Başvurucu, demir yolu hattı dolayısıyla evde oluşan hasarın bedelinin karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvurucu, demir yolu hattı dolayısıyla evde oluşan hasarın bedelinin karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 9/5/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1985 doğumlu olup İzmir'de ikamet etmektedir. Başvurucu; İzmir'in Aliağa ilçesi Şehit Kemal köyünde kâin K17-C05-B-4C pafta 343 ada 1 parsel sayılı taşınmazın malikidir. Taşınmazın üzerinde iki katlı bina bulunmaktadır. Başvurucunun derece mahkemelerindeki beyanlarına göre bina yaklaşık otuz yıl önce inşa edilmiştir. Başvurucunun evinin yakınından geçen Menemen-Aliağa demir yolu hattı 6/5/2004 tarihinde hizmete açılmıştır. Başvurucunun binasının demir yolu hattına uzaklığı -en yakın noktada- 14 metre, ihata duvarına uzaklığı ise 7 metredir. Demir yolunu Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları Genel Müdürlüğü (TCDD) ve İzmir Banliyö Taşımacılığı Sistemi Ticaret Anonim Şirketi (İZBAN) kullanmaktadır. Başvurucu 15/5/2012 tarihinde TCDD'ye başvuruda bulunarak metro ve yük treni hattında meydana gelen titreşimler nedeniyle evinde çatlaklar oluştuğunu belirtmiş, bu durumun dikkate alınmasını talep etmiştir. TCDD tarafından başvurucuya verilen 25/5/2012 tarihli cevapta; yapılan inceleme sonucunu inşaattaki çatlakların yapı sistemi ve zemin ilişkisinden kaynaklandığı, bu çatlakların oluşmasında demir yolu trafiğinin etkisinin bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucu 15/1/2014 tarihinde Aliağa Sulh Hukuk Mahkemesinde (Sulh Hukuk Mahkemesi) delil tespiti talebinde bulunmuştur. Sulh Hukuk Mahkemesince yapılan keşif sonrasında düzenlenen 23/1/2014 tarihli bilirkişi raporunda, çatlakların oluşumunda evin denetimsiz ve projesiz olarak yapılmasının yanı sıra yakınından geçen demir yolu hattındaki periyodik titreşimlerin de etkisinin bulunduğu ifade edilmiştir. Söz konusu rapor 3/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 17/11/2015 tarihinde İZBAN'a müracaat ederek evinde meydana gelen zararın tazmin edilmesini talep etmiştir. İZBAN 30/11/2015 tarihinde verdiği cevapta, hattın sorumluluğunun İZBAN'a ait olmadığını ve İZBAN'ın bir sorumluluğunun bulunmadığını bildirmiştir. Başvurucu 25/3/2016 tarihinde TCDD'ye başvurarak taşınmazın titreşimlerden dolayı hasar görmeye devam ettiğini ve değer yitirdiğini belirtmiş, taşınmazın kamulaştırılarak bedelinin ödenmesini ya da takas edilmesini veya kendisine başka bir yerde imar hakkı verilmesini talep etmiştir. Başvurucu aynı dilekçeyle İZBAN'dan tazminat talebinde bulunmuştur. TCDD 21/4/2016 tarihli yazıyla hasarın demir yolundan kaynaklanmadığını başvurucuya bildirmiştir. Başvurucu 20/5/2016 tarihinde İzmir İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) İZBAN ve TCDD aleyhine tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde; demir yolu hattının geçmesi sebebiyle taşınmazın duvarında çatlakları meydana geldiğini, taşınmazda güvenli bir biçimde oturma imkânının kalmadığını belirtmiş; bu durumun kullanım hakkının kısıtlanması mahiyetinde olduğu ve mülkiyet hakkını ihlal ettiği görüşünü açıklamıştır. Başvurucu fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 000 TL maddi zararın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminde bulunmuştur. İdare Mahkemesince taşınmaz mahallinde bilirkişilerle