TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM KARAR CÜNEYT ALEMDAR BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2018/25075) Karar Tarihi: 16/12/2020 Başvuru Numarası : 2018/25075 Karar Tarihi : 16/12/2020 2İKİNCİ BÖLÜM KARAR Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCIRıdvan GÜLEÇYıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Eren Can BENAKAY Başvurucu : Cüneyt ALEMDAR Vekili : Av. Ayşe BATUMLU KAYA I. BAŞVURUNUN KONUSU 1. Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla açılan dava nın Yargıtay daire
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM KARAR CÜNEYT ALEMDAR BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2018/25075) Karar Tarihi: 16/12/2020 Başvuru Numarası : 2018/25075 Karar Tarihi : 16/12/2020 2İKİNCİ BÖLÜM KARAR Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCIRıdvan GÜLEÇYıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Eren Can BENAKAY Başvurucu : Cüneyt ALEMDAR Vekili : Av. Ayşe BATUMLU KAYA I. BAŞVURUNUN KONUSU 1. Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla açılan dava nın Yargıtay daireleri arasında süregelen görüş ayrılığı dolayısıyla reddedi lmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. II. BAŞVURU SÜRECİ 2. Başvuru 1/8/2018 tarihinde yapılmıştır. 3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön i ncelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. 4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafında n yapılmasına karar verilmiştir. 5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve es as incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. 6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. III. OLAY VE OLGULAR 7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili ola ylar özetle şöyledir: Başvuru Numarası : 2018/25075 Karar Tarihi : 16/12/2020 38. Başvurucu, Posta ve Telgraf Teşkilatı A.Ş.de (PTT) 9/6/2008 t arihi ile 21/11/2014 tarihi arasında posta dağıtım elemanı olarak çalışmı ştır. 9. Başvurucu, kamu personeli olduğunu ileri sürerek 4/7/1956 tar ihli ve 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun uyarınca her bir yıllık çalışma süresi içinde ödenmesi ge reken iki aylık tutarındaki ilave tediye alacağının ödenmesi amacıyla PTT aleyhine dava açm ıştır. 10. Bursa 7. İş Mahkemesi (Mahkeme) 14/12/2017 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun davalının anla şma sağladığı alt işverenin işçisi olduğu ifade edilmiştir. Davalı ile alt işveren arasında asıl işveren ve alt işveren ilişkisinin bulunduğu, bu ilişkinin muvazaa şartlarını taşımadı ğı belirtilmiştir. Başvurucunun asıl işveren olan PTT'nin işçisi olmaması nedeniyle 6772 sayılı Kanun kapsamında olmadığı ve ilave tediye alacağına hak kazanmadığı sonucuna varılmıştır. 11. Başvurucu istinaf yoluna başvurmuştur. Bursa Bölge Adliye Ma hkemesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 9. Hukuk Dairesinin 25/5/2018 tarihli kararıy la istinaf talebi reddedilerek mahkeme kararı kesin olarak onanmıştır. 12. Nihai karar başvurucuya 16/7/2018 tarihinde tebliğ edilmişti r. Başvurucu 1/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. IV. İLGİLİ HUKUK A. Ulusal Hukuk1. Kanun Hükümleri 13. 6772 sayılı Kanun un 1. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Umumi, mülhak ve hususi bütçeli dairelerle mütedavil sermayeli müesseseler, sermayesinin yar ısından fazlas ı Devlete ait olan şirket ve kurumlarla belediyeler ve bunlara bağlı teşekküller, 3460 ve 3659 say ılı kanunlar ın şümulüne giren İktisadi Devlet Teşekkülleri ve di ğer bilcümle kurum, banka, ortakl ık ve müesseselerinde müstahdem olanlardan İş Kanununun şümulüne giren veya girmiyen yerlerde çal ışmakta olan ve İş Kanununun muaddel birinci maddesindeki tarife göre i şçi vasf ında olan kimselere, ücret sistemleri ne olursa olsun, her y ıl için birer ayl ık istihkaklar ı tutar ında ilave tediye yap ılır.'' 14. 