13. Hukuk Dairesi 2015/4491 E. , 2016/9749 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, 13/10/2010 günü tedavisi için davalı şirkete ait tıp merkezinin acil servisine müraacat ettiğini, acil serviste görevli doktor tarafından re…
**13. Hukuk Dairesi 2015/4491 E. , 2016/9749 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, 13/10/2010 günü tedavisi için davalı şirkete ait tıp merkezinin acil servisine müraacat ettiğini, acil serviste görevli doktor tarafından reçetesi yazıldıktan sonra görevli hemşire tarafından kendisine iğne yapıldığını, hemşirenin yapmış olduğu iğne sırasında tarifi imkansız bir acı duyduğunu, sağ ayağının üzerine basamaz hale geldiğini, yarım saate kadar durumun düzeleceği söylendiğini fakat ayağa kalkamadığını, daha sonra aynı şirketin tıp merkezinin nöroloji bölümüne başvurduğunu, muayene eden nörologun fizik tedaviye sevkettiğini, burada 15 gün fizik tedavi görmesine rağmen hiçbir düzelme olmadığını, bu nedenle ...Tıp Merkezi'ne kendi imkanları ile gidip gelmek zorunda kaldığını, aradan geçen süreye rağmen halen koltuk değnekleri ile yürüyebildiğini, ayak parmaklarını hareket ettiremediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalması kaydı ile 16.400,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 66.400,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı, tedavinin usulüne uygun olduğunu savunarak davanın reddini dilemişdir. Mahkemece, Adli Tıp raporuna dayanılarak davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HUMK.76. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Dava, davacının tedavisini üstlenen davalı hastane ve çalıştırdığı elemanın tedavi sırasındaki kusurları nedeniyle oluşan zararın giderilmesine ilişkindir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK. 386-390) Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. (BK.321/1 md.) O nedenle sağlık memuru ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafifte olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlar da, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Yine 4.4.1997 tarihinde imzalanan ve 9.12.2003 tarih ve 25311 sayılı Resmi Gazetede yayımlanıp yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesinde iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, sözleşmenin amaç başlıklı 1. Maddesi bu sözleşmenin tarafları tüm insanların hayatını ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlüdürler, yine 4. maddesinde ise, “araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir” düzenlemesi mevcuttur. Avrupa Biyotıp Sözleşmesi yazılı olan veya yazılı olmayan meslek kurallarına uygun müdahaleyi güvence altına almaktadır. Ayrıca, uygulamanın tedavi yada yaşam kalitesinin yükseltilmesi amacına yönelmesi zorunlu olduğu belirtilmektedir. Burada kastedilenin tıbbi standartlar olduğu konusunda bir duraksama bulunmamalıdır. Somut olayda ise, davacı hastanede yapılan tedavi nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Mahkemece Adli Tıp Raporu nazara alınarak hüküm kurulmuştur. Ne var ki, Adli Tıp Raporu itiraza uğramış olup hüküm kurmaya elverişli değildir. O halde mahkemece davacının davalı hastanede yapılan teşhis ve tedavinin tıp kurallarına diğer bir deyişle mesleki standartlara uygun olup olmadığı ve diğer sağlık kuruluşlarındaki tetkik ve tedaviler üzerinde de durularak irdelenmeli, bu amaçla Üniversitelerin ilgili bilim dallarından seçilecek akademik kariyere sahip aralarında nöroloji uzmanınında bulunduğu bilirkişi heyetinden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. SONUÇ :Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 06/04/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.