birlikte keşif yapılmıştır. Üç akademisyenden oluşan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 20/12/2017 havale tarihli raporda özetle şunlar ifade edilmiştir:i. TCDD'nin taşıdığı yükün İZBAN'ın taşıdığı yükün %10'u kadar olduğu kanaatine varılmıştır. TCDD'nin taşıdığı yük daha az olsa da sebep olduğu titreşimin İZBAN'ınkine nazaran daha fazla olduğu değerlendirilmiştir. ii. TCDD ve İZBAN'ın seferleri nedeniyle oluşan tekrarlı titreşimlerin zeminin taşıma gücünü ve binayı olumsuz etkilediği kanaati hasıl olmuştur. Binanın inşasında kullanılan malzeme, işçilik kalitesi, denetim ve mühendislik hizmetlerindeki eksiklik de binada çatlakların oluşmasını etkileyen faktörlerdendir. Ancak TCDD ve İZBAN'ın seferleri sebebiyle oluşan titreşimin de çatlakların oluşmasında %20'lik bir etkisi olmuştur.iii. Binadaki toplam hasar 614,15 TL olup bunun TCDD ve İZBAN'ın seferleri sebebiyle oluşan titreşimden kaynaklanan kısmı 122,83 TL olarak hesaplanmıştır. İdare Mahkemesi 24/5/2018 tarihli kararıyla davayı kısmen süre aşımından, kısmen de esastan oyçokluğuyla reddetmiştir. İdare Mahkemesi başvurucunun tazminat talebini, demir yolunun inşası sebebiyle taşınmazda oluşan zarar ile titreşimler sebebiyle taşınmazda oluşan zarar şeklinde iki farklı olgusal temele ayırmıştır. İdare Mahkemesi, birinci olgu yönünden zararın demir yolu hattının açıldığı tarihte öğrenildiğini ve demir yolu hattının hizmete açıldığı 6/5/2004 tarihinden itibaren 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesi uyarınca bir yıl içinde ilgili idareye başvurularak tazminat talep edilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Başvurucunun bir yıllık süre içinde idareye başvurmadığını tespit eden İdare Mahkemesi, davanın bu kısmını süre aşımı yönünden reddetmiştir. İdare Mahkemesi titreşimler sebebiyle oluşan zarar yönünden ise bu durumun süreklilik arz ettiğini değerlendirmiş ve müdahale devam ettikçe başvurucunun tazminat isteminde bulunabileceğini belirtmiştir. 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun maddesinin olay tarihinde yürürlükte bulunan hâline atıfta bulunan İdare Mahkemesi, köy yerlerinde yapılacak konutların fen ve sağlık kurallarına uygun olması ve muhtarlıktan izin alınması gerektiğine işaret etmiştir. İdare Mahkemesi; Sulh Hukuk Mahkemesine sunulan bilirkişi raporu ile kendisi tarafından yaptırılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda, taşınmazın fen ve sanat kaidelerine uyulmadan yapıldığı yönünde tespitlere yer verildiğini belirtmiştir. İdare Mahkemesi ayrıca binanın muhtardan izin alınmadan inşa edildiğinin de altını çizmiştir. 3194 sayılı Kanun'un ve maddelerinin metinlerine yer veren İdare Mahkemesi, usulüne uygun olarak inşa edilmeyen binanın mülkiyet hakkına ilişkin güvencelerden yararlandırılmasının mümkün olmadığını ifade etmiş; bu nedenle davalı idarelerin tazmin yükümlülüğünün bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Karara muhalif kalan mahkeme başkanı, bilirkişi raporunda belirlenen tutar üzerinden davanın kabulüyle söz konusu tutarın davacıya tazminat olarak ödenmesine karar verilmesi gerektiği görüşünü açıklamıştır. Başvurucu bu karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur. İzmir Bölge İdare Mahkemesi Altıncı İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) ilk derece mahkemesinin gerekçesini değiştirmek suretiyle istinaf