6772 sayılı Kanun un 2. maddesi şu şekildedir: "Birinci maddede sözü geçen i şçilerden maden i şletmelerinin munhas ıran yeralt ı işlerinde çal ışanlar ına bu işlerde çal ıştıklar ı müddetle mütenasip olarak her y ıl için ayr ıca birer ayl ık istihkaklar ı tutar ında bir ilave tediye daha yap ılır.'' 15. 6772 sayılı Kanun un 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Birinci ve ikinci maddelerde yaz ılı olan işçilere mezkür maddeler gere ğince yap ılan tediyelerden ayr ı olarak her y ıl için bir ayl ık istihkaklar ı tutar ını geçmemek üzere Cumhurba şkan ı karariyle ayn ı nispette bir ilave tediye daha yap ılabilir.'' 16. 6772 sayılı Kanun un 7. maddesi şöyledir: Başvuru Numarası : 2018/25075 Karar Tarihi : 16/12/2020 4"Bu kanun ne şri tarihinden itibaren mer'idir.'' 2. Yargıtay Kararları 17. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 14/1/2020 tarihli ve E.2019/813 9, K.2020/219 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: "Dosyada mevcut taraflar aras ındaki hizmet al ım sözleşmesi posta ta şıma işlerinin yürütülmesine yönelik olup davac ıya ait iş sözleşmesinde yap ılacak iş olarak, PTT kargo yükleme ve ta şıma işi, gösterilmi ştir. Yine dinlenen davac ı tan ıklar ının beyanlar ından davac ının kargo teslimi i şinde yükleme, teslim alma, ta şıma işlerinde çal ıştığı anlaşılmaktad ır. Yukar ıda özetlenen bozma ilam ında da belirtildi ği üzere 5584 say ılı Posta Kanununda özel hüküm olup 2. ve 10. maddelerindaki hükümler nedeniyle davac ının yapt ığı iş alt işverene verilebilecek bir i ştir. Mutemet olarak çal ıştığı iddias ı da ispatlanamam ıştır. Bu açıklamalara göre daval ı idare ile feri müdahil aras ındaki ilişkinin as ıl işveren-alt i şveren ilişkisi oldu ğu kabul edilerek ilave tediyeye yönelik talebin reddine karar verilmesi gerekirken çeli şkili gerekçe ile kabul edilmesi hatal ı olup bozmay ı gerektirmi ştir. " 18. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 7/5/2019 tarihli ve E.2017/1038 9, K.2019/10147 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: ''Somut uyu şmazl ıkta mahkemece gerekçede davac ının Posta ve Telgraf müdürlü ğüne bağlı değişen taşeron firmalarda aral ıksız olarak çal ıştığı anlaşılmakla, Yarg ıtay içtihatlar ında alt i şveren işçilerinin üstlenilen i ş d ışında başka bir işte çal ıştırılmalar ı halinde as ıl işveren işçisi olarak i şlem görece ği, işçi teminine yönelik sözleşmelerin muvazaa kapsam ında değerlendirilmesi gerekti ği, kamu i şverenleri için farkl ı bir uygulamaya gidilmesinin hukuken korunmayaca ğı belirtilmekte olup davac ı işçinin 4857 say ılı İş Kanunun 2/6 maddesi gere ği daval ının işçisi olarak çal ıştığının kabul ü gerekmektedir. şeklinde hüküm kurulmu ş ise de, gerekçede hem davac ının 4857 say ılı İş Kanunu'nun 2/6 maddesi gere ği daval ı kurumun i şçisi olarak çal ıştığının kabulünün gerektiği belirtildi ği hem de ilave tediye alaca ğının reddine karar verildi ği anlaşıldığından kendi içinde çeli şkili olan, daval ı kurum ile ta şeron şirketler aras ındaki alti şverenlik sözleşmesinin muvazaal ı olup olmad ığı hususunda mahkemenin kabulünün ne oldu ğu belirlenemeyen ve anlaml ı bir bütünlük olu şturmayan karar ın bozulmas ı gerekmiştir." 19. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 13/9/2018 tarihli ve E.2018/593 3, K.2 018/15732 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: "Somut uyu şmazl ıkta; Dairemizin bozma karar ı sonras ında Mahkemece yap ılan araştırmaya göre dosya içeri ği dikkate al ındığında, davac ı işçinin daval ı kurumun posta v e kargo da ğıtım işinde alt i şveren işçisi olarak ( şoför) çal ıştığı, yap ılan alt i şverenlik sözleşmelerinin muvazaal ı bir ilişkiye dayand ığının davac ı taraf ından somut olarak kan ıtlanmad ığı, aksine daval ı kurum ile ihbar olunan şirketler aras ındaki ilişkinin as ıl işveren-alt i şveren ilişkisine dayand ığı anlaşılmakta olup, ba ştan beri daval ı Posta v e Telgraf Te şkilat ı A.