4. Hukuk Dairesi 2009/8505 E. , 2010/4815 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 21/11/2003 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 06/10/2005 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra
**4. Hukuk Dairesi 2009/8505 E. , 2010/4815 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 21/11/2003 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 06/10/2005 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur. Hakkari Devlet Hastanesi'nde kadın doğum uzmanı olduğunu belirten davacı, muayene ettiği bir hastaya, meslek ahlakına uygun olarak hastanın durumu ve tedavisi ile ilgili koşullara sahip olan hastaneyi önermek biçimindeki davranışının, Şok adlı gazetenin 09/07/2003 günlü sayısında yayımlanan “Ya paran ya Canın” haber ile çarpıtıldığını, ameliyat parası olmayan hastanın Van iline sevk edildiği biçimindeki yayının kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu belirterek davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını istemiştir. Davalı, yayının insan hayatının önemsizliğine ilişkin olarak yapıldığını, ...’in dokuz aylık hamile olarak Hakkari Devlet Hastanesi'ne başvurduğunu, daha sonra davacının özel muayenehanesinde muayene edilerek ameliyat olması gerekliliğinin söylendiğini, paralarının olmadığını belirten hastanın Van’a sevk edildiğinin anlatıldığını, bundan sonra geç müdahale nedeniyle çocuğun ölümünün ve müdahalede geciken davacının eleştirisinin yapıldığını, olay ile orantılı bir üslup kullanıldığını belirterek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemece, davacı hakkında başlatılan idari soruşturma sonucunda disiplin cezası uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği, hakkında hazırlık tahkikatı yapılmadığı, yayın tümüyle değerlendirildiğinde amaca uygun sözcükler seçilmeyerek aşırıya kaçıldığı gerekçesiyle, haberin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu benimsenerek, istemin bir bölümü kabul edilmiştir. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Somut olayda, dosya kapsamı ve yayında adı geçen hamile kişinin eşinin tanıklığı birlikte değerlendirildiğinde, doğum yapmak üzere olan ...’in davacının görevli olduğu hastaneye götürüldüğü, davacının muayenehanesinde olduğu anlaşıldığından hastanın bu kez davacının muayenehanesine götürülüp davacıya muayene ettirildiği, ameliyat olması gerektiği söylenen hastanın davacının istediği ameliyat parasının ödenemeyeceğinin hasta yakınlarınca belirtilmesi üzerine hiç müdahale edilmeyen hastanın Van iline sevk edildiği, bir süre sevk için ambulans beklendikten sonra Van ilindeki müdahalede bebeğin yaşatılamadığı anlaşılmaktadır. Kadın ve bebek sağlığını ilgilendiren ve toplumsal bir sorun olan bebek ölümleri konusunda örnek oluşturabilecek bir konunun haber olarak yayımlanmasında ve eleştirisinin yapılmasında kamu yararı bulunduğu gibi davalı tanığının anlatımlarına dayalı olarak yapılan yayın görünürdeki gerçekliğe de uygundur. Konumunun önemi ve gelişim biçimine göre kullanılan sözler de yayınının amacına uygun olup özle biçim dengesinin bozulduğundan da söz edilemez. Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, yayının hukuka uygun olduğu benimsenip istemin tümden reddedilmesi gerekirken, dosya içeriğine uymayan gerekçeyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması, usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA; bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 22/04/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.