Başvurucu, tutukluluğun devamına itirazla ilgili incelemenin duruşmasız yapılması, Cumhuriyet savcısının görüşünün bildirilmemesi ve gerekçesiz olarak itirazın reddine karar verilmesi nedenleriyle kişi özgürlüğü ve güvenliğinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Başvurucu, tutukluluğun devamına itirazla ilgili incelemenin duruşmasız yapılması, Cumhuriyet savcısının görüşünün bildirilmemesi ve gerekçesiz olarak itirazın reddine karar verilmesi nedenleriyle kişi özgürlüğü ve güvenliğinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, 24/1/2013 tarihinde İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölümün Birinci Komisyonunca, 21/3/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm, 26/3/2013 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 26/3/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 31/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 11/6/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu karşı beyanını 26/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Adalet Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu silahlı terör örgütü üyeliği isnadıyla 20/5/2010 tarihinde yakalanmış, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimince 24/5/2010 tarihinde yapılan sorgunun ardından tutuklanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 1/9/2010 tarih ve 2010/686 sayılı iddianameyle, başvurucu ve diğer 21 kişi hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan kamu davası açmıştır. Başvuru tarihi itibarıyla yargılama İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin E.2010/293 sayılı dosyasında görülmektedir. Başvuruya konu tutuklulukla ilgili olarak başvurucu 13/7/2012 tarihinde ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurmuştur. 3/10/2012 tarihli duruşmada başvurucu müdafii “önceki savunmalarımızı tekrar ederiz, müvekkil hakkında düzenlenen iddianame emniyetin düzenlediği varsayıma dayalı fezlekeye dayandırılmıştır. Yapılan fiziki takiplerin futbol, piknik vb gibi öğrenci ortamında yapılan faaliyetlere ilişkin olduğu yapılan Nevruz ve 8 Mart etkinliklerinde söylenen marşlar dolayısıyla dava açılmıştır. Bu eylemlerin hiç birisi örgüt suçu olarak değerlendirilmez, bunun mahkemenizce tespit edilmesini talep ediyoruz, müvekkilim 2,5 yıldır tutuklu yargılanmaktadır, öğrenci olup tahliye olmaması halinde okuluna devam imkanı kalmayabileceği ve 6352 sayılı Yasa’nın getirdiği lehe düzenlemeler göz önüne alınarak öncelikle bihakkın tahliye olmadığı takdirde adli kontrol tedbirleri uygulanarak tahliyesine karar verilmesini talep ederiz.” şeklinde beyanda bulunmuştur. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 3/10/2012 tarihli duruşmada “Sanıklara isnat olunan suçun mahiyetine, Yasada gösterilen olası cezaların sınırlarına sanıklara isnat edilen suçların 5271 sayılı CMK.'nun 100/ maddesinde gösterilen katalog suçlardan olmasına, soruşturma aşamasında ele geçirilen ve düzenlenen iddianamede gösterilen; iletişimin dinlenmesi, tespiti, kayda alınması ve değerlendirilmesi ile ilgili tapeler ve ses kayıtları, GSM tespit tutanakları E-mail tespit tutanakları, fiziki takiple ilgili görüntüler, fotoğraflar ve bu görüntülere ilişkin tutanaklar, gizli tanığa ait bilgi alma tutanağı, müştekilere ait tutanaklar, şüphelilerin ikametlerinde yapılan arama sonucu ele geçirilen toplattırılmasına karar verilen yayınlar, örgütsel dokümanlar-el yazısı notlar, bunlara ait inceleme ve tespit tutanakları, örgütsel içerik arz eden CD’ler, flaş bellek ve bunların yapılan incelemesi sonucu tanzim olunan tespit ve ön inceleme tutanakları, ikametlerde yapılan arama sonucu el konulan bilgisayar ait hard diskler içerisindeki örgütsel içerikli doküman ve materyaller, şüpheli ifadeleri ve diğer tutanaklar, inceleme tutanakları, bilirkişi raporları, ekspertiz raporu, açık kaynaklar (internet tespitleri) ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, mevcut olan bu delillerin sanıklar hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren bu olgu olarak kabul edilerek, bu durumun kuvvetli suç süphesinin varlığının bu açıdan halen devam ediyor olmasına, gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına ve gerekse 6352 sayılı Yasanın 96 ve devamı maddeleri ile değişik 5271 sayılı CMK.'nun 100 ve devamı maddeleri hükümlerine göre tutuklulukta geçen makul süreyi aşan bir durumun bulunmamasına, sanıkların serbest kalması halinde kaçma şüphelerinin sanıkların üzerine atılı suçların ağırlığına göre karine olarak kabul edilmesinde zorunluluk bulunmasına, tutuklamaya alternatif koruma tedbirlerinin bu aşamada sanık açısından yetersiz kalacağı ve T. Anayasasının maddesinde ifade olunan 'ölçülülük' ilkesi uyarınca sanıklar hakkında daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının dava konusu açısından yetersiz kalacağı” gerekçesiyle başvurucunun ve diğer iki sanığın tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir. Mahkeme tutuklu sanıkların tutukluluk durumunun birer ay ara ile resen incelenmesine ve sonraki duruşmanın 27/12/2012 tarihinde yapılmasına karar vermiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 3/10/2012 tarihli duruşmada verdiği tutukluluğun devamına ilişkin kararına yapılan itiraz, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 5/11/2012 tarih ve 2012/789 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bu karar başvurucuya 24/12/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 24/1/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 16/4/2013 tarihli duruşmada verdiği kararla başvurucu serbest bırakılmıştır.B. İlgili Hukuk 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesi şöyledir: “(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir: a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa. b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir: a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; … Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (Madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),…” 5271 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir. (2) (Değişik fıkra: 02/07/2012-6352 S.K./md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a) Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.…(5) Bu Madde ile 100 üncü Madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir.” 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.” 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:“(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir.” 5271 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“103 ve 104 üncü maddeler uyarınca yapılan istem üzerine, merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiin görüşü alındıktan sonra, üç gün içinde istemin kabulüne, reddine veya adlî kontrol uygulanmasına karar verilir.(Ek cümle: 11/4/2013-6459/15 md.) Duruşma dışında bu karar verilirken Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiinin görüşü alınmaz. Bu kararlara itiraz edilebilir.” 11/4/2013 tarih ve 6459 sayılı Kanun’un maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un maddesine eklenen fıkra şöyledir:“101 ve 105 inci maddeler uyarınca yapılan itiraz üzerine Cumhuriyet savcısından görüş alınması durumunda, bu görüş şüpheli, sanık veya müdafiine bildirilir. Şüpheli, sanık veya müdafii üç gün içinde görüşünü bildirebilir.”