Ş. Genel Müdürlü ğü nezdinde kamu i şçisi oldu ğu kan ıtlanmaya n davac ının ilave tediye alaca ğından yararlanamayaca ğı ortadad ır. Mahkemece de b u durumun tespit edilmesine kar şın, karar gerekçesi ile çeli şki yarat ılarak davac ının ilave tediye alaca ğı talebinin hüküm alt ına al ınmas ı 6100 say ılı HMK nun 298/2. maddesine ayk ırı olup, bozmay ı gerektirmi ştir." Başvuru Numarası : 2018/25075 Karar Tarihi : 16/12/2020 520. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 30/11/2017 tarihli ve E.2017/70 54, K.2017/19527 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: "Mahkemece, 5584 Say ılı Posta Kanununun 10. maddesine eklenen f ıkra ile, PT T idaresinin postalar ın ayr ım ve da ğıtım işlerini ihale yolu ile üçüncü şahıslara gördürebilece ği şeklindeki düzenleme gerekçe gösterilerek, muvazaa bulunmad ığı gerekçesiyle davac ının ilave tediye alaca ğı talebinin reddine karar verilmi ş ise de, yukar ıda belirtilen aç ıklamalara göre yeterli ara ştırma yap ılmad ığı anlaşılmıştır. Mahkemece, yap ılan alt işverenlik sözle şmelerinin i ş hukukunun öngördü ğü kamusal yükümlülüklerden kaç ınmay ı amaçlay ıp amaçlamad ığı, işçilerin iş sözleşmesi, toplu i ş sözleşmesi yahut mevzuattan kaynaklanan bireysel veya kolektif haklar ını kısıtlamaya ya da ortadan kald ırmaya yönelik yap ılıp yap ılmad ığı, araştırılmal ı, daval ı idare ile dava d ışı şirketler aras ındaki ilişkinin as ıl işveren-alt i şveren ilişkisi mi, yoksa muvazaal ı bir ilişki mi bulunduğu aç ıkça tespit edilip sonucuna göre bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ile karar verilmesi hatal ıdır.'' 21. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 28/5/2019 tarihli ve E.2016/13 315, K.2019/11884 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledi r: "6475 say ılı Posta Hizmetleri Kanunu'nun 25/3-e. maddesinde yönetim kurulunu n görev ve yetkileri aras ında 'Faaliyet ve i ş alanlar ına ilişkin olarak gerçek ve tüzel ki şilerle sözleşme imzalanmas ı veya ortakl ıklar kurulmas ına, postalar ın ay ırım ve dağıtım işleri için iş sat ın al ınmas ına karar vermek' hüküm alt ına al ınm ış olduğundan, daval ı işverenler aras ında geçerli ve muvazaaya dayanmayan bir as ıl işveren-alt i şverenlik sözle şmesi bulunduğu anlaşılmaktad ır. Asıl işveren-alt i şveren ilişkisinin kanuni unsurlar ını taşımas ı durumunda, i şçinin as ıl işverenin taraf oldu ğu toplu iş sözleşmesinden yararlanmas ı mümkün de ğildir. Somut olayda; daval ı Posta ve Telgraf Te şkilat ı Anonim Şirketi ile dava d ışı Asgün Tur Tek. İnş. ve Oto. San. ve Tic. Ltd. Şti. aras ında 4734 say ılı İhale Kanunu uyar ınca 'Post a Hizmet Al ımlar ına İlişkin Pazarl ık Usulü Tip İdari Şartname' imzalanm ıştır. Konusu, posta gönderilerinin i şlenmesi ve ta şınıp dağıtılmas ı işidir. Verilen i şin ihale usulü yap ılmas ında engel bulunmamas ına göre, 4857 say ılı Kanun'un 2/6. maddesine uygundur. Bu durumda, mevcut olgulara göre daval ılar aras ındaki as ıl işveren-alt i şveren ilişkisi kanuna uygun v e muvazaaya dayanmad ığı, alt işveren ile sendika aras ında imzalanm ış herhangi bir toplu i ş sözleşmesinin bulunmad ığı, bu sebeple alt i şveren işçilerinin, as ıl işverenin kadrolu i şçileri için sendika ile imzalad ığı toplu iş sözleşmesi ile sa ğlanan haklardan yararlanmas ı mümkün olmad ığından, davan ın reddi gerekirken yaz ılı şekilde hüküm kurulmas ı hatal ı olup bozmay ı gerektirmi ştir.'' 22. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 24/11/2016 tarihli ve E.2016/3 0942, K.2016/25867 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledi r: "Muvazaa Borçlar Kanunu'nda düzenlenmi ş olup taraflar ın üçüncü ki şileri aldatmak amac ıyla ve kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralar ında hüküm ve sonuç meydana getirmesi arzu etmedikleri görünü şte bir anla şma olarak tan ımlanabilir. Üçüncü ki şileri aldatmak kast ı vard ır ve sözle şmedeki gerçek amaç gizlenmektedir. Muvazaan ın ispat ı genel ispat kurallar ına tabidir. Bundan ba şka 4857 say ılı Kanun un 2. maddesinin 7. fıkras ında sözü edilen hususlar ın adi kanuni karine oldu ğu ve aksinin ispatlanmas ının mümkün oldu ğu kabul edilmelidir. Başvuru Numarası : 2018/25075 Karar Tarihi : 16/12/2020 6Alt işverene verilmesi mümkün olmayan bir i şin b ırak ılmas ı veya muvazaal ı bir ilişki içine girilmesi halinde i şçilerin ba ştan itibaren as ıl işverenin i şçileri olarak i şlem görecekleri 4857 say ılı Kanun'un 2. maddesinin 7. f ıkras ında aç ık biçimde öngörülmü ştür. Kamu işverenleri bak ımından farkl ı bir uygulamaya gidilmesi hukuken korunmaz. Muvazaaya dayanan bir ili şkide işçi, gerçek i şverenin işçisi olmakla k ıdem ve unvan ının dışında bir kadro kar şılığı çal ışmas ı ve diğer işçilerle ayn ı ücreti talep edememesi 485 7 say ılı Kanun'un 5. maddesinde öngörülen e şitlik ilkesine ayk ırılık oluşturur. Yine şartlar ın oluşmas ına rağmen işçinin toplu i ş sözleşmesinden yararlanamamas ı Anayasal temeli ola n sendikal haklar ı engelleyen bir durumdur. 6475 say ılı Posta Hizmetleri Kanunu'nun 25/3-e. maddesinde yönetim kurulunun görev ve yetkileri aras ında 'Faaliyet ve i ş alanlar ına ilişkin olarak gerçek ve tüzel ki şilerle sözleşme imzalanmas ı veya ortakl ıklar kurulmas ına, postalar ın ay ırım ve dağıtım işleri için iş sat ın al ınmas ına karar vermek' hüküm alt ına al ınm ış olduğundan, daval ı işverenler aras ında geçerli ve muvazaaya dayanmayan bir as ıl işveren-alt i şverenlik sözle şmesi bulunduğu anlaşılmaktad ır. Asıl işveren-alt i şveren ilişkisinin kanuni unsurlar ını taşımas ı durumunda, i şçinin as ıl işverenin taraf oldu ğu toplu iş sözleşmesinden yararlanmas ı mümkün de ğildir. Bu aç ıklamalar ışığında ve dosya içeri ğine göre, somut olayda, daval ı Posta ve Telgraf Teşkilat ı Anonim Şirketi ile dava d ışı Asgün Tur Tek. İnş. ve Oto. San. ve Tic. Ltd. Şti. aras ında 4734 say ılı İhale Kanunu uyar ınca 'Posta Hizmet Al ımlar ına İlişkin Pazarl ık Usulü Tip İdari Şartname' imzalanm ış olup, konusu, posta gönderilerinin i şlenmesi v e taşınıp dağıtılmas ı işidir. Daval ı Posta ve Telgraf Te şkilat ı Anonim Şirketi ile dava d ışı Asgün Tur Tek. İnş. ve Oto. San. ve Tic. Ltd. Şti. aras ındaki as ıl işveren-alt i şveren ilişkisinin kanuna uygun oldu ğu ve muvazaaya dayanmad ığı aç ıktır. Bu itibarla, alt i şveren ile sendika aras ında imzalanm ış toplu iş sözleşmesi bulunmamas ına göre, alt i şveren işçilerinin daval ı as ıl işverenin sendika ile imzalad ığı toplu iş sözleşmesi ile sağlanan haklardan yararlanmas ının mümkün olmad ığı gözetilerek davan ın reddine karar verilmesi gerekirken, yaz ılı şekilde hüküm tesisi hatal ı olup bozmay ı gerektirmi ştir." B. Uluslararası Hukuk 23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: Herkes davas ının medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyu şmazl ıklar ya da ceza i alanda kendisine yöneltilen suçlamalar ın esas ı konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağıms ız ve tarafs ız bir mahkeme taraf ından kamuya aç ık olarak ve makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakk ına sahiptir... 