istemini esastan oyçokluğuyla 19/2/2019 tarihinde reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, Sulh Hukuk Mahkemesine sunulan bilirkişi raporunda hasarın kısmen de olsa demir yolu hattının kullanımı sırasında oluşan titreşimlerden kaynaklandığına ilişkin tespit içerdiğine değinilerek başvurucunun en geç anılan bilirkişi raporunu öğrendiği 3/2/2014 tarihinde eylemin idariliğini öğrendiği değerlendirmesinde bulunulmuştur. Kararda; bu tarihten itibaren en geç bir yıl içinde idari müracaat yapması gereken başvurucunun sonradan -25/3/2016 tarihinde- yaptığı başvuruların dava açma süresini canlandırmayacağı, dolayısıyla davanın süre aşımı gerekçesiyle reddi gerektiği belirtilmiştir. Karara muhalif kalan bir üye, Anayasa Mahkemesinin mahkemeye erişim hakkına ilişkin içtihadına atıfta bulunduktan sonra demir yolu ve etkileri nedeniyle oluşan değer azalışından kaynaklanan zararın süregelen zarar olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Karşıoy yazısında, süregelen zarar söz konusu olduğunda bunun giderilmesi için her zaman başvuru yapılabileceği ve başvurunun reddi hâlinde tam yargı davası açılabileceği ifade edilmiştir. Somut olayda taşınmazdaki değer azalışının devam ettiğine işaret edilen karşıoy yazısında, başvurucunun açtığı davanın süresinde kabul edilmesi gerektiği görüşü savunulmuştur. Nihai karar 9/4/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 9/5/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 2577 sayılı Kanun'un "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (1) No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Sözleşme'nin "Etkili başvuru hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) yakın tarihli Dimitar Yordanov/Bulgaristan (B. No: 3401/09, 6/9/2018) kararına konu olayda başvurucunun evi madencilik faaliyetleri sebebiyle zarar görmüş ancak tazminat davası, zarar ile faaliyet arasında illiyet bağının gösterilemediği gerekçesiyle reddedilmiştir. AİHM kömür çıkarılmasının çevresel tehlikeye yol açan bir faaliyet olduğunu, olayda madenin mayın patlatma yoluyla çıkarıldığını belirtmiştir. AİHM bununla birlikte Kamu Sağlığı Kanunu uyarınca çıkarılan, yerleşim bölgelerinde sağlık ve güvenlik gerekliliklerini belirleyen bakanlık kararıyla endüstriyel olmayan binaların etrafında sanitasyon (sağlıkla ilgili güvenli) alanlar belirlemiştir. Başvurucunun evinin bulunduğu bölgede bu alanın genişliği 500 metre olarak tayin edilmiştir. Buna karşılık somut olayda maden zamanla genişlemiş ve başvurucunun evine 160-180 metre kadar yaklaşmıştır. Olayda maden tamamen devlete ait bir şirket tarafından yönetilmektedir. AİHM, şirketin ayrı bir tüzel kişiliğinin olmasının devletin doğrudan sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını vurgulamıştır. AİHM'e göre şirket olağan bir ticari faaliyet içinde değildir, aksine çevre, sağlık ve güvenlik gerekliliklerini konu alan katı düzenlemelere tabi bir alanda faaliyet yürütmektedir. Öte yandan madeni kuran ve madenin faaliyetlerinin yürütülmesi için oldukça önemli devlet ihtiyaçları ile ilgili kanun uyarınca özel mülkiyete konu mülkleri kamulaştıran karar da devlet tarafından alınmıştır. Belirtilen hususlar, şirketin bir devlet faaliyeti yürütme aracı olduğunu ve buna göre devletin onun eylemlerinden veya ihmallerinden sorumlu tutulması gerektiğini göstermektedir (Dimitar Yordanov/Bulgaristan, §§ 