş burun sendromu olduğunu gösteren somut kanıtın bulunmadığı ve ilgili Hastanenin ameliyatın sonuçlarından dolayı ihmalinin, kusurunun ve sorumluluğunun olmadığı belirtilmiştir. Mahkeme, anılan bilirkişi raporunda yer alan teknik tespitler ile ulaşılan sonucun uygun olduğunu belirterek 31/10/2016 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, dosyada yer alan ve başvurucunun lehine olan önceki tarihli bazı raporların eksiklikler nedeniyle dikkate alınmadığı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerince hazırlanan rapor ile dosyada yer alan tıbbi mülahazalara ilişkin raporların birlikte değerlendirilmesiyle başvurucuya uygulanan tıbbi tetkik ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu sonucuna ulaşıldığı ifade edilmiştir. Kararda, İdareye atfedilebilecek bir kusurun olmadığının anlaşılması nedeniyle başvurucunun tazminat talebinin kabulüne imkân bulunmadığı yönünde değerlendirmelere yer verilmiştir. Başvurucu, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi talebiyle istinaf başvurusunda bulunmuştur. Dilekçesinde; karara esas alınan raporun eksik ve şüpheli olduğunu, raporun hazırlanması sürecinde kendisinin muayene edilmediğini, Kamu Denetçiliği Kurumunca lehine verilen tavsiye kararının dikkate alınmadığını ve aydınlatılmış onamın alınmadığına ilişkin şikâyetlerinin incelenmediğini ileri sürmüştür. Başvurucu, verilen ret kararının gerekçesiz olduğunu, muayene neticesinde hazırlanan ve itibar edilmesi gereken raporların dikkate alınmadığını ve kararın hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi, istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile maddi tazminatın reddine ilişkin kısmın onanmasına ve başvurucunun yaşadığı üzüntünün karşılığı olarak takdir edilen 000 TL manevi tazminatın 29/4/2013 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle başvuruya ödenmesine 28/11/2017 tarihinde karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; cerrahi tedavi yönteminin uygulanmasında İdarenin kusurunun bulunmadığı kanaatine varıldığı ancak cerrahi tedavi öncesinde başvurucunun aydınlatılmış onamının alınmadığı vurgulanmıştır. Ameliyat öncesinde düzenlenen belgenin bütün cerrahi tedavilere uygulanan ve genel ifadeler içeren matbu bir belge olduğu, başvurucunun tedavi öncesi karşılaşabileceği riskleri, sıkıntıları, yan etkileri ve alternatif durumları ortaya koyan bir bilgilendirmenin yapılmadığı ve bu suretle başvurucunun bilgi alma hakkının kullandırılmadığı ifade edilmiştir. Ayrıca sağlık hizmetinin sunulmasında büyük önem arz eden kayıtların eksiksiz ve doğru şekilde tutulması yönündeki yükümlülüğün de İdare tarafından yerine getirilmediği belirtilmiştir. Aydınlatılmış rızanın doğru şekilde alınmaması ve hastane kayıtlarının eksiksiz şekilde tutulmaması nedenleriyle hizmet kusurunun oluştuğu ve başvurucunun uğradığı manevi zararlarının tazmin edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucunun temyiz talebi, Bölge İdare Mahkemesince verilen kararın bozulmasını gerektiren bir nedenin bulunmadığı gerekçesiyle Danıştay Onbeşinci Dairesinin 27/12/2018 tarihli kararıyla karar düzeltme yolu açık olmak üzere reddedilmiştir. Karar düzeltme talebi ise anılan Dairenin 24/5/2019 tarihli kararıyla incelenmeksizin reddedilmiştir. Nihai karar 9/10/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. İlgili hukuk için bkz. Engin Aslan B. No: 2017/15517, 30/6/2021, §§ 16-22; Fesih Aydar, B. No: 2015/4259, 10/1/2019, §§ 24-30; Sultan Bulut ve diğerleri, B. No: 2017/37430, 20/10/2021, §§ 21-