24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) adil yargılanma hakkın ın hukukun üstünlüğünün Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunu belir ten Sözleşme nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini belirtmektedir. Hukukun üstün lüğünün temel unsurlarından biri, hukuki durumlarda belirli bir istikrarı garanti altına al an ve kamuoyunun mahkemelere olan güvenine katkıda bulunan hukuki güvenlik ilkesidir. Toplum un yargısal sisteme olan güveni hukuk devletinin esaslı unsurlarından biri olmasına rağm en birbirinden farklı yargı kararlarının devamlılık arz etmesi, bu güveni azaltacak nitelik te bir hukuki belirsizlik durumu yaratabilecektir ( Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, 57). Başvuru Numarası : 2018/25075 Karar Tarihi : 16/12/2020 725. Diğer yandan hukuki güvenlik ilkesinin gerekleri ve bireyler in meşru beklentilerinin korunması, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, 74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, 58). Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve evrilen bir yaklaşı mın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardaki değişim, a daletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez ( Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03, 14/1/2010, 38). 26. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol, tam da yargı karar ları arasında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bunu nla birlikte yeni kabul edilmiş bir kanunun yorumlanmasında olduğu gibi bazı hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı açıktır (Z ielinski ve Pradal ve Gonzalez v e digerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94, ...34173/96, 28/10/1999, 59; S chwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti (k.k.), B. No: 42162/02, 2/12/2008). 27. AİHM, açık bir keyfîlik bulunan durumlar hariç ulusal mahkem elerin iç hukuku yorumlama şeklini sorgulamanın kendi görevi olmadığına dikkat ç ekmektedir. Benzer şekilde bu konuda -görünüşe göre benzer davalarda verilmiş olsalar bile - ulusal mahkemelerin farklı kararlarını karşılaştırmak da prensipte AİHM'in görevi değildir . AİHM, söz konus u mahkemelerin bağımsızlığına saygı göstermek durumundadır ( Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, 50). 28. AİHM, iki ihtilafa farklı muamele yapılmasının incelenen ger çek olayları n farklılığından kaynaklanmış olması hâlinde çelişkili içtihatlar dan bahsedilmesinin mümkün olmadığını belirtmektedir ( Ucar/ Türkiye (k.k.) B. No: 12960/05, 29/9/2009). 29. AİHM, mahkeme kararlarının çatışma ihtimalinin her biri kend i yargı alanında yetkili olan yargılama ve temyiz mahkemeleri ağına dayalı yargı sistemlerinin doğal bir özelliği olduğunu kabul etmiştir. Bu tip uyuşmazlıklar aynı mah keme içinde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durum, kendi içinde Sözleşme'ye aykırı olar ak değerlendirilemez ( Santos Pinto /Portekiz, B. No: 39005/04, 20/5/2008, 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03, 24/3/2009, 29; Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, 92; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, 51). 30. AİHM, bu konuda hüküm verirken değerlendirmesinin dayandığı kriterleri açıklamıştır. Söz konusu kriterler yüksek mahkemenin içtihadınd a derin ve süregelen farkl ılıklar olup olmadığı, iç hukukta bu tutarsızlıkların üstesinden gelme k için bir mekanizma bulunup bulunmadığı, bu mekanizmanın uygulanıp uygula nmadığı ve uygulandı ise ne ile sonuçlandığının tespitine dayanmaktadır ( Beian/Romanya, B. No: 30658/05, 6/12/2007, 37, 39; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, 53). 31. AİHM, bu bağlamda mahkemelerin uygulamalarında tutarlılığın ve içtihatlarında yeknesaklığın sağlanması için mekanizmalar oluşt urulmasının önemini birçok defa hatırlatmış; yargı sistemlerini birbirine zıt kararlar ver ilmesini önleyecek şekilde yapılandırmanın devletlerin sorumluluğunda olduğunu ifade etmiş tir. Ne var ki bu ilkelerin AİHM'in incelemek durumunda kaldığı çelişen yorumların bir yüks ek mahkemenin birleştirici yetkisini uygulayabileceği yasal hükümlerle bağlan tılı olarak yargı sisteminin aynı dalında meydana gelen davalar için öngörüldüğü belirtilmelidir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, 