59, 60). AİHM, müdahaleyi mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin genel kural çerçevesinde incelemiştir (Dimitar Yordanov/Bulgaristan, § 62). AİHM, Sözleşme'ye ek (1) No.lu Protokol'ün maddesinin gerektirdiği ilk ve en önemli ölçütün kanunilik olduğunu, buna göre müdahalenin öncelikle kanuni bir dayanağının bulunmasının gerektiğini belirtmiştir (Dimitar Yordanov/Bulgaristan, § 63). AİHM'e göre başvurucunun açtığı tazminat davasına konu maden ocağı faaliyetleri kapsamında konutunun yakınında mayın patlatılması -mesafe dikkate alındığında- kanun hükümlerine açıkça aykırıdır ve müdahale ile kanunilik ölçütü yönünden mülkiyet hakkı ihlal edilmiştir (Dimitar Yordanov/Bulgaristan, §§ 64, 65). Öte yandan AİHM, Sözleşme'nin maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklerin ulusal düzeyde korunması için etkili bir başvuru yolunun var olması gerektiğini belirtmektedir. AİHM'e göre Sözleşme'nin maddesi yetkili ulusal makamlar tarafından Sözleşme kapsamına giren bir şikâyetin esasının incelenmesine izin veren ve uygun bir telafi yöntemi sunan bir iç hukuk yolunun sağlanmasını gerekli kılmaktadır. Ayrıca bu hukuk yolunun teoride olduğu kadar pratikte de etkili bir yol olması gerekmektedir (İlhan/Türkiye [BD], B. No: 22277/93, 27/6/2000, § 97; Kudla/Polonya [BD], B. No: 30210/96, 26/10/2000, § 157; Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 82). AİHM, etkili başvuru hakkının Sözleşme çerçevesinde savunulabilir nitelikteki bir şikâyetin mahkemelerce etkili bir şekilde incelenmesini ve öngörülen yolun uygun bir telafi imkânı sunmaya elverişli olmasını güvence altına aldığını vurgulamaktadır (Kudla/Polonya, § 157; Dimitrov-Kazakov/Bulgaristan, B. No: 11379/03, 10/2/2011, § 35). AİHM, iç hukuktaki düzenlemelerin başvuruculara bu anlamda asgari güvenceleri içerecek şekilde yeterli bir hukuk yolu sunup sunmadığını irdelemektedir (Dimitrov-Kazakov/Bulgaristan, § 36). Hazine arazisi üzerine inşa edilen bir gecekondunun etrafında bulunan çöplüğün patlaması üzerine zarar gördüğü olayın ele alındığı Öneryıldız/Türkiye ([BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004) kararında AİHM, mülkiyet hakkının pozitif yükümlülükler yönünden ihlal edildiğine karar verdiği gibi meseleyi etkili başvuru hakkına ilişkin madde yönünden de ele almıştır. AİHM'e göre Sözleşme'nin maddesi, ulusal hukuk sistemlerinin yetkili ulusal otoritelere Sözleşme kapsamında ileri sürülebilir bir şikâyetin özünü ele almalarına salahiyet tanıdığı etkili bir hukuk yolunu erişilebilir kılmasını gerektirir. Bunun amacı ise uluslararası şikâyet mekanizmasını AİHM önünde harekete geçirmek zorunda kalmadan önce bireylerin Sözleşme haklarının ihlalleri için ulusal düzeyde uygun bir telafi elde edebilecekleri bir yol sağlamaktır (Öneryıldız/Türkiye, § 145). Bununla birlikte AİHM; madde ile sağlanan korumanın herhangi bir özel çözüm yöntemi gerektirecek kadar ileri gitmediğini, taraf devletlerin bu hüküm kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirme konusunda belirli bir takdir aralığının olduğunu kabul etmiştir (Öneryıldız/Türkiye, § 146). AİHM, başvurucunun evinin ve eşyalarının kaybı yönünden tazminat yolu etkin bir şekilde işletilmediği için Sözleşme'ye ek (1) No.lu Protokol'ün maddesi ile bağlantılı olarak maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir (Öneryıldız/Türkiye, §§ 156, 157).