55, 80). Başvuru Numarası : 2018/25075 Karar Tarihi : 16/12/2020 8V. İNCELEME VE GEREKÇE 32. Mahkemenin 16/12/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda baş vuru incelenip gereği düşünüldü: A. Başvurucunun İddiaları 33. Başvurucu kurumun işçisi olmasına rağmen davasının haksız bi r şekilde reddedildiğini belirtmiştir. Kendisi ile aynı durumda bulunan i şçilerin açmış olduğu davaları kabul edilirken kendisinin davasının reddedilmesi nedeniyle mül kiyet hakkının ihlal edildiğini ifade etmiştir. Yüklenici firma ile alt işverenlik i lişkisinin muvazaalı olduğu Yargıtay tarafından kabul edilmesine rağmen kendi davasının tam tersi gerekçe ile reddedilmesinde bariz takdir hatası bulunduğundan yakınmıştır. Öte yandan istina f aşamasında duruşma talebi bulunmasına rağmen davasının duruşmas ız görülmüş olması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sü rmüştür. B. Değerlendirme 34. Anayasa nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: ''Herkes, me şru vas ıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yarg ı mercileri önünde davac ı veya daval ı olarak iddia ve savunma ile adil yarg ılanma hakk ına sahiptir. 35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hu kuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsi fini kendisi takdir eder ( Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, 16). Başvurucuların iddialarının özünün adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin olduğu ve bu kapsamda bir inceleme yapılması gerektiği değerlen dirilmiştir. 1. Kabul Edilebilirlik Yönünden 36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine ka rar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniye te uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir old uğuna karar verilmesi gerekir. 2. Esas Yönünden a. Genel İlkeler 37. Anayasa nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yarg ı organların a davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olar ak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli v e 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasına "adil yarg ılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre " değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti nin taraf oldu ğu uluslararas ı sözleşmelerce de güvence alt ına al ınm ış olan adil yarg ılama hakk ı metne dahil" edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adi l yargılanma hakkına sahip olduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır ( Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, 54). Başvuru Numarası : 2018/25075 Karar Tarihi : 16/12/2020 938. Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıkların çözümlenmesinde hukuk devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir. Anayasa'nın 2. maddes inde Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesi, Anayasa'nın tüm maddeler inin yorumlanması ve uygulanmasında gözönünde bulundurulması zorunlu olan bir ilkedi r. 39. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk gü venliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010; E.2012/6 5, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hu kuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işl emlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duyg usunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise y asal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer v ermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritele rinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2 013/65, 22/5/2013). 40. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden fazl a yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceğ i derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesin in bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük ta nıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk kurallarını yorumlaması bir eysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki g örevi, hukuk kurallarının birden fazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve öngörüle bilirliği etkileyip etkilemediğini tespit etmektir ( Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, 81). 41. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemeleri n yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yan sıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlaması beklenen yüksek mahke meler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeks izin farklı sonuçlara ulaşması bir kararın belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, baş ka bir daire tarafından ele alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları ortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşec ektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin yargı sistemine ve mahke me kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir ( Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, 64). 42. Anayasa Mahkemesi; bu noktada derece mahkemelerinin hukuk ku rallarını yorumlamasından kaynaklanan içtihat farkının süregelen bir hâl aldığı, başka bir anlatıml a kısa sayılamayacak bir zaman dilimi içinde uygulamada birliğin sağlanamadığı durumlarda uygulamadaki tutarsızlıkları ortadan kaldıracak nitelikteki ted birlerin önemine işaret etmektedir. 43. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan güveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhil mahkemel er arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan kaldırabilecek niteli kte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir şekilde işleyişini sağlayacak düzenle meler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri ol arak kabul edilmelidir. (Engin Selek , B. No: 2015/19816, 8/11/2017, 58). Başvuru Numarası : 2018/25075 Karar Tarihi : 16/12/2020 1044. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, içtihat farklılığını değerlend irdiği bir kararında Yargıtayın istikrarlı olarak uygulanan içtihattan ayr ılarak yeni bir yaklaşımı benimsemesi hâlinde kamuoyu nezdinde yargıya olan güvenin muhaf aza edilmesi bakımından yeni yaklaşımın istikrarlı bir şekilde uygulanması g erektiğine dikkat çekmiş ve içtihat değişikliği sonucunda benimsenen yaklaşımın uygulamada birliği sağlamakla görevli yüksek mahkemeler tarafından istikrarlı olarak uygulanmamasının adil yargılanma hakkını ihlal edebileceğine karar vermiştir ( Hakan Alt ıncan [GK], B. No: 2016/13021, 17/5/2018, 48). 45. Anayasa Mahkemesi sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfı çalı şanlarının ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususunda süregelen içtihat farklılığını değerlendirdiği Yasemin Bodur kararında içtihat farklılığının d erinleşmiş ve sürekli bir nitelik kazanmış olduğu, bu durumun davaların somut özelliğinde n kaynaklanmadığı ve bu durumun ortadan kaldırılmasını sağlayacak içtihadı birleştirme kararı gibi elverişli bir mekanizma işletilmemesi nedenleriyle varılan sonucun başvurucu için öngörülemez olduğu ve yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna ulaşmıştır ( Yasemin Bodur , B.No:2017/29896, 25/12/2018, 52). b. İlkelerin Olaya Uygulanması46. Başvuruya konu somut davanın niteliği aslında ilave tediye a lacağına ilişkindir. Derece mahkemeleri önce başvurucuların PTT'nin işçisi olup olma dığını tespiti amacıyla muvazaa olgusunu değerlendirmiştir. Muvazaa konusu Yargıtay kar arlarına da konu olmuştur. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi alt işveren ile asıl işvere n arasındaki ilişkinin muvaza a şartlarını taşıyıp taşımadığını araştırılmasına, muvazaanın tes pit edilmesi hâlinde çalışanların baştan beri asıl işverenin işçisi olan PTT'nin işçisi kabul edi lerek ilave tediye alacağının ödenmesine karar vermiştir. Muvazaanın tespiti amacıyla alt işv erenin işverenden sözleşme ile üstlendiği mal veya hizmet üretimi için belirli bir organiz asyona, uzmanlığa ve hukuksal bağımsızlığa sahip olup olmadığı, alt işveren uygulamasının işç ilik teminine yönelik olup olmadığı gibi unsurlara bakılmasını istemiştir. Alt işveren ile asıl işveren arasındaki ilişkinin asıl olduğunun tespit edilmesi hâlinde ise işçilerin alt işvere nin işçisi olması dolayısıyla ilave tediye alacağından yararlanamayacağına karar vermiştir. Yargıta y 22. Hukuk Dairesi de aynı yönde kararlar vermiş olup asıl işveren ile alt işveren arasınd aki ilişkinin muvazaaya dayanıyor olması durumunda işçileri baştan beri asıl işveren ol an PTT'nin işçisi olarak kabul edilmesi gerektiğini ve ilave tediye alacağının ödenmesi gerekt iğini söylemiştir (bkz. 15-20). Sonuç olarak Yargıtay Daireleri her bir davanın koşulla rına özgü şekilde değerlendirme yapmakta ve muvazaa iddiasını inceleyerek karar v ermektedir. 47. Somut olaya gelince derece mahkemesi alt işveren ile asıl iş veren arasındaki ilişkinin muvazaa şartını taşımaması nedeniyle başvurucunun PTT 'nin işçisi sayılamayacağını belirtmiştir. 6772 sayılı Kanun kapsamında olmaması nedeniyle d e ilave tediye alacağının ödenemeyeceğini ifade etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de Mahke me ile aynı yönde karar vermiştir. 48. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, Yargıtayın ilgili Daireleri t arafında n istikrarlı olarak uygulanan bir içtihattan ayrılma söz konusu o lmadığından somut olayın yukarıda anılan Yasemin Bodur başvurusundan farklı olduğuna işaret etmektedir. Başvuru Numarası : 2018/25075 Karar Tarihi : 16/12/2020 1149. Yargıtay Dairelerinin vermiş oldukları kararlarda vardıkları sonuca hangi nedenle ulaşıldığını başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından obj ektif olarak anlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçeler sunulmaktadır. 50. Somut olayda PTT'de hizmet akdine bağlı olarak çalışan perso nelin ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususunda süregelen içtihat farklılığı bulunmamaktadır. Aksine Daireler davacılara ait sözleşmelerde m uvazaa bulunup bulunmadığını kendi açılarından değerlendirerek muvazaa bulunma sı hâlinde ilave tediye alacağının ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme de başvurucunun davasına konu iş sözleşmesinde muvazaa bulunup bulunmadığını incelemiş ve muvaza a bulunmadığı kanaatine varmıştır. Muvazaa bulunmadığı kanaatine varılmasıyla başvurucunun kamu işçisi olmadığı sonucuna varılarak başvurucunun ilave tediye alacağına hak kazanamadığı tespiti yapılmıştır. Yapılan tespit ve varılan sonucun öngörülemez olma dığı gibi bu hususun yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan ortada içtiha t farklılığı olarak değerlendirilecek bir hususun da bulunmadığı görülmektedir. Kararlarda sonuç itibarıyla derin ve süregelen farklılığın bulunmaması ned eniyle ortaya çıkan durumun başvurucu için öngörülemez olmadığı ve bu hususun yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği sonucuna ulaşılmıştır. 51. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa nın 36. maddesin de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir. VI. HÜKÜM Açıklanan gerekçelerle;A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişki n iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, B. Anayasa nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargıla nma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLME DİĞİNE, C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA, D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/12 /2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan Üye Üye Kadir ÖZKAYA Engin YILDIR IM Celal Mümtaz AKINCI Üye Üye Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU